Halid Ziya Uşaklıgil

Halid Ziya Uşaklıgil

Yazar
8.0/10
5,7bin Kişi
·
26,3bin
Okunma
·
1.132
Beğeni
·
30,7bin
Gösterim
Adı:
Halid Ziya Uşaklıgil
Tam adı:
Halit Ziya Uşaklıgil
Unvan:
Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Dönemi Türk Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1866
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 27 Mart 1945
Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.

Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.

İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.

 
316 syf.
·10 günde
Servet-i Fünun döneminin en güçlü eserlerinden biri olan Mai Ve Siyah dönemin hayal dünyasına ve karışık yapısına ışık tutar. Halit Ziya Uşaklıgil tarafından 1898 yılında kitap haline getirilmiş ve 1938'de yazar tarafından sadeleştirilerek okuyucuya sunulmuştur.

"İnsan emellerini yalanlayan şeyleri istediği şekilde yorumlamaya çalışarak kendisini sürekli arzuları içinde oyalamakla gecikir."
Vakitsizdir her ölüm..! Ahmet Cemil’in hayalleri de böyle vakitsiz bir ölüm ile hüsrana uğrayınca yazmaya olan tutkusu artık “Mai” olan hayalleri ile “Siyah” olmuş hayatının pusulasını yeniden Mai’ye yöneltmiş...
Romanın ana karakteri Ahmet Cemil, hayalperest ve emeli için delice bir istek duyan genç bir delikanlıdır. Babasının vefat etmesi üzerine tüm sorumluluğu kendi üzerine alarak ailesine bakmaya çalışır. Ancak bu süre içerisinde okulu da devam ettiği için oldukça zorlanmaktadır.. Çeviriler yaparak ve zengin ailelerin çocuklarına dersler vererek ailesini geçindirmeye çalışır.. Bir süre sonra Mir'at-ı Şuun gazetesine girer. Maddi durumları biraz daha düzelmiştir ve emeline daha yakındır: şimdiye kadar görülmemiş eşsizlikte bir şiir yaratmak... İçini yakıp kavuran tek emeli de bu değildir: en yakın arkadaşı Hüseyin Nazmi'nin kardeşi Lamia'ya âşık olmuştur...
Dram, çaresizlik ve acı dolu bir kitap. Sadece Ahmet Cemil’in dramı değil üstelik; kız kardeşi İkbal, hem eşini hem de kızını kaybetmiş olan annesi, hem de aşık olduğu kadın Lamia’nın dramları da arka planda kalmasına rağmen çok güzel işlenmişti.
400 syf.
·5 günde·8/10 puan
Servet-i Fünün edebiyatı denince aklımıza gelen en önemli isimlerden birisi Halid Ziya. İlk olarak Mai ve Siyah kitabını okudum ve korkularıma rağmen açıkçasası çok sevdim.

Eğer öncesinde Tanzimat romanlarından okuduysanız, Mai ve Siyah'ı okuyunca dönem edebiyatının ne kadar ilerlediğini çok net fark ediyorsunuz. Zaten Halid Ziya, Mai ve Siyah'ı 'en iyi kitabım' diye tanımlıyor. Her şey Ahmet Cemil'in hayalleri ile başlıyor. Ahmet Cemil duygusal, edebiyat düşkünü, hayalleri olan, romantik bir karakter. Babasının vefatından sonra ailesini ayakta tutmak, zengin olmak, sevdiği kıza kavuşmak istiyor. Fakat en büyük emeli ise hayalindeki eseri yazıp çok ünlü bir şair olmak. Tutkulu şekilde istiyor bunu. Hatta bunu da "....Öyle bir şey yazmak istiyorum ki yukarı bakılsa mai ve daima mai; aşağı bakılsa siyah daima siyah... Bir şey ki mai ve siyah olsun." cümleleriyle ifade ediyor. -Kitapta en sevdiğim kısım- Okurken realizm kavramını çok net idrak ettim çünkü Ahmet Cemil bunca saydığı hayallerinin birer birer ellerinden kaydığını gördükçe, çaresizliği dibine kadar hissedince pişman olmak dışında geriye bir şey de kalmıyor.

Evet, dili döneminden dolayı ağır fakat Özgür Yayınları'nın baskısında zaten en basit kelimenin bile yanında açıklaması var. Bu başta çok rahatsız edici geliyordu ama sonradan aksine hoşuma gitmeye başladı; hatta öğrendiğim bir iki kelimeyi gün içinde farkında olmadan kullandım :) Çok yoğun tamlamalar, betimlemeler, ruh tahlilleri var; bazen okurken zorluyor.

*Uzun bir inceleme oldu, eğer okuduysanız teşekkür ederim. Hepinize bol kitaplı günler. :)
400 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Aşk-ı Memnu'nun romanını da okudum, dizisini de izledim. İnsanlar orada bölünmüş aile yapısını, amcasını aldatan bir yeğeni, eşini aldatan bir kadını görüyor. Hatta daha da ileri giderek Behlül'ü Bihter'in baştan çıkardığını söylüyorlar. Halbuki hikaye, toplumun kadına bakış açısını muhteşem bir ustalıkla gözler önüne seriyor. Gelin bir de hikayeye şu açıdan bakın:

50 yaşlarında bir adam, kendi kızından yalnızca birkaç yaş büyük bir kızla evleniyor. Öyle bir zamanlama ki hem kızın babasının ölümünden kısa bir süre sonra hem de kız, annesinin babasına olan ihanetinden ötürü annesinden nefret ederken, onu suçlarken.. Çok manidar değil mi? Adnan Bey, kızı yaşında bir kıza göz dikmenin bedelini ödedi, kızın en zayıf anında, bir baba figürüne en çok ihtiyaç duyduğu anda ondan faydalandı. Ama insanlar bunu tamamen göz ardı etti ve Bihter'i suçladı.
Bihter, Behlül'den uzun süre kaçmaya çalıştı, reddetti. Behlül sürekli hep bir şekilde üzerine gitti. Dediler ki "Bihter'in bu davranışı Behlül'ü ayartmak içindi." Ama Bihter geri durmasaydı, yine kötü kadın gözüyle bakacaklardı, nitekim baktılar da.
"Adnan'la evlenmeseydi" diyeceksiniz, kız babasının, annesinin ihaneti yüzünden öldüğünü düşünüyor ve ondan nefret ediyor. Adnan'la evlenmeseydi nefret ettiği, dahası sızlanmaktan başka bir iş yapmayan bir kadınla aynı evde yaşamaya mahkum kalacaktı, dahası kalan borçlar için annesinin utanmadan babasını suçlamasını duyarak yaşayacaktı. Adnan'la evlenmek onun için bir çıkış oldu. Ama hayır, toplumun gözünde suç olan bu, bir adamın kızı yaşında kadına göz dikmesi değil!

Olanların vicdan azabını, hayal kırıklığını, acısını Bihter tek başına üstlendi. Adnan mutluydu, Behlül mutluydu, umursamadan devam ettiler ama Bihter öldü ve şimdi hala bir şekilde Bihter'i suçluyorlar. Çünkü suçlu olan daima kadın, öyle değil mi?
254 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Halit Ziya Uşaklıgil'in 1897 de yazdığı romandır.Mai, mavi demektir.Roman, Ahmet Cemil'in geleceğe dair hayallerinin yer aldığı mavi bir geceyle başlar, tüm yollar tükenince annesi ile beraber İstanbul'dan ayrıldığı siyah bir geceyle biter.Kitabın ismi buradan gelmektedir.Ahmet Cemil, karakteri kendini geliştiren, erken yaşlarda babasını kaybeden, annesi ve kız kardeşine bakması ve onlara sahip çıkması gereken, hayatının en büyük emeli basın dünyasında önemli bir isim olmak isteyen ve matbaa sahibi olmak isteyen bir gençtir.En büyük emelleri onun en büyük yıkımlarına bir şekilde yol açar.Çözüm yolu olarak da kendisine hayata küsmeyi bulur.Aşkı Memnu kitabının da yazarı olan Halit Ziya, Mai ve Siyah kitabı ile ilgili olarak bir söyleşi de bazı bölümlerinin kendisini de ağlattığını belirtmiştir.Yazar, kitabın çok ağır olduğunu düşündüğü dilini 1938 yılında sadeleştirmiştir.Bende Türk Edebiyatı Klasikleri serisi çıkaran Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarının Günümüz Türkçesi halini okudum, kitabın dili çok anlaşılırdı.Ali Faruk Ersöz çok güzel bir iş çıkarmış.Kitap, drama ve romantizm sevenlerin beğenerek okuyacağı bir eser.4 Aralık 2008 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlenmiş bir eserdir.Ayrıca Kültür Yayınlarının bu serideki tüm kitaplarını almaya çalıştım.İlerleyen zamanlarda okuyacağım.Çok başarılı bir seri kesinlikle.Kendk klasiklerimize de sahip çıkmak amaçlı desteklemek lazım.Yazarın tarzını ve anlatımını da çok beğendim.Tüm kitaplarını okuma isteği duydum, kitapları satın alma listeme eklendi.Kitaba puanım 10.
400 syf.
Kadının sadakatsizliği üzerine yazılmış, mükemmellikleri ya da en iyi oldukları konusunda konsensüse varılmış üç roman vardır.
1) 1856’da yayınlanmış Gustav Flaubert’in Madam Bovary’si.
2) 1877’de yayınlanmış Lev Tolstoy’un Anna Karenina’sı
3) 1916’da yayınlanmış John Galsworthy’nin The Forsyte Saga’sı*.

Böyle bir tanıtım yapıp şereflerine kadeh kaldırıyor Raisa Enverovna. Bu ufak tefek kitap kurduna bakarken ne çok Enver oğlu, Enver kızıyla tanıştığım geliyor aklıma. Enver Paşa, Sovyet Türkleri için kendini ifade edebilmenin simgesi olmuş en karanlık günlerinde rejimin. Yazara da okura da içelim diyor, Tatyana Viktorovna. Gözleri gözlerime dikili devralıyor konuşmayı, herhalde okumayan olmadığı için de, itirazı olan yoktur, diyor. Onun derdi, İngilizce tıpkı basımını hediye etiği The Forsyte Saga’yı okuyup okumadığımı kontrol etmek. Gülümsüyorum. Evet, diyor muyum, demiyor muyum, sorun değil. Kadehimden kocaman bir yudum Seperavi eksiliyor.

Şostakoviç’in iki numaralı valsinin ortalarını bulmuşuz. Sahnede Anna, gövdesi ayaklarının izinden gidiyor. Gözle kaş arasında birbirlerini bulduklarını görüyorum. Vronski’nin Anna’ya bakışlarının içimde yeşerttiği haset dalgaları şiddet sosuyla halvet olup gözlerimin içine oturuyor. Gözlerim kızarıyor.
Durun, demek geliyor içimden, hepsi bu değil. “Aşkı Memnu” var. Ah Bihter. Behlül bir de. Filmiyle karıştırmayın ama. Bu bir roman. 1900 yılında yayınlanmış hem de. Zaten konumuz roman değil mi?

Kafamdaki Valsleri uğurluyorum. Bir muhasebe süreci başlıyor beynimde. Üç değil, dört roman, dört kadın olsun istiyorum. Flaubert’in Emma’sı, Tolstoy’un Anna’sı, Galsworthy’nin Irene’si, Uşaklıgil’in Bihter’i. Hepsinin ortak özelliği ruhsal yalnızlıklarını sona erdiren prenslerini bulmaları. Emma, içlerindeki en gözü kara olanı. Çok “günah” işliyor. Anna, Bihter ve Irene ise birer kez “uyuyorlar şeytana”

Flaubert “Emma benim der,” gözü kara savunur.

Tolstoy, Anna’yı, hatalarını mazur gördüğü, sempati duyabileceğimiz etten ve kemikten bir insana dönüştürür.

Galsworthy “İrene’ne nötrdür. Ne lehine ne alehine yorum yapar. Okura bırakır her şeyi.

Uşaklıgil “ Bihter’i sevmez. Basitleştirir, nefret öğesi yapar: Motifleri ve sebepleri yeterince işlenmemiş, çiğ bir Emma veya Anna’dan ibaret, atar okurun önüne.

Ben Bihter'e ne kızdım ne de affedecek denli taraf oldum. Yazarına da kızmadım Zeitgeist'e yenildi diye. Keşke, dedim, keşke Bihter'i önümüze atıp parçalatmasaydın. Aynı suda iki kez yıkanamazlığa küsüp kadehimi boşaltıyorum, bitiyor Seperavi..


*İlk ikisini Türk okurları çok iyi bilir. Üçüncüsü konusunda emin değilim. Ne Nobel sahibi yazarını ne de bu en önemli eserini tanırlar. Bihter'i zaten bilirsiniz.
400 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Servet-i Fünûn dönemi 1896 ile 1901 tarihleri arasında var olan, Türk edebiyatının yenilenme sürecinin önemli bir aşamasıdır. Diğer adı Edebiyat-ı Cedide ( Yeni Edebiyat) dönemidir.

Sultan Abdülhamit'in edebiyat çevresi üzerinde oluşturduğu baskılardan da kaynaklanan bir sebeple yazar ve şairler edebiyatı eleştirel bir unsur olarak kullanmaktan ziyade " sanat için sanat" mantığını benimsemişlerdir.

Halit ziya Uşaklıgil bu dönemin roman ve hikaye türünün en önemli ismidir. Mai ve Siyah Servet-i Fünûn döneminde yazdığı ilk romanıdır. Batılı standartlara uygun ilk büyük roman olarak değerlendirilir. Mai, hayali siyah gerçeği temsil eder bir nevi hayal ile gerçeğin çatışmasıdır.

Halit Ziya Uşaklıgil edebiyat hayatına çeviri ve şiir ile başlamıştır tıpkı romanın baş karakteri Ahmet Cemil gibi...

Yazar oluşturduğu kurgu üzerinden bize o dönemin edebiyat dünyasını anlatır. Romanda baş karakterimiz Ahmet Cemil şiirler yazar ve yeni bir üslup dener. Eleştirilmesinden ve anlaşılmamasından endişe ederken aynı zamanda eseriyle de gurur duyar. Açıkcası bu benim aklıma o dönemde yaşanan göz için uyak mı kulak için uyak mı tartışmalarını getirdi. Dönemin yazarları arasında yaşanan kalem savaşlarını pek çoğumuz biliriz bi şekilde okuduk.

Nitekim Ahmet Cemil'in eseri yayınlanmadan arkadaş çevresinde ciddi eleştirirler alır ve o pes eder. Ben isterdim ki Ahmet Cemil ayakları yere sağlam basan bir karakter olsun gerek eseri gerekse aşkı hususunda gösterdiği zayıflık beni çileden çıkardı.

"Mai ve Siyah" eser ilk orijinal halinde değil yazarın kendisi tarafından sadeleştirilmiş olmasına rağmen bu hali bile sıradan okuyucuyu zorlayacak nitelikte. Yalnız Özgür Yayınları kitapta bilinmeyen kelimeleri parantez içinde açıklama yoluna gitmiş ki bu oldukça kolaylık getirmiş bildiğiniz sözcükler yahut kelime öbeklerinde parantez içindeki yazıyı kolaylıkla görmezden gelebiliyorsunuz bilmediklerinize ise dikkat kesiliyosunuz.

Uzun süre çekimser kaldığım ve her sohbette adını andığım bu eseri nihayetinde kızım getirip "lütfen artık oku anne" deyip elime tutuşturmasıyla başlayarak kolaylıkla ve umduğumdan da büyük bir zevkle okudum.

Pasif ve zayıf insanlardan haz etmiyorum kendilerine bi düşmanlığım yok ama ruhumu daraltıyorlar. Ahmet Cemil de ben de bu etkiyi uyandırdı hiç de şiddet düşkünü biri olamamama rağmen eniştesine attığı tokatla içime su serpip gözümdeki itibarını bir nebze kurtardı.

Oldukça uzun zamandır uzak kaldığım Türk edebiyatına yeniden merhaba çakarak kah tekrar hatırlamak kah yeni yazarlar keşfetmek adına 2020 de oldukça yoğun bir okuma yapmayı planlıyorum.

Son olarak ben belirttiğim gibi eseri Özgür Yayınları'ndan okudum diğerlerini bilemem ama buradan okumak size çok büyük kolaylık sağlayacaktır sevgili okur.

Keyifli okumalar...
416 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Halit Ziya Uşaklıgil, Türk romanının büyük ustası. Serveti Fünun dönemi romanlarının üçüncüsü. İlk okuduğum eseri Mai Ve Siyah ilgimi celb etmişti. İkinci eseri ise Kırık Hayatlar. Kitaba başlarken, lisanından dolayı kaygı duyuyordum, bilakis okumaya başlayınca yanılarak dersimi almış oldum.

Eserde, tam olarak anlatılmak istenen şu: "Ne oldum değil, ne olacağım demeli insan hayatta."

İlk elli ve belkide yüz sayfa yorucu gelebilir. Bunun sebebi ise, kitabın asıl kahramanı olan Ömer Behiç'in yanına gelen, selam veren, her karakteri yazarımız derin bir şekilde incelemiş ve işlemiş.
Derin karakter tahlilleri yapıldığından dolayı ve buna istinaden, karakterlerin iç dünyası ve sahifeler geçildikçe, sürekli ihtilal halinde olan ruh hallerini; şüphesiz gözlemleyip inceleyebiliyoruz.

Bir diğer sorun ise: uçsuz bucaksız upuzun cümleler ve o cümleleri oluşturan, eksikliğini çok hissettiğim, lakin duymadığım, sözcükler..
Ne kadar dili ağır olsada kitabı, Özgür Yayınevinden okumanızı şiddetle isterim. Evet yorucu ve zor ve hatta dediğim gibi sayfa 100 e kadar, ciddi bir şekilde kitabı bırakmayıda düşündüm lakin olaya tamamıyla vakıf olduğunuzu hissettiğiniz o lahza artık bütün cümleler, sözcükler, noktalar, harfler birer siz oluyorsunuz. Kitabı, kendi öz benliğiyle okumak hem yazara hem dönemine saygı hem de okuyucu için daha fazla bilgi anlamına geliyor.
Bu kitabın bir çok yayınevinde günümüz çevrisiyle diye basımları var. Ne abi fransızca mı çeviriyorsun? Daha düne kadar kullandığımız bu kelimeleri bir köşeye attık ve bir de yabancı mı oldu? Hayır bunu yapmayın ya  okumayın ya da gidin kelimelere, cümlelere dokunulmamış olanları alın. Yani özgün ve saf olanını.
Günümüz Türkçesiyle okuyacaksanız da gidin, günümüz yazarlarını okuyun. O zamanın kitaplarının özlerini, ihtilale uğratarak, farklı bir biçimde değil. Bugün bu kitaplar o zamanın bir ürünü ve o zamanın saflığını, benliğini taşıyor. Her şey yerinde güzel...

Kitapta aile kurumun, karı-koca ve ebeveyn rolünün salt eleştirisi ve aynı şekilde dışarıda,  iyi kalpli,  güzel insan rolü biçip kendi evinde, kendi kanından olan evlatlarına zorbalık eden iblisleride, yerden yere vurulmasını; çocuk  gelinlerin ve bıyıkları yeni tutmaya başlayan çocuk babaların; Türk aile yapısının hüviyetini bozan, gelişimcilik ve çağdaşlaşma adı altında, batının nerede yozlaşmış ve köhne geleneği-kültürü var ise alarak, kimliğimize aykırı bu girişimlerle zayıflayan ve kopan, aile bağlarının; birbirine sadık kalmayan eşlerin ve hıyanetleriyle bir başarıymış gibi övünmesinin, elem ve keder tablosu, usta bir başarıyla ve sağlam bir teknikle çok güzel anlatılmış.

Dipnot:
Kitapta o haz o ihtiras ve ateş, öyle derinden, gerçek anlatılıyor ki her saniye, gözlerinizin gördüğü her kelimede, kendinizi aynı şehvet ateşin içinde yanarken buluyorsunuz. Aynı sıcaklıkta kavruluyor aynı noksanlıkla var oluyorsunuz.
288 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Halit Ziya’nın en güzel eserim dediği kitabı. Bence de en güzel eseri, hatta servet-i fünun döneminin en iyisi bile diyebilirim . Dili , üslubu ve tasvirleri muazzamdı. Tam bir hayaller ve hayatlar kitabı.Batılı anlamda ilk realist roman olarak bilinen Mai ve Siyah, gerçekten de kendisinden önce yazılan romanlardan teknik olarak çok daha üstündür.Hikâye her ne kadar hayal ve hakikat arasındaki çatışma üzerine kurulmuş gibiyse de eserde bütün sosyal hayat verilmiştir. Şair tabiatlı Ahmet Cemil'in Babıali'de yaşadıkları, dönemin gazeteci-edebiyatçı ilişkilerinden, edebiyat tartışmalarından birçok çizgi taşır ve Servet-i Fünun edebiyatının güzellik anlayışını verir.Eserin dili oldukça şairânedir...

Yazarın biyografisi

Adı:
Halid Ziya Uşaklıgil
Tam adı:
Halit Ziya Uşaklıgil
Unvan:
Servet-i Fünun ve Cumhuriyet Dönemi Türk Yazarı
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1866
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 27 Mart 1945
Bazı edebi yazılarını Hazine-i Evrak dergisinde Mehmet Halit Ziyaeddin adıyla yayımlamıştır. Servet-i Fünun edebiyatının en büyük nesir ustası kabul edilir. İlk büyük Türk romanı olarak kabul görmüş Aşk-ı Memnu'nun yazarıdır.

Aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Sultan Reşat devri Mabeyn Başkatibi (1909-1912), ve Ayan Meclisi üyesidir.

İstanbul'un Eyüp semtinde doğdu. Babası halı tüccarı Halil Efendi, Uşak'tan İzmir'e göçmüş varlıklı bir ailedendi. Halit Ziya, o sırada İstanbul'a yerleşmiş olan Halil Efendi ile Behiye Hanım'ın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Mahalle mektebindeki ilk eğitiminin ardından Fatih Askeri Rüştiyesi'ne devam etti. 93 Harbi'nin başlaması ile Halil Efendi'nin işleri bozulunca aile, İzmir'e yerleşti ve Halit Ziya öğrenimini İzmir Rüştiyesi'nde sürdürdü. Ardından İzmir'de Ermeni Katolik rahiplerinin çocukları için kurulmuş yatılı bir okula devam ederek Fransızcasını geliştirdi; Fransız edebiyatını yakından tanıdı. Fransızca çeviri denemeleri yaptıktan sonra henüz öğrenci iken ilk yazılarını yayımlamaya başladı. Önce İzmir çevresinde kendini tanıttı. Bazı edebi yazılarını İstanbul'da Hazine-i Evrak adlı önemli bir dergide "Mehmet Halid" adıyla yayımladı. Son sınıfta iken okuldan ayrıldı, babasının kâtibi olarak iş yaşamına başladı. Aynı yıl, Bıçakçızade Hakkı ve Tevfik Nevzat adlı arkadaşlarıyla Nevruz adlı bir dergi yayımlamaya girişti. 10 sayı kadar yayın hayatında bulunan ve İzmir'in ilk edebiyat dergisi olan bu dergide çeviri şiir ve hikâyeler, mensur şiirler, bilimsel yazılar yayımladı. Babasının yanındaki işi edebiyat merakı ile bağdaştıramadığından farklı bir iş aradı. İstanbul'a giderek hariciyeci olmak için başvurdu; başvurusu kabul edilmeyince İzmir'e döndü. İstanbul'da bulunduğu süre içinde Fransız edebiyat tarihi ile ilgili olarak uzun süredir yazmak istediği kitabı yazdı. Garbdan Şarka Seyyale-i Edebiye: Fransa Edebiyatının Numune ve Tarihi adlı kitabı 1885'te 84 sayfa olarak basıldı. Bu eser, onun basılan ilk kitabıdır ve Türkçede basılmış ilk Fransız edebiyatı tarihi olma özelliği taşır. İzmir'e döndükten sonra İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı, öğretmenliğe devam ederken Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. İzmir İdadisi'nin açılmasından sonra öğretmenliğe bu okulda devam etti; Fransızcanın yanısıra Türk edebiyatı dersleri verdi.

 

Yazar istatistikleri

  • 1.132 okur beğendi.
  • 26,3bin okur okudu.
  • 816 okur okuyor.
  • 8,2bin okur okuyacak.
  • 843 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları