Hasan Basri Çantay

Hasan Basri Çantay

Yazar
8.0/10
4 Kişi
·
15
Okunma
·
6
Beğeni
·
618
Gösterim
Adı:
Hasan Basri Çantay
Unvan:
Din Alimi
Doğum:
1887
Ölüm:
1964
HASAN BASRİ ÇANTAY
Cumhuriyet döneminin önde gelen ilim ve din adamlarından biri olan Hasan Basri Çantay, ilim adamı, gazeteci, milletvekili ve din âlimi yönleriyle bilinir. Çantay, Kurtuluş Savaşı günlerinde fikir ve yazıları ile halkı milli mücadeleye çağıran bir cemiyet adamıdır. 1887 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen ve ailesinin tek erkek çocuğu olan Hasan Basri henüz Balıkesir idadisinde okurken babasını kaybetti. Bunun üzerine ailesinin bakımını üstlendi. Eğitimini yarıda bırakan H. Basri, Nafia (Bayındırlık) dairesinde görev aldı. Böylece artık hem ailesinin geçimini sağlama imkânı bulur hem de hukuk, edebiyat ve felsefe dallarında da hayli mesafe kat eder.

1908 Meşrutiyeti’nin ilan edilmesinden sonra basın hayatına atılan H. Basri Çantay, farklı zamanlarda birçok gazete çıkarır. Bu gazetelerde Çantay, vatanın korunması konusunda ateşli yazılar yazar, milletin işgalcilere karşı ortak tavır koyması gerektiğini ısrarla vurgular.

Cemiyetteki bozulma ve kaosa karşı korkusuzca mücadele veren Çantay, yakın dostlarının ‘başını belaya sokma’ demelerine rağmen haksızlıklara karşı durmuş ve duruşundan taviz vermemiştir. Ancak bundan dolayı tutuklanmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine dokuz ay kolluk görevlilerinin aramasından kurtulmak için köy köy dolaşmış ve kendini gizlemiş, bu zaman zarfında da köylüleri Milli Mücadele için örgütlemeye çalışmıştır. Her şeye rağmen zoruna giden bu durum canına tak etmişti. Kendisi bu hali şöyle anlatıyor;

“Bu mülahazalar beni çok rahatsız eti. Müteessirdim... Kafamın içi ateş gibi yanıyordu. Üzerimde bir rovelver vardı. Böyle, dostlara yük olmak ne büyük azap idi. İşi adeta kökünden halletmek fikri depreşiyordu. Hatta ‘Vasiyetname’ bile hazırlamıştım. Refikam bir ara karşıma dikildi. ‘Bana acımıyor musun?’ dedi gözümden kayboldu. Bu rüya değildi, hakikatti. Ağladım, ağladım... Beni bu akıbetten kurtaran dindarlığımdı, Allah’ın yardımı idi.”

Balıkesir de bir grup arkadaşıyla milli mücadeleye karar verdiler. Gönlü istiklal ve vatan sevgisiyle dolu bir mücahid bir köşede sessiz kalamazdı. Bütün sorumluluğu yüklenerek; daha doğrusu başına gelecekleri göze alarak, Balıkesir’de ortaya çıkar, Milli mücadeleye katılır ve sonrasında Balıkesir milletvekili olarak birinci meclise girer. Orada M. Akif ile yakın dostluk kurar. Hatta M. Akif hakkında “Akifnâme” diye müstakil kitap yazar. M. Akif’le karakterleri de birbirine benzer. Onunla aynı evde kalırlar. Hatta Akif, yazdığı “Bülbül” şiirini Hasan Basri’ye ithaf eder. M. Akif’in İstiklal Marşı’nı yazmamadaki ısrarını duyduğunda çok üzülür. Akif’i ziyaret eder ve uzun uğraşlar sonunda onu “İstiklâl Marşı” yazmaya ikna eder.

Övülmekten hoşlanmayan Hasan Basri, yaptığı nasihatten dolayı ağlayan Ömer Kirazoğlu’na, “Oğlum keşke benim bu kadar ilmim olacağına, senin kadar imanım olsaydı...” diyerek iltifat etmiştir.

Hasan Basri hayatının geri kalan kısmını Kuran Meali’ne vakfetmiştir. Yazdığı üç ciltlik Kuran Meali şu ana kadar yazılmış en güzel meal olma özelliğini korumaktadır.

Birçok hayır kurumunda aktif görev yapan, öğretmenlik yapıp talebe yetiştiren, haksızın karşısında, haklının yanında yer alan Hasan Basri Çantay, 4 Aralık 1964 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Vasiyeti üzerine, Edirne Kapı Şehitliği’ne defnedilmiştir.
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ

(Onlar) sağırlar, dilsizler, körlerdir. Artık (Hakka) dönmezler.
أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ ۖ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّىٰ يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَىٰ نَصْرُ اللَّهِ ۗ أَلَا إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ

(Ey mü´minler) yoksa siz, sizden evvel geçenlerin haali başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk (lar), ve sıkıntı (lar) gelib çatdı ve (çeşidli belâlarla) sarsıldılar ki, hattâ peygamber (leri) maiyyetindeki mü´minlerle birlikde: «Allahın yardımı ne zaman?» diyordu. Gözünüzü açın: Allahın yardımı yakındır muhakkak.
صِبْغَةَ اللَّهِ ۖ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً ۖ وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ

(Biz) Allahın boyasıyle (boyanmışızdır). Allahdan daha güzel boyası olan kim? Biz ona kulluk edenleriz.
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ ۗ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ

Andolsun, sizi biraz korku, (biraz) açlık, (biraz da) mallardan, canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenlere (lutf-ü keremimi) müjdele.
فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ

Öyle ise siz beni (taatle, ibâdetle) anın, ben de sizi (sevab ile, mağfiretle) anayım. Bir de bana şükredin, bana nankörlük etmeyin.
وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاء بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَيُقِيمُونَالصَّلاَةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللّهَ وَرَسُولَهُ أُوْلَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Vel mu’minûne vel mu’minâtu ba’duhum evlîyâu ba’din, ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munkeri ve yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve yutîûnallâhe ve resûlehu, ulâike se yerhamuhumullâh (yerhamuhumullâhu), innallâhe azîzun hakîm(hakîmun).

1. Ve el mu'minûne: ve mü'min erkekler
2. Ve el mu'minâtu: ve mü'min kadınlar
3. Ba'du-hum: onların bir kısmı
4. Evlîyâu : Velîler, dostlar
5. Ba'din (ba'du-hum... ba'din) : bir kısmı (birbiriyle)
6. Ye'murûne: emrederler
7. Bi el ma'rûfi: ma'ruf ile, iyilik ile
8. Ve yenhevne: ve nehyederler, yasaklarlar
9. An el munkeri: kötülükten
10. Ve yukîmûne es salâte: ve namazı ikâme ederler
11. Ve yu'tûne ez zekâte: ve zekâtı verirler
12. Ve yutîûne Allâhe: ve Allah'a itaat ederler
13. Ve Resûle-hü: ve O'nun Resûlü
14. Ülâike : İşte onlar
15. Se yerhamu-hum Allâhu: Allah onlara rahmet Edecek
16. İnne allâhe : muhakkak Allah
17. Azîzun: Azîzdir, Yücedir
18. Hakîmun: Hakîm, hüküm ve hikmet Sahibi

Mü'min erkekler de, mü'min kadınlar da birbirinin velîleri (dostları ve yardımcıları) dir. Bunlar (insanlara) iyiliği emrederler, (onları) kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allaha ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlar. Allah onları rahmetiyle Yarlığayacakdır. Çünkü Azîzdir (va'd ve vaîdini yerine getirmekden hiç bir şey Onu acze düşüremez), Hakimdir (her şey'i yerli yerinde, hikmetle yapandır).
Hasan Basri Çantay
Sayfa 195 - Risale Yayınları / Tevbe Sûresi 71. Âyet Meâli
Zümer 30

إِنَّكَ مَيِّتٌ وَإِنَّهُمْ مَيِّتُونَ

Muhakkak sen de öleceksin (Habîbim), onlar da elbet ölecekler.
Meal: Hasan Basri Çantay
ÜSTADIN KIYAFETİ NASILDI?
Bunu anlamak için şu küçük fıkrayı arz edeyim: Bir gün onunla birlikte Ankara’mın koyun pazarına doğru gidiyorduk. Arkamızdan da Meclisin Kavanin müdürü Niyazi ve Dursunbeyli Ahmed Hulusi beyler geliyorlardı. Aralarında kopan bir kahkaha ile başımızı onlara cevirdik. Akif bey bundan bir şey sezmişti. Sebebini sordu, gülmeği artırdılar. Üstat :
— Allah aşkına, Allah aşkına söyleyiniz! dedi.
O, bu kahkahanın kendine matuf olduğunu anlamıştı.
Ahmed Hulusi, ≪darılmazsanız söyleyeceğim≫ dedikten, üstattan
≪Bil’akis memnun olurum≫ cevabını aldıktan sonra şöyle dedi
— Niyazi’ye dedim ki bu adam bizim taraflara gelse keçi celebi ≪tüccarı≫ diye yüzüne bakan olmaz!
Bu söz Akif’in o kadar hoşuna gitti ki Ahmed Hulusiye birkaç def’a
tekrarlattı! (Ahmed Hulusi de vefat etti)
Bu toprak daha çok Akif 1er yetiştirecek mi? Bu soruyu, mümince
dua ve ümitlerle karşılamak kolaydır. Ancak nazımın, şairin, idealcinin,
hatta vatanperverin üstünde, ta uzaklarda, sanki Levh-ı mahfuzda yazılı
bir insan vasfı var. Bir insan vasfı ki onu insan isimlendiremiyor. Fazilet
diyorsunuz, yetmiyor; Hamiyet küçük kalıyor; Aşk, önünde yanıp kül
oluyor. Cezbe nedir bilirseniz eğer, ≪Allah!≫ deyip kalıyorsunuz. Kelime
ile cevaplanmayan bu İlahi bilmeceyi, ancak yine kelimesiz ibadetteki
vecd cevaplandırıyor. Eğer bulmak hususunda iktidarınıza inanıyorsanız,
işte Akif’te onu arayınız. ≪Akifname≫ de bu sırrın çözümünü bulabilirseniz,
Akif’i anladınız demektir.
NURETTİN TOPCU
648 syf.
·67 günde·5/10
Günümüz için dili eski, kendi dönemi için yazılmış. Daha anlaşılır mealler var. Onlara bakın derim. Bendeki üç ciltlik basımıydı. Okumayı daha kolay kılsada bir meal için fazla uzun izlenimi veriyor. Mealleri irdelemek değilse amacınız okumayın derim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hasan Basri Çantay
Unvan:
Din Alimi
Doğum:
1887
Ölüm:
1964
HASAN BASRİ ÇANTAY
Cumhuriyet döneminin önde gelen ilim ve din adamlarından biri olan Hasan Basri Çantay, ilim adamı, gazeteci, milletvekili ve din âlimi yönleriyle bilinir. Çantay, Kurtuluş Savaşı günlerinde fikir ve yazıları ile halkı milli mücadeleye çağıran bir cemiyet adamıdır. 1887 yılında Balıkesir’de dünyaya gelen ve ailesinin tek erkek çocuğu olan Hasan Basri henüz Balıkesir idadisinde okurken babasını kaybetti. Bunun üzerine ailesinin bakımını üstlendi. Eğitimini yarıda bırakan H. Basri, Nafia (Bayındırlık) dairesinde görev aldı. Böylece artık hem ailesinin geçimini sağlama imkânı bulur hem de hukuk, edebiyat ve felsefe dallarında da hayli mesafe kat eder.

1908 Meşrutiyeti’nin ilan edilmesinden sonra basın hayatına atılan H. Basri Çantay, farklı zamanlarda birçok gazete çıkarır. Bu gazetelerde Çantay, vatanın korunması konusunda ateşli yazılar yazar, milletin işgalcilere karşı ortak tavır koyması gerektiğini ısrarla vurgular.

Cemiyetteki bozulma ve kaosa karşı korkusuzca mücadele veren Çantay, yakın dostlarının ‘başını belaya sokma’ demelerine rağmen haksızlıklara karşı durmuş ve duruşundan taviz vermemiştir. Ancak bundan dolayı tutuklanmasına karar verilmiştir. Bunun üzerine dokuz ay kolluk görevlilerinin aramasından kurtulmak için köy köy dolaşmış ve kendini gizlemiş, bu zaman zarfında da köylüleri Milli Mücadele için örgütlemeye çalışmıştır. Her şeye rağmen zoruna giden bu durum canına tak etmişti. Kendisi bu hali şöyle anlatıyor;

“Bu mülahazalar beni çok rahatsız eti. Müteessirdim... Kafamın içi ateş gibi yanıyordu. Üzerimde bir rovelver vardı. Böyle, dostlara yük olmak ne büyük azap idi. İşi adeta kökünden halletmek fikri depreşiyordu. Hatta ‘Vasiyetname’ bile hazırlamıştım. Refikam bir ara karşıma dikildi. ‘Bana acımıyor musun?’ dedi gözümden kayboldu. Bu rüya değildi, hakikatti. Ağladım, ağladım... Beni bu akıbetten kurtaran dindarlığımdı, Allah’ın yardımı idi.”

Balıkesir de bir grup arkadaşıyla milli mücadeleye karar verdiler. Gönlü istiklal ve vatan sevgisiyle dolu bir mücahid bir köşede sessiz kalamazdı. Bütün sorumluluğu yüklenerek; daha doğrusu başına gelecekleri göze alarak, Balıkesir’de ortaya çıkar, Milli mücadeleye katılır ve sonrasında Balıkesir milletvekili olarak birinci meclise girer. Orada M. Akif ile yakın dostluk kurar. Hatta M. Akif hakkında “Akifnâme” diye müstakil kitap yazar. M. Akif’le karakterleri de birbirine benzer. Onunla aynı evde kalırlar. Hatta Akif, yazdığı “Bülbül” şiirini Hasan Basri’ye ithaf eder. M. Akif’in İstiklal Marşı’nı yazmamadaki ısrarını duyduğunda çok üzülür. Akif’i ziyaret eder ve uzun uğraşlar sonunda onu “İstiklâl Marşı” yazmaya ikna eder.

Övülmekten hoşlanmayan Hasan Basri, yaptığı nasihatten dolayı ağlayan Ömer Kirazoğlu’na, “Oğlum keşke benim bu kadar ilmim olacağına, senin kadar imanım olsaydı...” diyerek iltifat etmiştir.

Hasan Basri hayatının geri kalan kısmını Kuran Meali’ne vakfetmiştir. Yazdığı üç ciltlik Kuran Meali şu ana kadar yazılmış en güzel meal olma özelliğini korumaktadır.

Birçok hayır kurumunda aktif görev yapan, öğretmenlik yapıp talebe yetiştiren, haksızın karşısında, haklının yanında yer alan Hasan Basri Çantay, 4 Aralık 1964 yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Vasiyeti üzerine, Edirne Kapı Şehitliği’ne defnedilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 15 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 22 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.