Haldun Pamir

Haldun Pamir

Çevirmen
8.4/10
9,6bin Kişi
·
32bin
Okunma
·
20
Beğeni
·
2.602
Gösterim
Adı:
Haldun Pamir
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
201 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Kesinlikle müthiş bir başyapıt, tekrar tekrar okuyacağım nadir kitaplardan. Kitabı gerek anlatım gerek felsefe gerek bilgi birikimi gerek hayata dair çözümlemeler ve daha bir çok yönden mükemmel bulduğumu söyleyebilirim okumadan önce beni bu kadar etkileyeceğini hiç tahmin etmezdim. Öncelikle kitabı okurken hep kendime şu soruları sordum gerçek deliler tımarhane gibi yerlerde olanlar mı yoksa bizler miyiz veya çoğumuz deli ama bunu maskeleyen insanlar mıyız gerçek delilik nedir gibi bir sürü kafa karıştırıcı soru var. Kafa karıştırıcı dediysem caydırıcı olarak değil bizzat okumanızı tavsiye ettiğim için söylüyorum çünkü kafanız karışmazsa doğruyu ve yanlışı ayırt etmek bir o kadar zorlaşır ve kitapların en sevdiğim yanı doğru olduğunu sandığımız o kadar çok yanlış var ki okudukça bu kadar yanlışı insanlar nasıl göremiyor düşünmemek elde değil. Kitapta bununla ilgili bir yer vardı basit bir örnek olarak fazla detay vermeden söyleyim bugün dünyanın her yerinde en yaygın olarak kullanılan Q klavyeler aslında hızlı yazmak için değil tam tersine yazıların daha yavaş yazılması için tasarlanmış şimdi daha hızlı yazmaya elverişli klavye üretseler de bunu kullanan insan sayısı çok az olacaktır çünkü ortada alışılmışlık ve kalıplaşmış bir düşünce var. Bu gibi bir sürü doğru sandığımız örnek verebilirim, anlatmak istediğim kısaca insan kafası karışmadan bildiklerini reddetmeden doğruyu bulamaz eğer inandığınız ya da düşündüğünüz şey doğruysa eninde sonunda onu bulursunuz zaten hem de daha inançlı bir şekilde bu yüzden kafa karışması herkesin düşündüğün aksine zararlı değil insanı doğruya götürecek en doğru yollardan biridir bana göre. Kitaba dönecek olursak bakış açınızı değiştirecek hayatınızın bi nebze değerini anımsatacak kesinlikle okunması gereken bir eser. Kitabın dikkatimi çeken bir başka konusu cinsellikle ilgili olan bölümü yine hemen her yerinde yazara katılmamak elde değil özellikle ülkemizde hala bu konu tabu bu yüzden ülkemizde bu kadar taciz, tecavüz olayları olduğunu düşünüyorum bastırılmış cinsellikte, bastırılmış delilik gibidir yani bir gün içinizde patlaması ve istemsiz olarak elinde olmadan delirmek gibi cinsellikte bir anlık bastırılmış duyguların patlamasıdır buna örnek olarakta tecavüz olaylarında daha dindar görünen insanların sayısı azımsanmayacak kadar büyük detaylı bir araştırmayla bunu sizde görebilirsiniz yine sırf cinsellik yüzünden boşanma nedenleri azımsanmayacak kadar çok yani konuyu açtıkça uzar. Umarım en azından cinsellik konusunda ülkemizdeki tabu asgari düzeye iner, başkalarının düşüncelerini sorgusuz sualsiz benimsemek yerine neyin doğru olduğunu neyin yanlış olduğunu araştırır, sorgular, düşünürüz o zaman inanıyorum ki özellikle taciz, tecavüz, boşanma olayları ciddi bir düşüş yaşayacaktır.

Spoiler olarak ;





Dr Igor'un, Veronika'ya öleceği yalanını söylemesi bir çok insan tarafından eleştirilebilir ama yaptığı deney bence fazlasıyla makul, Veronika'ya ve çevresindeki tüm insanlara yaşamlarının değerini anlatmak istemiştir ve bunu başarmıştır doğruya ulaşmak için bu tür bir deney bence gerekliydi çünkü o deneyi yapmasa Veronika yaşamının değerini anlamayacaktı ve tekrar intihar girişiminde bulunacaktı, intihar etmese bile yaşamdan ümidini kesmiş bir insan olarak hayatına devam edecekti yani çoğumuzun yaptığı gibi sırf yaşamış olmak için yaşayacaktı.
201 syf.
·10/10 puan
(Spoi içerir, kendi düşüncelerim son paragrafta)
Slovenya nerededir?
Bu soruyu hapları içip etki etmesini ve etkisiyle ölmeyi bekleyen bir kızın düşündüğünü düşünün.
Hapların etkisi tam gerçekleşmeden fark edilen ve bir deliler hastanesinde tedavi görmeye başlayan bir kız, Veronika.
Yaşamı bitirmek istiyor çünkü hayatın boş, saçma ve hep aynı olduğunu düşünüyor.
Tedavisi burada gerçekleşirken kalbinin haplardan dolayı hasar aldığını öğrenen Veronika'ya kalbinin yaklaşık 1 hafta kadar dayanabileceği söyleniyor. Veronika deliler hastanesinde her ne kadar kendini yaşamdan ve yaşama umudundan soyutlamaya çalışsa da tanıştığı kişiler, o kişilerle olan konuşmaları onun yaşama umudunu geri getirmeye başlıyor ama biliyor ki o yaşamak istese bile kalbi bunu kabul etmeyecek.
Bir nevi ölümü bekliyor aslında. Ve ölümün geleceğinin yakınlığını bildiğinden, kalan zamanında şu ana kadar kendini ölümsüz hissederek yapmadığı ve ertelediği şeyleri yapmaya başlıyor.
Tabi bunları yaparken fark ediyor ki, hayatın sıkıcı ve boş olmasının sebebi yine kendisi.
Veronika, sıkıcı olan hayatını öldürmek istiyor, hastanedekini değil. Hastanedekini öldürmek istemiyor olmasının sebebi ise şu; adı üstünde deliler hastanesi ve deliler her şeyi yapmaya özgürdür.
Deli. Kime göre veya neye göre deli? Toplumun genelinin doğru olarak düşündüğü şeyi düşünmemek mi delilik? Ya da yapmak istediğin şeyleri sırf başkaları ne düşünür demeden yapabilmek mi?
İçindeki kendini bastırmayan ve benliğini gizleme ihtiyacı duymayan kişilere deli dendiğini düşünüyor Veronika.
Kendi içini saklaması gerekmedikçe, hayatını kısıtlayan şeylerden uzaklaştıkça fark ediyor ki hayat gerçekten yaşamaya değer fakat fark ettiğinde işler biraz geç oluyor.
Kitabın uzun bir bölümü Veronikanın içinde bulunduğu ruhsal durumu ve ölüm düşüncesini, diğer "deli" arkadaşlarının delirme sebebini anlatıyor.
Tanıştığı son kişi olan Eduard ise, ona hayatu boyunca hissetmediği saf sevgiyi hissettiriyor. Onu sevmeyi sevdiğini, onun yanındayken zamanın durmasını istediğini fark ediyor. Son 1 2 gününün kaldığını bilen Veronika Eduard ile birlikte hastaneden kaçıyor. Tam kaçtıkları günün sabahında ise doktorunun neler diyeceğini bilmiyor tabi. Doktoru, "ölüm bilincindeki bir kişi hayatı daha dolu yaşar" isimli bir tezi kanıtlamak için, aslında kalbinde hiçbir problem olmayan Veronikaya kalbinin zarar gördüğünü ve 1 hafta dayanabileceğini söylüyor. Gerçekten de işe yarıyor ve belki bunu yapmasa 1 2 ay ya da 1 2 yıla tekrar intihara kalkışacak olan Veronikanın, hayatın tadını almasına yardım ediyor.
Kaçtığı için aslında böyle bir şey olmadığını da öğrenemiyor ve kitap burada bitiyor.

Bana göre gerçekten yaşadığımız hayatın sonsuz olmadığını, geçen her vaktin bizi biraz daha ölüme yaklaştırdığını, hayatta sırf insanlar ne düşünür diyerek kendimizi yapmaktan alıkoyduğumuz şeyleri, birçok kişinin bildiği deli kavramının aslında "başkalarının düşüncelerine aldırmadan hareket eden insan" olduğunu düşündürüyor.
Okunması gereken kitaplar arasında eklenmeli kesinlikle.
Zira kendimiz bu tarz bir hikaye okumadan fark edemiyoruz bir gün öleceğimizi ve yine fark edemiyoruz ki hayat, kendimize başkalarından dolayı koyduğumuz sınırlar etrafında akıp gidiyor.
201 syf.
Başlangıcı bu şekilde kitabın, korkmayın spoiler vermedim :).
Kitap aslında bir sonla başlıyor: Veronika'nın intiharı. Ama beklenmedik bir şekilde -kısa süreliğine- kurtuluyor. Çünkü içtiği haplar kalbinde onarılamayacak bir hasara neden oluyor. Şimdi bir haftalık ömrü kalan Veronika o kalan ömrünü de akıl hastanesinde geçirmek zorunda.

Kitapta anlaşılır bir dil kullanılmış ama yine de belli bir felsefesi var. "Yaşam nedir?", "Delilik nedir?", "Tanrı var mıdır?" gibi sorularla haşır neşir olmak gerekiyor. Söylemeden edemeyeceğim hem kitabın ismi hem de Can Yayınlarının kitap kapağı o kadar kötü ki kitaba az da olsa bir haksızlık yapılmış. Son derece ergenlik kitabından hallice duruyor. Orta yaşlı bir okurun rafta beğenip almasına imkan yok yani.

Kitaba dönecek olursak; evet maddi sıkıntı çeken birinin, ailevi problemlemleri olan birilerinin, çocukluk travmalarını atlatamayan birilerinin intihar etmesi bize normal geliyor. Peki ya genç, güzel, bunların hiçbirini yaşamamış Veronika'nın intihar etmesi? Delilik. Öyle değil mi? Yo, aslında hiç de öyle değil.

Hayat artık ilk çağlar kadar basit değil. İlk çağların da zorlukları vardı tabii, bir kaplan tarafından öldürülmek veya da donarak ölmek gibisinden. Ama yaşamımız kimin neden öyle yaptığını bilmediği bir kurallar örgüsüne dönüşmemiş, daha da güzeli normallik algımız insanın kendisine yönelik olmuştu. Şimdi ise her adımımız normallik algısı üzerine kurulu. Normal bir şekilde giyinmeli, normal bir şekilde oturmalı, normal bir şekilde davranmalı... Doğuştan bacakları kıllı olan bir kadının bacaklarını almayı reddetmesi bir delilik. Bir akşam yemeğine spor ayakkabıyla gitmek, kahvaltıda pilav yemek...
Bu normalliği belirleyen tek şey ise çoğunluk. Çoğunluğun sağlandığı her yer, bir yerden sonra azınlıklar için tehlikeli olmaya başlıyor. Bu da diğerlerinden daha farklı düşünen insanlar için bir baskı haline geliyor. İnsanın içinde belli bir yere ait olmak isteme güdüsüyle, kendi istekleri çatışıyor. Toplumu seçen insan, bilinçaltına attığı günden güne büyümekte olan fantezilerini, isteklerini doyuramamaya başladığını anladığı an ikinci bir bunalıma giriyor. Bazen o kadar çok bastırıyor ki isteklerini "Her şeyim var ama gene de mutsuzum," diyor. Zaman zamansa çevresi tarafından şımarıklıkla da suçlanabiliyor. Halbuki paraya sahip olmaktan çok daha önemlidir, içsel istekler.

İçsel isteklerini bastırmayıp tüm topluma açıklayabilecek cesarete mevcut olabilenler, savaşanlarsa bu dünyaya isimlerini yazdırabilmiş olanlar. Onlar, şuanda okuduğumuz kitaplar, dinlediğimiz müzikler, tablolar. Bunun için savaşmak da anlamsız gelebilir en nihayetinde. Zaten yaşamak da bunun saçmalığını kabullenmektir, bana kalırsa. İntihar etmek de sadece yaşamak gibi bir tercih.

Not: Paulo, bebeğim kitabında çok güzel konulara parmak basmışsın ama astral seyahattan bahsetmek hiç sana yakıştı mı? Oldu olacak kuantum fiziğini de üçüncü göz, ruh, terapi diye açıklasaydın.
201 syf.
·8 günde·6/10 puan
Veronika Ölmek İstiyor Mu?

Gayriciddi bir inceleme ve kitap ile ilgili ufak tefek bilgiler içerir.

Coelho Tarzı
Öncelikle şunu söylemem gerekiyor ki kitabı okurken yazarın bir diğer kitabı olan Aldatmak ile bunun ne farkı var diye düşündüm. Baş rolde yine hayatta her şeyi yolunda giden ama nedense bundan müthiş rahatsızlık duyan bir kadın var. Aslında yazar Veronika için sudan bir iki sebep vererek okuyucuyla arasında bir bağ yakalamaya çalışmış ancak bana yine yeterli gelmedi. Nedir bu sebepler yaşlandıkça içine düşülecek halden korkmak ve dünyadaki kötü ve ters giden şeylere karşı etki edememek. Kısaca Aldatmak ile kıyasladığımızda oradaki kadınımız düzenli ve konforlu hayatından bunalıp çılgın atıyor ve kocasını doya doya aldattıktan sonra alim oluyordu. Bu kitapta ise görece daha somut sebepleri olan Veronika intihar etmeye karar veriyor ve yaşadığı aydınlatıcı deneyimlerden sonra yaşamın değerini anlıyor.

İkna Edememe Sorunu
İki kitapta da beni asıl rahatsız eden konu belirlenen konunun ve işlenişin ikna edici olmaması. Aldatmak ile ilgili ayrı bir inceleme yapmıştım bu sebeple burada Veronika’ya yoğunlaşmak istiyorum. Hayatımda işlerim yolunda, karnım tok sırtım pek; gencim, güzelim günümü gün ediyorum. Çok sığ biri değilseniz hayatta bunlar yeterli gelmeyebilir ancak insanda intihar edecek kadar bir doyum yaratır mı, sanmıyorum. İkinci aşama da şöyle: Yaşlanınca halim ne olacak ve dünya çok kötü ben de bunu düzeltemiyorum dolayısıyla intihar ediyorum. Size nasıl geliyor bilmiyorum ama bana yine ikna edici gelmiyor. Dolayısıyla inandırıcı bir çıkış noktası olmayan bir olay sonucu karakterin yaşadığı içsel gelişim ve varılan sonuç bana yine inandırıcı gelmiyor. Kaldı ki çıkış noktasını geçtim kitapta karakter gelişimini ve değişimini hissettirecek doğru düzgün bir şey bile olmuyor.

Çılgın Mastürbasyon Seansı?
Girdiği derin bunalım sonucu yaşamını sonlandırmak isteyen biri var ve vazgeçirmeniz lazım. Hangi yolu izlersiniz?
- Ya zaten herkes deli takma sen kafana.
- Her şeyin başı sevgi, aşk bırak bu intihar işlerini.
- Çılgın bir mastürbasyon yap bak nasıl kendine geliyorsun.
İncelemeyi gayriciddi yazdığımı belirtmiştim ancak kitabın içeriği de benim için bir o kadar derinlikten yoksun. Her yazardan derin bir varoluş sorgulaması beklemek yersiz ama Coelho’yu da bu kadar ünlü yapan nedir anlayamıyorum.

Sözün Özü
Coelho’nun okuduğum dördüncü ve belki de son kitabı. Simyacı da dahil maalesef hiçbir kitabından tatmin olamadım yazarın. Kibirden veya kendimi beğenmişlikten söylemiyorum bunu. Yazarın ününe kıyasen kitaplarındaki içeriği yetersiz bulduğumu söylüyorum sadece. Beğenenlere her zamanki gibi saygım sonsuz. Yanlış bulduğunuz bir noktayı paylaşabilirsiniz, iyi okumalar.
201 syf.
·17 günde·10/10 puan
İlk kez bir incelememde gerçekten onaylanma kaygım olmadan yazmaya karar verdim. Çünkü sizinle kendi cümlelerimi paylaşmadan ölürsem ve eğer öldükten sonra bana hayatıma göz atmam için bir şans verilirse ben bu kadar basit bir şeyi bile yapamadığım için üzüleceğim. O yüzden hala zaman varken…

Hayatın anlamını sorgularken, bir şekilde bir yerlerde var olma mücadelesi verirken, insanların görünmeye çalıştıkları kişiliklerin ötesini görüp inadına hayattan keyif almaya çalışırken Veronikayla tanıştım. Ve bu kendime gelmemi sağladı.

Veronika Ölmek İstiyor… Kitabın konusundan bahsetmek istemiyorum çünkü konusu arka kapağında yazıyor. O yüzden ben bu kitabın ne hissettirdiğine ve ne kattığına değinmek istiyorum.

Bence hayata dair yazılmış olan (en azından benim okuduklarım arasında) en iyi kitaptı. Hayat hakkında yoğun bir farkındalık katıyor. Ama o farkındalığı öylece hayatınıza sokmayıp ruhunuza işliyor.

Kitapta ilk dikkat çeken hepimizin farkında olduğu ama kimi zaman saçma sapan gülük işlerimizle unuttuğumuz kimi zamanda unutmaya çalıştığımız “ölüm” kavramı. Evet, Ölüyoruz. Her geçen gün daha da yaklaşıyoruz. Mesela şu an bu yazıyı okumaya başladığınız zamana göre ölüme daha yakınsınız. Veronikayla beraber bunu daha da yakından hissediyoruz. Ama ölüme belki bu kadar kızmamalıyız çünkü o olmasaydı şu anın, yaşamın, insanların kısacası etrafımızdaki hiçbir şeyin değeri kalmazdı.

Birde herkesi etkilediğini düşündüğüm bir kavram “onaylanma kaygısı” .Buna da değinilmiş. Az önce ölüyoruz dedik ya e peki madem ölüyoruz o zaman neden hala kendi hayatımızı yaşamıyoruz? Neden başkaları tarafından onaylanmayı, kabul görmeyi istiyoruz? Ölümümü kabul etmiyor muyuz ? Yoksa cesaretimiz mi yok? Aslında siz de biliyorsunuz ki cevaplarında bir önemi yok. Çünkü Ölüyoruz… Yaşamak en azından hayatımızda bir kez olsun kendimiz olmaya cesaret etmek zorundayız. Bunu hak ediyoruz.

Veronika dışında iki karakter daha var kitapta. Birisi Eduard. Onunla beraber öğrendiğimiz şey hayallerimizi başkaları için bırakmanın sonuçları. O bu bedeli biraz ağır ödemiş ancak bize güzel bir örnek oluşturuyor. Kısa hayatımızda eğer Tanrı kalbimize bir hayal koymuşsa onu gerçekleştirmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum.
Ve Mari. Onunla toplumun sırf kendilerinden farklı şeyler hissettiği için oluşturduğu “deli” kavramını öğreniyoruz. Ve açıkçası bunun keyfini çıkartıyoruz. Farklılıkları kabul edip onlarla yaşayabileceğimizi görüyoruz.

Aslında kitap yaşamın renklerini bize sunuyor. Bu renkleri kullanmadan yaşanan hayata hayat denir mi? Kara vermek, seçmek gerek bir an önce. Her şeyi değiştirebiliriz.
Dediğim gibi ölüyoruz, ölüyoruz ama hala biraz zamanımız var.
201 syf.
Akıcılığı ve ele alınan konusu ile keyifle okuduğum, körelmiş bilincimizi, ölecek olduğumuz bilincini bende tekrar oluşturan, hayatı dolu dolu yaşamak adına yazılmış bir kitap. Özellikle ara verilmiş okuma durumum sonrası başlangıç için doğru bir seçim yaptığımı görmek beni memnun etti. Konusuna gelecek olursak;

-Spoiler içerebilir-


Bir 11 Kasım günü Veronika intihar vaktinin sonunda geldiğine karar verir.
Bu kararı iki sebep nedeniyle almıştır. Birincisi, yaşamını sürdürmek ile acı çekme olasılığının artacağı düşüncesi. Bir diğeri ise, dünyadaki her şeyin yanlış işlemesi ve kendisinin aksini sağlayamaması dolasıyla hissettiği acizlik.

'Ömrünün son yaşantısı' olarak tanımladığı ölümü 4 kutu uyku ilacı ile sağlamak niyetindedir. Fakat hesaba katmadığı şekilde kurtarılır ve kendisini Villete adındaki akıl hastanesinde, komadan çıkmış şekilde bulur.

Buna rağmen başarısız bir intihar sayılamaz çünkü aldığı haplar kalbine hasar vermiş durumdadır ve doktor bir hafta içerisinde kalbinin duracağı haberini verir. Evet, intiharı başarılıdır fakat ölüm planladığı şekilde anlık, acısız ve korkusuz değil; acı vererek, korku salarak kendisini bulacaktır.

Ölümü hâlâ dileyen fakat ölme yolundan rahatsız Veronika, Villete'deki diğer delilere yanaşarak canını alacak haplar bulmaya çalışır. Fakat yine planladığının aksine, kendisine aklı başında görünmeye başlayan deliler onu etkilemeye başlar. Deli denen bu farklı insanlardan birinin ''Hayatını onaylatmayı bekleme.'' tavsiyesi ve akıl hastanesi sınırlarında yargılanmayacağını fark edişi, genç kıza hayatında tatmadığı bir özgürlük tanır. Sınırları zorlayan, kendini, bedenini, zihnini, piyanodaki hakimiyetini keşfeden Veronika, yanlışlıkla yaşam dolar. İntiharından pişmanlık duyan bu kadın artık ölüme mahkûmdur ve pişman olmayı kenara bırakıp ömrünün son birkaç gününü içindeki tutkuları serbest bırakarak geçirmeye karar verir.

Villete onu etkilemişken, kendisi de diğerlerini etkiler ve genç kadının yaşam dolması, hayatını sadece akıl hastanesinde değil dışarıda da özgür ve farklı geçirebileceğini görmesi diğer hastaların kendilerini sorgulamasına sebep olur. Birçoğu akıl hastanesinin güvencesine sığınmış, 'normal'lerin tabularının kendilerinin hayatlarını kısıtlamasına göz yummuştur. Başkalarının beklentilerini gerçekleştirememek onlara Villete'de kalmalı oldukları düşüncesini kabul ettirmiştir.

Yaşamın anlamsızlığının bile kendi suçu olduğunu kabullenen Veronika, ölümü gerekli kılan iki nedenini de çürütür aklında. İstese, her günü ayrı şekillenecek, monotonluk son bulacaktır. İstese, dünyayı kurtarmanın gerçekten gerekli olup olmadığında karar kılabilecektir.
201 syf.
·2 günde·1/10 puan
Paulo Coelho hakkında iyi ve kötü yorumların uçları mevcut. Ben ise bu kitabı elimden geldiğince iyi bir şekilde incelemeye çalışacağım.İnceleme okumayı düşünenler için ve okuyanlar için iki aşamadan oluşsun dedim.Böylelikle kimseye kitap hakkında ipucu vermemiş olurum diye düşündüm. Şimdi başlayalım.
Okumayı düşünenler için , kitabın karakterlerinin hikayeleri kesinlikle çarpıcı. Bu hikayelere tanık olmak çok ama çok güzel bir hayat vizyonu kazandırabilir. İnsanları anlama çabası içinde iseniz ve bu çabanızın da büyük bir kısmını insanlığın acılarını anlamak oluşturuyor ise bu kitabın karakterleri kesinlikle okumaya değer.
Fakat gelgelelim kitabın dili edebi yönden bana oldukça yavan geldi. Yahu bu kadar güzel bir hikaye nasıl olur da bu kadar yavan anlatılır dedim.Yazar bazı aralarda klişelere takılmış gibi geldi bana.Bu da bazı sayfalarda bitsin diye kitabın gözünün içine bakmama neden oldu. Bazı sayfalarda da ne diyecek şimdi diye merakla devirdim sayfaları zaten bir gece ve bir günümün birkaç saatinde bitmesinin nedenleri de bunlar.
Daha iyi örnekler var mı kesinlikle var.O kadar çok kitap var ki artık elemeye başladım. Şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap değil. Bence okumasanız da olur. Tabi bu yaklaşımımın nedeni bir süredir deli gibi okumam da olabilir.
Buradan sonrası da okuyanlar için.Okumamışlara spoiler olacaktır devam etmeyiniz.

Veronica karakterinden başlayalım. Bu karakter bana çok ikircikli geldi açıkçası. Yahu ben bu ''ıssız adam - kadın'' rolunu kendine biçen insanlardan bıktım usandım. Kimseyi hiçbir görüşü yargılamıyorum kesinlikle ama birilerini sevmemeyi tercih etmek demek insanları umursamamak onların hayatında da kendine pay biçmemek demek ki , birileri iyi olmayı deneyen birileri zarar görmesin.Bu yapı beni gerçekten bütün hücrelerime kadar irrite etti.Bu da yazarın başarısı mı kişisel geçmişim mi bilemedim.
Zedka biraz Mrç.Nobody 'deki mavi bence. O mavili kadın.Fakat zaman içinde gerçek sevginin ne olduğunu anladı. O eski sevgili aslında bir tutkudan başka bir şey değildi bence. O ise tutkunun aşk olmadığını anladı.
Mari 'ye diyecek sözüm pek yok.Ama mizahını çok beğendim. Okurken metroda kahkaha attım.
Bizler bu toplumun bireyleri olarak nelere itildik nelere gerdik göğsümüzü bilmiyorum.Ama şu satır aralarında ya birilerini , ya bir sorunun cevabını yada kaybettiğimiz bir şeyleri arıyoruz işte. Ondan Veronica bizi bazen kızdırdı, bazen üzdü çokça da düşündürdü bu nedenle.
Kitap 10 üzerinden 5.5 bence. Buraya kadar sabırla okuyanlar varsa da bir teşekkürü borç bilirim.
NOT: bir doktor adayı olarak belirtmek isterim ki kitap baştan aşağı tıbbi yanlışlar ile dolu.
201 syf.
·Beğendi·9/10 puan
birkaç yıldır kitaplığımda bulunmasına rağmen isminin verdiği negatif etkiden olsa gerek okumaya pek yanaşmadığım kitaptı. elime alıp birkaç sayfa okuyunca o kadar bizden o kadar hayatın içinden geldi ki kitaba önceden başlamadığım için hayıflandım . çoğu insanın yaşamının illa ki bir döneminde, düşüncelerinde yer edinen 'hayatı sorgulama' mekanizmasını ve sonuçlarını çok güzel işlemiş. başkaları öyle istiyor diye ideallerinden vazgeçmek zorunda kalanlar, yaşamı boyunca mükemmele varacak kadar titizlikle çalışıp ilerleyen yaşlarında kaçırdıkları şeyler için pişmanlık duyanlar kitabın kahramanları arasında.

veronika'nın ölmek isteme sebepleri ise aslında bize de hiç yabancı değil;

"son derece normal bir insan olduğuna inanıyordu. ölmeye karar vermesinin çok basit iki nedeni vardı, bunları açıklayan bir mektup bırakacak olsa pek çok kişinin ona hak vereceğinden hiç kuşkusu yoktu.

birinci neden; yaşamındaki her şey hep aynıydı ve bir kez gençliği sona erdi mi hep yokuş aşağı gideceği belliydi. yaşlılık, dönüşü olmayan izler bırakacak hastalıklar birbirini kovalayacak dostlar birer birer yok olacaktı. yaşamını sürdürmekle hiçbir şey kazanmayacaktı, tam tersine acı çekme olasığı hep artacaktı.

ikinci neden daha felsefiydi; veronika gazete okuyan, televizyon seyreden, dünyada olup bitenlerden haberli biriydi. her şey yanlıştı ve kendisi herhangi bir şeyi düzeltebilecek durumda değildi, bu tamamiyle aciz olduğu duygusunu büyütüyordu içinde."

"acılaşan insan zamanla hiçbir istek duymaz. ne yaşayacak ne de ölecek iradeye sahiptir artık, sorunun özü de budur. "

"bu zorluğun kaynağı karmaşa, kaos, anarşi falan değil , aşırıya kaçan düzenlilikti. topluma durmadan yeni kurallar şırıngalanıyor, kurallara karşı yasalar çıkarılıyor, yasalara karşı yeni kurallar getiriliyordu. herkesin yaşamını baskı altına alan görünmez düzenlemelerin bir adım bile dışına çıkmaya korkuyordu halk."

"toplum her zaman belirli davranış kurallarını herkese empoze etme eğilimindedir, tek tek insanlar ise neden bu kurallara uymak zorunda olduklarını merak etmezler. bunları kabullenirler, tıpkı yazı makinesi kullananların belirli bir klavyeyi en doğrusudur sanarak benimsedikleri gibi: 'qwerty'. saatin yönünü sorgulayan biriyle karşılaştınız mı hiç ?"
201 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
Paulo Coelho'u Simyacı kitabıyla tanımıştım. O zaman 14 yaşındaydım ve kitabını sevmedim. Daha sonra da hiçbir kitabını okumadım. Yazara yeni bir şans vermek için kitaplarına bakarken bu kitabın kapağı beni kendisine çekti. Arkasını okuduğumda ise tamam dedim işte aradığım kitap.

Konusunu spoiler içermeden yazmayı beceremedim ama kitabın arkasını okuduysanız oradakilerden daha fazla bir açıklama yapmadım.

Veronika 24 yaşındadır ve intihar etmeye karar verir. Hayatının tek düzeliğinden sıkılmıştır, bir kez yaşlandı mı hayatı hızla yokuş aşağı doğru yol alacaktır ve ikinci sebebi ise -benim genelde düşündüğüm bir düşünce- "Veronika gazete okuyan, televizyon seyreden, dünyada olup bitenlerden haberli biriydi. Her şey yanlıştı ve kendisi herhangi bir şeyi düzeltebilecek durumda değildi bu, tamamıyla aciz olduğu duygusunu büyütüyordu içinde.". Uyku hapları alarak intihar eder. Ama onu kurtarırlar ve deli hastanesine kapatırlar. Kendisine bir kaç günlük ömrü kaldığını söylerler. Ölümle kalım arasındaki o ince çizgi de Veronika'nın hayatı değişir.

Kitap sürükleyici -ben her ne kadar 12 günde okumuş olsam da- eline alınca insan bırakamıyor. Bir yandan Veronika'nın hislerini anlamaya çalışırken bir yandan da etrafında dolaşan insanların hayatları sizi içine çekiyor Zedka'nın depresyonu, Mari'nin panik atakları, Eduard'ın şizofrenisi...

Yazarın Veronika dışında diğer karakterlerin de hayatlarını anlatmasını çok sevdim çünkü çoğu yazar sadece baş karaktere yoğunlaşıyor ama ben yan karakterlerin hayatlarını da merak ediyorum, hatta bazen baş karakterden daha çok ilgimi çekiyor. 190 sayfalık ince bir kitaptı, içeriğini onca duyguyu yazar nasıl sığdırmış şaşırdım doğrusu. Veronika'nın duygu ve düşünce dünyası, hisleri ve bu hislerinin zaman içinde değişmesi, delilik ve normallik arasındaki fark, aslında hepimizin bir parça deli olduğu ve bazı gerçekleri anlamamız, hayatımızı kimseden çekinmeden, kim ne der korkusu duyarak yaşamamak için deli olmamız gerekmediği düşünceleri başarılı yansıtılmış

Ben çok sevdim. Herkes bu kitabı okumalı çünkü herkese hitap eden bir yeri olduğunu düşünüyorum.

Keyifli okumalar..:))
201 syf.
·Puan vermedi
Bazen aklımız olduğu için kendimizi diğer canlılardan şanslı addederiz ama, bir akla sahip olmak ile düşünmek arasında büyük fark var. Bir arabanız var ama, kullanmayı bilmiyorsunuz fakat, bir arabanız olduğu için seviniyorsunuz. Bir başkası ise hem arabası var, hem arabasını kullanıyor. İşte bütün insanlarda da akıl var ama, çok azı bu aklı kullanabiliyor.

Neyse beyninizin duvarlarına tırmanmayı bırakıp asıl konuya geliyorum.

Biz niye varız? Niçin yaşıyoruz? Amaç ne? Bu sonsuz evren nasıl var oldu? Olduğunuz herde her neyle meşgulseniz bırakın ve 30 saniye düşünün. Işık hızında gökyüzüne doğru fırlatıldığınızı hayal edin. Gidiyorsunuz, gidiyorsunuz, aylarca yıllarca, milyon, milyar yıl boyunca gidiyorsunuz ama, bir yere varamıyorsunuz. Delirmeden düşünmeyi bırakın ve işinize devam edin.

Kitap varoluşsal anlamsızlığın farkına varmış bir kadının hikayesini anlatıyor ama, kitabı okurken kadınla birlikte siz de bir anlam arayışı içerisine giriyorsunuz ve aklınızın bütün sınırları aşıp aynı noktaya intikal diyorsunuz: Bütün bu olup bitenlerin anlamı ne? sorusu kaçınılmaz oluyor.

Bu savaşları, bu katliamları, bu açlıktan ölmeler, eğlenceler, çalışmalar, evlenmek, yuva kurmalar, çocuk büyütmeler, okula gitmek, bir meslek sahibi olmalar, kısacası bütün bunları yaşamak ve yapmak zorunda mıyız? Zorundaysak, bu zorunluluğun anlamı ne? Neden? Niçin? Yaşamımızı devam ettirmek için diyeceksiniz. Nereye kadar. Buna mecbur muyuz?

İnsanoğlu bu anlamsızlığı çözemeyince tanrı fikrini ortaya atmış. Bu da bir çözüm ama, öznel ve geçici bir çözüm. İnsanlar bu anlamsızlık karşısında delirmemek için ahireti, cenneti icat etmiş ama, bu da aklın huzursuluğuna engel olamıyor. Bu yüzden aklımızın olması pek de hanemize şans olarak yazılmamalı. Veronika bu belirsizlik karşısında ölmek istiyor işte. Yüksek bir bilinç ve sorgulamayla ancak bu seviyeye gelebiliyor. Tam da Kafka'nın dediği gibi, entelektüel olmanın işaretlerinden biri de ölme isteğidir. Çünkü ne kadar yaşamak istesen de bu anlamsızlık yaşamaya değmiyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Haldun Pamir
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 20 okur beğendi.
  • 32bin okur okudu.
  • 867 okur okuyor.
  • 12,1bin okur okuyacak.
  • 380 okur yarım bıraktı.