Hasan Ali Ediz

Hasan Ali Ediz

Çevirmen
8.3/10
456 Kişi
·
1.173
Okunma
·
5
Beğeni
·
107
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
336 syf.
·2 günde·10/10
Kuzey Yayınları'nın ilk baskısında (Mart 1985) piyasaya sürülmüş olan Soytarı, bir şekilde benim kütüphaneme girmiş ve o eski sayfalarının arasında bir kez daha kaybolarak büyük bir zevkle okuduğum Gorki başyapıtıdır. Çevirisi, Hasan Ali Ediz’in o akıcı, muhteşem 1985 Türkçesi ile yapılmış ve toplamda 123 sayfa olan bir kitaptır. Kitap ile ilintili bu bilgileri verdim çünkü sitede de ekli olan “Engin Yayıncılık” tarafından piyasada bulunan kitap yine Hasan Ali Ediz çevirisi kullanılmasına rağmen 336 sayfa olarak yayımlanmıştır. Acaba kısaltılmış metnini mi okudum diye yola çıkarak yaptığım araştırmalardan sonra gördüm ki Maksim Gorki’nin hikâyelerinin yanısıra başka yazarların farklı hikâyelerinin de mevcut olduğu bir yayım olduğunu fark ettim ve okuyacak olan arkadaşların farkında olması gereken bir durum olarak gördüğümden durumu izah etmiş bulundum.

Gelelim kitabın incelemesine. Soytarı, kitabın içerisinde bulunan hikâyelerden sadece birisinin ismidir. Eğer ki ben yayıncı olsaydım ve hikâyelerden birinin adını kitaba verecek olsaydım “Seyirciler” adlı hikâyesinin ismini verirdim. Verir miydim acaba? İşin açıkçası iyi ki de yayıncı ben değildim çünkü isim verme hususunda en güzelini, en etkileyici olanını seçmek neredeyse imkânsız benim nazarımda. Sanıyorum hikâyeler, birazda Hasan Ali Ediz’in çeviride ki başarısından kaynaklı, okurken o kadar net zihninizde canlanıyor ki Gorki’nin betimleme hususundaki başarısına bir kez daha hayran kalıyorsunuz. Gorki, öylesine farklı bir yazar ki sadece 2 sayfalık bir hikâyede bile sizi etkisi altına alıyor ve düşüncelere boğuyor. Gerek konu seçimi gerekse olayları gözlemleme bakımından farklı, bir o kadarda yetenekli bir yazar.

Kitapta dönemin toplumsal bozukluklarına ve bireylerin duyarsızlıklarına Gorki’nin olağanüstü gözlem yeteneğinin farkındalığı ile tanık oluyorsunuz. Beni bıraksanız kitabın her bir hikâyesi hakkında sayfalarca yazabilirim. Ancak bu noktada, incelememi burada bitiriyor ve okuyacak olan arkadaşların okuduktan sonraki düşüncelerini sabırsızlıkla bekliyor olacağımı belirtmek istiyorum. Kitabın gereken ilgiyi görmesini temenni ediyor ve ilk defa okuyacak olan o şanslı arkadaşlara da keyifli okumalar diliyorum.
354 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
muhteşem bir kitap.1961 yılı nobel edebiyat ödülünün yazara, bu kitabından dolayı verildiği sözlerinin ne kadar doğru olduğunu insan okuyunca anlıyor.kitapta,yazar,sadrazam Sokollu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Drina köprüsünün yapılışını ve yaklaşık 400 yıllık tarihini,hemen yanı başındaki Vişegard kasabasını ve bu kasabada çeşitli dönemlerde yaşamış insanları ön plana çıkararak bize anlatıyor.köprü üzerinde gerçekleşen önemli olaylar,yaşanan dramlar,o dönemlerdeki insanların yaşayış tarzları,farklı dinlerde ve milliyetlerde olmalarına rağmen dönem dönem değişen ilişkileri tamamen objektif bir şekilde bizlere yansıtılıyor.özellikle halkın,din,milliyet .vs ayırımı olmadan sorunsuzca birlik içerisinde çoğu zaman yaşadıkları ve yaşama istekleri vurgulanıyor ama mutlaka birilerinin de bunu engellemeye çalıştıkları kitap içerisinde bir çok defalar yer alıyor.ayrıca bölgenin doğal güzellikleri de sık sık tekrarlanıyor.savaşın ne kadar kötü olduğu,bundan her dönemde masum halkın çok daha fazla zarar gördüğü defalarca verilen örneklerde gösteriliyor.ayrıca köprünün ve kasaba bölgesinin Bosna civarında olduğu da düşünülürse,O bölgede yaşayan insanların yüzyıllardır çektikleri dramların,kitap yazıldıktan sonrada devam ederek günümüze kadar geldiğine (özellikle Bosnalı Türk ve müslümanların )yakın tarihimizde yaşadığımız olaylardan dolayı,bizler de tanıklık etmiş oluyoruz.kitabı, hem belgesel,hem tarih,hem kısa hikayeler,hem de baş kahramanının bir köprü olduğu büyükçe kalın bir roman olarak kabul edebiliriz.baştan son cümlesine kadar kesinlikle sıkılmadan adeta arka arkasına gelen olayları merak içerisinde okuyorsunuz.tabiiki büyük bir dram içerisinde yaşayarak.her satırda o bölgelerin bir zamanlar bizlerin idaresinde olduğunun ve elimizden alınıp,insanlarımızın yaşadığı onca acıların verdiği ızdırap ve iç burukluğunu hissediyorsunuz.açık söyleyeyim ben bu duyguyu hep yaşadım okurken. bence bu kitabı okumamak gerçekten büyük bir eksiklik olur.o topraklarda yaşananları,o dramları mutlaka okuyup bizzat hissetmek gerek diyorum.ve sadece edebiyat,tarih,siyaset...vs ile ilgilenenlerin değil herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
354 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Drina Köprüsü, 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış, aslen Hırvat asıllı Sırp yazar Andriç’in en çok bilinen romanı. Edebi ve estetik açıdan kalitesi tartışılmaz. Buram buram Osmanlı kokan Bosna Hersek’in tarihi bir panaromasını yansıtmış adeta yazar bu eserinde.

Sokullu döneminde inşa edilen ve esere adı verilen Drina Köprüsü’nün, temel karakter olduğu tarih kokulu bir kitap. Neler görüyor bu köprü neler! İsyanlar, savaşlar, idamlar, işkenceler, intiharlar… Drina Köprüsü, o dönemde Türkler için çok ehemmiyetli ve eserde ehemmiyeti şu sözlerle anlatılıyor. “Drina’nın yatağı üstünde güvenilir, temelli biricik geçittir, Bosna’yı Sırbistan’a, oradan da daha uzaklara, Osmanlı İmparatorluğu’nun öteki bölgelerine, hatta ta İstanbul’a kadar bağlayan biricik bağdır.”

Ne pahasına olursa olsun bu köprü gavurun eline geçmemelidir. Ancak bu arzu asla gerçekleşemeyecektir. Türkler kendini bu köprünün Avustralyalılara teslim edilmeyeceğine o kadar inandırmışlardır ki, köprünün ayrıca bir evliya tarafından korunduğuna ve gerektiğinde düşman kuvvetlerine karşı bu evliyanın savaşacağını düşünmektedirler. Bu ise eserde şöyle anlatılıyor; “Bu köprü bir vezirin hayratıdır. Bu köprünün gavur kuvvetlere geçit vermediği yazılıdır. Onu biz değil de ne kılıcın ne de tüfeğin etkilemeyeceği‘bir evliya koruyor. Düşman gelince o mezarından kalkacak, köprünün ortasında dikilecek...”

Yazar eserinde Türkleri barbar bir topluluk olarak nitelemiş. Ancak buna fazla takılmadım tabiki. Çünkü yazar aslen olmasa da bir Sırp. Onun bize olan düşmanlığından mübalağalı bir şekilde bahsetmesini çok normal buluyorum. Ancak şunu da ifade etmeliyim ki, romanın başlarında, Abid Ağa’nın yaptığı zulümleri öğrenen Sokullu’nun, yerine Arif Bey’i görevlendirmesi yazarın objektif tutumunu zaman zaman takındığını gösteriyor bizlere. Yani demem o ki, eseri okurken içinizdeki milliyetçilik duygularınızı biraz bastırmanız gerekiyor. Türkler aleyhine yazılan onca olumsuz şeylere karşın, benim ecdadıma olan saygım ve sevgim ziyadesiyle arttı diyebilirim.

Şimdi dikkatinizi bir başka konuya çekmek isterim. Osmanlı’daki sanat, bu eserde kusursuz anlatılmıştır. Çünkü o dönemde yapılan ve defalarca savaş, sel gibi felaketlere maruz kalan köprünün bugün bile hala dimdik ayakta kalması, eşsiz sanatın göstergesi değil mi? Ya o dönemin eşsiz güzellik ve incelikte olan ve oradan gelip geçen yolcuların bir günlük konaklaması için yapılan bol sanatlı kervansaray, Osmanlı Devleti’ni gerici gösterenlere verilen en büyük cevaplardan biri değil mi? Yorum sizin…

Okunmasının gerektiğini düşünüyorum bu eserin. Tarihe meraklı olanların hele hele hiç kaçırmaması gerektiğini.

Saygılarımla,
354 syf.
·8 günde
Bir balkan edebiyatı klasiği. 400 yıllık bir vatan hikâyesi, bu vatanın baş kahramanı olan bir köprü. Köprü deyip geçmeyin, yeri geliyor birleştirici, yeri geliyor ayrıştırıcı role bürünen köprülerin insanlık tarihinde, medeniyetlerin kaynaşıp gelişmesinde öyle önemli görevleri var ki.
İşte İvo Andriç, Bosna-Hersek’te bulunan Drina Köprüsü’nün hikayesiyle Hırvat, Sırp, Boşnak gibi etnik kökenlerin nasıl bir arada yaşadığını; efsanelerle, masallarla, öykülerle köprünün yapımından 1900lü yıllara kadar ilmek ilmek işlemiş.
Okurken de, okuduktan sonra da orada olmak isteyeceğiniz, tam bir cennet diyebileceğimiz yerde. Yüzyıllardır yaşanan ölümler, savaşlar, aşklar, hurafeler aklınızda yer edecek.
Yer yer zor ilerlese de, bittiğinde koca bir vatanın, insanların, çağın getirdiklerinin nasıl etkilendiğini okumak ayrı bir zenginlik verecek.
Kitap ağacı klasikler kulübü olarak ilk kitabımızdı.
Güzel eserlerle devam etmek dileğiyle...
354 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Okuduğum önemli ve güzel olan eserlerin yanında yer aldı, Drina Köprüsü. 1961’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen bu eser beni çokça farklı duygu ve düşüncelere götürdü. Öncelikle şunu söyleyeyim, okuması benim için uzun ve yorucu oldu. Yaklaşık 10 günde okudum.

Başkahramanının bir tarihi yapıt oluşu, oldukça özgün bir eser olmasını sağlıyor. Uzun yıllar varlığını sürdüren bir şehir, bir yapıt, bir ağaç ile karşılaşsam oturup düşünürüm, kim bilir nelere şahit oldu diye, hatta çok uzun bir zaman dilimi geçmese de düşünürüm bunu. Mesela yeni taşındığım bir eve yerleşirken duvarlarına dokunur, nelere şahit oldu acaba, mutlu bir aileye mi, mutsuz… diye. Bu açıdan bakınca tam da hislerime, merak ettiklerime, düşüncelerime tercüman olan bir kitap oldu.

Üç padişaha sadrazamlık yapmış Sokullu Mehmet Paşa’nın, Drina’ya yakın bir köyden devşirme olarak alınıp İstanbul’a gidişiyle başlayan, en görkemli dönemlerinde doğduğu yere mükemmel bir köprü inşa etmeye karar veren, yıllar ve zorlu olaylar sonrasında yapılan köprü etrafında yaşanan hikayeleri, savaşları, dostlukları, acıları, mutlulukları, yok oluşları anlatan bir kitap. Kitabı kapattığımda, 400 yıllık bir tarih anca bu kadar güzel anlatılabilir, dedim.

Bu yaklaşık 400 yıl boyunca en çok üzerinde durulması gereken olarak gördüğüm şey şu oldu; değişen insan ilişkileri! Köprü yapılmadan önce de ve yapıldıktan bir süre sonra da birden fazla dinin, etnik kökenin birlikte kardeşçe hür yaşadığı toprakların, başta savaşların etkisi olmak üzere, değişen dünya düzeni sonucu, eskiden birçok dine, millete köprü olmuş, Doğu - Batıyı birleştirmiş Drina, işlevini kaybetmiş. Yıllara meydan okuyarak hala ayakta kalmasına rağmen bu misyonu kaybetmesiyle en hazin kadere uğramış..

Kitap bana göre akıcı değildi, ama bitirdiğinizde iyi ki okumuşum diyebileceğiniz bir hikayesi vardı. Çeviri harikaydı. Ivo Andriç değil de üzerinde Türk bir isim yazsaydı hiç yadırgamazdım. Bunda hem çevirinin etkisi var hem de hikayenin, daha doğrusu hikayenin geçtiği toprakların.. Hiç yabancılık çekmeyeceğiniz yöreler ve karakterler karşılıyor sizi. 350 sayfalık bir kitap. 24 bölümden oluşuyor. Her bölümde Drina Köprüsü ile bağlantılı farklı karakter ve hikayeler yer alıyor. Her bir hikaye üzerine uzun uzun konuşulabilir, ağlanabilir ya da gülünebilir..

Ben keyifle okudum. Ölmeden gitmek isteyeceğim yerler arasında yerini aldı. Umarım bir gün okuduğumuz hikayelerin karakterlerini Fato’yu, Radisav’ı, Yelisev’i, Mile’yi, Milan’ı, Lotika’yı, Ali Hoca’yı… o topraklarda anarız..

Herkese keyifli okumalar..

İg: Rukiye Ekinci
Youtube: Rukiye Ekinci
https://www.youtube.com/...8cuaF8-OQQ&t=11s
354 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Nasıl anlatsam ki bu kitabı?

Hayatta en hayran olduğum şeylerden biri farklı aidiyetlere, sahip insanların bir arada, canciğer dost olmasalar da birbirlerini üzmeden, hoşgörüyle yaşayabilme kabiliyetidir. Sen sensindir, ben benimdir ve burada sorun teşkil edecek bir durum yoktur. Böyle de yaşayabilir, iletişim kurabiliriz. Bu bana insanın en çok insan olduğu zamanmış gibi gelir. Ve bu kabiliyet, bana Balkan coğrafyasını hatırlatır, geçtiğimiz yüzyılda yaşananların aksine… Kitapta okuduğum gibi bu coğrafyada insanlar, üzerlerinde bir baskı hissetmediklerinde, farklılıklara rağmen aynı kasabada birlikte yaşayabiliyorlardı. Hatta bir yerde şöyle bir deyiş olduğu söyleniyordu kasabada: İmamla papaz gibi sevişmek... Bugünün dünyasında hayran olunası bir şey..

Bu bakımdan kitabın başkarakterinin bir köprü, yani birleştirici unsur olması bana hiç de tesadüfmüş gibi gelmiyor. Aksine harika, harika bir fikir bu!

Kitap, Vişegrad kasabasının, Osmanlı hakimiyeti altında olduğu zamanlardan 1. Dünya Savaşının başlangıcına kadarki 350 yıllık değişimini muazzam bir anlatıyla okuyucusuna sunuyor. Köprünün yapılışıyla başlayan hikayemiz, ne salt tarihe odaklanıyor, ne de kasabada insanların başından geçen olaylara. Bu ikisini o kadar güzel harmanlıyor ki sayfaları hem daha hızlı çevirmek istiyorsunuz, hem de hemen bitmesin diye bekletmek. Ve, okurken sanki kasabada geziyor gibi oluyorsunuz. Köprünün yapılışına tanıklık ediyorsunuz, Abid Ağa sizi de bıktırıyor bazen. Arif beyi daha çok sever gibi oluyorsunuz. Uzun bir sürenin sonunda köprünün tamamlanmasıyla siz de kasaba halkı gibi ona hayran oluyor, siz de Kapiya’sında hayallere dalıyorsunuz... Söylemek istediğim şu: Her şey sanki tam olması gerektiği gibi. Bana öyle geldi ki o dönemlerde yaşasaydım karşılaşacağım şey, okuduklarımdan pek de farklı olmazdı.Hiçbir yapaylık yok anlatılanlarda; kitaba, karakterlerine ne bir şey ekleyebilir ne de bir şey çıkarabilirsiniz. Yani en basit tabiriyle bu kitap “olmuş”.

Kasabanın Osmanlı dönemindeki yaşantısını görüyoruz önce. Sonra isyanlar dönemindekini. Avusturya hakimiyeti altına girişini... Vişegrad’da yönetimler değişir
Buna bağlı olarak yeniliklerle tanışır Vişegrad. Kimi zaman bazılarına, değişimleri kabullenmek zor gelir, Ali Hoca’ya mesela. Bu değişimler onu tereddütte bırakır. Ama Vişegrad burası. Şöyle diyordu: “... Ama eyerin üstüne bağdaş kurmuş, dümbelek çalarak avaz avaz şarkı söyleyen birine rastlarsan sakın vurma!.. Ve ellerini kana bulama,bırak geçsin. Çünkü o Vişegradlıdır ve beş parasızdır. Onların cebi para tutmaz.” Halk işte böyle kaygısız, neşelidir ve genelde yeniliği çabuk kabul eder. Yenilikle birlikte köprünün o meşhur kapiyasında, konuşulan mevzular da değişir. Ama sanki nasıl desem… Değişmeyerek değişir gibi. Örneğin, Kapiya hala aşıkların hülyalara daldığı yerdir. Ama bir yandan zamanın siyasi otoritesinin hissedildiği yerdir, insanlar bu konuları kapiya’da konuşur ve bu sohbetler de otorite değişikliğinden bağımsız kalamaz tabii.

Yalnız kasabada değişmeyen bir şey varsa, o da Sokollu Mehmet Paşa’nın vakti zamanında yaptırdığı bu köprüdür. “Böylece: Köprünün yanında kuşaklar, birbirini kovalayıp geçiyor, sonra köprü, insanoğlunun kaprisleriyle, gelip geçici ihtiyaçlarından doğan izleri, bir toz gibi üzerinden silkip atıyor ve yine değişmez, değiştirilemez biçimiyle hep aynı olarak kalıyordu.”

Drina Köprüsü, son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı. Şahane bir edebi eser okumanın verdiği keyfin yanında, çok şey görmeme de yardımcı oldu. Sadece şu cümle bile: “Bugünkü kuşaklar daha çok hayatla değil de, hayat üzerine görüşleriyle meşguldü.” benim için tarifi imkansız bir kıymet taşımakta.

Bu kitapta, anlatmaya çabaladığımdan çok daha fazlası var, en iyisi okumak :) Kitabı çookça tavsiye ediyor, iyi okumalar diliyorum.
354 syf.
·9/10
Sadrazam Sokullu zamanında yapılan bir köprünün bulunduğu yerdeki insanların hikayesi anlatılıyor.Köprünün yapılmasıyla orada yaşayanların hayatları değişmeye başlıyor.Müslümanların,Sırpların ve Yahudilerin bir arada yaşadığı bir yer.Bu insanlar her zorluğa karşı birlikte karşı koyuyorlar,birbirlerine destek oluyorlar,bir arada huzur içinde yaşıyorlar. Ta ki Sırpların milliyetçilik ayaklanmaları başlayıncaya kadar.O zamandan sonra insanlar artık birbirlerine aynı şekilde davranmıyorlar.Birbirlerinden sürekli kuşku duymaya başlıyorlar.İyisiyle,kötüsüyle yaklaşık 400 yıllık bir zamanı anlatan bir roman.Romandaki karakterlerle bir arada yaşadığınızın hissini veren sizi içine alan bir roman
354 syf.
·8 günde·9/10
Bir yapı düşünün, romana baş kahraman olmuş bir köprü. Günlük hayatta sıradan bir şeymiş gibi bahsettiğimiz, çoğu zaman belki de basit bulduğumuz bir kelimedir 'köprü'. Halbuki daha ayrıntılı düşününce tek bir kelimenin derin anlamlar barındırdığını görürüz.

Tarih boyunca yapılan mimari eserler içerisinde en anlamlı olanlardan biridir belki de köprüler. Hep bir birleştirme olgusu vardır. Kimi zaman iki insanı, iki uygarlığı, kimi zaman da iki kültürü. Bu birleşimlerden doğabilecek olguları düşününce köprünün mahiyetini daha iyi kavrıyor insan.

Drina Köprüsü de Balkan coğrafyasında, Bosna Hersek'in Vişegrad kasabasında yer alan bir Osmanlı mimarisi. Hepimizin ismini sıkça duyduğu, küçük yaşta devşirme olarak alınan Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından doğduğu kasaba olan Vişegrad'a yaptırılmış bir köprüdür kendisi. Bu köprü sadece iki yakayı değil, Doğu ve Batı kültürünü de birbirine bağlıyor. İşte hikâyemiz de tam olarak köprünün yapımıyla başlıyor.

Yazar Drina Köprüsü üzerinden o yıllarda cereyan eden siyasi, sosyal, ekonomik pek çok değişimi yansıtıyor okuyucuya. Köprü pek çok mücadeleye, hezimete, sevince, heyecana şahit oluyor. Pek çok insan gelip geçiyor üzerinden, birçoğu hayatını kaybediyor ama köprü o bölgede varlığını sürdürmeye devam ediyor. Köprü olgusu üzerinden Sırbistan'da meydana gelen ayaklanmaları, bu ayaklanmaların kasabaya olan etkilerini, Avusturyalıların kasabayı işgalini, Osmanlı'nın çöküş sürecini, Balkan savaşlarını ve 1.Dünya savaşını okuyoruz satırlarda. Drina Köprüsü tüm bu olayları algılamamızda bir ayna görevi üstleniyor.

Yazar tarafından siyasi gelişmelerin yanı sıra halk arasında yaşanan değişimlere de ayrıntılı olarak yer verilmesi ve anlatılan olayların milliyetçi bir bakış açısından ziyade objektif bir bakış açısıyla okuyucuya ulaştırılmış olması eserin en kıymetli yönleriydi bana kalırsa. Her ne kadar akıcı bir anlatımdan ziyade son derece durağan bir anlatıma sahip olsa da, en değerli mirasımız olan Balkan coğrafyasına dair okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
354 syf.
·6 günde·8/10
insan karakterlerinin her birine farklı özellikler katması romanı çok gerçekçi kılmış. Böylesi güzel karakterleri betimlemesi onun insan ilişkilerinde üst düzeyde olduğu göstergesidir.
Kitabın başında ki hikayerin bir çoğunu daha sonra ki sayfalarında gerçekçi bir şekilde açıklması da bir o kadar güzel ve anlamlıydı. Ve hikayeden hikayeye geçerken de çok ince bağlmalarla romanın akışını hiç bozmadan devam ettirmeyide iyi biliyor.
Nobel ödülünü haketmesi bence çok yerinde . Ama şöyle bir açıklmayla son vermek istiyorum incelemeye...Bu kitabı okuduktan sonra şöyle bir kanıya vardım; Böylesi güzel bir kitabın Nobel ödülüne layık olması beni şaşırtmadı ama şaşırtan şey Sabahattin Alin in nasıl nobel ödülüne layık görülmemesi . Gönlümde Sabahattin Ali nobel ödülüne sahip en iyi yazar bence :)
Kırk yıllık baskısını buldum bugün ve hemen aldım. O kadar güzel ki yıllara meydan okumuş bir kitaba sahip olmak ve onu yaşanılan tüm anılarıyla birlikte okumak...

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 1.173 okur okudu.
  • 67 okur okuyor.
  • 852 okur okuyacak.
  • 47 okur yarım bıraktı.