İbn-i Hişam

İbn-i Hişam

10.0/10
1 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
3
Gösterim
Adı:
İbn-i Hişam
Doğum:
İşbiliye, 1126
Ölüm:
1181
520 (1126) yılı civarında İşbîliye’de (Sevilla) doğdu. Hayatının önemli bir kısmını Sebte’de (Ceuta) geçirdi. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Ebû Tâhir es-Silefî ve İbn Medâ el-Lahmî gibi âlimlerden ders alarak özellikle dil ve edebiyat alanlarında kendini yetiştirdi. Sebte’de uzun yıllar öğrenci yetiştirmek, dil ve edebiyatla ilgili önemli eserlere ve kasidelere şerh ve reddiye yazmakla meşgul oldu. Ömrünün sonlarına doğru tekrar İşbîliye’ye döndü ve burada vefat etti.
Kureyş’in Haceri yerine koyacak kimse hakkında ihtilâfı ve bu hususta parmaklarının kana batırılması
İbn-i İshâk dedi ki:
Sonra Kureyş’ten kabileler Kabe’yi inşâ için taşlan topladılar.
Her kabile tek başına topluyordu. Sonra orayı inşa ettiler nihâyet
binânm yapımı Rükn mevziine vardı ve onun hakkında birbiriyle çekiştiler. Her kabile başkasının değil kendisinin onu yerine yükseltip koymasını murâd ediyor ve her biri başka tarafa çekiyor yeminleşiyordu ve kıtal için hazırlıklarda bulunuyorlardı. Bunun
üzerine Benû Abdiddâr kan dolu bir kabı yaklaştırdı. Sonra onlar ve Benû Adiyy b. Kâb b. Luayy ölümün üzerine akidleşiyorlar ve parmaklarını işte o kabın içindeki bu kana sokuyorlardı. Böylece ka­nı parmakla hissetme mânasına «Leakatü'demm» adını verdiler. Böy­lece Kureyş bunun üzerine dört veya beş gece bekledi. Sonra onlar mescidde toplandılar ve müşavere ettiler, birbirini insafa çağırdılar.Ebû Ümeyye’nin ilk gireni hakem kılması ve bunun
Resûlullah(ص)'in olması Bazı ehli rivâyet iddiâ etti ki: Ebû Ümeyye b el-Muğire b. Abdillah b. Ömer b. Mahzûm, ki o, o sene Kureyş kabilesinin en yaş­lısı idi, dedi ki:
Kureyş topluluğu! Sizin aranızda kendisinde ihtilâf etti­ğiniz şey hakkında şu mescidin kapısından ilk giren kimseyi yetkili kılınız ki; onun hakkında sizin aranızda hüküm versin. On­lar da bunu yaptılar. Onlann yanına ilk giren, Resûlullah(ص) oldu. Onu gördükleri zaman dediler ki: «İşte Emin, biz râzı olduk işte Muhammed.» Onların yanma vardığı ve ona haberi bildirdikleri zaman (ص) dedi ki:
— Bana bir örtü getiriniz, ona getirildi ve rüknü aldı ve kendi
eliyle onun içine koydu. Sonra dedi ki: Her kabile örtünün bir ucundan tutsun, sonra onu hep birlikte kaldırınız. Onlar dabunu yaptılar. Nihâyet onu yerine vardırdıkları zaman o eliyle onu koydu. Sonra onun üzerine bina edilmeğe devam edildi.
O Selmâ Hâşim için Abdulmuttalib'i doğurdu. İsmini Şeybe koydu. Hâşim onu, bülûğa yakın bir çağa gelinceye kadar anasının yanında bıraktı. Sonra onun amcası Muttalib ona gitti ki onu alada onu memleketine ve kavmine getirsin. Bunun üzerine Selmâ ona
dedi ki:
— Onu seninle birlikte gönderecek değilim. Muttalib de Selmâ’ya
dedi ki:
— Ben onu götürünceye kadar ayrılacak değilim. Çünkü kar­deşimin oğlu baliğ olmuştur ve o burda garibdir. Biz ise kavmimiz
içinde şerefli bir aileye sahibiz. Onların işlerinden birçoğunu üstle­niriz. Onun kavmi, beldesi ve aşireti onun için başkalarında kalmak­tan hayırlıdır veya buna benzer bir şeyler söyledi. Şeybe amcası
Muttalib’e dedi ki:
— Anamdan ayrılacak değilim. Ancak bana izin verirse ne alâ.
Bunun üzerine anası ona izin verdi ve onu amcasına teslim et­ti. O da onu aldı götürdü ve onunla birlikte devesinin üzerinde ter­kisinde olarak Mekke'ye girdi. Kureyş de ona dedi ki: O, AbdulMuttalib’dir = Muttalib’in kölesidir, onu satın almıştır. Böylelikle Şeybe Abdulmuttalib ismiyle isimlendi. Buna cevâben Muttalib de
dedi ki: Yazık size! O ancak benim kardeşim Hâşim’in oğludur. Onu Medine'den getirdim.
Rabbinin fil sahiplerine nasıl (muamele) ettiğini gör­medin mi? O, bunların kötü plânlarını boşa çıkarmadı mı? O, bun­ların üzerine sürü sürü kuş (lar) gönderdi ki bunlar onlara pişkin tuğladan (yapılmış) taş (lar) atıyor (lar) dı. Derken (Allah) onlan ye­nik ekin yaprağı gibi yapıverdi.» Ve şöyle buyurdu: «Kureyş emn-ü selâmete kış ve yaz kendilerini seyr-ü seferde esenliğe (ve garantiye) kavuşturulduğundan dolayı şu Beytin (Ka­be’nin) Rabbine ibâdet etsinler onlar. O (Rab ki) onlan açlıktan (kur­tarıp) doyuran, kendilerine korkudan, eminlik verendir.» Yani Allah’a, onlara verdiği nimetlere karşı şükür ederlerse Al­lah bu nimetleri kaldırmayacaktır.
İbn-i Hişâm dedi ki:
Ebâbil: Cemaatlardır. Araplar, bildiğimiz bir müfredini söyle­mezler. Siccil’e gelince, Yûnus en Nahvi ve Ebû Ubeyde bana ha­ber verdi ki o Arab indinde şiddetli çetin şey demektir. Ru’be b. el- Accâc şöyle dedi:
«Onlara, ashâb-ı file dokunan şey dokundu. Onlara pişirilmiş tuğladan yapılmış taşları atıyorlardı.
Ve onlarla ebabil kuşları oynuyorlardı.
Ibni Ishak dedi ki: Bana haber rivayet edenlerden birisi haber verdi ki:
Kureyş'den Kabe'yi yeniden yapmak üzere yıkmakta olan kim­selerden bir adam Kabe’den iki taş arasına taşın birini oradan sök­mek için demir küsküyü soktu. Taş hareket ettiği zaman Mekke’nin hepsi titremeğe başladı. Bunun üzerine bu temelden geri durdular.
İbn-i Ishâk dedi ki:
Kureyş, Rükünde, Süryânca yazılmış bir yazı buldular. Onun ne olduğunu bilmediler. Nihayet onu onlara yahudilerden bir adam oku­du. Bir de bakıldı ki o şöyledir: Ben Allahım, Mekke'nin Sahibiyim. Orasını, gökleri ve yeri yarattığım ve güneş ve ayı tasvir ettiğim zamanda yarattım ve orasını hanif olan yedi melek ile çevirdim ki onlar oramn iki dağı zail olmadıkça zâil olmazlar. Orası, su ve süt­te oranın ehline mübarektir.

İbn-i Hişâm dedi ki:
Metinde geçen ehşebâha= cebelâha, yani iki dağ demektir.
İbn-i İshâk dedi ki:
Şu haberi aldım ki: Onlar Makam’da bir yazı buldular ki onun içinde şu yazılı idi. Mekke Allah’ın Harâm evidir. Oranın nzkı üç yoldan gelir. Oranın halkından bir kısmı orayı ilk olarak helâl gö­ren olmayacaktır.
sarhoşun sarhoşluğu işitti mi voksa hatıralarım mı terketti?
Yoksa arzu ettiği lezzete nail mi oldu
Yoksa gençliğini ini hatırladı.'
Halbuki senin gençliği hatırlaman başka değil ancak onun kurtuluş
yerini hatırlamandır.
O Rebâiyye harbidir.
Onun gibisi kişiye ibretler getirir.
O halde Imrin veya Esed’den sorunuz ki o zühre yıldızıyla beraber sabahleyin yürüyerek geldi
Abdurrahman b. Sad b. Zürâre Âişe (Radiyallâhû anhâl’dan onun şöyle dediğini naklen bana haber verdi: And olsun ki. filin kaidini ve sâisini Mekke’de a'mâ ve kötürüm oldukları, insanlardan yiyecek dilendikleri halde gördüm.
İbn-i İshak dedi k i: Ibn-i Ziberâ «Dönüşten sonra oranın has­tası...» sözüyle şunu kasd eder ki: Ebrehe'nin başına gelenlerden sonra beraberlerinde taşımışlardı. Nihayet San’â’da öldü.
Muhammed b. İshâk el-Muttalibi şöyle dedi:
Bir ara Abdul-Muttalib b. Hâşim Hicir’de uyurken rüyasında
Zemzemi kazmakla emr olunmuştu. Zemzem, Kureyş kabilesinin iki sanemi İsâf ve Nâile arasında, kurban kestikleri yerin yanında gö­mülü idi. Cürhüm Mekke'den göç ettikleri zaman o kuyuyu gömmüş üstünü örtmüşlerdi. O kuyu. İsmâil b. İbrâhim (Aleyhisselâm)’ın. kü­çük iken susadığı zaman. Allah'ın ona su içirdiği kuyu idi. Anası onun için bir su aramağa koyulmuştu fakat bulamamıştı. Allah’a duâ eder ve İsmâil için ondan yardım dilerken Safâ'ya doğru gitti.
Sonra Merve’ye geldi, yine duâ edip gezindi. Allah Teâlâ Cebrâil (Aleyhisselâm) i gönderdi. O da yere topuklarım vurunca su çıktı. Sonra îsmâil’in anası yırtıcı hayvanlarm seslerini işitince ço­cuğu için onlardan zarar gelir diye korktu ve koşarak geri geldi. İsmail'i, eliyle çukurun altından suyu açar ve içerken buldu. Böylece anası orayı küçük bir çukur yaptı.
Zühri'den bana haber verildi ki: O şöyle demiştir: Kisrâ Bâzân'a şöyle yazdı: Bana şu haber vardı ki, Kureyşden nebi olduğunu iddia eden
bir adam Mekke'de çıkmıştır Ona git, tevbe etmesini iste. Eğer tevbe ederse ne a'lâ. Yok eğer etmezse onun başmı bana gönder. Bâ­zân, Kisrâ'nın mektubunu Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e
gönderdi.
Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de ona şöyle bir
mektup yazdı:
Şüphesiz Allah bana Kisrâ'nın şu ayın şu gününde kati oluna­cağını va’d etmiştir. Mektub Bâzân'a gelince; dediğini gözlemek için bekledi. Ve: Eğer nebi ise dediği şey olur, dedi. Allah Kisrâ’yı Re­sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Selleml’in dediği günde katlettirdi. İbn-i Hişâm dedi: Oğlu Şireveyh'in eli ile katl olundu.
Abdulmuttalib oğlu Haris ile yürüdüler. O zaman ondan baş­ka çocuğu yoktu. Karıncanın köyünü buldu ve o köyün ya­nında iki putun İsâf ile Nâile'nin arasında karganın didikler oldu­ğunu buldu. Kureyş kurbanlık hayvanlarını bu iki putun yanında boğazlıyorlardı. Kazmayı getirdi ve emr olunduğu yerde kazmağa başladı. Kureyş onun çalıştığını gördükleri zaman ona karşı durdu­lar ve dediler ki:
— Vallahi seni yanlarında kurbanlarımızı kestiğimiz bu iki pu­
tumuzun arasında kuyu kazmaya bırakmayız. Bunun üzerine Ab-
dulmuttalib oğlu Hâris'e dedi ki:
— Kuyuyu kazıncaya kadar beni bırak. Allaha and olsun ki; kendisiyle emr olunduğum şeye devam edeceğim. Onun bırakmaya­cağını bu işten vaz geçmeyeceğini bildikleri zaman onu kazmakla başbaşa bıraktılar ve kendilerini tuttular. O da az bir mikdar kazı­yınca kuyunun üzerine kapatılan taş göründü. Böylece tekbir ge­tirdi ve doğrulandığını bildi. Kazma işi devam ettiği zaman orada altundan iki geyik buldu. Bunlar Cürhüm'ün Mekke'den çıktıkları
zaman orada defn ettikleri iki altun geyik idiler. Ve orada Kala kılıçlarını ve zırhları buldu. Bunun üzerine Kureyş ona dedi ki:
— Ey Abdulmuttalib, bunda bizim de seninle birlikte ortaklık hakkımız vardır. Dedi ki:
— Hayır. Fakat gelin insafla davranalım. Onun üzerinde oklar
çekelim. Dediler ki:
— Nasıl yapacaksın? Dedi ki :
— Kâbe için iki ok, benim için iki ok ve sizin için de iki ok kı­larım. Kimin iki oku çıkarsa onun için olur. Kimin iki oku geriye ka­lırsa onun için bir şey yoktur. Dediler k i:
— Hakkaniyetle konuştun. Böylece iki san renkli oku Kâbe için, iki siyah oku da Abdulmuttalib için ve iki beyaz oku da Kureyş için kıldılar. Sonra okları Hübel’in yanında çeken okçuya verdiler (Hübel, Kâbe'nin içinde bir puttur Bu onların putlarının en büyüğüdür. O put ki Ebû Süfyân b. Harb Uhud gününde ona, Hübel dinini izhar et, dedi). Abdulmuttalib Allah (Azze ve Celle)’ye dua ederek kalk­tı ve okçu oku vurdu ve iki sarı ok Kâbe için olan iki altun geyiğe çıktı. İki, siyah ok da Abdulmuttalib'in kılıçlarına ve zırhlarına çık­tı. Kureyş'in iki oku geriye kaldı Bunun üzerine Abdulmuttalib kı­lıçları Kâbe’nin bir kapısına vurdu Kapıya da altundan iki geyiği vurdu. Böylece Kâbe'nin zinetlendiği ilk altun iddia ettiklerine göre böyle oldu. Sonra Abdulmuttalib Zemzemin sikayesini hacı­lar için üstlendi.
bilinen Kitâbü’l-Mübtede ve’l-mebaŝ ve’l-meġāzî’sini yeniden tertip eden İbn Hişâm şöhretini bu esere borçludur. Eseri hazırlarken İbn İshak’ın en meşhur râvilerinden Ziyâd b. Abdullah el-Bekkâî’nin Kûfî-Bağdâdî diye meşhur olan nüshasını esas alarak eseri kısaltmış, bu arada bazı ilâvelerde de bulunmuştur. Kitap zamanla onun adıyla (Sîretü İbn Hişâm, Tehźîbü İbn Hişâm) anılır olmuştur. Kıftî, Zehebî, İbn Kesîr, İbnü’l-İmâd, İbn Hallikân ve Sehâvî gibi müellifler, bu eseri Hz. Peygamber’in hayatına dair en sağlam ve en iyi siyer kitabı olarak kabul etmişlerdir.

İbn Hişâm, İbn İshak’ın kitabını esas almakla birlikte onun aksine Kur’an’da temas edilmeyen ve Hz. Peygamber’le ilgisi olmayan konulara, pek tanınmayan şairlerin şiirlerine, nezaket dışı bazı ifadelere ve hocası Bekkâî’nin güvenilir bulmadığı rivayetlere itibar etmediğini söyler (es-Sîre2, I, 4). Müellif eserine aldığı bazı şiirlerin dilini ve veznini düzeltmiş, bazılarının nisbet edilen şahıslara ait olmadığını belirtmiş, bir kısmının kaynağını ve râvilerini zikretmiş, bazan da yeni şiirler ilâve etmiştir. İbn Hişâm’ın eserde yer alan âyet, hadis ve şiirlerdeki garîb kelimeleri açıklarken verdiği bilgiler, onun Arap dili ve edebiyatına vâkıf olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Anlatım eseri çok zorlamış ve anlatımı suslerken kapalılığı artırmıştır müslüman ve tarihe merakı olan herkesin okuması gereken bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
İbn-i Hişam
Doğum:
İşbiliye, 1126
Ölüm:
1181
520 (1126) yılı civarında İşbîliye’de (Sevilla) doğdu. Hayatının önemli bir kısmını Sebte’de (Ceuta) geçirdi. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Ebû Tâhir es-Silefî ve İbn Medâ el-Lahmî gibi âlimlerden ders alarak özellikle dil ve edebiyat alanlarında kendini yetiştirdi. Sebte’de uzun yıllar öğrenci yetiştirmek, dil ve edebiyatla ilgili önemli eserlere ve kasidelere şerh ve reddiye yazmakla meşgul oldu. Ömrünün sonlarına doğru tekrar İşbîliye’ye döndü ve burada vefat etti.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.