Haldun Taner

Haldun Taner

Yazar
8.2/10
653 Kişi
·
2.277
Okunma
·
284
Beğeni
·
9658
Gösterim
Adı:
Haldun Taner
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 16 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 7 Mayıs 1986
Haldun Taner (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 7 Mayıs 1986 İstanbul), öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. Türkiye'de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür.

1915 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydındır. Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı[1].
Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği[1] Galatasaray Sultanisi'ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi'nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü.
Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.
Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstanbul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi.
Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı[2]. Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti. 1955-1957’de Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tiyatro tarihi okuttu Bir yandan da Tercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdürdü.

1950’ler de oyun yazmaya başlayan ve tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girişmişti. Türk Tiyatrosu’nda ki ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurt dışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.
Devekuşu Kabare'yi (1967), Bizim Tiyatro'yu, Tef Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Küçük Dergi'yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü. Öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlandı.

Filme de alınan "Kaçak" (1955) ile "Dağlar Delisi Ferhat" (Lütfi Akad ve Orhan Kemal'le birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği'nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı'nı kazandı. “Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” (1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü'nü, tiyatro dalında da “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü'nü kazandı. Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü'nü Pertev Naili Boratav'la paylaştı.

Milliyet Gazetesinde "Deve Kuşuna Mektuplar" başlığı altında haftalık köşe yazıları yazan Taner, güncel olayları değerlendirdiği bu yazılarda yaşadığı dönemin bir çeşit edebi belgeselini sundu.
Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet Gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayatını yitirdi.

Adı, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine verilmiştir. Bilgi Yayınevi, bütün eserlerini dizi halinde basmıştır. Milliyet gazetesi Haldun Taner anısına 1987’den beri her yıl Haldun Taner Öykü ödüllerini düzenlemektedir.
Suratı asık ihtiyarlara ve yoldan geçen somurtkan insanlara sokulup;
“Gülsenize, neşelensenize, bakın gök ne temiz, güneş ne parlak, hayat ne güzel” diye bağırmak istiyordum..
"Ana, çocuğunu dokuz ay karnında taşır, yürüyebilecek hale gelinceye kadar bir o kadar da kollarında taşır. Ondan sonra da bir yaşam boyu kalbinde taşır."
"You’r a Türk, arn’t you?"
Lokmam boğazım da kalmıştı. Yutkundum. Yarım yamalak İngilizcemle;
“Evet" dedim, "nerden bildiniz?"
"Çok ekmek yiyişinizden."
Haldun Taner
Sayfa 55 - Bilgi Yayınevi 2013 8.Basim
88 syf.
Evet evet değeri bilinmeyen Haldun Taner.
Günümüzde bazı yazarlar (yazar mı? pehh!..) vardır. Hiç bilmediğim bir şekilde yazdıkları kitaplar yok satar. Edebilikten yoksun, insanın hislerine dokunmayan, sıradan şeyleri getirip kitaplarına aktarırlar ve sonucunda ülkemizde el üstünde tutulurlar. Hiç okumayan biri bile bilir bunları, öyle yazarlardır yani hee.. Ama bazı yazarlar da vardır ki –maalesef pek azı günümüzde yaşayabildi- gerçekten bu işin ehli diyebileceğimiz, okurken hislerinizi şaha kaldıran, öykü olsun roman olsun yazdıklarıyla size o anı yaşatan nadide yazarlarımız. Üzülerek söylüyorum ki günümüzdekiler kadar kıymetleri bilinmiyor.

Evet Haldun Taner dedik ee biraz bahsedelim o vakit. Edebiyatımızın tiyatro ve öykü alanlarında önemli bir yeri olan Haldun Taner nedense bizler tarafından pek de ilgi görmüyor gibi. Tiyatro tarzındaki ‘Keşanlı Ali Destanı’ adlı eseri dışında diğer kitaplarını çok da bilmeyiz. Bu bilmeyiş aslında ayıbımızdır biz okurlar için. Edebiyatımızın bu kadar önemli bir yerinde bulunan Haldun Taner neden pek bilinmiyor, okunmuyor ve neden ilgi görmüyor? Bu da ayrı tartışılası bir konu tabi.

Ben de bu değeri bilmeyenlerdendim. Taa ki geçen haftaya kadar.

Yazarla tanışmamız ‘Ay ışığında Çalışkur’ adlı öykü kitabı ile başladı. Kitabı öykü okuyacağım diye aldım fakat okuyup bitirdiğimde okuduğum diğer öykü kitaplarından farklı bir tarzda yazıldığını gördüm. Şaşırmıştım açıkçası. Neyse şimdi ‘Ay ışığında Çalışkur’ kitabını bir kenara bırakalım. İki eseri birden incelemeye kalktım bi an affola. Geçelim asıl kitaba.

On İkiye Bir Var

Yazarımızın bu okuduğum 2. kitabı. Her ne kadar eserlerini tiyatro alanında yoğunlaştırsa da öykülerindeki yetkinliğini konuşturdu ve de hissettirdi bana. Her öyküyü okuyup bitirdiğinizde kendinize bir şeyler katmış oluyorsunuz. Her öyküsünde altta yatan bir mesaj oluyor illâ ki. Bu da çok hoşuma gitti. Yedi öykü var kitapta ve hepsi de dolu dolu. Haaa.. açıkçası bazıları pek de fazla etkilemedi doğruya doğru ama yedi öyküden iki tanesini not aldım ve size ufaktan bahsedeceğim. Buradan itibaren biraz önbilgi durumuna geçebilirim. Şimdiden uyarayım. Başlıyorum.

Kitap ismini alan ‘On İkiye Bir Var’

Bir saat tahminiyle başlayan ilginç bir serüven.

‘’Saat kaç?’’ sorusunu duyan kahramanımız kendine hakîm olamayarak sürekli saat tahmininde bulunur ve nasıl oluyorsa bu tahmininde sürekli başarılı olur. Bu durumdan önceleri hoşnut olsa da bir süre sonra böyle bir yeteneği istememeye başlar. Neden peki? Normal yaşantısını etkiler ve bu durum anormal bir hâl alır. Bunun için farklı çözümler arayan kahramanımız bir sabah uyandığında saati tahmin edemeyişi onun da hayat saatinin durduğunu gösterir.

İznikli Leylek

Hayatın daha başında annesi tarafından yara almış bir leylek.
Bu yara öyle bir yerden ki, hani ‘kolu kanadı kırılmak’ vardır ya evet işte tam da bu. Bir leylek uçamazsa ne olur sizce? Alaylı bakışlara, kötü düşüncelere rağmen, uçamayacağını bile bile verdiği uçma çabasıdır onu güçlü tutan. Uçamayacağını bilmek ve sürekli uçmaya yeltenmek mücadelesi desek daha doğru olur bu öykü için.

Imm.. Geldik son kelâmlara. Ben yazarak, siz ise okuyarak sonlarındayız incelemenin. Kitabı okuduktan sonra Haldun Taner’in çok kibar bir karaktere sahip olduğunu hissettim. Kullandığı kelimelerden belki, belki de sadece bana öyle gelmiştir. Ve mutluyum bu kitabı okuduğum için.

İlginç bir bilgi vereyim sizlere, kitap kapağındaki köstekli saat Haldun Taner’in sürekli kullandığı saatlerinden biriymiş. https://i.hizliresim.com/5aV1b5.jpg

Okuyamayanlar için son olarak şunu söylemek istiyorum ki bu eseri ile bir şans vermelisiniz yazara.
Tanıştığıma memnun oldum Haldun Taner.
Keyifli ve güzel okumalar.
160 syf.
·11 günde·8/10
Keşanlı Ali Destanı iki perdeden oluşan, içerisinde otuzdan fazla karakter bulunan, destansı bir tiyatro eseri. Haldun Taner bir gecekondu mahallesinde yaşanan olayları, "kurşun işlemez, şerbetli, külhanbeyi Keşanlı Ali" üzerinde yoğunlaştırarak, eleştirel ve mizahi bir dille anlatıyor. Eseri okumaya başlamadan önce, isminden hareketle Keşanlı Ali'nin bir halk kahramanı olarak anlatıldığını düşünmüştüm. Fakat Ali'nin halkı haraca bağlayan bir adam olduğunu okudum. Kahramanlık destanından ziyade dikkatimi çeken diğer konular ise Ali ve Zilha'nın aşkı, politikacılar ve dini kullananlara yönelik eleştiriler, toplumdaki sınıf ayrımının anlatılışı oldu. Oyun içerisinde bir çok şarkı var. Haldun Taner'in demokrasi eleştirisi olarak söylediği ve oldukça hoşuma giden bir dörtlüğü ekliyor, iyi okumalar diliyorum.

İnsanın eski huyu
Kendine hep bir put yapar
Oldum bittim böyle bu
Kendi yapar kendi tapar
160 syf.
Türk edebiyatında bazı eserler vardır; onları hiç okumamış olsanız bile adının toplumda, konuşmalarda, esprilerde bir karşılığı vardır. Keşanlı Ali Destanı da bunlardan birisidir. Ortalama her kitapseverin ya da tiyatro meraklısının adını ve yazarını bildiği bu eseri okumak ancak kısmet oldu…

Askerliğini Keşan’da yapmış birisi olarak, eserin kahramanına ayrı bir sempatim vardı. Onu da belirtmem lazım…

Ali, Keşanlı ancak mevzu Keşan’da değil İstanbul’un Sineklidağ’ında geçiyor. Tabii Sineklidağ muhayyel bir belde. Bir gecekondu bölgesi ve haliyle sakinleri de dar gelirli aile fertleri. Ancak oyunumuzda bir sosyete ailesi daha var. Keşanlı Ali, sevdiği kız olan Zilha’nın belalı ve pislik dayısını vurduğu için hapse girmiş bir karakter. Ama işin aslı farklı tabii; katil o değil. Yine de kimseyi inandıramıyor. Buna Zilha da dahil. Ancak mapushanede birkaç hadise sonrasında namı yürüyor. Dışarı çıkınca da Sineklidağ’ın yeni külhanbeyi oluyor…

Haldun Taner, şahane bir eser çıkarmış ortaya. Keşanlı Ali Destanı destanı diyebilirim. Kalabalık kadrolu, müzikalin olduğu, fevkalade bir tiyatro eseri. Zaten kitabın sonundaki ek kısmında bu eserin ününü görebiliyorsunuz. Almanya, Çekoslovakya, Macaristan gibi ülkelerde de o ülkenin dilinde ve sanatçılarınca oynanmış bir oyun. Türkiye’de oyun defalarca oynandı, oynanacak. Sinemaya ve televizyona aktarıldı.
Eserin 1964’teki ilk gösterimine baktığımda çok iyi bir kadro görüyorum. Bugün bir bölümü müteveffa olmuş, bir bölümü yaşayan harika bir tiyatro ekibi. Engin Cezzar, Umur Bugay, Ferdi Akarnur, Gülriz Sururi, Aydemir Akbaş, Mehmet Akan…
Haldun Taner, bir gecekondu mahallesinden yola çıkarak sosyolojik tespitler yapmış. O tespitler bugün için de geçerli görünüyor…

Hapse düşmüş birinin hak etmediği halde kahraman ilan ediyor mahalle halkı. Yapılan haksızlıklar, yanlışlar, hukuksuzluklar, kötü giden şeyler var ve o kişi mapustan çıkınca halkın desteği ile rakiplerini bertaraf edip, muhtar oluyor, ipleri eline alıyor. İllegaliteyi de kullanarak düzeni değiştiriyor. Ancak aslında değişen şey düzen değil, kişiler. Halk adaleti ya da insani bir hayatı değil, yeni bir efendiyi istiyor aslında. O yeni efendi, tevatürler ya da efsanelerle destanlaştırılmış bir kişi oluyor.

Hülasa, Keşanlı Ali Destanı şöhretini hak eden bir eser kesinlikle…
104 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba...

Yalıda Sabah içinde yedi öykü bulunan okuduğum beşinci Haldun Taner kitabı. Aynı zamanda rahmetli Haldun Taner'in son öykü kitabı.(1983)

Öykülerden kısaca bahsedecek olursam, kitaba adını da veren "Yalıda Sabah" öyküsünde, sabahın ilk ışıklarında kalkan kahramanımızın kendisi gibi erken kalkan insanları ve uyanan doğayı gözlemlemesini aktarır bizi.

"Küçük Harfli Mutluluklar" da öykünün adından da anlaşıldığı gibi küçük mutluluklardan zevk almasını bilen ordudan emekli olmasına rağmen yetmiş küsür yaşında ki işkolik emekli albay Nizamettin Bolayır'ın öyküsünü anlatır bize Haldun Taner.

"Karşılıklı" öyküsünde Haldun Taner'in Tiflis'ten aldığı bir kol saatinin yaşamındaki yerine tanık oluyoruz. Bir nesne ile bütünleşmek ve sonun da hayal kırıklığı.

Gelelim "Şeytan Tüyü"ne. Bu öykü, kitabın en çok sevdiğim öyküsü olmuştur. Haldun Taner bu öyküyü bir yıl yaşadığı Berlin'de yazmıştır. Öykü, Almanya'da ayı postu giyerek hayata tutunmaya çalışan Ökkeş Topalmusagil'in amcasının oğluna yazdığı tek taraflı mektuptan oluşuyor. Gurbetçilerin yabancı bir ülkede ve kültürde yaşadıkları sorunları tüm çıplaklığıyla bize sunuyor Haldun Taner. Bu öykü Almanya'da büyük yankı uyandırmış. Almanya'nın en ünlü, yüksek tirajlı, nadiren yabancı yazarlara yer veren "Die Zeit" dergisinde yayınlanmış. Haldun Taner "Şeytan Tüyü" için, "Bu, Berlin'de yazdığım tek hikaye oldu. Ama ömrümde hiç bu kadar yararlı ve işlevsel bir hikaye yazdı­ğımı hatırlamıyorum." demiştir. Varın gerisini siz düşünün...

"Sonsuza Kalmak" öyküsünde bir inşaat kazısında bulunan tarihi eserlerin inşaatın kanalizasyonunda kullanılması ile sanatın toplumdaki değerinin olmayışını sorgulatır bizlere.

"Neden Sonra" adlı öyküde iki sevgilinin toplumsal değerler karşısında duruşları irdelenmiş olup kitabın en kısa öyküsüdür.

"Yaprak Ne Canlı Yeşil" de ise doğallığı ile bir yazarı etkileyen zengin evinde bakıcılık yapan Zuhal görünümlü Hamide'nin öyküsüne götürür bizi Taner.

Haldun Taner'in kısa fakat dolu dolu öykülerden oluşan, oldukça akıcı bir dile sahip olan bu güzelim öykü kitabını okur arkadaşlarıma tavsiye ederim.

Keyifli okumalar dilerim...
144 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı üç perdeden oluşan, Ahmet Vefik Paşa döneminin anlatıldığı ve onun tiyatronun gelişmesi adına yaptıklarından dolayı onurlandırıldığı bir eser. Oyun içerisinde oyunun olduğu bu eserde, oyuncular, Moliere'in George Dandin oyununu bize göre uyarlayarak sahneye koymaya çalışıyor. Haldun Taner her perdede, aynı oyunun üç farklı uyarlamasını anlatıyor. Eserin konusu soylu bir kocanın karısı tarafından aldatılması. Birinci perdede Fasulyeciyan karakterinin dram olarak oynamaya çalıştığı oyun, ikinci perdede Ahmet Vefik Paşa'nın müdahalesiyle komedi olarak oynanıyor. Son perdede ise Moliere'in oyunu artık tam olarak bize göre bir komediye dönüşüyor. Yani esas vurgusu sınıf ayrımı olan oyun, "davul bile dengi dengine çalar" sözüyle daha bizden hale getiriliyor. Haldun Taner eserinde, Ahmet Vefik Paşa'yı onurlandırmanın yanı sıra Osmanlı'da, oyunculuklarıyla tiyatronun gelişmesine önemli katkı sağlayan Ermenilerin de hakkını teslim ediyor. Geleneksel Türk Tiyatrosu'ndan bildiğimiz, kulağı az duyan birinin söylenenleri yanlış anlaması üzerine kurgulanan dil oyunları, kelime oyunları da fazlaca kullanılıyor. İyi okumalar...
84 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhabalar...
Tuş, içinde on üç öykü bulunan bir Haldun Taner klasiği. (1951)
Öykülerin merkezi Haldun Taner öykücülüğüne uzak olmayan, aşk, kültürel ve sosyal yozlaşma, Avrapai yaşantı özentisi, sosyal-ekonomik eşitsizlikler, doğanın tahribi gibi toplumsal olaylardan oluşuyor.
Kitapta, "Bir Kavak ve İnsanlar" adlı bir öykü var ki, sırf bu öykü için bile bu klasik okunma sebebi. Fabrikalaşma karşısında doğa intikamını nasıl alır? Buyrun, okuyun, öğrenin. Kitaba ismini de veren "Tuş" adlı öyküde ise Dilaver Bey'in mahallenin namus bekçiliği görevinden bir güreşçi gibi 'tuş' olmasına uzanan öyküsü anlatıyor. Tabii öykünün ahlaksal! yanı ağır basan yönü çok güçlü.
Sıkılmadan okuyacağınız bu öyküleri okumanızı dilerim.
Keyifli okumalar...
180 syf.
·5 günde
Haldun Taner sorgulamıyor, öğretiyor. Küçük bir radyonun nasıl bir özgürlük hissi olduğunu hatırlatıyor; tik taklarını kanıksadığımız zamanın geçip giderken bir daha dönmeyecek bir yolcu olduğunu hatırlatıyor.
Nesnelerin, yaşamın ta kendisi olduğuna ne kadar da şaşırdım!
160 syf.
·9/10
Hiç tiyatro okumamış biriyken bu kitap ile tiyatro yazılarına merak saldım. Başta çok zorlandım. Müzikal kısımları anlamakta zorluk çektim. Ama karakterleri oturttuktan sonra kitap elimde aktı gitti. Hala arada açıp açıp bazı sayfalarını okurum. Tiyatro metinlerine ön yargılıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
184 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba...

Haldun Taner'in farklı gazetelerde yazdığı içinde tarih, sanat, eğitim, mitoloji, edebiyat, ekoloji, tiyatro ve birçok farklı konuların bulunduğu köşe yazılarından oluşuyor "Çok Güzelsin Gitme Dur" adlı kitabı.

Kitabın adı, Goethe'nin Faust adlı eserinde, Mephisto'nun Faust'a vaad ettiği tekliflere, Faust'un "Çok güzelsin, gitme dur" şeklinde direnmesinden alınmış. Bundan da aynı isimli köşe yazısında bahsetmiş Haldun Taner. Bunu da söyleyelim.

Birçok farklı bilgiler öğrenebileceğiniz, daha önce, duymadığınız okumadığınız anekdotlara sahip olacağınız zengin içeriğiyle dopdolu bir eser.

Kitapta neler öğrendim? Dostoyevski'nin yazın başarısını geçirdiği sara nöbetlerinin şokuna borçlu olduğunu. Alain'in yazılarını felçli olarak yazdığını. Emeklilik hayatından usanıp 81 yaşında tekrar turneye çıkan sanatçı Charlie Rivel'ı. Almanların Goethe ile ilişkin araştırmalar yapan yabancı kültür insanlarına verdikleri bir ödül olan Goethe Madalyasını Türkiye'den ilk Muhsin Ertuğrul ile Seniha Göknil'in aldığını. İstanbul'un işgalini Mustafa Kemal Paşa'ya bildiren Manastırlı Hamdi'yi. Haldun Taner Paris'te iken Unesco Genel Merkezi'nden İstanbul Belediyesi için 100.000 dolarlık bir yardımın gerçekleştirmesini bizzat sağlayarak İstanbul'a küçük de olsa bir insanlık borcunu ödediğini. Yahya Kemal'in gençlik yıllarında Paris'te sık sık gittiği Closseri de Lilas adlı şair, yazar, ressamların uğrak yeri olan ünlü bir kahvede masalardan birinin adına Yahya Kemal'in adının da verildiğini. Fikret Hakan'ın babası Gaffar Güney'in Haldun Taner'in ilkokul öğretmeni olduğunu ve Gaffar Güney'in derste Ömer Seyfettin çevirili Homeros'un İlyada'sını okuması ile Haldun Taner'de mitolojiye ilgisinin başlamasını. Sakallı Celal Bey'in, Kemal Tahir'in, Behçet Necatigil'in, Sait Faik'in, Refik Halit'in anekdotlarını... Saymakla bitmez, daha neler neler...

Kitap, Haldun Taner'in elli üç köşe yazısından oluşmuş. Kitaptan oldukça zevk alarak okudum ve de çok beğendim. Üç günde okudum keşke elli üç günde bitirseydim. Her gün bir yazısını okusaydım. Sevdiğim bir köşe yazarının, gazetesindeki günlük köşe yazılarını okur gibi.

Tavsiye ederim okur arkadaşlarım. İyi okumalar dilerim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Haldun Taner
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 16 Mart 1915
Ölüm:
İstanbul, 7 Mayıs 1986
Haldun Taner (d. 16 Mart 1915, İstanbul - ö. 7 Mayıs 1986 İstanbul), öykü, tiyatro ve kabare yazarı, öğretim üyesi ve gazeteci.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından birisidir. Türkiye'de epik tiyatro türü ve kabare tiyatrosunun öncüsüdür.

1915 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası Ahmet Selahaddin, Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı üyesi ve mütareke yıllarında yazıları, dersleri ve nutuklarıyla ülkenin bağımsızlığını savunmuş bir aydındır. Beş yaşında iken babasını kaybetti. Annesiyle birlikte büyükbabasının konağında yaşadı[1].
Vatana hizmeti geçenlerin ve şehit olanların çocuklarına tanınan haktan yararlanarak parasız yatılı olarak girdiği[1] Galatasaray Sultanisi'ndeki orta öğrenimini 1935 yılında tamamladı. Mezuniyetinden sonra devlet tarafından Heidelberg Üniversitesi'nde öğrenim görmek üzere Almanya’ya gönderildi. Siyasal Bilgiler alanındaki öğrenimini geçirdiği ağır tüberküloz nedeniyle 1938’de yarıda bıraktı ve yurda döndü. 1938-1942 yılları arasında Erenköy Sanatoryumunda tedavi gördü.
Yüksek öğrenimini 1950’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Filolojisi Bölümü’nde tamamladı. 1950-54 yıllarında üniversitenin sanat tarihi kürsüsünde asistanlık yaptı.
Edebiyat yaşamına gençlik yıllarında yazdığı skeçlerle başladı. "Töhmet" adlı ilk öyküsü Yedigün dergisinde "Haldun Yağcıoğlu" takma ismiyle 1946'da yayınlandı. New York Herald Tribune Gazetesi'nin 1953'te İstanbul'da düzenlediği öykü yarışmasında "Şişhaneye Yağmur Yağıyordu" öyküsüyle birinci oldu. 1956'da Varlık Dergisi’nin araştırmasında yılın en beğenilen öykücüsü seçildi.
Asistanlığı sırasında yazdığı “Günün Adamı” oyunu, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmeden yasaklandı[2]. Asistanlığı bırakıp Viyana’ya tiyatro bilimi eğitimi için gitti. 1955-1957’de Max Reinhardt Tiyatro Akademisi’nde öğrenim gördü. Viyana’daki bazı tiyatrolarda reji asistanı olarak çalıştı. 1957'de tekrar Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü'nde edebiyat ve sanat tarihi, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ile İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde tiyatro tarihi okuttu Bir yandan da Tercüman Gazetesi’nde (1952-1960) köşe yazıları yazmayı ve oyun yazarlığını sürdürdü.

1950’ler de oyun yazmaya başlayan ve tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini veren Haldun Taner, ardından epik tiyatro denemelerine girişmişti. Türk Tiyatrosu’nda ki ilk epik tiyatro örneği olan "Keşanlı Ali Destanı" adlı oyunu ile dünya çapında tanındı. Bu oyun yurt dışında Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, eski Yugoslavya'nın çeşitli kentlerinde oynandı. Atıf Yılmaz tarafından sinemaya aktarıldı (1964). Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı. Epik tiyatro ve kabarenin alanında verdiği yapıtlar çağdaş Türk tiyatrosunun klasikleri oldu. Eşsiz bir arı Türkçe kullanan Haldun Taner, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının ve tiyatrosunun önde gelen yazarları arasına girdi.
Devekuşu Kabare'yi (1967), Bizim Tiyatro'yu, Tef Kabare Tiyatrosu'nu kurdu. Küçük Dergi'yi çıkardı. Fıkra yazarlığını 1973’ten itibaren Milliyet’te sürdürdü. Öyküleri ve yazıları Yedigün, Ülkü, Yücel, Varlık, Küçük Dergi, Yeni İnsan dergilerinde de yayınlandı.

Filme de alınan "Kaçak" (1955) ile "Dağlar Delisi Ferhat" (Lütfi Akad ve Orhan Kemal'le birlikte, 1957) adlı senaryoları sırasıyla Türk Film Dostları Derneği'nin senaryo ödülünü ve Basın-Yayın Senaryo Armağanı'nı kazandı. “Sancho'nun Sabah Yürüyüşü” (1969) ile Bordighera Uluslararası Mizah Festivali Öykü Ödülü'nü, tiyatro dalında da “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” (1971) oyunuyla 1972 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü'nü kazandı. Sedat Simavi Vakfı 1983 Edebiyat Ödülü'nü Pertev Naili Boratav'la paylaştı.

Milliyet Gazetesinde "Deve Kuşuna Mektuplar" başlığı altında haftalık köşe yazıları yazan Taner, güncel olayları değerlendirdiği bu yazılarda yaşadığı dönemin bir çeşit edebi belgeselini sundu.
Yazarlığının yanı sıra İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve Edebiyat Fakültesinde, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde edebiyat, sanat tarihi ve tiyatro dersleri veren Haldun Taner, Milliyet Gazetesi yazarlığı yaparken 7 Mayıs 1986’da İstanbul’da hayatını yitirdi.

Adı, İstanbul Şehir Tiyatroları’nın Kadıköy’deki sahnesine verilmiştir. Bilgi Yayınevi, bütün eserlerini dizi halinde basmıştır. Milliyet gazetesi Haldun Taner anısına 1987’den beri her yıl Haldun Taner Öykü ödüllerini düzenlemektedir.

Yazar istatistikleri

  • 284 okur beğendi.
  • 2.277 okur okudu.
  • 35 okur okuyor.
  • 1.000 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları