Haris El Muhasibi

Haris El Muhasibi

Yazar
8.7/10
86 Kişi
·
300
Okunma
·
32
Beğeni
·
2262
Gösterim
Adı:
Haris El Muhasibi
Tam adı:
Ebu Abdullah Hâris bin Esed el-El-Basrî, İmam Muhasibi, Ebu Abdullah Haris El-Muhasibi
Unvan:
Muhâsibî Ekolü Kurucusu, Din Alimi, Yazar
Doğum:
Basra, Irak
Ölüm:
Bağdat, Irak
Hâris el-Muhâsibî, İslâm Dünyâsı’nın siyâsî ve düşünce yaşamı olarak paramparça olduğu, her ikisinde de otorite mücâdelesinin verildiği karışık bir zamanda Dünyâ’ya gelmiştir.

İkinci İslâm halîfesi Ömer bin Hattab’tan sonra Osman bin Affan ve Ali bin Ebî Tâlib’in şehit edilmeleriyle başlayan siyâsî karışıklık sâdece siyâsî bölünmelere değil, aynı zamanda mezheplerde ve düşüncede bölünmelere sebebiyet verdi. Dördüncü halîfe ve taraftarlarına düşman olan Emevîler, üçüncü halîfe Osman ve taraftarlarına düşman olan Şiîler, önceleri Ali’ye taraftar olup sonra Amr bin el-As’la anlaşmasından dolayı ona da düşman olan Hâricîler ve herhangi bir gruba düşmanlığı olmayan Ehl-i Sünnet gibi pek çok fikrî cerayanlar oluşmuştu.

El-Muhâsibî’nin doğduğu Basra, Mu’tezile okulunun da kurulduğu yerdir. O zamanlar özellikle kader ve insan irâdesinin özgürlüğü meselesinde farklı farklı inanç ekolleri türemişti. Kaderci olan Cebrîye, aynı zamanda Emevî iktidârının desteklediği bir mezhepti. Mu’tezileyse Abbâsi iktidârı zamânında desteklenmiştir. Hasan El-Basrî ekolünden gelen Ehl-i Sünnet, yâni Sünnî inanışıysa Ebu Hanîfe (H. 150), İmam Mâlik (H. 179), İmam Şâfiî (H. 204) ve İmam Ahmed bin Hanbel (H. 150) ile temel ilkelerini belirleyip sistematikleştirilmişti. Ebu Hanîfe ve Ahmed bin Hanbel, bulundukları devrin iktidarları tarafından değişik işkencelere mâruz kalmış ve nihâyetinde şehit edilmişlerdir.

Hicrî 3. asır, Mu’tezile mezhebinin ve Şiîliğin Abbâsi hilâfeti tarafından rağbet gördüğü yıllardır. Abbâsi halîfesi El-Me’mun, hocalarını Mu’tezile ve Şiî seçmişti. Hocalarının telkinleriyle minberden Şiîlerin düşman olduğu peygamberin arkadaşıMuâviye hakkında lânetler okutmuş, halkı ve âlimleri Mu’tezile olmaya zorlamıştır. Ahmed bin Hanbel ve birkaç âlim dışında herkes bu baskılara boyun eğmek zorunda kalmıştı. Aynı baskılar El-Mu’tasım zamânında da devam etmiş, bu devirde Ahmed bin Hanbel Sünnîlik’in bayraktârı olmuştur. Hicrî 219 yılında Ahmed bin Hanbel’e Kur’ân’ın mahluk olduğunu söyletmek için 30 kırbaç vurdurmuş, kendisinden sonra gelen El-Vâsık’sa Kur’ân’ın mahluk olduğunu kabul etmeyen Ahmed bin Nasr-ul Huzâî’yi H. 231 yılında öldürtmüştür. Ahmed bin Hanbel’in de ev hapsinde tutulmasını emretmiştir.

Sonuçta bu çağ günümüze kadar etkisini sürdüren olayların vukû bulduğu bir çağdır.

Hâris el-Muhâsibî’nin annesinin Sünnî, babasının ise Kaderî olup aralarında bu nedenle fikrî tartışmaların olduğu söylenmektedir. Buradan el-Muhâsibî’nin kültürlü bir ailede yetiştiği sonucu çıkarılabilir. Zâten o zamanlar Kadercilik aristokrat kesim tarafından kabul görüyordu. Bir rivâyete göre Hâris, insanların etrâfını sardığı bir halde Bağdat sokaklarının birinde babasının yakasına yapışıp Annemi boşa! Onun dîni ayrı, senin dînin ayrı! diye bağırmıştır.Buradan kendisinin çocukken de annesinin tarafında, yâni Sünnî olduğu çıkartılabilir.

Hâris el-Muhâsibî’ye babasından büyük miktarda bir para mîras kalmış, ancak bu mîrâsı takvâya uygun görmediğinden ve mesleği tasavvuf olduğundan almamıştır.

 
Yaşı küçük biriyle karşılaşırsan,
"Bu Allah'a henüz isyanda bulunmamıştır. Ben ise çok günah işledim, öyleyse kuşkusuz bu benden daha hayırlı biridir." diye düşün.

Yaşı büyük biriyle karşılaşırsan,
"Bu benden önce Allah'a kulluğa başlamıştır." diye düşün.

Alim birisiyle karşı karşıya gelirsen,
"Buna bana verilmeyen ilim verilmiştir, benim bilmediklerimi bilmektedir, bir de bildikleriyle amel etmektedir." diye düşün.

Karşına gelen kimse cahil biriyse,
"Bu, cehaleti sebebiyle Rabbine isyan etmiştir. Ben ise bildiğim halde isyan ediyorum! Öyleyse o benden üstündür. Bir de onun ve benim akıbetim nasıl olacak hiçbir bilgim yok." diye düşün.

Eğer karşına kâfir birisi çıkarsa,
"Bu adam ileride müslüman olur, ömrünü hayırlı amellerle tamamlar; bense, küfre düşebilirim, ömrümü kötü amellerle bitirebilirim." diye düşün.
Başkasının gördüğü yerde namaz kılıp onu eksiksiz eda eden, yalnız kaldığında hızlı kılıyorsa, bununla Allah'ı hafife almış olur.
Allahım! Halkın gözünde alenî olarak yaptıklarımın süslü, halvette, kendi başıma gizli yaptıklarımın çirkin olmasından sana sığınırım.
Zikretmeyen kalbe gelen duyguyu, kalp hemen kabul edebilir. Çünkü, ne ahiret zikrinden neşet eden nura ne de Allah'la meşgul olmaktan doğan güce sahiptir.
Nefsin içinde üç düğüm vardır: övülme sevgisi, yerilme korkusu ve insanların elindekine karşı aşırı arzu.
550 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
İnceleme yazmama adetimi teorikte bozmamış olsam da pratikte bozuyorum. Zira birazdan okuyacağınız satırlar tam anlamıyla bir kitap incelemesi değil. Kitap ve yazarıyla ilgili bir kardeşimin sorusuna verdiğim basit bir his aktarımı. Yorumlar arasında kaybolsun istemedim ve belki merak edenlerin kitabı okumasına vesile olursa ne güzel olur.

Muhasibi merhum ile yeni tanıştım. İmam Şafinin talebesi, Gazali ve Bağdadi gibi alimlerin hocası. Nefsini sürekli muhasebe eden anlamındaki künyesini o kadar iyi hakediyor ki. Kitapları genelde bir talebe ile hocası arasında soru cevaplar şeklinde olma eğiliminde, başlık başlık konu anlatımları da var. Tasavvufla ilgili, nefis muhasebe ve terbiyesi, kalbin hastalıkları ve çözüm yollarına dair adeta bir ders, konuyla ilgili literatür kitabı gibi. Bu yüzden tekrar tekrar okunsa, içindekilerden derdine bakıp da dermanını öğrenme şeklinde okunsa yeri. Muhasibi okurken, aa bu dert benim nefsimde de var diyebiliyorsun. Burada iki şeyi farkediyorsun; ya nefsindeki, kalbindeki sıkıntıyı fark bile etmemişsin, onu murakabe ve muhasebe etme alışkanlığı edinmemişsin, hiç check uptan geçmemişsin ya da fark etmişsin lâkin sorunun çözümü noktasında doğru soruyu sorma noktasında aciz kalmışsın, soruya kalbin eriştiyse cevabını yeterince merak etmemişsin, merak etmişsen soracak kimseyi bulamamışsın, bulmuşsan kalbini tatmin edecek cevap alamamışsın... Nihayetinde soru sorma, muhasebe etme hasleti, alışkanlığı geliştirmemişsin. Zira bastırmadığın, görmezden gelmediğin, ertelemediğin her soru kalbini uyanık tutar, gözleri kapanan bir uykulunun yüzüne su çarpmak gibi adeta ve her soru seni yeni bir soruya ileten bir chechpoint, bir kontrol noktasıdır aslında oraya kadarki ilerleyişinin kaydedildiği. Eriştiğimiz her soru, bir rütbe bir mevkîdir. Muhasibi, en çok bunu öğretiyor. Soru sormanın güzelliğini, rahatsız bir nefsin, uyanık bir kalbin güzelliğini. Allah ondan razı olsun.
96 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kitaptan önce yazarıyla ilgili bişe söylemek isterim Haris el-Muhasibi, nefsini çok sık hesaba çektiği ve haramlara cok dikkat ettiği, takvası yüksek olduğu için bu şekilde anılmıştır. Mübarek yazar, elini uzattığı bir yiyecek haram olduğu zaman damarı hareket etmeye başlarmış. Nasıl bir takva ! Tabiki de böyle bir yazarın kitabı da okunmaya değer. Ben bu kitabın başka yayınlarda uzun versiyonu var mı bilmiyorum açıkçası ama kesinlikle varsa okumak isterim.
Ölüm ve ahiretle ilgili çok ayet ve hadis duymuşuzdur, bu kitabın diger hadis kitaplarından farkı ne derseniz eğer; kitapta o ayetler ve hadisler sanki siz kıyametten mahşer anına kadar önce cehennem, sonra da cennet hayatını yaşıyorsunuz gibi hikayeleştirilmiş. Gözünüz dünyadan geçiyor, ruhunuz gibi sonsuz mutluluğu, lezzeti istiyorsunuz.

Bazen insanın silkelenmesi gereken zamanlar oluyor, bu kitap öyle bir zamanda geçti elime benim. Ama en az 2-3 kez okumalıyım. 96 sayfa olması da ayrı bir avantaj tabi. Bir çok yazarın yüzlerce sayfada hissetiremedigini Rabbim bu yazar vesilesiyle yazdırıyor ve bizler de nasibimizi alıyoruz inşallah.

[ Bu sitede gercekten cok güzel inceleme yazan kisiler var, ben de onlar gibi yazıp bu kitabı birkaç kişinin daha okumasını sağlamayı cok isterdim ama maalesef bu kadarı geliyor elimden. Inşallah güzel inceleme yazan arkadaşlardan bu kitabı okuyan ve size kitap hakkında daha güzel bilgi veren biri çıkar da okursunuz ve bana da dua edersiniz :) ]

Kitapla kalın. :))
120 syf.
·3 günde·8/10
Öncelikle bu kitabı kendinizi tanıyarak ve düzeltmek için aldıysanız, nefsinize bir çalım atmışsınız demektir. Tebrikler. Ancak birine sen gösterişlisin diye aldıysanız yada okuduktan sonra bu tavırlarla birine verdiyseniz işte o zaman yine riyaya düşmüşsünüzdür ve nefsiniz kazanmıştır. Çünkü bunu söyleminin çok daha güzel yolları vardır. Kitaba gelecek olursak Kitabı beğendim yer yer tekrar etsede güzel ve sağlam bir kitap. Okuduktan sonra bazı huylarımı değiştireceğim diyorsunuz. Bizim hiç bilmediğimiz kısımlar bile riyaya giriyor. Mesela birine anlattığınız dersin nasıl olduğunuu sormanız bile( tabiki burdaki amaç iyi olduğunu duymak övülmek hissi ise). Kitap cidden güzel bu zamanda kesinlikle nerdeyse hepimizin her müslümanın okuması gerektiğini düşünüyorum . Çünkü nerdeyse hepimizde var riyalık. Bunuda unutmamalıyız Riya = Küçük Şirk ve buna göre davranmalıyız :) Alıp okuyacaklar hiç pişman olmayacaklar . İncelemenin sonuna kadar okuyan arkadaşlardan da ayrıca Allah razı olsun :))
96 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
bizim daima unutmak hiç hatırlamamak yakınlarımıza hiç uğramamasını istediğimiz ölümü konu alan yazarımız şahane bir şekilde ölüm olayını anlatmıştır.
550 syf.
İnsanın kendisini ve Allah ile olan ilişkisinde samimiyetin nasıl olacağını keşfettiği ve bahse konu samimiyeti yeniden inkişaf etmesine yardımcı olabilecek muhteşem bir eser.
96 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Şuan güllük gülistanlık yaşıyoruz.. Belki biçok şey umurumuzda bile değil, birçoğumuzun hedefi var.. Fakat gözden kaçırdığımız ve her an bizi bulabilecek birşey var.. ÖLÜM!! Ölüm anını ve ölümden sonraki hayatı, biz yaşayanlara hadis ve ayetlerle anlatan güzel bir kitap.. Ne üzere can vermek istiyorsanız, öyle yaşayın!!
248 syf.
·9/10
İstisnasız olarak her takipçime önerebileceğim bir eserdir. İslamın edebiyle yaşamak isteyenlerin başucu bir eseri. Tabiri caizse delikanlı bir Müslüman olmayı anlatan güzide eserlerden biri. Kaypak, ciddiyetsiz, laubali bir şahsiyetten uzak bireyler olma yolunda taktikler veren bir eser.

Bir de eseri Abdulfettah ebu Gudde şerhi ile okumak var. Bu da ayrı bir hava ve ruh katıyor esere.
96 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Çok küçük bünyeli bir kitap olmasına rağmen, cennetin güzelliklerini ve cehennemin korkutuculuğunu, azabını en iyi tattıran ve yaşatan bir kitap tabiki inancı olanlar için :) Haris el-Muhasibi'den Allah razı olsun Allah rahmet eylesin... "Kitap Aşkınız Bol Olsun... :)"
96 syf.
·10/10
İnsan doğar, yaşar, ölür. Nasıl yaşarsan öyle mi ölürsün bilmem ama; dünyada nasıl yaşarsan öyle kabirde de, ahirette de karşılığını alırsın. Eğer ölümünüz, kabir hayatınız, mahşerde yaşayacaklarınız, cennet veya cehennemde (sonumuzu ancak Allah bilir) yaşayacaklarınız gözünüzün önüne gelsin istiyorsanız, doğru kitabı elinize aldınız demektir. Bismillah deyin ve başlayın.
96 syf.
·3 günde·6/10
kitap hacmi büyük kendisi büyük olarak dillendiriliyor çevirmen tabiriyle. Bir yere haklı kadar özellikle kitap cehennem kısmını çok güzel anlatılmıştır. Ancak cennet kısmı sınıfta kalmış bir kitap. Çünkü bu kadar az bilgi (hadis-ayet) olan bir kısmı ballandırma ballandırma ve acayip içerik bilgi vermiş. insan Soruyor nerden öğrendin bu bilgileri. Yani Iyi gosterecek diye çok içerik yazmış, ancak bilgisizlik yüzünden çok hayal ürünü duruyor. O yüzden cehennem kısmına kadar iyi sonrasi cennet bölümü sınıfta kalmış hatta dönem uzattıp bölümden atılmış. O kadar skntılı =) ama okumanız çok birşey kayıp ettirmez. Yanlışları bilerek okursaniz. Yarar sağlar bazı yerlerde(özellikle cehennem) de bazı yerlerde de abi nerden biliyon bu kadaar detaylı diyip gülümsersiniz =)

Yazarın biyografisi

Adı:
Haris El Muhasibi
Tam adı:
Ebu Abdullah Hâris bin Esed el-El-Basrî, İmam Muhasibi, Ebu Abdullah Haris El-Muhasibi
Unvan:
Muhâsibî Ekolü Kurucusu, Din Alimi, Yazar
Doğum:
Basra, Irak
Ölüm:
Bağdat, Irak
Hâris el-Muhâsibî, İslâm Dünyâsı’nın siyâsî ve düşünce yaşamı olarak paramparça olduğu, her ikisinde de otorite mücâdelesinin verildiği karışık bir zamanda Dünyâ’ya gelmiştir.

İkinci İslâm halîfesi Ömer bin Hattab’tan sonra Osman bin Affan ve Ali bin Ebî Tâlib’in şehit edilmeleriyle başlayan siyâsî karışıklık sâdece siyâsî bölünmelere değil, aynı zamanda mezheplerde ve düşüncede bölünmelere sebebiyet verdi. Dördüncü halîfe ve taraftarlarına düşman olan Emevîler, üçüncü halîfe Osman ve taraftarlarına düşman olan Şiîler, önceleri Ali’ye taraftar olup sonra Amr bin el-As’la anlaşmasından dolayı ona da düşman olan Hâricîler ve herhangi bir gruba düşmanlığı olmayan Ehl-i Sünnet gibi pek çok fikrî cerayanlar oluşmuştu.

El-Muhâsibî’nin doğduğu Basra, Mu’tezile okulunun da kurulduğu yerdir. O zamanlar özellikle kader ve insan irâdesinin özgürlüğü meselesinde farklı farklı inanç ekolleri türemişti. Kaderci olan Cebrîye, aynı zamanda Emevî iktidârının desteklediği bir mezhepti. Mu’tezileyse Abbâsi iktidârı zamânında desteklenmiştir. Hasan El-Basrî ekolünden gelen Ehl-i Sünnet, yâni Sünnî inanışıysa Ebu Hanîfe (H. 150), İmam Mâlik (H. 179), İmam Şâfiî (H. 204) ve İmam Ahmed bin Hanbel (H. 150) ile temel ilkelerini belirleyip sistematikleştirilmişti. Ebu Hanîfe ve Ahmed bin Hanbel, bulundukları devrin iktidarları tarafından değişik işkencelere mâruz kalmış ve nihâyetinde şehit edilmişlerdir.

Hicrî 3. asır, Mu’tezile mezhebinin ve Şiîliğin Abbâsi hilâfeti tarafından rağbet gördüğü yıllardır. Abbâsi halîfesi El-Me’mun, hocalarını Mu’tezile ve Şiî seçmişti. Hocalarının telkinleriyle minberden Şiîlerin düşman olduğu peygamberin arkadaşıMuâviye hakkında lânetler okutmuş, halkı ve âlimleri Mu’tezile olmaya zorlamıştır. Ahmed bin Hanbel ve birkaç âlim dışında herkes bu baskılara boyun eğmek zorunda kalmıştı. Aynı baskılar El-Mu’tasım zamânında da devam etmiş, bu devirde Ahmed bin Hanbel Sünnîlik’in bayraktârı olmuştur. Hicrî 219 yılında Ahmed bin Hanbel’e Kur’ân’ın mahluk olduğunu söyletmek için 30 kırbaç vurdurmuş, kendisinden sonra gelen El-Vâsık’sa Kur’ân’ın mahluk olduğunu kabul etmeyen Ahmed bin Nasr-ul Huzâî’yi H. 231 yılında öldürtmüştür. Ahmed bin Hanbel’in de ev hapsinde tutulmasını emretmiştir.

Sonuçta bu çağ günümüze kadar etkisini sürdüren olayların vukû bulduğu bir çağdır.

Hâris el-Muhâsibî’nin annesinin Sünnî, babasının ise Kaderî olup aralarında bu nedenle fikrî tartışmaların olduğu söylenmektedir. Buradan el-Muhâsibî’nin kültürlü bir ailede yetiştiği sonucu çıkarılabilir. Zâten o zamanlar Kadercilik aristokrat kesim tarafından kabul görüyordu. Bir rivâyete göre Hâris, insanların etrâfını sardığı bir halde Bağdat sokaklarının birinde babasının yakasına yapışıp Annemi boşa! Onun dîni ayrı, senin dînin ayrı! diye bağırmıştır.Buradan kendisinin çocukken de annesinin tarafında, yâni Sünnî olduğu çıkartılabilir.

Hâris el-Muhâsibî’ye babasından büyük miktarda bir para mîras kalmış, ancak bu mîrâsı takvâya uygun görmediğinden ve mesleği tasavvuf olduğundan almamıştır.

 

Yazar istatistikleri

  • 32 okur beğendi.
  • 300 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 297 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.