Hüseyin Hatemi

Hüseyin Hatemi

YazarÇevirmen
8.7/10
338 Kişi
·
1.188
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.596
Gösterim
Adı:
Hüseyin Hatemi
Tam adı:
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Hüseyin (Perviz) Hatemi
Unvan:
Türk akademisyen, yazar ve hukuk profesörü
Doğum:
İstanbul, 12 Aralık 1938
1898'de İran Şahpur'da doğan Ali Asgar Hatemi Bey ile 1910'da İstanbul'da doğan Azerbaycan göçmeni Cemile hanım'ın ikiz çocuklarından biri olarak dünyaya geldi. İkiz kardeşi Hasan Hüsrev Hatemi iç hastalıkları profesörüdür.  Tam adı Hüseyin Perviz olduğu halde daha sonradan, ikinci ismininİslam Peygamberi Muhammed’in mektubunu yırtan İran hükümdarıyla aynı adı taşıdığını öğrenince bu ismi mahkeme kararıyla sildirdi.

Talatpaşa İlkokulu ve Şişli Ortaokuluna gitti. 1956 yılında Atatürk Erkek Lisesi'nden mezun oldu.  1960 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1961 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk kürsüsü kadrosuna atandı. 1973 yılında avukat Kezban Hatemi ile evlendi. Çeşitli şiirleri İslam dergisinde yayımlandı. Hareket, Milli Gazete, Zaman, Yeni Gündem, Mavera, Şehir, Yeni Asya, Yeni Şafak gibi yayınlarda yazarlık ve köşe yazarlığı yaptı. İslam Hukuku hakkında dersler verdi ve çeşitli kitaplar hazırladı.

Aynı üniversitede 1973 yılında doçent, 1981 yılında profesör oldu. 1985 yılında 1402 sayılı sıkıyönetim kanunuyla üniversiteden uzaklaştırıldı. Bir süre serbest avukatlık yaptı.1990 yılında tekrar üniversiteye döndü. 2001 yılında Kemal Alemdaroğlu ile arasında çeşitli sorunlar çıktı kendisi hakkında "olumsuz sicil" verildi. Daha sonra bu karar İdare mahkemesince uygunsuz bulunarak iptal edildi.  Hayvansever olarak bilinen Hatemi'nin evinde adı Taliban olmak üzere, birçok kedisi vardır.  27 Ekim 2000'de üniversite bahçesinde beslediği 12 kedinin 6 ayda zehirlenerek Alemdaroğlu tarafından öldürüldüğü iddiasıyla gündeme gelmiştir. 2006 yılında yaş haddinden dolayı emekli oldu. Arapça, Farsça, Almanca ve Fransızca bilmektedir.

Humeyni'nin İslam Fıkhında Devlet ve Ali Şeriati'nin İnsanın Dört Zindanı, Muhammed İkbal'in Cavid'e Hitap, Henry Corbin'in İslam Felsefesi Tarihi - Cilt 1 gibi kitapları Türkçeye çevirmiştir. 

Emekli olmasına rağmen, hâlen İstanbul'daki çeşitli üniversitelerin Hukuk, Siyasal Bilgiler ve İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinde dersler vermektedir. Yeni Şafak gazetesinde yazılar yazmaktadır.

İstanbul Üniversitesin de Yüksek Lisans ve Doktora dersleri vermektedir. Hukuk, Siyasal Bilgiler ve İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinde ki birçok öğrencinin tez danışmanlığını da yapmaktadır.Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Başkanı olarak çalıştı.2011 yılında Okan Üniversitesinde Aile Hukuku ve Vakıflar ve Dernekler Hukuku dersleri vermeye başladı. 2011 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesine geçti.
1831'de Tanzimat Döneminden önce Paris'de yayınlanan "Vocabulaire Français-Turc"de, "droit" teriminin karşılığı olarak 'insaf, adalet hak, ilm-i fıkıh' gibi terimler kullanılmakla beraber birlikte henüz 'hukuk' kelimesi kullanılmamıştır. Hukuk anlamında ise ilm- fıkıh terimi kullanılmaktaydı. Hukuk terimine İkinci Viyana Kuşatması'ndan bir buçuk asır sonra 1848 yılında Viyana'da basılan 'Kitab-ı Hukuk-i Milel' başlığında rastlanmaktadır. ...
...1873 yılında Fransızca'dan çevrilen 'hukuk' başlıklı kitapta terimin oturduğu görülmektedir.
Hüseyin Hatemi
Sayfa 28 - Baskı 1997
Rivayete* göre bu (Cengiz Yasası) “Yasa"da "ayağı ile bir komutanın evinin eşiğine basan ölümle cezalandırılır” tarzında garip hükümler vardı: Osmanlı toplumunda “yasak” kelimesi kullanılmış ise de kanun anlamında “yasa” terimi kullanılmamıştır: “Öztürkçe” akımından itibaren ve bir süre sonra “yasa” terimi tekrar kullanılmaya başlamıştır: Artık “Anayasa” terimi Türk Hukuk dilinde resmiyet kazanıp yerleşmiştir: Buna karşılık Anayasa’da genel olarak kendisinden sonra gelen yazılı kurallar için “yasa” değil “Kanun” terimi kullanılmaktadır.

*: bkz: Sadri Maksudi ARSAL, Türk Tarihi ve Hukuk, İstanbul 1947, § 48-49, s. 167-175.
Hüseyin Hatemi
2010 basım, paragraf §20
77 syf.
·Puan vermedi
“Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.”

(Ali Şeriati)

Yukarıdaki satırların yazarı Ali Şeriati ile üniversite yıllarında tanışmıştım. Bir arkadaşım, aslında şimdi düşününce pek de sevememiş olduğum bir arkadaşım, bana İnsanın Dört Zindanı kitabını önermişti ve hatta okumam için ödünç vermişti.

İnsanın dört zindanı neydi sizce? Bir insanı sınırlayan, insanlığından, yeteneğinden, gelişiminden, yaratıcılığından alıkoyan neydi, ne olabilirdi?

Ali Şeriati bu dört zindanı şöyle açıklıyor: 1- doğa/tabiat zindanı 2- tarih zindanı 3- toplum zindanı 4- benlik/kendim zindanı

İnsan bu dört zindanda aynı Platon’nun mağarasındaki gibi elleri ayakları zincirli beklemektedir. Ne zaman ki bu zindanlardan sırasıyla mücadele ede ede kurtulur, o zaman hidayete erer.

Tabiat zindanından insan alet yaparak, bilimsel buluşlar yaparak kurtulur. Tarih zindanından hakiki tarihi bularak ve tarihin yükünü bir yana bırakarak kurtulur. Toplum zindanından “aman el ne der” putunu yenerek kurtulur. En son put, en zorlu zindan ise beklenildiği gibi benlik/kendim zindanı olur.

Beni en çok düşündüren zindan ise bu benlik/kendim zindanı oldu.

Bir insan benliğinin yükünden, kendinden kurtulmak için ne yapmalıdır ki? Bunu hiç bilemedim. Belki kendimden kaçmayı tercih ettiğim için belki de gücüm elvermediği için.

Oysa çok da okudum konu hakkında.

Schopenhauer insanın bir iradesi olduğunu, bu yaşam iradesini ezmeden insanın mutlu olamayacağını söylüyor. Ona göre insan hayvani özelliklerini bırakıp felsefi konulara ilgi duyduğunda kendini yenebilir, kendi dışına çıkıp kendine kuşbakışı açıdan baktığında yeniden özgür bir insan olabilir.

Krishnamurti, hakeza Schopenhauer’in görüşlerine paralel bir fikir öne sürüp, kendimizi gözlemleyen bir gözlemci olduğumuzu, kendimizi başkalarıyla kıyaslayan bu gözlemci yok olduğunda benliğimizi yenebileceğimizi söylüyor.

Bugün okuduğum bir hikayede ise bir şeyh, kendine çare aramaya gelen bir kişiye, kitapların varmış, diyor, en çok onlara değer verirmişsin, onları suya at, geri gel…

Bugün bu hikayeyle biraz daha kendimi/benliğimi yenmeye yaklaştım sanırım.

Kendini yenmek için neyin varsa bir akarsuya atacaksın, kendini yenmek için neye değer veriyorsan kucaklayıp bir yangına savuracaksın.

Bir filmde demiyor muydu? “Ancak her şeyini kaybetmişsen özgür olabilirsin.” diye.

Ben bugün itibariyle nelerin bana ayak bağı olduğunu, nelerin beni zorlu zindanıma bağladığını biraz daha buldum.

Bunların ne olduğu biraz da bana kalsın.

Herkesin kendi İsmail’ini bulması ve yenmesi dileğiyle…
96 syf.
·9/10
Şeriati’nin hitabet tarzı gerçekten hoşuma gitti. Dili çok nazik ve anlattığı konuyu detaylarıyla açıklıyor. Aklınızda soru işareti bırakmıyor. Kitap akıp gidiyor zaten.

İnsanın Dört Zindanı, Abadan Petrol Fakültesi Konferansı ve Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Konferansı olmak üzere, konuşmaların derlenip yazıya döküldüğü iki bölümden oluşuyor.

“İnsan nedir?”
Şeriati ilk olarak bu sorunun cevabını düşündürüyor size. İnsanın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini bulmazsak, eğitim öğretimi, ahlâkı, kültürü, toplumsal kuralları düzenleme çabalarının boşuna olduğunu söylüyor.
İnsan tanımına Kuran’dan yola çıkarak başlıyor ve felsefi görüşleri de dahil ederek, aynı zamanda hiçbir görüşü reddetmeden kendi üslûbu ile tanımlıyor.
Kuran’da konu ile ilgili 2 kelime olduğunu söylüyor; İnsan ve Beşer.
Öncelikle bize beşerin ne olduğunu tanımlıyor, daha sonra insanın beşerden farkını anlatıyor. Ve beşerin üç temel ilkeyle ilgili bilgi sahibi olduğu ölçüde insan olabileceğini söylüyor.
İlk olarak bilinçli bir varlıktır.
İkinci olarak seçici bir varlıktır.
Üçüncü olarak yaratan bir varlıktır.

Bu ilkeleri de tek tek açıklıyor. Yaratan varlık kısmındaki açıklamasını yazmadan geçemeyeceğim, “Görüyoruz ki bu üç nitelik, üç tanrısal sıfattır. Tanrı yaratıcı, yapıcı ve irade sahibi bilinçli varlıktır. Söz konusu olan ve Tanrı benzeri o insan da böyledir,” diyor ve ekliyor, “Müşebbihe’nin bu kavramından şirk olacak şekilde bahsetmek istemiyorum.” Şebih şu anlamdadır: “İnsan tabiatın tersine, Tanrı’nın yüce sıfatlarını kendi varlığına ekip yetiştirme ve geliştirme yeteneğine sahip bir varlıktır. Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız! demektir,” diyor.

Bu tanımlamalar, insan olma ölçüleri muazzam. Ne bir eksik, ne bir fazla.
Ayrıca, Materyalizm, Natüralizm, Egzistansiyalizm, Vahdet-i Vücut, Historizm, Sosyolojizm, Biyolojizm gibi ideolojiler açısından da İnsan kavramını ele alıyor.
Tüm tanımlardan sonra, zindanlarımıza geçiyor. Kavram bu kadar ölçülü tanımlanmasaydı, insanın ne olduğu okuyucuya idrak ettirilmeseydi, ona içinde hapsolduğu zindanları anlatmak manasız kalırdı diye düşünüyorum.

1-Tabiatın Belirleyiciliği
2-Tarihin Belirleyiciliği
3-Toplumun Belirleyiciliği
4-Kendi Belirleyiciliği

Bu zindanları yine örneklendirerek, felsefi durumlarla izah ediyor. Göreceksiniz ki ilk üç zindandan kurtulmanın yolu çok daha kolay. Lakin dördüncü zindan, en kötü zindandır ve insanın en aciz kaldığı zindandır. Dördüncü zindanın da bir kurtuluş yolu var elbet; Aşk ile. :)

Velhasıl Şeriati okumalarım devam edecek. Öğrenecek daha çok şey var...

Okumanızı tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
77 syf.
İnsanın Dört Zindanı kitabı, Ali Şeraiti’ nin 1970 yılında Abadan’da Petrol Fakültesi öğrencilerine yapmış olduğu konferanstan oluşmaktadır.
Kitap özünde insan nedir? e cevap arar iken, insan ve beşer arasındaki kavramları da ayrıntısıyla açıklamaktadır. Günümüz modern çağında insanın beşer seviyesinden insan seviyesine geçişte çektiği anlam sıkıntısını üç meşhur düşünce ile dile getirir. Bunlar, “Düşünüyorum o halde varım” (Descartes), “Hissediyorum o halde varım” (A. Gide), “Başkaldırıyorum o halde varım” (A. Camus) tur. Ancak yazara göre insan olabilme geçiş evresinin “Başkaldırıyorum o halde varım” (A. Camus) düşüncesi ile gerçekleşebileceği vurgulanmaktadır. Bu konudaki Hz. Âdem örneği oldukça çarpıcıdır. Bu aşamadan sonraki bölümde de, insanı kuşatan dört zindan açıklanmaktadır.
Bu zindanlar
1-Doğa (Biyolojizm) Zindanı.
2-Tarih (Historizm) Zindanı.
3-Toplum (Sosyolojizm) Zindanı,
4-Benlik (‘’Kendim’’ dir ) Zindanı.
İlk üç zindanı günümüz insanının bilim ve felsefe ile geçmekte zorlanmadığı anlatılmakla birlikte, en zor zindanın ise zindan ile tutsağın birleştiği ‘’Kendim’’ dir zindanından kurtuluşun reçetesini kıymetli eserinde sunmaktadır. ‘’Kendim’’ dir zindanından kurtulmak arzusunda olan kitap dostlarına şiddetle tavsiyemdir, iyi okumalar…
77 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Şeriati'nin üniversite öğrencilerine verdiği bir konferanstaki konuşmasından derlenmiş, kısa fakat muhtevası epeyce geniş bir kitaptır.

Kitap özünde insanın ne olduğunu, beşer ve insan arasındaki farkı, her şeyden evvel insan olmanın ve insanlaşma sorununun çözülmesinin gereksinimini konu eder.

'Beşer'in 'insan' olmaya doğru gittiği yolda, etkisi altında bulunduğu ve hatta tutsağı olduğu, kendisinin 'dört zindan' olarak nitelendirdiği:
1. Naturalizm
2. Historizm
3. Sosyolojizm
4. Benlik zindanı
Bu zorlayıcı etkenlerden kurtulmanın yollarını felsefik bir yorumla okuyucuyla paylaşıyor.

Spoi:
İlk üç zorlayıcı güçten bilim ve felsefe yoluyla kurtulmanın mümkün olduğunu söylerken, dördüncü zindanın yani 'benlik zindanı'nın, zindanların en kötüsü olduğunu, insanın bunda en aciz durumda olduğunu ifade eder. Çağdaş insanın ilk üç etkenden kurtulup, bu zorba gücün tutsağı olmaya devam etmesi halinde, gerçek anlamdaki özgürlüğünü ıskalamış olduğunu da yine göz önüne serer.

Peki bu zorba güçten, bu 'benlik zindanı'ndan kurtulmak nasıl olur? Evvela kendi derinliğinde, kendi 'ben'inde bir başkaldırmayla, içten kendine karşı bir devrim kopuşuyla; aşık olduğu yüce bir ülkü uğruna, kendi çıkarlarından ve yararlarından feragati etmesiyle, yahut hiçbir şey, hiçbir karşılık beklemeden yüce ahlakın özüne uygun davranışlar sergilemesiyle, bunun da aşk ile mümkün olacağını savunur...
77 syf.
Ali Şeriati'nin konferansından derlenmiş ve küçük hacimli olmasına rağmen, bakış açınızda çok şeyi değiştirecek dolu dolu bir kitaptır. İnsan ile beşer arasındaki farkı vurgular, ve beşerlikten insanlığa tekamül ederken özgürleşmek gerektiğini söyler. Bu yolda 4 zindan tanımlar. Bunlar: tabiat, toplum, tarih ve insanın kendi zindanıdır. Bunları tek tek değerlendirmiş ve kurtulma yollarını sunmuştur Ali Şeriati. Yazarın kendisiyle tanışmak için güzel bir kitaptır ;) Ali Şeriati'yi çok seveceğinizi düşünüyorum.
77 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bu kitabın ana konusu insanın girdiği dört zindandan ve ondan kurtuluşunu anlatıyor. İlk üç zindan olan: Tabiat,Tarih ve Toplum zindanından beşer kurtulmuştur ama kendi kendinin zindanından kurtulamamıştır. Bundan kurtulmanın tek yolu “isâr” dır. Yani kendini başkaları için feda etmek.

En zoru da bu değil mi?
95 syf.
·3 günde·8/10
Ali Şeriati'nin 1970 Abadan-İran, Petrol Üniversitesi'ndeki konferansı.
Beşer ve İnsan tanımını son derece çarpıcı buldum. Daha önce başka Düşünürler tarafından da bu şekilde tanımlanmış mıydı bilmiyorum ama ben ilk kez karşılaştım ve büyülendim.
Tanımdan ne anladığımı ''Beşer şaşar fakat insan (olmak) şaşmamaya doğru yapılan bir yolculuktur. Üstün vasıfları içselleştirme maratonudur.'' şeklinde ifade edebilirim. Kısaca ''Beşer doğulur, İnsan olunur.'' da diyebilirim.
Güzel Sanatlara baktığı noktadan bakıldığında, Sanatı ve Sanatçıyı artık yepyeni bir pencereden görebiliyoruz.
Ayrıca Sosyolojizm, Materyalizm, Naturalizm ve Historizm akımlarının insan üzerindeki etkilerinin irdelendiği bölümleri de ilgi ile okudum.
Ali Şeriati'yi okumaya devam etmek ve bu düşünceyi anlamak istiyorum.
77 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kendime soruyorum:

-Nasıl bir kitap?
-Kitap çok zengin bir içerik taşıyor. Edebi bir ağırlığı var. Felsefi bir ağırlığı var.
-Yani diğer aylarda okuduğum kitaplar gibi miydi?
-Hayır. Onlardan çok ama çok öte de. Tolstoy'dan 'İtiraflarım'ı okuyormuşsun gibi yahut Platon'un 'Sokrates'in Savunması'
-Peki, ne anlatıyordu?
- ''İnsan nedir?'' sorusu ile başlayıp insanın nasıl özgürleşebileceği meselesini ele alıyor. Vs. vs.
-Bu kadar mı?
-Filozoflardan referanslarla ama evet Nietzche'yi böyle tartışan bir yazarı ben daha önce okumamıştım, şöyle ki okurken gülümsüyor, dâhiyane buluyorsunuz fikrini ortaya sürüşünü.
-Evet, ben genelde böyle yazarlar okurum ama.
-Biraz daha farklı bir kitap bu hani ‘Küçük Prens' kitabı şöyle diyor: ''İnsan ancak yüreğiyle bakarsa bir şeyi iyi görür'' bunun gibi yalnızca bilinciyle ikna etmiyor yazar, kalbinizle de gerçeğe erişmenizi sağlamak istiyor.
77 syf.
·Puan vermedi
Bireyi prangalara bağlayan dört zindandan (naturalizm, sosyolojizm, historizm ve "kendim") kurtuluş yollarını irdeleyen, bireyi düşünmeye, "insan olmaya" yönlendiren ve bunları anlaşılır bir dille anlatan Ali Şeriati'nin, bir konferansından kitaba aktarılmış okunması gerekli bir kitaptır.

Ayrıca Bilim-Din ilişkisi, bütünlüğü, sonuç kısmında açıklığa kavuşturulmuştur.
77 syf.
"Beşer" ile "İnsan"ın farkı.." BEŞERİN AMACI İNSAN OLMAKTIR." diyor Ali Şeriati. İnsanın dört zindanınından en zor oranının insanın kendisi olduğunu söylüyor. Ve bu zindandan kurtuluşun tek yolu aşktır. Bu aşk da kendini diğer insanlar için feda etmektir, hiçbir beklentiye girmeden. Bunun yolu da dindir... diyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hüseyin Hatemi
Tam adı:
Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Hüseyin (Perviz) Hatemi
Unvan:
Türk akademisyen, yazar ve hukuk profesörü
Doğum:
İstanbul, 12 Aralık 1938
1898'de İran Şahpur'da doğan Ali Asgar Hatemi Bey ile 1910'da İstanbul'da doğan Azerbaycan göçmeni Cemile hanım'ın ikiz çocuklarından biri olarak dünyaya geldi. İkiz kardeşi Hasan Hüsrev Hatemi iç hastalıkları profesörüdür.  Tam adı Hüseyin Perviz olduğu halde daha sonradan, ikinci ismininİslam Peygamberi Muhammed’in mektubunu yırtan İran hükümdarıyla aynı adı taşıdığını öğrenince bu ismi mahkeme kararıyla sildirdi.

Talatpaşa İlkokulu ve Şişli Ortaokuluna gitti. 1956 yılında Atatürk Erkek Lisesi'nden mezun oldu.  1960 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1961 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk kürsüsü kadrosuna atandı. 1973 yılında avukat Kezban Hatemi ile evlendi. Çeşitli şiirleri İslam dergisinde yayımlandı. Hareket, Milli Gazete, Zaman, Yeni Gündem, Mavera, Şehir, Yeni Asya, Yeni Şafak gibi yayınlarda yazarlık ve köşe yazarlığı yaptı. İslam Hukuku hakkında dersler verdi ve çeşitli kitaplar hazırladı.

Aynı üniversitede 1973 yılında doçent, 1981 yılında profesör oldu. 1985 yılında 1402 sayılı sıkıyönetim kanunuyla üniversiteden uzaklaştırıldı. Bir süre serbest avukatlık yaptı.1990 yılında tekrar üniversiteye döndü. 2001 yılında Kemal Alemdaroğlu ile arasında çeşitli sorunlar çıktı kendisi hakkında "olumsuz sicil" verildi. Daha sonra bu karar İdare mahkemesince uygunsuz bulunarak iptal edildi.  Hayvansever olarak bilinen Hatemi'nin evinde adı Taliban olmak üzere, birçok kedisi vardır.  27 Ekim 2000'de üniversite bahçesinde beslediği 12 kedinin 6 ayda zehirlenerek Alemdaroğlu tarafından öldürüldüğü iddiasıyla gündeme gelmiştir. 2006 yılında yaş haddinden dolayı emekli oldu. Arapça, Farsça, Almanca ve Fransızca bilmektedir.

Humeyni'nin İslam Fıkhında Devlet ve Ali Şeriati'nin İnsanın Dört Zindanı, Muhammed İkbal'in Cavid'e Hitap, Henry Corbin'in İslam Felsefesi Tarihi - Cilt 1 gibi kitapları Türkçeye çevirmiştir. 

Emekli olmasına rağmen, hâlen İstanbul'daki çeşitli üniversitelerin Hukuk, Siyasal Bilgiler ve İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinde dersler vermektedir. Yeni Şafak gazetesinde yazılar yazmaktadır.

İstanbul Üniversitesin de Yüksek Lisans ve Doktora dersleri vermektedir. Hukuk, Siyasal Bilgiler ve İktisadi ve İdari Bilimler fakültelerinde ki birçok öğrencinin tez danışmanlığını da yapmaktadır.Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı Başkanı olarak çalıştı.2011 yılında Okan Üniversitesinde Aile Hukuku ve Vakıflar ve Dernekler Hukuku dersleri vermeye başladı. 2011 yılında İstanbul Ticaret Üniversitesine geçti.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 1.188 okur okudu.
  • 34 okur okuyor.
  • 775 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları