Heinrich Von Kleist

Heinrich Von Kleist

Yazar
7.7/10
320 Kişi
·
907
Okunma
·
99
Beğeni
·
4.707
Gösterim
Adı:
Heinrich Von Kleist
Tam adı:
Bernd Heinrich Wilhelm von Kleist
Unvan:
Alman Şair ve Romancı
Doğum:
Oder, Frankfurt, Almanya, 18 Ekim 1777
Ölüm:
Wannsee, Almanya, 21 Kasım 1811
Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.

Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti. Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.

Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.

Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.
Dünyayı böyle bir adaletsizlik içinde görmenin verdiği acı ne kadar şiddetli ise, kendi kalbindeki dürüstlükten duyduğu iç sevinç de o nispette büyüktü.
Heinrich Von Kleist
Sayfa 22 - Palet Yayınları
"...tanrı, dile gelmeyen kelimelere uzansın diye icat etmiş olmalı gözyaşını."
Heinrich Von Kleist
Sayfa 54 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI - Cev.: İris Kantemir - 2010
"... uzaklık, — birbirine ait olamamanın bilincidir."
Heinrich Von Kleist
Sayfa 97 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI - Cev.: İris Kantemir - 2010
“Kalbimde senin adına konuşan bir ses var...”
Heinrich Von Kleist
Sayfa 32 - TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI - Cev.: İris Kantemir - 2010
240 syf.
·34 günde·Puan vermedi
ADALET...!
Zalime karşı zalimce davranmak ne kadar adildir ? İnsan haklı olduğu bir dava uğrunda sevdiklerini kaybettiğinde bunun bedelini kendisi ödetebilir mi ?
1-) Michael Kohlhaas:
Tarihin görebileceği ve gerçek bir hikayeden kaleme alınmıştır. Zulmün kalesini ateşe veren adil katil Kohlhaas. Kendisine uğrunda savaştığı adalet davasından vazgeçmesi için iki kır at yerine çok daha fazla değer teklif edilmesine rağmen davasından asla vazgeçmeyen ve Sokratik bir cesaretle kurtulabilecekken kendini cellada teslim eden kahraman.
" Cesur Yürek" filmindeki William Wolls canlandı gözümde. Ve tarihte kahramanlar hanesine kendimce eklediğim bir dava adamı.
Muhakkak bilinmesi ve okunması gereken bir hikaye... Onun sonunda kendi başlangıcımızı görebilmek umuduyla..

Kitap 8 ayrı hikayeden oluşuyor ve her hikaye Von Kleist büyüsüyle kitabı normal okunma hizasından biraz yukarı kaldırtabiliyor okuduğunuza inanabilmeniz için.

Dünyanın her yerinde ve somut ve ya somut olmayan her tarihinde en büyük eksiklik ki sürekli adalettir. Bu kitapta tecelli eden adalete ve tecelliye zaman bulamayan adalete şahit olacaksınız ve bunlar yaşanmış hikayeler.
Toplumun tutucu ve muhafazakar kesimlerinin katlettiği Jeronimo ve Josephe' nin hikayesi de böyle. Şili de yaşanan o büyük depremden sağ kalanların o iki gence karşı tutumu hele ki kitabı okurken Allah'ım onlara bişey olmasın diye diye bitirdiğim hikaye...
İnsan yok olurken ve ya varolurken en çok lazım olan şey sudan veya sütten önce kesinlikle adalettir. Bir toplumun aç ve ya susuz yaşaması o toplumun adaletsizce yaşatılmasından daha zor değildir. Ki Adalet yan yana iki insanın bir ekmekten bir kanundan bir kap sudan eşit şekilde faydalanabilmesini sağlayacaktır. Ve adaletsizliğin olduğu her devlet, kabile, aile, gruplar vs. parçalanmaya mahkumdur.
Sevgi ve Saygılarla. Daha Adil ve daha umut dolu geleceklere...
96 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10 puan
YouTube kitap kanalımda Michael Kohlhaas kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz: https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Michael Kohlhaas, tam anlamıyla feodal sisteme karşı verilen sosyal mücadelenin fert bazında açık bir ifadesidir. Yersiz bir suçlama ve inatçı bir adalet arama düşüncesiyle tam bir bireysel hak arama mücadelesidir. Suçsuz durumdayken suçlu duruma düşmenin kitaplaştırılmış halidir. Ortaçağ kültürü ve Almanyası, ülkenin başındaki prenslerin birbirlerini kayırmaları, Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki ruh hali gayet açıklayıcı bir biçimde anlatılmış. Bu kitap aslında bize diyor ki; eğer suçsuzsan suçsuzluğunu bil yoksa bir süre sonra mutlaka suçlu bir hale dönüşürsün.

Olayların geçtiği yerlerden biri olan Dresden'in tipik bir Ortaçağ kültürüne sahip şehir olduğunu düşünüyorum. Gotik mimari üslubun Dresden'e vermiş olduğu kasvet ve ezicilik kitapta açıkça belirtilmiş olmasa bile Kohlhaas'ın hak arama mücadelesindeki zorluğun ve çabanın Dresden şehriyle ve Ortaçağ mimari üslubunun insan ihtiyaçlarını dikkate almamasıyla bağdaştırıldığı açık.

Bir dipnot olarak, Kohlhaas romanı için mekan seçimi olarak günümüz Türkiyesi seçilseydi adamcağız ölene kadar ruhsal bir işkence içinde sürünüp dururdu herhalde. Burada ölemiyorsun bile Kohlhaas kardeş. Ölüm, bazı şeylerin kesin çözümü olabiliyor çünkü. Onun için şanslı olduğunu düşünüyorum. Umarım yolun bir gün Türkiye'ye düşer de sana hak arama mücadelelerinin ve fert bazında inatçı bir adalet isteğinin alasını gösterme fırsatını bulurum.
186 syf.
Kitap, Sabahattin Ali’nin önsözü ile başlıyor ve sırasıyla Heincich Von Kleist’in özgeçmişi takiben San Domingo’da Bir Nişanlanma hikayesi, Adelbert Von Chamisso’nun özgeçmişi takiben Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti hikayesi ve E.T.A Hoffman’ın özgeçmişi takiben Duka ile Karısı hikayesi ile devam ediyor. San Domingo’da Bir Nişanlanma, en kısası ve bence en duygusalı. Hikayelerin hiçbiriyle ilgili fazla spoi vermek istemesem de, az da olsa spoi vermeden yorum yapamayacağım sanırım. San Domingo’da Bir Nişanlanma, önceden beyazların aşırı zulmüne maruz kalan zenciler, bir şekilde gücü ele geçirir ve şehrin hakimi olmaya başlarlar. Askeri birlikler ve beyler de dahil olmak üzere herkes teker teker öldürülür, öldürülemeyip, kaçmayı başaranlar için ise, kaçak bir hayat başlar. Beyazlardan kaçmayı başarıp, ailesiyle birlikte gizlenen Gustav, yiyecek bulmak için zencilerden birinin kapısını çalmak zorunda kalır ve kendisinin sığınma talebi ve ailesine yardım isteği kabul edilir. Ancak evdeki yaşlı kadının büyük planları vardır. Evin genç kızı melez olan Toni ile Gustav arasında bir yakınlaşma olur ve annesinin ona tuzak kurmasını engellemeyeceğini anlayınca, ikna olmuş gibi görünür. Ancak olaylar hiç beklemediği şekilde gerçekleşir. Gustav, ona ihanet ettiğini düşünecek ve hiç tahmin etmediği bir ceza verecektir. İkinci hikayemiz Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti, bir tavsiye mektubu ile birlikte varlıklı bir adamı bulmaya giden ve onunla yalnız kalabilmek için kalabalık bir ortamın içerisinde fırsat kollayan Peter Schlemihl, aynı gün onunla görüşemeyeceğini anlayınca, ertelemeye karar verir ve tam uzaklaşacakken, davette bulunan ve cebinden istenilen her şeyi çıkartabilen bir adam yolunu keser. Bu adam cebinden istenilen her şeyi büyüklüğünün önemi olmadan çıkartabilmektedir. Hatta cebinden bir türk halısı bile çıkartmıştır. Schemihl’e, cebindeki elini attığı anda sürekli altın veren kese karşılığında, gölgesini vermesini teklif eder. Schemihl önce kabul etmez, ama sonra mantıklı gelir. Gölgesinin zaten bir işe yaramayacağını düşünür ve gölgesiyle altın veren keseyi takas eder. Zengin bir yaşam sürmeye başlar, hatta onu kral zannedenler bile olur. Ancak bir süre sonra, sokakta gölgesi olmadığını fark edenler, ondan uzaklaşmaya hatta aralarında onunla ilgili hikayeler uydurmaya başlarlar. İnsan içine çıkamaz hale gelir, sevdiği kadını, kendi paralarını azar azar çalan uşağına kaptırır. Gölgesinin peşine düşer, bir sene sonra geleceğini söyleyen gri paltolu, gölgesini alan adam gelir, ancak başka bir anlaşma şartı vardır. Hikayenin sonunda ise, kahramanımız farklı bir maceraya atılıyor ve en sonunda bunlar bir hayal ürünü mü, yoksa gerçek olup da hasta yatağında yatan bir adamın geçmişi hatırlaması mı pek anlaşılmıyor. Duka ile Karısı hikayesinde ise, iki arkadaş Duka ile karısının yer aldığı fotoğrafın önünde, fotoğraf ile ilgili sohbet ederlerken, yanlarına bir adam yanaşıyor ve hikayelerini anlatabileceğini fakat bunun uzun süreceğini söylüyor, arkadaşlar da hikayeyi dinlemek istiyorlar ve burada hikayemiz başlıyor. Yaşlı dukanın nasıl duka olduğu, genç ve güzel karısına nasıl sahip olduğundan söz ediliyor. Hikayenin ilk başlarında onlarla hiç ilgisi yokmuş gibi söz edilen bir de Antonio diye bir delikanlı var. Onun da hayatının aslına yavaş yavaş şahit oluyoruz. Bu diğerlerine göre biraz daha gizem dolu. Ama daha az ilgi çekici diyebilirim. Benim en çok etkilendiğim ve en sevdiğim, gerçeklik payı çok az olmasına rağmen Peter Schemihl’in Acayip Sergüzeşti oldu.
240 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Öykü okumayı severim özellikle yazarı ilk defa oluyorsam. Tarzını alışmış olur ve her bir farklı öyküde daha iyi tanırım.
Bu kitapta da aynı durum söz konusu. Yani kitap 8 öyküden oluşuyor ve Alman yazarı ilk defa okuyorum. Ama bu defa umduğumu bulamadım. Bundan sonrasında SPOİLER uyarısı verebilirim. Şöyle ki; her bir hikayenin tarzı ve sonu aynıydı. Vahşet, haksızlık, adalet yerine şahısların uyguladığı zorbalıklar ve son olarak ölüm...
Tek başına hepsi de derin anlamlar içeren öykülerin kendi içinde, kullanılan kelimelerin bütünlüğü açısından ve akıcılığı çok güzel, tamam ama art arda bunları okumak daralttı. Aslında ara ara ve tek tek öyküleri okumak değerlendirmem açısından daha verimli olabilirdi. Eh artık olan oldu öyle bir düşünce ile başlamamış olunca bırakamadım.
Bir de sanırım Alman edebiyatından fazla okumadığım için isimleri okurken zorlandım. Neredeyse Rus edebiyatı ile yarışacak kadar isim, mekan ve özel gün isimleri var ve aynı cümlede sıralanmış şeklide de karşıma çıkınca, ister istemez göz atıp, bazı isimleri hızlı geçtiğim oldu. Bu da aldığım tadı azalttı.
Bunun dışında yazar her biri kendi içinde hüzünlü, derin anlamlar taşıyan, insan vahşetinin ne denli boyutlara ulaşabileceğini, bazı insanların da kendilerini başkası için nasıl feda edebilecek yürekler taşıdığını gözler önüne seren örnek bir eser oluşturmuş.
Naçizane tavsiyem öyküleri ara vererek okumanız yönünde. Bu kitap için pek uygun düşmez belki ama şimdiden keyifli okumalar.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Michael kohlhaas yaşadığı dönem olan derebeylik Almanyasında, at yetiştirerek ticaret yapan bir tüccardır. Yaşadığı feodal dönemde uğradığı haksızlığa karşı savaş vererek, adaletin tesisini sağlamış ve bu uğurda kendi canından da olmuştur. Topluma sağladığı en büyük katkı, hakkınızı sonuna kadar arayın ve bu uğurda geri adım atmayın şeklinde özetlenebilir. 1800 lerde yazılan roman farklı senaryolarla film haline getirilmiştir.
128 syf.
·Beğendi·10/10 puan
HEINRICH VON KLEIST
.....
MICHAEL  KOHLHAAS
Adalet meleği işte böyle gökten iner
.....
“…Bir erdemi aşırıya vardırmasaydı, dünya onun hatırasını saygıyla anacaktı. Fakat adalet duygusu onu haydut ve katil yaptı.”
....
Alman at yetiştiricisi Michael Kohlhaas adil, dürüst ve çalışkan bir kimsedir.
Eşi, çocukları ve yardımcıları ile güzel bir hayat sürmektedir.

1532 yılında Michael Kohlhaas panayıra doğru yola revan olur .
Maksadı kıymetli atlarınısatabilmektirElbe Nehri kıyısına varır ve Saksonya topraklarındaki bir şövalye şatosunun önünde onu durdururlar .
Bekçiden yolu açmasını ister. Bekçi, bu geçiş imtiyazının efendisine (genç Alman soylusu Tronka) hükümdar tarafından tanındığını söyler. Mecbur kalan kahramanımız istenen parayı öder ve gitmek üzereyken bu kez kâhya tarafından tekrar durdurulur.
Geçiş belgesi olup olmadığı sorulur. O da daha önce geçiş belgesi olmadan rahatlıkla seyahat ettiğini söyler.
Ona bir şartla geçebileceğini söylerler.Şartları şudur;atlarından iki tanesini yani en güzellerini orada bırakmak koşuluyla.
Michael Kohlhaas bu şartı mecburen kabul eder. İki atını ve kahyasını orada bırakarak  yola çıkar Döndüğünde kahyası feci halde dövülmüş ve atları çalışamayacak hale gelmiş durumdadır.Aç bırakılmış ve dövülmüşlerdir.
.....
Çok üzülen ve sinirlenen  kahramanımız hakkını aramaya çalışır  lakin beyhude...
Bu süreçte çok sevdiği eşini kaybeder(mızrakla haksız yere göğsünden vurulur)
....
Artık ,Kohlhaas için intikam vakti gelmiştir
Çünkü adalet onun için işlemez ne yazık ki...
Ahhh o da taş üstünde taş bırakmaz,yakar yıkar
Devletin ona sunmadığı adaleti kendisi sağlamaya çalışır.
.....
Okurken çok üzüldüm ve kızdım
Hani nerede hak ,hukuk dedim
Sonuna kadar kahramanımızın tarafında oldum
Kitabın sonuna kadar Kohlhaas’ın adalet arayışı devam eder. Nihayetinde,talepleri kabul edilir, istediğini alır. Lakin yaptıklarının bedelini de öder hem de iç huzuru ile
Unutmayacağım kitaplar arasında yerini aldı
96 syf.
Vicdanı temiz, dingin bir hayat yaşarken ve yine bu şekilde devam eden alışılmış işlerini görürken karşılaştığı haksızlığı "Belki de, acaba, yoksalarla" araştırıp iyice emin olduktan sonra yapılması gerekenleri adım adım yaparken geçen süreçte; kanunların, adalet sağlayıcılarının dolayısıyla ülkesinin kendisine tutumunu görüp ve yine bu çabasında karşılaştığı yeni haksızlıklar, acılar nedeniyle kendisinin adalet kustuğu bir adamın hikayesiydi.
Masum olmanın en büyük acısıydı "Adalet için tek başına yeterli olamamak."
156 syf.
·4 günde·9/10 puan
Sabahattin Ali, romantizm akımının üç temsilcisinin öykülerini Türkçeye çevirmiş. Öykülerin üçünü de beğendim özellikle ilk iki öykü çok güzeldi. Çeviri çok akıcıydı ve öykülerden önce hem yazar hem de öykü hakkında kısa açıklamalar yapması çok yararlı olmuş yazarları tanımak ve hikayeyi daha iyi anlamak için.
186 syf.
·14 günde·Puan vermedi
Birbirinden farklı hikayeler, ama içerik olarak aynı. Kitabın cep boy olması sanırım tek avantajı. Sabahattin Ali 'ye olan sevgimden dolayı okudum, o kadar yüksek beklenti içerisine girmeyin derim.
156 syf.
·8/10 puan
Sabahattin Ali, Üç Romantik Hikâye’ de çağlarını aşarak, günümüze ulaşan üç yazardan seçtiği birer hikâyeyi bir araya getiriyor: Heinrich von Kleist’tan “San Domingo’da Nişanlanma”, Adelbert von Chamisso’dan “Peter Schlemihl’in Acayip Sergüzeşti” ve E. T. A. Hoffman’dan “Duka ile Karısı”. Tercüme Bürosu’nda Batı klasiklerini Türkçeye kazandırma amacıyla başlatılan çeviri seferberliğinin önemli bir parçası olan Alman klasiklerinin editörlüğünü de üstelenen Sabahattin Ali’ nin Almancadan çevirdiği “Üç Romantik Hikâye” ilk kez 1943’te Ankara Maarif Vekilliği tarafından yayımlanmıştır.

“Romantik cereyan, dünya edebiyatına verdiği eserlerden ziyade, Almanya’nın, hatta Avrupa’nın sanat ve fikir hayatına yaptığı tesirle anılır. Yalnız birkaç kişi, çığırlarının sınırlarını aşarak bütün insanlığın malı olacak eserler meydana getirmişler ve bu güne kadar canlılıklarını muhafaza etmişlerdir ki, biz bu kitapta bunlardan birer örnek vereceğiz.”
-Sabahattin Ali

Diğer edebi türlere kıyasla daha az tercih ettiğim ‘hikaye’ türünü artık sevme nedenim, yazarın çevirisini yaptığı bu eser. Alman edebiyatından bizlere sunulan üç sıra dışı hikaye... Keşke zamanında bütün çeviriler Sabahattin Ali'nin ellerinden geçilse imiş.. :))
Yazarın kendi yazdığı eserlerinde olan hoş üslubunu öykülerde bulabiliyorsunuz. Hikayeler ile ilgili bilgilere ulaşmaya çalıştığımda ise kayda değer Türkçe hiçbir bilgi bulunmaması can sıkıcı...
Bunun dışında bana çok güzel bir ödev verdi bu eser; yazarın çevirmenliğini yaptığı bütün eserleri bulup, toplayıp, derleyip okumak ve arşivlemek. Çünkü edebiyat aşk..

İyi okumalar diliyorum..

Yazarın biyografisi

Adı:
Heinrich Von Kleist
Tam adı:
Bernd Heinrich Wilhelm von Kleist
Unvan:
Alman Şair ve Romancı
Doğum:
Oder, Frankfurt, Almanya, 18 Ekim 1777
Ölüm:
Wannsee, Almanya, 21 Kasım 1811
Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.

Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti. Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.

Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.

Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 99 okur beğendi.
  • 907 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 654 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.