Heinrich Zimmer

Heinrich Zimmer

Yazar
8.7/10
3 Kişi
·
7
Okunma
·
6
Beğeni
·
163
Gösterim
Adı:
Heinrich Zimmer
Unvan:
Yazar
Doğum:
Greifswald, Almanya, 6 Aralık 1890
Ölüm:
New Rochelle, New York, ABD, 20 Mart 1943
Heinrich Robert Zimmer, Alman Hindolog. Myths and Symbols in Indian Art and Civilization ve Philosophies of India adlı yapıtlarla tanınmıştır
Bir gece, bu dindar ve inançlı Rabbi Eisik uyurken bir düş gördü; düşü onu çok uzaklara, Bohemya'nın başkenti Prag'a götürüp, ona Bohemya kralları­nın şatosuna giden büyük köprünün altında gömülü gizli bir hazineyi keşfet­ mesi gerektiğini gösterdi. Rabbi şaşkındı ve gidişini geciktirdi. Ama aynı düşü bir kez daha gördü. Üçüncü çağrıdan sonra cesurca cübbesini kuşanıp yola koyuldu. Gideceği kente varan Rabbi Eisik, köprüde askerlerin gece gündüz nöbet beklediğini keşfetti; bu nedenle kazı yapmaya cesaret edemedi. Ancak her sa­bah oraya döndü ve köprüye bakarak, nöbetçileri seyrederek, dikkat çekme­den taş ustalığını ve toprağı inceleyerek karanlık çökene kadar oralarda aylak aylak dolaştı. En sonunda nöbetçilerin kumandanı, yaşlı adamın sebatkarlığından hayrete düşerek yanına yaklaştı ve ona nazikçe, bir şey mi kaybettiğini, yoksa birinin gelmesini mi beklediğini sordu. Rabbi Eisik kısaca ve kendinden emin bir şekilde gördüğü düşü anlattığında, subay geriye çekile­ rek güldü.
"Sahi mi zavallı dostum!" dedi; "Demek bütün bu yolu yürüyerek pabuç­ları eskitmenin tek nedeni bir düş? Aklı başında bir insan bir düşe inanır mı? Bak şimdi, ben de düşlere inanan biri olsaydım, şu anda yaptığım işin tam tersini yapıyor olmalıydım. Seninki kadar budalaca, şüphesiz aynı derecede boş bir hac yolculuğu yapmam gerekiyordu - seninkinden tek farkı, tam tersi olması olurdu. Sana kendi düşümü anlatmama izin ver." Sevimli bir subaydı, o korkunç bıyığına karşın Rabbi ona ısındığını hissetti. "Bir ses duydum" dedi Bohemyalı Hıristiyan muhafız subayı, "bana Kra­kov'dan söz ederek oraya gitmemi ve adı Jekel oğlu Eisik olan bir Yahudi rabbi­sinin evindeki büyük hazineyi bulmamı emretti. Hazine, Jekel oğlu Eisik'in ocağının arkasındaki kirli bir köşede bulunuyormuş!" diye bir kez daha güldü yüzbaşı ışıldayan gözleriyle. "Krakov'a gittiğ, erkeklerin yarısının adının Ei­sik, diğer yarısının da Jekel olduğu o gettodaki tüm evlerin duvarlarını yıktığımı bir düşün! Üstüne üstlük bir de Jekel oğlu Eisik!" Ve yaptığı bu harika espriye tekrar tekrar güldü. Gösterişsiz Rabbi büyük bir dikkatle dinledi ve ardından önünde eğilip bu yabancı dosta teşekkür ederek uzaklarda kalmış evine geri döndü, evinin o ih­mal edilmiş köşesini kazdı ve bütün sefaletine son verecek hazineyi buldu. Paranın bir kısmıyla, bugüne kadar ismini taşıyan bir dua evi inşa ettirdi.
Hindu felsefesi ve aydınlanmış Hindu ortodoksisi, mito­lojinin çok sayıda tanrı ve insanüstü varlıkla dolu olmasına karşın, temel olarak monistik, tektanrıcıdır. Çok sayıdaki ilahi görünüş as­lında yalnızca uzmanlaşmaları, özgül erdemleri, tutumları, bileşenleri ve farklı yüzleri temsil eder. llahi'nin kendi bakış açısından (yoganın aydınlanmasıyla erişilen bir konumdan) değerlendirildiğinde, varolu­şun görünüşte çelişkili yönleri (yaratılış, devam ediş, çözülme) kö­ken, anlam ve son bakımından tektir. Bunlar, üç katmanlı olarak ken­dini göstermesine karşın, nihayetinde kendi üzerinde yapıyormuş gi­bi gözüktüğü bütün değişikliklerin ötesinde olan ve bunlardan etki­lenmeyen tek bir ilahi tözün ya da yaşam enerjisinin değişen görün­ güsel ifadeleridir. Bu birliğin anlaşılması, Hindu bilgeliğinin amacı­dır. Maya enerjisinin akışkan oyunu karşısında kafası karışmayıp, en ıstırap verici tezahürlerini bile sevinçle karşılama kudreti, bu görü­şün zaferi ve tesellisidir. Hindu bilgeliği, Hindu dini, kaçınılmaz yok oluşu ve ölüm biçimlerini kozmik bir senfoninin karanlık notaları olarak kabul eder; bu muhteşem müzik, çelişkili bir biçimde, Mut­lak'ın yüce dinginliği ve sessizliğidir.
Masallar bireysel deneyim ve tepkilerin ürünü değildir. Bu masallar, dindar topluluğun ortaklaşa çalışması ve düşünmesi sonucu üretilmekte, ko­runmakta ve denetlenmektedir. Birbirini izleyen kuşakların sürekli yenilenen onayıyla gelişirler. Anonim bir yaratıcı süreç ve ortaklaşa, sezgisel bir kabul aracılığıyla yeni bir anlam yüklenerek, yeniden bi­çimlendirilirler. Esasen bilinçaltı bir düzeyde etkili olur, sezgiye, duyguya ve hayal gücüne hitap ederler. Ayrıntıları, kendilerini belle­ğe işler, derinlere sızar ve psişenin daha derin katmanlarını biçimlen­dirirler. Üzerinde kafa yorulduğu zaman bu masalların önemli epi­zodlan, bireyin deneyimleri ve yaşamsal ihtiyaçlarıyla çeşitli değişik anlamları gözler önüne sermeye elverişlidir.
Her eylemin yeni yeni engellerin birikimini ortaya çıkarttığı göz önüne alınırsa, insan eylemeye ve yapmaya devam ettiği için zincire vurulmuş durumdadır; bu nedenle zafere giden yol mutlak eylemsizliktir.
Evrenin Maya olarak görünümü, Hindistan'da bilinen tek dünya yorumu değildir. Aslına bakılırsa bu deneyim biçimi, Cayna mezhebinin öğretileriyle bugüne kadar ulaşan ve genel olarak tarih öncesi dönemlerde, Hindistan alt kıtasında Ari-öncesi topluluklar ara­sında gelişmiş olabilecek, daha eski, katı bir şekilde somutçu, düalis­tik inanç sistemine karşı İö I.Y.Y'da kazanılmış hatırı sayılır bir zaferi temsil eder.
Caycacıların nüfusu, 1931'de, çoğunluğu büyük kentlerde yerleş­miş varlıklı tüccar, banker ve dükkan sahiplerinden oluşan 1,252,105 kişiyle sınırlıydı -ruhbanlardan oluşmayan bu müreffeh topluluk, sı­ra dışı ölçüde katı, hem kadın hem erkek ileri düzey çilecilerden olu­şan bir iç çevreye maddi destek veriyordu. Ama bir zamanlar Caynacılar çok kalabalıktı ve öğretileri, Hint düşüncesinin tarihinde önemli bir rol oynamaktaydı. Son büyük peygamberleri olan Mahavira (ö. yaklaşık Iö 500) Budha'nın (İÖ 563-483) çağdaşı ve çok daha eski bir Cayna peygamberi olan, Cayna kurtarıcılarının yirmiüçüncüsü olarak kabul edilen Parşvanatha'nın (iö 872?-772?) müritiydi. Kurtarıcıların yirmiikincisi olan Neminatha'nın, ondan 84,000 yıl önce yaşadığı söylenir. llk kurtarıcı Rişabhanatha, dünyanın daha önceki bir evre­sinde, karı kocaların birlikte ikiz olarak doğdukları, her birinin alt­mışdört kaburga kemiğine sahip ve iki mil boyunda olduğu bir çağda var olmuştu. Yüzyıllar boyunca Cayrıacılık, ortodoks Hinduizmle yan yana gelişmeye devam ederek İS V. yüzyılda gücünün doruğuna ulaştı. Ancak Müslüman istilaları ve katliamları nedeniyle, yedi yüz­yıl kadar sonra (özellikle, 1297-8'de Gucarat bölgesinin "Kanlı" Alaeddin tarafından fethinden itibaren) mezhep sürekli bir biçimde zayıfla­dı. Caynacılığın bugünkü neredeyse tortullaşmış durumu, kahinleri tarafından çok önceden bildirilmişti: dünyada erdemin zayıflamasıyla birlikte, çağların döngüsünün yavaş, tersine çevrilemez akışı boyunca gerçek din, sürekli olarak önemini yitirecekti, sonunda dünya mutlak bir çürümenin içine girdiğinde, o da yok olacaktı. Son Cayna keşişi Duppasahasüri, son rahibe Phalguşri, ruhban olmayan son Caynacı erkek Nagila, kadın ise Satyaşri adını taşıyacaktı
Hindu zihni, "gelip geçici, sürekli değişen, ele geçmez, sürekli dönen" gibi düşünceleri "gerçekdışılık"la ve bunun aksine "bozulmaz, değişmez, kalıcı ve ölümsüz" gibi düşünceleriyse "gerçek"le ilişkilen­dirir. Bir bireyin zihninde akıp duran deneyimler ve algılamalar her­ hangi bir genişletici, değersizleştirici görüye maruz kalmadığı süre­ce, sonu gelmez yaşam döngüsünde (samsara, yeniden doğum çembe­ri) belirip kaybolan dayanıksız yaratıklar o birey tarafından son dere­ce gerçek olarak kabul edilir. Ancak fani nitelikleri ayırt edildiği anda bunlar neredeyse gerçekdışı şeylermiş -bir yanılsama ya da serap, duyuların bir aldanışı, son derece kısıtlanmış, benmerkezci bir bilin­cin uydurması- gibi görünmeye başlar. Bu biçimde anlaşıldığı ve de­ neyimlendiği zaman dünya Maya-maya, yani "Maya'nın özünden"dir. Maya, "sanat"tır: yani insan eliyle yapılmış bir şeyin, bir görünüşün üretildiği sanattır.
Ganga, Hindistan'ın bütün ırmaklarının prototipidir. Büyülü kur­tarma gücüne (daha düşük bir düzeyde olmakla birlikte) ülkedeki bü­tün su kütleleri de sahiptir. Bengal'deki çok güzel, siyah bir heykelde, hem göksel hem de yeryüzüne ait canlılık ve tatlılığını tecessümü ola­rak tasvir edilir. Sağlık ve bolluğun, ağırbaşlılık ve cesaretin kişileş­mesidir. Süslü bir saltanat tacı alnını çevreler; bir gerdanlık göğsünü süsler; kuşağı ve peştamalının zengin süslemeleri ve zincirleri bolluk ihsan eden erdemine işaret eder. Kendisine taşıt olarak hizmet eden bir deniz canavarının (makara) üzerinde durur. Yüzeyi hafif bir mel­temle hareketlenmişçesine, muazzam ırmağın yumuşak çalkantıları sağlam ve zarif bedeninin üzerinde oynaşır
Gökhan
Gökhan Hint Sanatı ve Uygarlığında Mitler ve Simgeler'i inceledi.
260 syf.
·2 günde·7/10
Zimmer, bu eserinde Hind uygarlığı'nda dolayısıyla da Hinduizm'de simgeler, metaforlar, mitler ve efsaneler üzerine anlatı ve bilgi paylaşımı yapmıştır. İçerik itibariyle konuya sıfırdan başlanmamış, zaten belli bir birikimi olan okuyucuya hitap edecek şekilde düzenlenmiş bir yapıdadır.

Eser başlangıçta Hind Mistizminin ana kaynağı olan, aynı zamanda tarihsel değeri olan upanishadlar ve Bhavad Gita'dan kısa metinler ve tarihsellikle alakalı açıklamalar yapsaydı sanki daha faydalı olurdu diye düşünüyorum. Çünkü Hind mitinde dinsel öğeler ile kavmin tarihi içiçe geçmiş durumdadır. Hinduizm'i anlamadan Hind kültürünü anlamak pek de mümkün değildir. Hindliler mitsel motiflerini, ziyadesiyle sanatlarına, şarkılarına ve hatta hayat tarzlarına aktardıklarından Hindu inanışını hayatın her alanında görmek mümkündür. Eser Hinduizmi takip etse de orjinal elyezmalarına yeterince yer vermemiştir. Bu durum da okuyucunun konuya tam hakim olamamasına sebebiyet verebilecektir.

Eserle alakalı okuma yapmayı düşünen okurlarına öncelikle Kahramanın Sonsuz Yolculuğu isimli eseri okumasını salık verir, keyifli okumalar dilerim.
355 syf.
·Beğendi·9/10
Kral ve Hortlak
Heinrich Zimmer

Eskilerin kıssadan hisse dedikleri hikayeler olur. Televizyon ve ileltişim araçlarının olmadığı köy ortamlarında, büyükler küçüklere bu hikayelerden anlatır, hikaye bir yerde biter ve hikaye anlatıcı dinleyenlere,
Ne anladınız söyleyin bakayım derdi.
Çocukluğumuzda köy hayatında bu diyalogları çok duyardık. Anlatılan hikayeden bir ders çıkaramamışsan. Anlatıcı tarafından hafif yollu fırça yerdik.
Bu fırça bizi bir sonraki hikaye anlatımında daha dikkatli dinlemeye iter, anlama ve kavrama yetimizi geliştirirdi.
Alman Araştırmacı Yazar Heinrich Zimmer’in Ortadoğu, Hint ve Avrupa mitolojilerinden derlemiş oldugu öykülerde tamda bu tip,
Ne anladınız söyleyin bakalım dedirten bir kitap.
Her hikayeden bir dolu felsefik sonuçlar çıkarılan, ders çıkaramadığın yerde anlatıcı tarafından hikayeyi, ıncığına cıncığına kadar yorumlayan okuyucuya yol gösteren harika bir kitap. Ancak yinede hala anlaşılamayan yerlerleri ve yeni birşeyler öğrenilmesi için yeniden okunması gerekiyor. Özellikle Hindu Felsefesinin yorumlanması ciddi kafa yordurmakta.
“Ebu Kasımın Çarıkları” hikayesi nefs ve hırs alışkanlıklarımıza çok iyi ışık oluyor.
“Kral ve Hortlak” hikayesi zırh gibi taşıdğımız egolarımıza ayna oluyor.
30 kuş yada Simurg yada Anka Kuşu diye anlatılan “Kuşların Dili” diye İran Masalı, insanın yaşadıklarından ders çıkarıp, kendi küllerinden yeni bir ruh haline bürünmesine güzel bir ders kitabı niteliğindedir.
Yorumları ile Kral ve Hortlak kitabında geçen hikayelerde benzer tadlar alınabilecek bir kitap.
“Günümüz insanı, kendi gözle görülmez psişesinin büyüsü karşısında çaresizdir.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Heinrich Zimmer
Unvan:
Yazar
Doğum:
Greifswald, Almanya, 6 Aralık 1890
Ölüm:
New Rochelle, New York, ABD, 20 Mart 1943
Heinrich Robert Zimmer, Alman Hindolog. Myths and Symbols in Indian Art and Civilization ve Philosophies of India adlı yapıtlarla tanınmıştır

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 7 okur okudu.
  • 31 okur okuyacak.