İsmail, o gece sabaha kadar uyuyamadı; yatağında öylece kıvranıp durdu. Bir türlü yenik düşmüyordu gözleri. Kafasının içindeki belli belirsiz sesler, dur durak bilmiyordu. Yazık ki onun bu haline tanıklık eden kimseler yoktu. Çektiğimiz acılara tanıklık eden birileri olunca tam manasıyla acı çekmiş oluyoruz. Yalnızlık korkusu da bize tanıklık edecek hiç kimsenin kalmaması değil midir esasen... Biri bize tanıklık etsin, yaşadıklarımızı görsün değil midir, bir başkasını hayatımıza alma ve onu kendimize tutsak etme isteğimiz. Çoğu insan, saatlerce aynanın karşısında öylece durur. Onu görebilecek hiç kimseyi bulamadığı için kendi kendine tanıklık eder... Öylece bir dağ başında yapayalnız kalsak, herhalde hiçbir şey için çok uzun süre acı çekmez, yaş tutmayız... İçimizde yaşadığımız, içeride daha fazla tutamadığımız fırtınaları dışarıya göstermek için farklı farklı yollar deneriz. Örnekse karalara bürünmek. Acımızı kıyafetlerimiz ile sergilemek... Ben yastayım... Beni görün; herkes renkli ben renksiz...