Hamdullah Suphi Tanrıöver

Hamdullah Suphi Tanrıöver

Yazar
10.0/10
2 Kişi
·
6
Okunma
·
16
Beğeni
·
296
Gösterim
Adı:
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Unvan:
Türk edebiyatçı, yazar, öğretmen, milletvekili, siyasetçi
Doğum:
İstanbul, 1885
Ölüm:
İstanbul
Hamdullah Suphi, İstanbul´da babasının adıyla anılan konakta doğar. Bu konak o tarihlerde edebiyat, ilim, siyaset adamlarının sohbet ettikleri yerlerdendir. Nitekim Divan Edebiyatı´nın son şairleri; Nevres Efendi, Hakkı Bey, Kâzım Paşa, Avni Bey ve Nâmık Kemal´in sık sık bir araya geldikleri Sami Paşa Konağı adeta bir bilim yuvası gibidir.
Ortaöğrenimini o denemde Osmanlı Devletinin batıya açılan tek sivil penceresi olan Galatasaray Sultanisi´nde tamamlar. Galatasaray´da okumanın kendisine sağladığı çok iyi bir Fransızca bilgisi sayesinde zamanın fikir akımlarını ilgiyle takip eder.
1904´da Galatasaray Sultanisi´ni bitiren Hamdullah Suphi, 1905´te Tütün İnhisarı Merkez İdaresi Tercüme Kalemi´nde stajyer memur olarak çalışmaya başlar. İşini beğenmeyen Hamdullah Suphi, "en çok sevdiğim meslek" dediği öğretmenliğe geçer. 1908´den itibaren çeşitli okullarda farklı dersler veren Hamdullah Suphi, Darülfünun´da verdiği "Hikmet-i Bedâyi"(Estetik), dersinde çok başarılı olur. Asıl onu üne kavuşturan faaliyeti ise, Osmanlı Devleti içindeki azınlıkların dayanışmasına ve faaliyetlerine karşı bir tepki olarak ortaya çıkan, milliyet esasına dayanan Türk Ocağı Cemiyeti başkanlığıdır. Resmi olarak 1912´de kurulup 1931 yılında ocağın kapatılarak Halk Evleri´ne dönüştürülmesine kadar hep başkan olarak kalmıştır. Türk Ocağı başkanlığı sırasında teşkilat kurma ve yaşatmada istisna bir yetenek olduğunu göstermiştir. Çalışkanlığı, bilgisi ve hitabet gücü sayesinde Türkçülük hareketinin halka ulaşmasında önemli rol oynamıştır.
İzmir´in Yunanlılar tarafından işgalini protesto eden mitinglerin hem tertipleyicileri, hem de ateşli hatipleri arasında yer alır. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı´na Saruhan ve Antalya´dan mebus (milletvekili) seçilir. Bu mecliste ve meclisin Felâh-ı Vatan Grubu´nda (Vatanın Kurtuluşu), bir yandan Misâk-ı Millî (Milli Sınırlar) ile millî mücadele lehine, bir yandan da İngiltere aleyhine etkileyici konuşmalar yapar. Sarayın ihanet içinde olduğunu söyler.
23 Nisan 1920´de açılan Birinci Büyük Millet Meclisine Antalya milletvekili olarak girer. Meclisin en tesirli konuşan hatiplerinden biri olarak, devamlı Mustafa Kemal Paşanın etrafında kenetlenmeyi telkin eder. Cumhuriyetimizin ilk Milli Eğitim Bakanıdır. 1923´de T.B.M.M´ye bu kez İstanbul milletvekili olarak katılır. 1925´de ikinci kez Maarif Vekilliği görevinde bulunur. 1927´de yeniden İstanbul Milletvekili seçilir. 1931 yılına gelindiğinde, yurtdışında elçi olarak görevlendirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda Kahire, Belgrad ve Bükreş elçiliklerinden birini seçmesi önerilmiş, o tercihini defalarca ziyaret ettiği ve özellikle Romanya sınırları içinde yaşayan 350 bini aşkın Müslüman ve Hıristiyan Türklerin yaşamakta olduğunu bildiği Romanya´yı tercih etmiştir. Bunun üzerine 20.05.1935 tarihinde Bükreş´e birinci sınıf elçi olarak atanmıştır. Daha sonra 1939 yılında da aynı görev yerinde büyükelçiliğe yükseltilmiştir. 1943´de İçel ve 1946´da İstanbul Milletvekili seçilir. 1950´de Demokrat Parti listesinden bağımsız Manisa Milletvekili 1954´de DP´den İstanbul Milletvekili olur. 1957 ´de Hürriyet Partisi adayı olarak katıldığı seçimi kaybeder ve siyasetten çekilir.
Tanrıöver´in "Namık Kemal" adlı ilk şiiri, Paris´te yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesinde çıkmıştır (1902). 1909´da Fecri Ati Topluluğuna katılan Tanrıöver 1911´de bu topluluktan ayrılarak, genç kalemler dergisi çevresinde gelişen Milli Edebiyat akımına bağlanır. 1912´de Milliyetçilik hareketinin İstanbul´daki merkezi olan Türk ocağına girer ve ertesi yıl bu kurumun başkanlığına getirilir. Türk Ocağı genel başkanı olarak Türkçülük ve Milliyetçilik yolunda çalışmalar yürütür. Etkili konuşmalarıyla güçlü bir hatip olarak tanınmıştır. İstanbul´da işgalci güçlere karşı düzenlenen açık hava toplantılarında daha sonra T.B.M.M kürsüsünde ve Kurtuluş Savaşı sırasında halkı aydınlatmak için gönderildiği Konya, Antalya gibi yerlerde hitabetin etkili örnekleri olan konuşmalar yapmıştır. Konuşmalarından seçmeleri, "Dağ yolu" (1928- 1931, 2 cilt), yazılarını da "Günebakan" (1929) adlı kitaplarda toplamıştır. 10 Haziran 1966´da ölmüştür.
Size bir misal zikredeyim, manidardır. Sonra söyleyeceklerimi vazıh kılmak için bu misal işe yarar itikadındayım. İstanbul Darülmualliminin ve Darülfünunun yetiştirdiği Buhara'lı gençler Buhara mekteplerine sıra sokmak istediler. Şu üstünde oturduğunuz gibi sıralar. Bu, cedidi bir hareket idi. Bu cedidi harekette, mollalar derhal küfrü ve bid'ati keşfettiler: "Kiliselerde sıralar vardır, mektepte eczây-i Şerîfe, Kur'an-ı Kerim okunur. Mektep, şeriat derslerinin yeridir. Demek, kilisenin sırasını İslam mektebinin içine sokacaklar." Ne oldu bilir misiniz? Kıtal oldu; zavallı Buhara, düçarı esaret olduğu için, kanını başka yerlerde akıtması lazım gelen Buhara'nın çocukları "sıra mektebe girer mi, girmez mi" diye birbirlerinin kanını akıttılar.
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Sayfa 46 - Kültür ve Turizm Bakanlığı
Türk Ocağı büyük rehberin, inkılapçının emin ve harim bir kuvvetidir. Bize, Türk vatanı üstünde şahıs zorbalığını devam ettirmek isteyenler hakkında ne düşündüğünüzü ifade ettiniz. Parmaklarının ucunda kendi hesaplarına işleyebilecek yırtıcı tırnaklar muhafaza etmek isteyenler, hür bir vatanın havasında rahat rahat yükselmek isteyen istidatların kanatlarını parçalamaktan başka ne rüya görebilirler?
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Sayfa 11 - Kültür ve Turizm Bakanlığı
Türk Ocağı'nın temsil ettiği harsi ve içtimai milliyetçilik silahsızdır. Silahlarımız var, fakat kalplerimizde...

Ocak kurulduğu günden beri milliyetçi, halkçı, garpçı ve inkılapçı bir fikir cerayanının menbaı olmuştur. Türk Ocağı onaltı senedir Türk ruhunun manevi ufukları arkasında yavaş yavaş belirmeğe başlayan ve nihayet doğan son büyük inkılabın gönüllü askerlerini yetiştirmiştir.
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Sayfa 11 - Kültür ve Turizm Bakanlığı
Aziz arkadaşlar, Türk köylüsü ırkımızın köküdür. Köke giren hastalıkların tedavisi için başladığımız ihtimamdan nasıl vazgeçersiniz?
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Sayfa 7 - Kültür ve Turizm Bakanlığı
Aziz Ocaklı'ya

Çetin bir dağ yolunda senelerdir yürüyoruz.
Hareket noktasından uzaklaştıkça, ufuk genişliyor ve rüzgâr artıyor. Eski mâbet, eski ümit aşağıda, ovalarda kaldı. Kenarında dolaştığımız uçurumların dibinden mâzinin lâfzı ve şekli kaybolan şikayet ve itiraz uğultusu geliyor.

Aziz Ocaklı,

Milletinin târihinden vazife aldın ve birbirinden daha yüksek tepelere doğru yepyeni bir önderin rûya ve îmaniyle çıkıyorsun.
Genç kalbine büyük bir aşk sünuh etmiştir.
Sen Türk vatanı üstünde aşkın timsalisin! Aşkın yâni, yeryüzünün tanıdığı en büyük, en yaratıcı kuvvetin timsalisin!
Yokuşları tırmandıkça, ufkun genişledikçe asırlardır unutulmuş bir âlemi hayran gözlerinle tekrar buluyorsun.

Aziz Ocaklı,

Sevdiğin kadar asil, sevdiğin kadar yapıcı ve yükseltici bir insansın! Aşdığın yol, seni ıztırap kaynaklarına doğru götürüyor. Işıksız köşelerinde acısını söylemeğe tenezzül etmeyen bedbaht, fakat mağrur kardeşine şefkat ve teselliyi, iman ve şifâyı aşkın nur hâline koyduğu parmaklarınla sen uzatacaksın!
Köylerin ortasında ufak bir mektebin çatısı altında çalışan genç muallim, terkedilmiş ve ıssız kulübelere ücretsiz muâyene ve ilaç götüren doktor, biriken bir halk kalabalığına yeni sözü söyleyen genç hatip, tehlike günlerinde irâdesinin zırhlarına bürünerek dastanî bir kahraman gibi boğuşan genç zabit, şiirinin, resminin, mermerinin, âletinin başında yarınki Türk vatanına san’at şekilleri ve sesleri yaratan genç san’atkâr, sen içtimaî bir tarikatın, bir aşk mezhebinin müridisin.
Vazifen nedir diye soruyorlar?
Bütün rüzgârları yanık kokusu getiren harap bir memleketin üstünde, ihtiyaçlar ortasında bunalmış bir halkın karşısında, vazifenin ne olduğunu sana aşkın söyledi!
Sen birlik için çalışıyorsun.
Tâlihin ve târihin senden uzak düşürdüğü kardeşleri, bir akşam saatinde ocağının dışarıyı ve içeriyi aydınlatan kızıl ışığında tekrar görüp tanımadın mı?
Yaylalardan ovalara, ovalardan yaylalara göçen, Yörük Anadolu, köylerin ve kasabaların yerleşmiş halkı ile beraber, mezhep ihtilâfları içinde parça parça olmuştur!
Güneyde ve Doğuda millî harsına düşman iki lisan, hâkimiyetini gösteren bayrağının gölgesinde sana karşı mücâdele ediyor.
İstanbul kapılarında, Akdeniz kıyılarında eski Anadolu’nun en koyu Türk merkezleri etrafında dört beş yabancı lisan konuşulan kaç tane ufak Makedonya ve Kafkasya var?
Vatanının kuzeyinde, uğursuz bir cereyan senelerdir millî ruhunu aşındırarak içeri akmak için kendine taraf taraf köprü başları aramakla meşguldür.
Sen uyanıklık için çalışıyorsun!

Aziz Ocaklı,

Sen Türk’ün gören gözü, duyan kulağı, uyanık vicdanısın. Evvelkinden başka, yeni fâtih milletler uzun yollardan gelerek müdafaa mesafelerini aştılar, anayurdunun hudutlarına gelip yerleştiler; ufacık ada kırıklarına yapışarak sahillerine sokuldular. 
Aziz başın yastığının üzerinde derin uyumasın!
Sen ihtiyaca yardım edeceksin!
Memleketin hangi köşesinde isen, Ocağınla beraber o yerin ihtiyacına yardım edeceksin!
Vaktiyle dediler ki:
Ocağının mihrabı önüne parti düşmanlıkları ile gelenler, bu düşmanlıkları unuttular; ne büyük netice!
Bugün diyorlar ki:
Ufacık köy mektebinin kızları,şehir çocukları gibi temizliğe dost oldular; ne mübarek netice!
Kardeşlerinin kalbini avlamak için yabancıların uzak bir sâhilde açtıkları hastahâne, Ocağının küçük hastahânesi karşısında kapanıp gitmeye mecbur oldu.
Ne güzel gaza, ne güzel bir zafer!
Daha yolun uzundur, daha çok tırmanacaksın!
Olduğun yeri güzelleştir, intizamı te’sis et, hakkı tanı ve tanıt!
Gün içinde değil, zaman içinde düşün; kalbinden bir ân tarih hissi eksik olmasın. İhtirasa ve kıskançlığakarşı mücadele et!
Türk târihinin, Türk ruhunun en korkunç yarası, bu kıskançlıktır.

Aziz Ocaklı,

Kalbimde ve dimağımda iyi ve güzel ne varsa senin emrettiğin hizmet yolunda
kullandım. 
Tesellim odur ki; sen bunların daha güzelini söyleyecek ve beni bir baba kalbiyle mağrur edeceksin.

Aziz Ocaklı,

Yol daha uzundur, yapılacak şey yapılandan daha büyüktür, fakat; târihinin engin ufuklarından gelen ve senin genç ciğerlerini şişiren rüzgâr; Ocağının mukaddes ateşini durmadan parlatacaktır, çünkü: <<ufak ateşleri söndüren rüzgâr, büyük ateşleri yakar!>>

Hamdullah Subhi TANRIÖVER
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Sayfa 1 - Kültür ve Turizm Bakanlığı
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hamdullah Suphi Tanrıöver
Unvan:
Türk edebiyatçı, yazar, öğretmen, milletvekili, siyasetçi
Doğum:
İstanbul, 1885
Ölüm:
İstanbul
Hamdullah Suphi, İstanbul´da babasının adıyla anılan konakta doğar. Bu konak o tarihlerde edebiyat, ilim, siyaset adamlarının sohbet ettikleri yerlerdendir. Nitekim Divan Edebiyatı´nın son şairleri; Nevres Efendi, Hakkı Bey, Kâzım Paşa, Avni Bey ve Nâmık Kemal´in sık sık bir araya geldikleri Sami Paşa Konağı adeta bir bilim yuvası gibidir.
Ortaöğrenimini o denemde Osmanlı Devletinin batıya açılan tek sivil penceresi olan Galatasaray Sultanisi´nde tamamlar. Galatasaray´da okumanın kendisine sağladığı çok iyi bir Fransızca bilgisi sayesinde zamanın fikir akımlarını ilgiyle takip eder.
1904´da Galatasaray Sultanisi´ni bitiren Hamdullah Suphi, 1905´te Tütün İnhisarı Merkez İdaresi Tercüme Kalemi´nde stajyer memur olarak çalışmaya başlar. İşini beğenmeyen Hamdullah Suphi, "en çok sevdiğim meslek" dediği öğretmenliğe geçer. 1908´den itibaren çeşitli okullarda farklı dersler veren Hamdullah Suphi, Darülfünun´da verdiği "Hikmet-i Bedâyi"(Estetik), dersinde çok başarılı olur. Asıl onu üne kavuşturan faaliyeti ise, Osmanlı Devleti içindeki azınlıkların dayanışmasına ve faaliyetlerine karşı bir tepki olarak ortaya çıkan, milliyet esasına dayanan Türk Ocağı Cemiyeti başkanlığıdır. Resmi olarak 1912´de kurulup 1931 yılında ocağın kapatılarak Halk Evleri´ne dönüştürülmesine kadar hep başkan olarak kalmıştır. Türk Ocağı başkanlığı sırasında teşkilat kurma ve yaşatmada istisna bir yetenek olduğunu göstermiştir. Çalışkanlığı, bilgisi ve hitabet gücü sayesinde Türkçülük hareketinin halka ulaşmasında önemli rol oynamıştır.
İzmir´in Yunanlılar tarafından işgalini protesto eden mitinglerin hem tertipleyicileri, hem de ateşli hatipleri arasında yer alır. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı´na Saruhan ve Antalya´dan mebus (milletvekili) seçilir. Bu mecliste ve meclisin Felâh-ı Vatan Grubu´nda (Vatanın Kurtuluşu), bir yandan Misâk-ı Millî (Milli Sınırlar) ile millî mücadele lehine, bir yandan da İngiltere aleyhine etkileyici konuşmalar yapar. Sarayın ihanet içinde olduğunu söyler.
23 Nisan 1920´de açılan Birinci Büyük Millet Meclisine Antalya milletvekili olarak girer. Meclisin en tesirli konuşan hatiplerinden biri olarak, devamlı Mustafa Kemal Paşanın etrafında kenetlenmeyi telkin eder. Cumhuriyetimizin ilk Milli Eğitim Bakanıdır. 1923´de T.B.M.M´ye bu kez İstanbul milletvekili olarak katılır. 1925´de ikinci kez Maarif Vekilliği görevinde bulunur. 1927´de yeniden İstanbul Milletvekili seçilir. 1931 yılına gelindiğinde, yurtdışında elçi olarak görevlendirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda Kahire, Belgrad ve Bükreş elçiliklerinden birini seçmesi önerilmiş, o tercihini defalarca ziyaret ettiği ve özellikle Romanya sınırları içinde yaşayan 350 bini aşkın Müslüman ve Hıristiyan Türklerin yaşamakta olduğunu bildiği Romanya´yı tercih etmiştir. Bunun üzerine 20.05.1935 tarihinde Bükreş´e birinci sınıf elçi olarak atanmıştır. Daha sonra 1939 yılında da aynı görev yerinde büyükelçiliğe yükseltilmiştir. 1943´de İçel ve 1946´da İstanbul Milletvekili seçilir. 1950´de Demokrat Parti listesinden bağımsız Manisa Milletvekili 1954´de DP´den İstanbul Milletvekili olur. 1957 ´de Hürriyet Partisi adayı olarak katıldığı seçimi kaybeder ve siyasetten çekilir.
Tanrıöver´in "Namık Kemal" adlı ilk şiiri, Paris´te yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesinde çıkmıştır (1902). 1909´da Fecri Ati Topluluğuna katılan Tanrıöver 1911´de bu topluluktan ayrılarak, genç kalemler dergisi çevresinde gelişen Milli Edebiyat akımına bağlanır. 1912´de Milliyetçilik hareketinin İstanbul´daki merkezi olan Türk ocağına girer ve ertesi yıl bu kurumun başkanlığına getirilir. Türk Ocağı genel başkanı olarak Türkçülük ve Milliyetçilik yolunda çalışmalar yürütür. Etkili konuşmalarıyla güçlü bir hatip olarak tanınmıştır. İstanbul´da işgalci güçlere karşı düzenlenen açık hava toplantılarında daha sonra T.B.M.M kürsüsünde ve Kurtuluş Savaşı sırasında halkı aydınlatmak için gönderildiği Konya, Antalya gibi yerlerde hitabetin etkili örnekleri olan konuşmalar yapmıştır. Konuşmalarından seçmeleri, "Dağ yolu" (1928- 1931, 2 cilt), yazılarını da "Günebakan" (1929) adlı kitaplarda toplamıştır. 10 Haziran 1966´da ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 6 okur okudu.
  • 16 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.