1000Kitap Logosu
Resim
Hilmi Yavuz

Hilmi Yavuz

Yazar
Çevirmen
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
304 Kişi
1.289
Okunma
200
Beğeni
12,4bin
Gösterim
Unvan
Türk yazar, şair
Doğum
İstanbul, Türkiye, 14 Nisan 1936
Yaşamı
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.
444 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Hüzün, ömrümün öznesi."
"ben şimdi bir gülü kendi güvenliği için bir sevda şiirine dönüştürmeye yargılı bir şairim, yaptığım bu işte!" Hilmi Yavuz şiirlerini felsefik kişiliğinin katkısıyla da imgeler üzerinden yazmış. Kullandığı belli başlı imgeler vardı ve anlamak için şiirlerini birkaç kez okumak gerekiyor, her okuduğumda da ayrı bir anlam çıkardım. Sözcükleri çok katmanlı şekilde kullandığı için okuyucuyu birden fazla okumaya sevk ediyor. Şiirlerinde kelimelerin soyağacını çıkartmak gerekiyor. Şiirlerinde geçen en hakim duygu hüzündür. Hüzün, bir olgunlaşmadır, bir süreçtir.
Edip Cansever
'in dediği gibi; "dönüp dönüp arkamıza baktığımız bir dünya kalıntısı üstünde/ hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de?" Hüzün hak edilmiş bir kıyıdır. Bu yüzden hüznü olumsuz anlamda kullanmamıştır. Hüznün içinde akşamüzeri yağan yağmurun dinginliği de vardır. Tam anlamıyla hüzün,
Oktay Rifat
'ın "güzel şeyler düşünmeme rağmen/ağlamak geliyor içimden." dizeleri gibidir. İmgelerden biri "çöl"dü. Çölün mutlak yalınlığı, devasa genişliği, şiirinin hayal gücünü açıklıyor sanki. Bir yandan da çöl yalnızca geçmişte kalan yaşanmış yalnızlığın değil, modern dünyanın insanı sürüklediği kalabalık yalnızlığın da mekânı niteliğinde. Şiirlerinde "ayna" ile hayatı, insanı eşitliyor. İnsanlar da aynalar gibidir. Birbirlerini yansıtırlar. Aşkı da aynayla özdeştiriyor. Aşk, insanların birbirlerini tanımada ayna görevini üstleniyor."Aşk" şiirlerinde aşık olmak değil "aşk olmak" süreci olarak yaşanıyor. Aşk olmak bekleyişten ibarettir. Zaman aynalar, mevsimler, tabiat üzerinden imgeleniyor. Zaman erguvani bir algıya sahiptir ve kimi zaman zakkum kadar acıdır.
Büyü'sün Yaz!
8.3/10 · 193 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.