1000Kitap Logosu
Resim
Halid Ziya Uşaklıgil

Halid Ziya Uşaklıgil

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
7,9bin Kişi
37,4bin
Okunma
1.488
Beğeni
39,4bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
Sponsorlu
Tam adı
Halit Ziya Uşaklıgil
Unvan
Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Dönemi Türk Yazarı
Doğum
İstanbul, Türkiye, 1866
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 27 Mart 1945
Yaşamı
Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır. Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir. İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.  
176 syf.
·
31 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
üstadın üst sesi..
Halid Ziya'yı yakından tanımak isteyenlerin en öncelikle okuması gereken kitaplardan biri. Romanlarından ziyade hikayelerinde Ziyacığımın his ve hayaller dünyasında duygu değişimin de ki hassasiyet; kadınlar, çocuklar, yaşlılar hakkında ki bir nevi görüşlerine ve bakışlarına kendi nazarıyla bakmamıza vesile olacak fevkalade bir eser olmuş. Hikaye türünün de Türk Edebiyatındaki ilk gerçek temsilcisi. Hikayeleri daha doğal ve yerli. Şu anda itibaren okuyup da bitirdiğim üçüncü Ziyacığımın kitabı oldu. İlk iki romanında nasıl fevkalade bir haz ve doyum almışsam aynı lezzeti Hikayesinde de bulmam pek ala mümkün oldu. Herkes farklı bir şekilde bakabilir olaya yalnız Türkiye'ye Halid Ziyadan daha iyi bir yazar geldiğini ya da var olduğunu söyleyemem. Belkide eskiye olan bir tutkunluktur bu. Ama ne kadar eskiye gidersem gideyim sonunda var olup da buluşacağım tek yer Halid Ziya oluyor. Dilinin ağır olduğu konusunda herkesle hem fikirim ama zaten Ziyacığımı bir çoğundan ayrı kılan da bu süslü anlatımındaki kelimelerin birbiri ile olan dansı. Döneminin bir çok yazarında aynı ahenk olmasına rağmen bir yerler de kopmalar ya da uyumsuzluk kesinkes oluyor yalnız Ziya tam bir ustalıkla sanatını icra etmekten çekinmeksizin biz okuyucularına bunu gösteriyor. Oğuz Atay'ın da deyimiyle eserlerinde "Tutunamayanlar" ı anlatan Halid Ziya, Atay'ın da kendisine en yakın olarak gördüğü yazar olduğunu söylemek mümkün.. m.facebook.com/TurkiyeninRuhu/vide... (bu Oğuz Atay'ın Halid Ziya ve eseri hakkındaki uzun konuşması) youtu.be/I2X6UWLnFJs (bu da Oğuz Atay'ın Halid Ziya ve eseri hakkındaki kısa konuşması) Ziyacığım bu kitabında kadınlardan bahsettiğinde istisnasız her yerde "Şiir" olarak bahsediyor. Her kadından sonra bir şiir lafzı yerleştiriyor oraya. Aslında bu da çok ince ve naif bir şey. Bilemedim çok hoşuma gitmişti... Özellikle kitabındaki kadınlardan bahsederken birleşen kelimelerde gözünüze gelen "Naif, kibar, hoş ve güzel, zarafet ve asalet sahibi, soylu, şiir ya şiir gibi kadınlar geliyor işte.." bu da özellikle ilgimi celb eden hoşuma giden özelliklerden biri olmuştu. Betimlemelerden bahsetmiştim yukarıda şimdi tekrar oraya geleceğim.. İsviçre Seyahati betimlemesi müthiş bir iş olmuş düşüncesi bile beni sıkarken, Halit Ziya beni o dağların, o göllerin, vapurların arasında mavi gökkubede dinlemeye, uyumaya çıkarıyor. Ben ömrümde böylesini iki yazarda gördüm bir Şolohov diğeri ise Stendhal ama Halid Ziya bu iki yazardan da çok şanlı bir yükseliş olmasada yüksek mertebede bulunuyor. Betimlemeler genelde sıkıcı ve uzun yazılardır. Aman Allahım okurken nasıl bunalır nasıl bunalırım. Ama Şolohov ve Stendhal haricinde bir yazarın daha betimlemelerini aşkla 2-3 defa daha okuma keyfine vardım. Merak, merak kocaman bir merak kaynıyor içimde anlamak sahiplenmek istiyorum sadece. Neden böylesi yazarlardan ve güzelliklerden uzakta kaldım ki... Kendimi nasıl olurda affederim? Bu arada kitabı ikinci elden aldım (Özgür Yayınları, Halid Ziya'nın kitaplarını pahalı satıyor) ve kitapta bir başkasına ait altı çizilmiş cümleler var.. Bu da garip bir şekilde hoşuma gitti. Hiçbirini silmedim ve o kişinin de anılarına böylelikle sahip çıktım, kendim gibi kendi duygularım gibi benimsedim.. Okumanızı tavsiye ederim. Özellikle Halid Ziya'yı okuyun ama okuyucu kitlemizin alıklığından da dert yanıyorum. Kitapları ne kadar güzel olursa olsun sırf, dili ağır olduğu için ve okuyucunun, basit şeylere alışkanlığından dolayı anlamadığı bu kitapları, hiç utanmadan eleştiriyor bir de kendine haklı bahaneler buluyor. Lütfen okumayın, benim canımda sıkılmasın. Ya da seviyenize uygun ilkokul kitapları okuyun. Anlamıyorum. Servet-i Fünun sanatçısının nasıl bir dille eserleri vermesini bekliyorlar aklım almıyor. Bu adamlar Sanat, Sanat içindir demişler yetmemiş Sanatların da üst tabakayı işlemiş(Halit Ziya hikayelerinde alt tabakayı işliyor) . Aruzu başarılı bir şekilde kullanıyorlar... (Tevfik Fikret, Şermin, Hece) Ne bekliyordun ilkokul dili mi? Ya da sizin için kitap sadeleştirilsin ve artık saflığını kaybetsin mi? Kitap sadeleşmesin siz kendinizi geliştirin. Beyinlerinize bu kadar ehemmiyet vermeyin yok edin gitsin. "İşte her gün bu emrin önüne düşerek ben yavaş yavaş kalbimde sanki bir kurşun tanesiyle gideceğim. Bu bana o gece arabadan bir kahkahayla fırlatılan sözleri ihtar edecek (hatırlatacak)" Bir Şir-i Hayal Bir Küçük Hatıra Seyahat Defterinden İzdivaca Düşman Çay Fincanı
Okuyacaklarıma Ekle
400 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Aşk-ı Memnu'nun romanını da okudum, dizisini de izledim. İnsanlar orada bölünmüş aile yapısını, amcasını aldatan bir yeğeni, eşini aldatan bir kadını görüyor. Hatta daha da ileri giderek Behlül'ü Bihter'in baştan çıkardığını söylüyorlar. Halbuki hikaye, toplumun kadına bakış açısını muhteşem bir ustalıkla gözler önüne seriyor. Gelin bir de hikayeye şu açıdan bakın: 50 yaşlarında bir adam, kendi kızından yalnızca birkaç yaş büyük bir kızla evleniyor. Öyle bir zamanlama ki hem kızın babasının ölümünden kısa bir süre sonra hem de kız, annesinin babasına olan ihanetinden ötürü annesinden nefret ederken, onu suçlarken.. Çok manidar değil mi? Adnan Bey, kızı yaşında bir kıza göz dikmenin bedelini ödedi, kızın en zayıf anında, bir baba figürüne en çok ihtiyaç duyduğu anda ondan faydalandı. Ama insanlar bunu tamamen göz ardı etti ve Bihter'i suçladı. Bihter, Behlül'den uzun süre kaçmaya çalıştı, reddetti. Behlül sürekli hep bir şekilde üzerine gitti. Dediler ki "Bihter'in bu davranışı Behlül'ü ayartmak içindi." Ama Bihter geri durmasaydı, yine kötü kadın gözüyle bakacaklardı, nitekim baktılar da. "Adnan'la evlenmeseydi" diyeceksiniz, kız babasının, annesinin ihaneti yüzünden öldüğünü düşünüyor ve ondan nefret ediyor. Adnan'la evlenmeseydi nefret ettiği, dahası sızlanmaktan başka bir iş yapmayan bir kadınla aynı evde yaşamaya mahkum kalacaktı, dahası kalan borçlar için annesinin utanmadan babasını suçlamasını duyarak yaşayacaktı. Adnan'la evlenmek onun için bir çıkış oldu. Ama hayır, toplumun gözünde suç olan bu, bir adamın kızı yaşında kadına göz dikmesi değil! Olanların vicdan azabını, hayal kırıklığını, acısını Bihter tek başına üstlendi. Adnan mutluydu, Behlül mutluydu, umursamadan devam ettiler ama Bihter öldü ve şimdi hala bir şekilde Bihter'i suçluyorlar. Çünkü suçlu olan daima kadın, öyle değil mi?
Aşk-ı Memnu
8.1/10 · 12,8bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
256 syf.
·
3 günde
~48° | Mai ve Siyah
Merhaba. Kaan Ata Önder'den Ahmet Cemil'e 5 Temmuz 2021 Seni tanımak isterdim, Ahmet Cemil! Hikâyeni büyük bir dikkatle okudum ve epey bir duygulandığımı söylemekten çekinmeyeceğim. Bunun nedeni yaşadıklarının her bir noktasında kendimden bir şeyler bulabilmemdi. Pek çok farklılığımıza rağmen epey de bir benzerliğimiz olduğunun farkına vardım. Hikâyeni okurken bazen bana güzel anılarımı anımsattın, tabii çoğunlukla da işlerin sarpa sardığı anılarımı. Bazen hayatındaki iyi yöndeki gelişmelere seninle beraber gülümsedim, tabii malum bu o kadar da uzun sürmedi, sevincimin kursağımda kaldığı anların sayısı da epey bir fazlaydı. Hüznünü seninle beraber yaşadım. Hatta bir ara ani bir şokla gerildim. Ağzımın açık kaldığını sonradan fark ettim. Ha, ama sana kızdığım noktalar da oldu... hem de çok! 19 yaşından sonraki ilk günlerinde hayata bodoslama dalmak zorunda kalıp bir şekilde yolunu buldun. O günlerde her şey ne kadar da güzeldi. Yavaş ama emin adımlarla ve daha sonrasında çok sıkı bir çalışmayla işlerini yoluna sokmayı başardın. Ailenin ve Hüseyin Nazmi'nin yanında başka bir aile ortamı daha elde ettin: Matbaa. Raci olmasına rağmen yine bile o ortamı sevmiştin. Senin de dile getirdiğin gibi tek bir amacın vardı: Şöhret. Bir yandan çok sıkı bir şekilde çalışmaya devam ederken bir yandan da büyük bir titizlikle eserini tamamlamaya çabalıyordun. Her şey ne kadar da güzel ilerliyordu... değil mi? Ancak o güzel günlerin de bir sonu geldi. İçinde bir miktar şüphe olsa da hayatının kötü yönde ilerleyebileceğini tahmin etmiyordun Ahmet Şevki Efendi sana o havadisle geldiğinde! Hayatın bambaşka bir yönde âdeta bir çöküşe geçti. Bunu adım adım gözlemledim. Daha kötü ne olabilir? O vurdu yetmedi, bir başkası vurdu... o hiç yeter mi? Art arda... hiç durmadan oradan buradan şuradan şamarı yedin. Her bir şamarda yaşama hevesin bir tık daha sönümlendi. Ancak her seferinde bir şekilde tutunacak başka bir dal buldun. Bu tutunacak dallar da kırıldığında ve tüm hayatın acıdan, hüzünden, hayal kırıklığından, başarısızlıktan, alaya alınmaktan, enayi yerine konulmaktan ve bilhassa seni en çok etkileyen ''aşk acısından'' ibaret olduğunda ve her şeyin bir sona gelmesi gerektiğini düşünmeye başladığında ve hayatının, zihninde bozuk bir film şeridi gibi takılı kaldığı o gece, sandalla oradan ayrılırken içinde büyük bir intihar etme arzusunu taşırken... siyah denizin derinliklerinde seni çağıran ölümün tatlı sesini duydun. Yine bile biricik annenin sesi seni kendine getirmeye yetti. Artık yeni bir başlangıç için hazırlanıyordun. Her şeyin daha iyiye gideceğini umarak yeni bir adım atıyordun. Hikâyelerimiz epey bir benzer. Bu yüzden hikâyeni okurken pek çok yerde benim gibi düşündüğünden emindim ama kanıtlayamazdım. İkbal konusunda erken davranmaman kızdığım noktalardan biriydi. Yine de bu yüzden bu suçluluk duygusuyla, yaşama hevesini tüketme. Bazı şeylerin farkına geç vardın. Çünkü zihnin karman çormandı. Sürekli farklı düşüncelerin işgali altındaydı. Ah, ama o tokat... ne iyi hissettirdi be! Hüseyin Nazmi'ye de bir noktada kızdım. Sen o kadar acı içindeyken geleceğe dair kendi emellerinden söz etmesi bence düşüncesizce yapılmış bir eylemdi. Yine de uzun bir süre sana iyi bir dost oldu. Ali Şekip'in ellerinden öpmek isterdim. Ne kadar iyi bir dinleyici ve sen ne kadar ona kızsan da aslında seni motive etmek adına gerçekten verimli cümleler kurduğunu biliyorum. Ne yazık ki hayatının geri kalanında ne yaptığını bilme onuruna erişemiyorum. Geriye kalan kısmını kendi hayal gücümle doldurabileceğim. Aklımda birçok olasılık var. Belki her şey iyiye gitmiştir. İşinde yükselmişsindir. Tekrar güzel para kazanmaya başlamışsındır. Belki evlenmişsindir ve hatta belki de çocuklarınız vardır. Bu durumda Hüseyin Nazmi ve diğer arkadaşlarınla tekrar görüşmek istemiş olabilirsin. İstememişsen de seni suçlayamam. Tüm o yaşadıklarının senin üzerinde travmatik bir etkisi olabilir. Yine de Nedim'in üstünde bir emeğin var. Belki ona bazı fırsatlar sağlama yoluna girişmişsindir. Belki de her şey üst üste gelmeye devam etmiştir. Seni hayata bağlayan son halka olan anneni de kaybetmişsindir. Ben her ne kadar yapabileceğine güvensem de tutunacak başka bir dal bulamadığın için intiharın kapısını çalmış olabilir misin? Benim gözüm ilk seçenekte kaldı. Buna da inanacağım. Her neyse! Satırlarımı burada sonlandırmak istiyorum. Çünkü biraz daha yazarsam -zaten bu yetmiyormuş gibi- biraz daha duygulanabilirim. Belki ileride bir gün tekrar hikâyeni okuma kararını verebilirim. Görüşmek üzere! ...
Mai ve Siyah
8.1/10 · 19bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.