1000Kitap Logosu
Honore de Balzac
Honore de Balzac
Honore de Balzac

Honore de Balzac

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.9
11,1bin Kişi
44,2bin
Okunma
2.629
Beğeni
61,1bin
Gösterim
Tam adı
Honore Balssa
Unvan
Fransız Yazar
Doğum
Tours, Fransa, 20 Mayıs 1799
Ölüm
Paris, Fransa, 18 Ağustos 1850
Yaşamı
Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours - 18 Ağustos 1850), Fransız yazar. Hayatı Asıl adı Honore Balssa'dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve soyluluk ifade eden De’ öntakısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede sayılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı. Edebiyat kariyeri 1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu. 1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır. 1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları. İnsalık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belkide 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçimleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.
Gönül.
Vadideki Zambak'ı inceledi.
328 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Olağanüstü Bir İfade Gücü
Kitabı ikinci kez okudum.İlkinde, 16-17 yaşlarında olduğum için sanırım,aklımda kalan tek şey Felix'in aşkıydı. Şimdi ise beni en az etkileyen nokta aşk oldu. Kitapta aşkın anlatıldığını zaten baştan biliyordum .Ben, aşkın kendisinden çok güzel ifade edilişini sevdim bu kitapta. Aşkı ile ön plana çıkan üç kahramana bir bakalım: Felix:Çocukluğunda ailesi ve çevresi tarafından hiç sevilmemiş.En temel ihtiyaçları bile tam karşılanmamış. İçinde dolduramayacağını sandığı büyük bir boşluk var. O yüzden güzel ve kendinden yaşça büyük bir kadını sevmesi şaşılacak bir şey değildi. Felix, Henriette'in anneliğine de hayrandı. Çünkü kendi annesinden hiçbir zaman "annelik" görmedi. Henriette:Kendinden önce ölen üç ağabeyi var. Tek çocuk. Paranın ve soyluluğun miras kalabileceği tek kişi ve bu bir kız. "Kız"olarak doğması annesi tarafından asla bağışlanmamış. O da sevgisiz ve ilgisiz bir çocukluk geçirmiş. İçinde öyle bir beğenilme tutkusu var ki erdemli olacağım diye çıldırdı sonunda. İçindeki derin boşluk kocası tarafından görülmeyince onun da Felix'e bağlanması normaldi.Daha romanın başında Felix'e aşkını açıklamazken ve Felixsi de sustururken onun daha çok seven taraf olduğu hissediliyordu. Lady Dudley:Onun Felix'e tutkusu klasik bir söylem: "Kaçan kovalanır". Başka bir kadını çok seven erkeğe diğer kadınlar tarafından hayranlık beslenmesi... Ayrıca Lady Dudley'in gözünde Felix bir bakir. Oyunları oynayacağı tecrübesiz bir oyuncak. Bu da onu hazdan delirtiyor. Yani işin bu kısmı bana ilginç gelmedi. Başka kitaplarda da karşımıza çıkabilir. Beni asıl ilgilendiren olayların anlatılışı. Yani edebilik... Aşkın bu kadar çok yönünün ele alınabilmesi ,kelimelere bu denli özenli dökülebilmesi beni şaşırttı. Aslında bu kadar karmaşık olan bir duygu nasıl da zamana yayılınca anlam kazanabiliyor? Bunu gördüm eserde. İnsanları bu kadar iyi analiz edebilmek büyük bir başarı. Kitabı okumadan hemen önce Stefan Zweig'ın "Üç Büyük Usta" kitabından "Balzac" kısmını okumuştum. Zweig, Balzac'ın insanları bu kadar iyi anlatabilmek için gözlem yapma fırsatının olmadığını, bu başarının bir yetenek olduğunu düşünüyordu. Zweig 'a hak verdim bu konuda. Güzel tasvirler yapan ,insanı çok iyi anlatabilen yazarları daha önce okudum ama Balzac bu konuda özgün ve kesinlikle farklı bir tat bırakıyor. Bir başka başarı gerilimi hissettirebilmek: Felix de Henriette de duyarlı kişiler. İnsanları iyi anlayabiliyor, yönlendiriyorlar. Ama kendileri sürekli bir kriz halinde. Aşkın cinsel boyutu mu, ruhsal boyutumu? Bu soru hep kafalarında. Biri çiçek demetlerine işliyor aşkını diğeri nakışlara. Bu gerilim halinin bize yansıtılabilinmesini de çok sevdim. Yoksa aynı konuyu başarısız bir yazar anlatsa benim için çok sıkıcı olabilirdi. Felix, tam sevgisini akıtabilecegi bir vadi bulmuşken buna izin verilmemesi nasıl da yıprattı onu. Henriette'in arada kalışları,ikiye,üçe bölünüşleri benim de yüreğimi sıkıştırdı. Aslında Henriette benim onaylayacağım bir karekter değil.Onu okudukça aklıma sürekli Freud'un savunma mekanizmalarından özgecilik geldi.Kendinden vazgeçmekten kocasının eziyetlerine katlanmaktan,çocukları için kendini yıpratmaktan zevk duyuyordu. Kendisi de söylüyor:"Başkalarının mutluluğu,artık mutlu olamayacakların tesellisidir." Bu tür insanlar çevresindekilerin mutluluğu için kendini feda ettiğini düşünür ama aslında kendi mutsuzlukları çevresindekileri daha mutsuz eder.Bu bakımdan Kont'un daha az erdemli ama erkeğini mutlu etmeyi daha iyi bilen biriyle evlenmediğine pişman olması ironik değil mi? Ben, Kontesi onaylamasam da acılarını, ruhunun haykırışlarını hissettim. Yani yazar bunu hissettirdi. Kendimi özdeşleştiremediğim bir karekteri bu kadar iyi tanımam da Balzac'ın gücü bence. Kontes, hep bir yanıyla aşkı bedensel anlamıyla yaşamak istiyor ,diğer tarafıyla bunu bastırmaya çalışıyordu. Ölümüne yakın sayıklamalarda İngiliz kadın gibi yaşamak istediğini haykırması çok acıklıydı . Yazar bir yerde anneler çocuklarını, çocukların annelerini tanıdığından daha iyi tanıyamaz, benzeri bir cümle kuruyordu.O kadar haklı ki.Çünkü Henriette kızının olan biteni anlamayacağını düşünüp onu Felixle evlendirmeyi hayal ediyordu.Bu konunun ahlaki boyutu başka bir tartışma konusu. Madeline annesinin düşündüğünün aksine tüm olanları gözlüyor, annesinin kendileri için neyi feda ettiğini çok iyi biliyordu.Başlarda onun çocukluktan itibaren Felix'e hayranlık beslediği düşündürüldüğü için son tavırları çok etkileyici oldu . Kont'un Felix ve eşi hakkında düşündükleri benim icin bir muamma olarak kaldı.Ama bu adamın hastalıklı hali çok gerçekçi yansıtılmıştı. Kitapta gördüğüm bir eksik dönemin Fransa'sını çok fazla görememek. Herhalde aşk ön plana çıkarılmak istenmişti. Natali'nin mektubu beni çok etkiledi. O kadar içtendi ki. Her kadın bunu kolay kolay itiraf edemez. Okurken gülümsemekten kendimi alamadım. Yazarın farklı yaştan ve karakterden kadınları bu kadar iyi çözebilmesine bir kez daha hayran kaldım. Tabi Felix'in dördüncü aşkı arayıp aramayacağını merak ettim:) Felix'in sevdiğini vadinin zambağına benzetmesi çok hoştu. Ve bu benzetmeyi her okudugumda kafamda çok sevdiğim bir şiirin şu dizeleri yankılandı durdu: Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
Vadideki Zambak
7.9/10
· 24,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14
249
Neslihan TÜRKMEN
Vadideki Zambak'ı inceledi.
328 syf.
·
5 günde
·
Puan vermedi
"İnanın, gerçek aşk ölümsüzdür, sonsuzdur, hep kendi kendine benzer; eşittir, arıdır, şiddetleri, kanıtları yoktur; saçları ağarır, gönlü hep gençtir." "Acı sonsuzdur, sevincinse sınırları vardır." "Başkalarının mutluluğu artık mutlu olamayacakların sevinci olur." Yazar bu kitap üzerinde diğer eserlerine kıyasla daha uzun ve daha özenle çalışmış. Ve yazarın en çok okunan kitabı olmasından da anlaşılacağı üzere emeklerinin karşılığını almış gibi görünüyor. Etkileyici ve kesinlikle sadece basit bir aşk romanı deyip geçilmemesi gereken bir eser.. İlk görüşte aşık olan, tanıdıkça aşkı daha da büyüyen Felix.. Felix, kolay ve mutlu bir çocukluk geçirmemiş genç bir adam. Acı veren geçmişinden bahsederken de hayatının ilk yıllarından başlıyor. En temel gereksinimden, aile sevgisinden mahrum kalarak büyümüş. Ne anne-baba sevgisi ne de kardeş sevgisi görebilmiş Felix. Ama gördüğü sevgisizlik onun içinde başkalarına nefret olarak doğmamış aksine sevgi dolu bir kalbi ısrarla muhafaza etmiş. Ancak Felix bir sevilmeyen olarak sürekli kendine şüphe ve güvensizlikle baş etmişti.. Yaşadığı şeyler miydi onu buna sürükleyen ya da aşkın kimi seçeneğinin belirsizliği miydi onu buna iten bilemeyiz ama evli bir kadına aşık olmuştu Felix.. Aynı acıları ve aynı hayalkırıklıklarını paylaştıklarını düşünen evli bir kadın ve genç bir adam.. Arkadaş, dost, dert ortağı olmuşlardı birbirlerine. Aynı acıda buluşmanın yeri geldiğinde mutluluk verebileceğini tatmışlardı. Bu acıları sadece ben çekmiyorum düşüncesinin verdiği rahatlama ile.. Felix'in aşkı Henriette'de karşılık bulabilir mi? Delicesine aşık bir adam sevdiği kadından gelen dostluğu yeterli bulabilir mi? Karşılık bulamayan bir aşk ne kadar varlığını sürdürebilir? Ve sürdürse bile ilk günkü tazeliğini koruyabilir mi? Karakterin iç dünyasının çok iyi yansıtıldığı, gelgitlerini, öfkesini, hayal kırıklıklarını ve ne olursa olsun içinde koruduğu o sevgiyi çok iyi yansıtan bir eser olmuş. Felix'in aşkına ise sadece iyi yansıtılmış deyip geçmek kesinlikle haksızlık olur. Felix'in düşüncelerinde sevdiği kadına ve ona olan aşkına tanık olmak aşka dair bir inanç doğuruyor.. Ama aşk, her zaman pembe gözlükler ardından bakarak yaşanmıyor. Ve hikayedeki her karakter de bunun birer kanıtı. Evet, aşk kişiye bazı mutluluklar ve hazlar veriyor ama acıdan da payınızı almadan sizin peşinizi bırakmıyor.. Kitabı okurken çoğu zaman karakterlerle tartışma içindeydim. Söylemler ve davranışlar bana göre değildi. Fazla 'aşırı verici-özgeci' tavırlar, yüce gönüllülük altında saklanan duygular, bencilce hırslar... Ama yazar o kadar başarılı bir eser ortaya koymuş ki her bir karakterin kendince aşklarını yaşayışına hayran kaldım. Yargılamadan uzak bir şekilde her birinin davranışlarının neden ve nasıllarını gördüm.. Kitapta yer alan bazı tavsiyeler dikkat edilesi ve anlamlı tavsiyelerdi. Mektuplar da özellikle kitapta en sevdiğim bölümler oldu. Sondaki Natalie'nin mektubu ise yaşanan her şeyi özetliyor gibiydi.. "...Bütün kadınlar yüreğinizin kuruluğunun farkına varır, siz de hep mutsuz olursunuz. Size bunları söyleyecek kadar içten davrananları, bugün sadık dostunuzun yaptığı gibi size hiçbir kin duymadan dostluklarını sunarak ayrılacak kadar iyi olanları çok azdır. " Keyifli okumalar..
Vadideki Zambak
7.9/10
· 24,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
151
Büşş
Vadideki Zambak'ı inceledi.
197 syf.
·
16 günde
·
Puan vermedi
Bundan 10 yıl önce kadar Vadideki Zambak kitabını yarım bırakmıştım. Kitaba dair aklımda kalan çok az şey vardı; aşk, vadi, Henriette'nin konağı. Neden yarım bıraktığımı dahi hatırlamadan bu kitaba tekrar bir şans vermek istedim. Ne yazık ki yine olmadı. Kitabı kendimi ciddi anlamda zorlayarak okudum. Kitabın betimlemeleri şahaneydi, yazım dili, süslü cümleler aslında tam benim sevdiğim tarzda. Yazar gerçekten duyguları yansıtmış fakat bir annenin çocuklarının hastalığının üzüntüsünün önüne geçecek bir aşk acısı çekmesi beni uzun uzun düşündürdü. Bir tarafta benim düşünceme göre, her ne kadar git dese de davranış ve sözleriyle bencilce gitmesine izin vermediği bir adam olan Henriette; diğer tarafta ise her erkek gibi erinde sonunda zaaflarına yenilen bir adam Felix. Felix aslında takdir edilesi bir erkek. Küçük yaşına rağmen aşkına sadık ve oldukça olgun anlamlar yüklemektedir yine de "kendi saf aşkına" ihanet eder. Kitap boyunca bir şekilde hep Mösyö de Mortsauf'in öleceğini kitabın seyrinin farklı ilerleyeceğini düşündüm. Hayatı boyunca azap çeken bir insanın öleceği beklentilerim arasında değildi. Başkaları için yaşayan bir kadın Henriette ve onlara sadık kalarak hayatına veda ediyor. Peki değer miydi, pişman olarak mı öldü? Ne kadar son sözlerinde pişman olmadığını söylese de, Felix'e yazdığı mektupta kocasına ihanet etmediği için içinin bir nebze rahat olduğunu söylese de, Felix'i gördüğü anda ona sarılıp Paris'e gitmek istediğini söylemesi içinde kalan ukteleri önümüze sermiş oldu. 35 yıllık bir hayat hiçbir isteğini yerine getirmeden, kendi için yaşamayadan söndü gitti. Felix'e gelirsek kadınların dilinden asla anlamayan onca zaman ona aşık bir kadının sevgisinin gerçekte ne olduğunu göremeyen son aşkını da ona ilk aşkını hala nasıl bir tutkuyla sevdiğini anlatarak kaybeden bir umutsuz vaka. Natalie'nin de söylediği gibi Felix'in seveceği dördüncü kadına üzülüyoruz hep beraber. Kitabı maalesef çok kötü bir yayından okudum, özet kitap olduğunu da asla bilmiyordum, fuardan aldığım bir kitaptı ve bu kitaba ikinci şansı verirken çok büyük bir hata yaparak bu yayını okumuş oldum(Olympia Yayınları). Neredeyse her sayfada yazım ve imla hataları vardı. Bazı kelimeler eksik bazı satırlar yanlış bölünmüştü. Özet kitap olmasına rağmen Henriette'nin mektubundan o kadar sıkıldım ki anlatamam. Belki bir 5 sene sonra iyi bir yayından 3. şansı verip okurum diye düşündüm ama genel gözlemim bu kitabın birçok kişiyi sıktığı. Konu bir şekilde akmıyor, olmuyor. Henriette'nin yarısı kadar sabırlı olsaydım belki bu kitabı severek okuyabilirdim.
Vadideki Zambak
7.9/10
· 24,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
72