İbrahim Tenekeci

İbrahim Tenekeci

YazarEditör
8.5/10
868 Kişi
·
3.089
Okunma
·
1.091
Beğeni
·
53.738
Gösterim
Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Şair
Doğum:
Kastamonu, Türkiye, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.
Lansor kullanmıştım, geçmemiş demek
Dedemden geriye kalan günlerim.
Sırtımı dönüp de yattığım dünya
Hiç iyi değilim, sordun diye söyledim.

Dolgusu düşüyor, hayatımızın
Dostları sorarsan, sorma dostları.
Sadece görevliler kalmış gibiyim,
Bir yorgunluk düşün, kendinden razı.

Eskiden olsaydı buna gülerdik;
Gecenin üçüne takıldım düştüm.
Yüzüne karşı geldiğim bu yer,
Beni almadan gidiyor ömrüm.

Dağların üstünde kar gibi şeyler.

İbrahim Tenekeci, Kuvvetli Yağış
(İtibar, Ocak 2012, sf.7)
Soğuktan eliniz ayağınız uyuşmuş bir halde eve geldiniz
ve hemen sobanın yanına sokuldunuz.

Isınmak için sobanın yanına sokulduğunuz andan itibaren,
her geçen dakika sobadan biraz daha uzaklaşır ve en sonunda odanın,
sobaya en uzak köşesine oturursunuz.

İlk dakikada sizi rahatlatan, huzur veren ateş; yavaş yavaş canınızı sıkmaya başlamıştır.Önce üstünüzdeki kazağı çıkarır, daha sonra evdekilerin bütün itirazına rağmen, pencereyi hafifçe aralamaya kalkarsın.

Aşk da böyledir işte.
Kimi insanı sadece ayakları ayakta tutar.Kimi insanı ise idealleri,hayalleri.Mesela şiir gibi,dava gibi şeyler…

“Siz de deneyin bakın: Bir odanın kapısını, pencerelerini sımsıkı
kapayın. Sırtüstü yatıp gözlerinizi kara bir bezle bağlayın. Kafanızdaki

bütün fikirleri kovarak, bütün dikkatiniz saatin tiktağında, zamanın

geçişini düşünün. Yaşadığınızı düşünün. Bir vapur olduğunuzu, zamanı yara yara ilerlediğinizi, hayatın saniye saniye yanınızdan kayıp gittiğini…”
Dün ajanslardan ''hayatınızı kurtaracak yedi besin'' başlığı altında bir haber geçti.Badem, kahve, tarçın, patates, zeytinyağı, çay ve sebze çorbası... Bunları düzenli olarak tüketirse ''hayatımız kurtuluyormuş.''
Ailemizden öğrendiğimiz hayat kurtarıcı yedi besin ise daha farklı.
işte, hayatımızı kurtaracak yedi besin: Kul hakkı yememek, yalan söylememek, anaya-babaya asi olmamak, her daim şükretmek, ibadetleri aksatmamak, mazlumun yanında olmak, menfaat için şekle şekle girmemek...
İbrahim Tenekeci
Sayfa 9 - profil yayınları
Kızkardeşi, Peygamber Efendimiz'i simgeliyor diye, kırmızı gülleri atmıyor, sürekli biriktiriyor; yerde bile görse, elinden tutup evine götürüyormuş.
Güzel insanlar güzel ata binip erken gidermiş...
Vefat ettiği zaman evinin her yerinden; balkondan, dolaplardan, çekmecelerden, odalardan poşet poşet kurumuş kırmızı güller çıkmış.
Gül ev, gülden ev...
Sen böyle güzelken söz düşmez
Diyecektim, demedim...
Geçen gün, saka kuşu hakkında ansiklopedik bilgiler topluyordum. Meğerse kafesteki kuşların birinci ölüm nedeni stresmiş. "Sonunda aradığımı buldum" dedim.

Modern hayat, hepimizi kafeslere hapsetti. Üstelik bu kafesleri, zahmete bile girmeden, bize kendi ellerimizle inşa ettirdi. Özellikle şehirliler arasında stresin ve strese bağlı ölümlerin (kalp krizi gibi) bu kadar çok olması, başka neyle izah edilebilir?
Gazeteci olduğumu öğrenince şaşırıp soruyor: "Neler yazıyorsun bakalım? "
Politika ve gündeme pek girmiyorum, diyorum. Kuşlar, börtü böcek, bitki çeşitleri; daha çok bunlardan bahsediyorum.
Bana olan ilgisi bir anda dağılıyor ve tekrar masasının üzerindeki evraklara gömülüyor. Tabi şunu mırıldanarak:
-Tabi, tabi...Ara sıra böyle şeyler de lâzım. ..
Bir de bulundukları mevkilerden, makamlardan güç alarak insanlara yanlış yapanlar var. Onlar için ibretlik bir hatırlatma yapalım: Ne olduğum değil, ne olacağım: Lidya devletinin başkenti olan Sardes, bugün, küçük bir köyün sınırları içindedir. Salihli ilçesine bağlı Mustafa köyü. Bu kadar basit.
Dünyaya adını yaymak istersen, mümkünse, yolculara iyi muamelede bulunmaya gayret et.
Sen gerçekten meşhur olmak istersen, satıcılara iyi muamele et ve onların haklarını ver.
Ey oğul, sen iyi nam kazanmak istersen, yolcu ve kervanlara karşı her vakit iyi hareket et.
(Kutadgu Bilig)
İbrahim Tenekeci
Sayfa 66 - Profil Kitap
dünya küçük demişlerdi, nerdesin
kuyruğunu bırakması gibi bir kertenkelenin
kim böyle orta yerde bırakır
ve yazmaz birkaç satır.

bana günahtir,
nereye gidersem orası senin yurdun
çünkü aklımdan çıkmıyorsun.

Ibrahim Tenekeci - Sen türkü yak ben mermi
72 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Köşe yazıları ve şiirleri ile tanıdığımız İbrahim Tenekeci,  bu kitabında günlük hayata dair gerçeklikleri kendi bakış açısıyla bizlere anlatıyor .Kitap üç ana  oluşuyor; Rabb'im sen olmasan Kimin aklına gelirim ben mısraları ile başlayan giriş adını verdiği bölüm." Eski defterlerden "adını verdiği 2. Bölüm ve "Başka yerler" adını verdiği son bölüm. 1. Bölümdeki denemeler ,şiir tadında. Bir inzibattır ölüm, dolaşır caddelerde                                              Yakmak için iznini acemi bir askerin... günlük hayatta karşılaştığı olayları, mizansen benzetmeleri şiirsel ifadelerle dile getiriyor .ÜÇ ŞEY                                  Gözü paçamız da olan üç şey :                Terzi ,köpek ve çamur .Bazen sorduğu sorularla, bazen de verdiği cevaplarla okuyucuyu şaşırtıyor.                              "İnsan bir fabrika olsaydı ,ne üretiyor olurdu?"- "mazeret ".                                  Şiirle de hemhal olan yazar satır aralarına küçük şiirler  serpiştirmekten de vazgeçemiyor .                                            TAŞ                                 
İsmini anarsam serinliyorum                      Sen her yerde ağırsın                                 İşte bu yüzden beykonakları                Saraylar ve onların yavruları                    Uzak dururlar senin olduğun                 Çorak topraktan taşlı tarladan                 Uzak dururlar o suskunluğun                Kendini ören parmaklarından             Yazar ,çevresinde şahit olduğu olayları karşılaştığı insanları incelerken ,toplum olarak yitirdiğimiz değerleri de tek tek sorguluyor .Nineleri, dedeleri ,anneleri, kimsesizleri ,bize ihtiyaç duyan komşularımızı...                          Duyarsızlaşan yeni nesli" bırakın savaşı, kahramanlık türkülerinden bile korkuyor." şeklinde kelimelere döküyor.                    Eski defterlerden adlı ikincibölümde, hayattan edindiği izlenimlerle, kesin yargılara varıp, çıkarımlarda bulunuyor; "Yanlış yapmamak ,doğruyu yapmak değildir" ."Dünya malına aşırı düşkün olanlar ,cephaneliğe siper kazıyorlar." "Çocuklar cahil değildir .İnsan büyüdükçe, öğrendikçe cahil olur."                              Başka yerlerde adlı son bölümde; farklı zamanlarda ve farklı mekanlarda insanlara söylemek isteyip de söyleyemediklerini, hayıflanarak ifade ediyor .Duygularını sorgulayarak , anlatamadıklarını cesaretle anlatıyor. Velhasıl ,hayat koşuşturmacasında ,satır aralarında ,kitabın her sayfasında kendimizden bir şeyler buluyoruz.          Farklı zamanlara ve mekanlarabir yol buluyoruz.                                             Kitaptan alıntılar ;                                  "Öğreteni biliyorum .Peki ya, ona bir harf öğretmeyene ne demeli ?"                   "Yaşlılık ölümün tadını çıkarmak olmalı" "Kuru su içiyoruz babamızın yanında" KUYRUK                                                         Modern insanın bileği değil ,kuyruğu vardır.                                                                   BEŞİBİRLİK                                               Taburcu oldu bugün ,bir tabutun içinde .   Dört adam, bir tabut; beşibiryerde .         YENİ DÜNYA DÜZENİ                                Kuru bir dere yatağı .                                     Biraz üstünde lüks bir ev .                          Evin bahçesinde ağzına kadar suyla dolu kocaman bir havuz .                                      Yeni dünya düzenini başka nasıl özetleyebiliriz?                                             KITLIK                                                         Koltuk örtüsü satan dükkana girip ,oradaki tek numune koltuğun fiyatını soran ...               Evet, sen...                                                       HEYKEL                                                           Bir heykel ne kadar başına buyruksa, insan olarak İşte o kadar başıma büyüğüm.                                                         O                                                         Doktorların yasaklamasına rağmen, hastaların uymamak için direttiği neyse, işte oyum ben.   
                  DUA                                     Allahım, sadece annemi babamı değil, gökyüzünü de başımdan eksik etme ...  BANA ÖĞÜT VERENE                              Yerin kulağı varsa, ağzı da vardır .                   İNTİHAR                                                   "intihar, can alıcı bir konudur ,"dedim.               Güldüler...                                                              "Birini örnek alıp da yola çıkanlar, yolun sonunda kendilerini bulamıyorlarsa, onların vay haline .Mesela ben ,İsmet Özel olmak için yola çıkmıştım, İbrahim Tenekeci oldum. "                               "Yaşından büyük gösteren tek şey ölümdür ."                                                   "Ölüm herkesi eşitlermiş."                                         Bu kadar mezarın arasında ne büyür Diyecektim ,demedim ."                     Kapısında ,"Çarşamba ve Cumartesi günleri açıktır "yazıyor .                               Sorun şu ki ,dünya ,haftanın yedi günü de açık .                                                            Açılır kapılar, elimiz açılırsa                Diyecektim, demedim .                         Masayı kütüphanemin yanına koymam hiç iyi olmadı .Ne zaman şiir yazmak için masaya otursam ,cesaretim kırılıyor. karşımda İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu ,Ezra Pound, Eliot Rilke ..
Gözü üstümde bir dolu insan           Diyecektim ,demedim .                                 Onu hep kitap okuyor buluyorum.                          Dersine çalışmış gibi emin .                     Emin .                                                            Senin yanında ömrüm uzuyor           Diyecektim ,demedim .                            Güzel insanlar güzel atlara binip erken gidermiş ...                                                    Sen böyle güzelken söz düşmez Diyecektim, demedim.
200 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Popüler kültürün bir mağduru daha..
Okumadan elde gezdirilen, kahve ile fotoğrafı instagramda sıkça paylaşılan bir yazar İbrahim Tenekeci. Hadi okusa neyse, ama mazallah sayfalar eskir.
Yine kursta bir arkadaşta görmüştüm Ibrahim Tenekeci'yi. Uçuş denemeleri isimli kitabıydı. Kız bana kitabın sayfaları eskir diye vermedi kitabı. Böyle bahane mi olur? Yemedik kitabını al senin olsun diyemedim. İçimde kaldı. İnşallah denk gelir de burayı okur, alır cevabını. Neyse.
O zamandan sonra yazarı sıkça görür oldum.  Ama ya parasızlıktan ya da başka kitaplara yatırım yapmaktan bir türlü tanışamadım yazarla. Kısmet bu zamanaymış. Bu zamanaymış da, biraz geç oldu.. Olsun.

Arkadaşı kardeşime altı çizili olarak hediye etmiş bu kitabı. Ne kadar da nahif ruhlu bir arkadaş. Mesela benim arkadaşlarım benim kitapları deli gibi sevdiğimi, hediye olarak kitap alınca havalara uçtuğumu bildikleri halde doğum günümde kupa koleksiyoncusu haline geldim. Yok canım tabiiki kıskandım. Ama konumuz bu değil.
Kardeşimden alıp okumak için kitaba el koymamla sonunda gecikmiş bir tanışma tamamlandı.
Gelelim kitaba:

Kitap iki bölümden oluşuyor vs. teknik bir inceleme yaparak kitaptaki samimiyeti öldürmek istemiyorum. Ama azcık kullanmak zorundayım. Mazur görün. ^^

Kitabın ilk bölümü gezi yazılarından, bolca kuş, çiçek ve ağaçtan oluşuyor. Ama öyle bildiğimiz gezi yazıları değil. Dağlar, mağaralar, köyler..

Aynı şeylerden zevk aldığın insanlarla yapılan gezilerin güzelliğini anlatmaya gerek yok. Ve ben İbrahim Tenekeci ile çoğu konuda el sıkışan bakış açıma dayanarak onunla gezi arkadaşı olmak isterdim.
Bir gün onun ardına takılıp muazzam su kaynakları olan bir dağa, ardından dağdan inerken güzelim Anadolu insanlarının yaşadığı bir köye gidip gezmek isterdim. Bir gün olsun gerçekten yaşamak belki.. Toprakla, suyla el ele. Toprağa yakın, insana uzak..

Ve tabiiki ağaçlar..
Ağaç tepelerinden inmeyecek kadar şanslı olan çocukluğuma göz kırpıyor ve ağaçların tepesine çıkıp meyve yemenin zevkini bilmeyen çocuklara hüzünle bakıyorum.
Hele ki erik. Dalların yeşil yıldızı..
Ceplerini kütür kütür eriklerle doldurup, onları üstüne başına silerek temizledikten sonra yemeyen bir çocuk eriğin tadını nereden bilebilir?
Kreşte çalıştığım dönem bahçedeki ağaca çıkıp öğrencilerime kayısı toplamıştım. Sonra onları o ağacın altında bi güzel yemiştik. Umuyorum ki o çocuklar o kayısıların tadını unutmaz ve ağaçlardan uzaklaşmaz..

Tabii meyve ağaçlarının yanında bir de anıt ağaçlar var. İlk defa Bursa gezimizin dönüşünde gördüğüm, bu kitap sayesinde de sayılarının hiç de az olmadığını öğrendiğim anıt ağaçlar..
Şimdi plansız kentleşmeye boyun bükmüş ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bir insan Selçuklu ve Osmanlıyla yaşıt olan ağaçları nasıl yok eder? Neden yok eder?
"Kanunlarla hiçbir şeyi koruyamazsınız, insanın içinde olacak." (s.56) diyor İbrahim Tenekeci. Susuyorum..

Şimdi ufak bir teknik bilgi daha. İlk bölüm kendi içinde 36 bölüme ayrılıyor ve bu bölümlerden sadece 10 tanesi dağ gezileri ile ilgili. (evet saydım)
Yani bir kitabı sevmemek çok başka, yanlış tanıtmak çok daha başka..

Kitapta anlatılan her şeye ufak ufak değinmek istiyordum ama bir başlayınca uzun uzun yazdığımı farkedince bu düşüncem uzaklaştı.
Kısacık değinmem gerekirse; gökyüzünün sahipleri kuşlar, çiçeksiz çiçekçi dükkanları, Mustafa Kutlu'nun çiçek sevdası, bahara nahif bir bakış ve yolculukların güzelliği ile dopdolu ilk bölüm.
Bir çok yazarın sözleriyle yoğrulmuş konular. Yeni yeni yazarlar tanıdım. Yeni yeni kuş, ağaç, çiçek cinsleri öğrendim. Benim için dopdolu bir kitaptı..

İkinci bölümde biraz İstanbul, bolca çocukluk, kaderin büyüsü, kara bir tren, mektupların vazgeçilmezi pullar, dolma kalemler, tesbihler vardı. Bildiğimi zannettiğim şeyler hakkında ne çok bilmediğim varmış meğer..

Bilmediklerimin yanında içimi acıtan ve haberlerde göstermedikleri acı gerçekler..
Doğamız yok oluyor. İnsanlar buna kör. Günü birlik gittiğim yeri neden temiz tutayım kafasında yetişen bir nesil yetişiyor. Hani geleceği anlatan filmlerin çoğunda evler neredeyse gökyüzünde, gökyüzü gri ve etrafta hiç ağaç yok ya.. Korkarım gerçek olacak bu senaryolar. Bir çiçekte huzuru tatmanın güzelliğini bilmeyen çocuklar, kimseye huzur vermez olacak. Sanki böyle giderse gelecekteki insanlar cepleri para dolu, kalpleri boş olacak..
Ben bunları gördükçe eskileri özlüyorum. Keşke eskilerde yaşasaydım diyorum..
80'lerden beri bu kadar kötüleşen insan kalbi, gelecekte kim bilir ne kadar kötüleşecek? Bu soru korkutuyor. Eskileri daha çok özletiyor..

Normalde bana kalsa kitabı öve öve bitiremezdim ama biri gelip kitabı benim tavsiyemle ojur ve sevmezse yine başıma bela olur. O yüzden bu kadar anlatımla yetiniyorum.
Kendinizden bir parçaya rastlarsanız çok seveceğiniz bir kitap. Ben kendimden birçok parçaya rastladım. O yüzdendir bu sevgim...

Arada aklıma geliyor ve kitabn kapağını okşuyorum. Az önce sarıldım. Sevgimi belli etmeden duramama şeysi işte bu benimki.
Ve sonsöz: "Sevgili İbrahim Tenekeci, size baba diyebilir miyim? Hani şu kızlarıyla dost olan babalardan.."
200 syf.
Ben bu kitabı neden incelemeden aldım? İnanılmaz kızgınım kendime. Bu incelemem kitabın satışlarını olumsuz etkilemek için kasıtlı olarak yazılmıştır. Çünkü hiç beğenmedim.
Kitabı almamda emeği geçen üniversite arkadaşım Leyla'yı sevgiyle anıyorum. Bana vakti zamanında 'Ağır Misafir' i hediye etmişti. İbrahim Tenekeci iyi bir şair olabilir, ama kesinlikle iyi bir yazar değil. İsmine kandık aldık. Lanet.

Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümü ben size özet geçeyim: İbrahim Bey ve bir kaç arkadaşı dağları, taşları gezmeyi çok seviyormuş.Geziyorlar, ateş yakıyorlar, su içiyorlar, çay yapıyorlar. Bitti. Abartısız 150 sayfaya yakın bunlar tekrar ediyor. Üstüne aynı anılarını ikişer kez okuduğumuz bile oluyor. (Saka ve Kar)
Konular çok basit. Etliye sütlüye dokunmamış. İktidar yanlısı bir tutum göze batıyor.
Ancak şu satırlar bende ' ne demek istiyor bu ya?' dedirtti.

Sf.71: 'Çiçek yetiştirmenin meşakkatini bilen biri ise, o çiçeği koparmaz, eğer almak isterse, köküyle birlikte çıkarıp saksıya diker. ( Cumhuriyet ile Osmanlı arasındaki fark da biraz böyledir. Osmanlı dikmiş, Cumhuriyet koparmıştır.)'

Sf.141: 'Buraya ilk kez yıllar önce gelmiş, şehitliği bulmuştum. Garip düşmüş, sahipsiz kalmış, tahammül sınırlarını aşacak şekilde ihmale uğramıştı. Bir mezbeleliğin içindeydi. Bunu yazmıştım. Çatalca Kaymakamlığı'nın özel gayretleriyle burası temizlendi, çevresi ağaçlandırıldı. Anıt inşa edildi. Artık anma törenleri de düzenleniyor. Aklıma ilk geleni yazayım: Buralar, Halk Partili belediyelere bırakılamayacak kadar mühim beldelerdir.'

Kitabın ikinci bölümünde ise tesbih, pul, dolma kalem ile ilgili bir kaç bilgi edinebilirsiniz.

Yazar naif biri olabilir, olumsuzluklara karşı olan bakış açısı iyi olabilir. Alıntıları iyi olabilir. Zaten tek beğendiğim cümleler, kendisine ait olmayanlardı. Zira ben okulda kompozisyon yarışması yapsam ve o kağıtları toplayıp kitap olarak sunsam herhalde aynı düzeyde olurdu.

Sevgili İbrahim Bey , siz şiir yazın. Ya da köşe yazılarınız, köşe yazısı olarak kalsın.
Sevgiyle kalın.
72 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Neden İbrahim Tenekeci denilince aklıma ‘’Samimiyet’’ kelimesi geliyor? Samimiyetle İbrahim Tenekeci arasında bir bağlantı var da ondan bence. ‘’Uçuş Denemeleri’’ kitabındaki naifliği ve sıcak bir dost sohbetiyle sizi; hani hatırlar mısınız, çocukluğunuzda salıncakta sallanırken zirveye çıktığınızdaki o sevinç ve yüreğin pır pır hopladığı (Yürek pır pır hoplar mı ya? ‘’Hop hop hoplar’’ olmayacak mı doğrusu? Hayır, bence yürek pır pır hoplar.), zıp zıp zıpladığı ve uçtuğu hali vardır ya hah işte tam olarak sizi ona davet ediyor. Kitabın kapağı da bence bu yüzden çok isabetli olmuş.

Hayatımda pek süslü şeyler yapmadığımı düşünüyorum yani en azından bir kitabın içinde. Ama ilk defa, hayatımda ilk defa altını çizdiğim bazı yerlerin samimiyetinin yanına küçük bir kalp koyuverdim. Bunu yapmam gerektiğini hissettim. Bir anda oluverdi. Bunu neden söylediğimi de bilmiyorum. Belki bana da yazardan birazcık samimiyet geçmiştir? Olabilir mi, neden olmasın?

Hani bazı insanları yanınızda sanırsınız da o aslında kendi içinde seferdedir; işte İbrahim Tenekeci onlardan biri. (Hiç kimse duymasın, sizi tanıdığım için sadece size söylüyorum. Benim de yazdığım bazı kısa denemelerim vardı. Yazmayı bırakmıştım. Bu kitabı okuduktan sonra devam etmeye karar verdim.) Sefer demiştim. Haydi, o zaman biz de kendi içimizde bir sefere çıksak?
64 syf.
·1 günde·9/10
Her şiirin hatta her dizenin bir kitap hüviyetinde olduğu bu eserlere inceleme yapmak kapı aralığından görünen ışıkların yansımasıyla eşdeğerdir heralde. Ben de yansıdığı kadar yansıtmaya çalışayım.

Düşünmek hantallaştırır diyenlerin yüzlerine şairlerin vakarı her geçen gün bir tokat gibi iniyor. Düşünmekten kaçtıkça hislerinden hatta insanlığından kaçan bu kişiler o kadar hissizleşmişler ki tokatların acısını bile duymuyorlar artık. Hissettikçe düşünen, düşündükçe hisseden böylece büyüyen heybetleri fark edemeyenlerin kalplerine gözlerine şiirler işlemeli. Zalimlere, hissiz kalmış hazcılara şiirleri bayrak yapıp hücum etmeli. Eğer bir gün böyle bir savaş verilirse, İbrahim Tenekeci de kendi bayrağını taşıyabilecek bir isim bu orduda.

" Hep soğuk mudur Tanrım
Şairlerin döşeği "
diye sorgularken üstad, çözüm olarak döşeğini dizeleriyle ısıtıp yorgan diye şiirlerini örtünenlerden.

"Kiracıymış meğer kabuklar yaralarda" diyerek kabuksuz yaralarının kanamalarını dile getirirken;
"Yıkıl ey karşımdan
Kaleleri kurduran korku" diye haykırarak celali duruşunu da gösteriyor bizlere.

Kendi şarkısını söyleyen bu adam, kalbine söylenmiş, kalbiyle hayata seslenmiş ölüme seslenmiş bu şiirlerinde. Kalbinizle söyleşmek biraz da söylenmek için kalbinize bu şiirler dilinize dil katabilir.
Tercih sizin.
72 syf.
·Beğendi·5/10
Yazarın ilk okuduğum kitabı. Sayfası az olduğu için hemen bitiririm diye düşünmüştüm ancak okumaya başladığımda çoğu paragrafı tekrar okuma ihtiyacı hissettim. Zira cümleler kısa, net gibi gözükse de içeriği çok derin ve bir kaç dakika üzerinde düşünüldükten sonra idrak edilebiliyor.

Bu kitap benim için değişiklik oldu, farklı bir tarz nihayetinde. Öncelikle yazarı merak edip hayatını okudum. Edebiyatla yakından uğraşabilmek için liseyi yarıda bırakması bana çılgın bir ruhu okuduğumu düşündürdü. Ve tüm hassas şairlerde rastladığımız aynı öykü...Kendi hayatından notlar düşen yazarın aktardıklarından anladığım kadarıyla tüberküloz geçirmiş. Yani çoğu şair gibi veremzede:( Senatoryum bahçesinde elinde kalem şiirlerle nefes alan bir şair hayalimde kalan...

Son olarak, politikadan ve gündemden uzak kaldığını söyleyen yazarı nette araştırdığımda gördüm ki, tam da siyasetin dibi bir gazetede köşe yazarı İbrahim Tenekeci. Hem de öyle edebi yazılar falan değil yazdıkları bildiğimiz gündem eleştirileri. Yazılarından birkaçında, şu karışık ortamda insanları nezaketle hoşgörüye çağırsa da diğer siyasi yazarlardan dökülen aynı kelamları görmek beni hüsrana uğrattı..
Velhasıl okumaya değebilir, ama yazdıkları ile çeliştiğini düşündüğüm için hevesim kırıldı...
72 syf.
·Beğendi·9/10
Hakkında çok söz söylemelik bir yazar İbrahim Tenekeci, kitap hakkında da onlarca inceleme yazısı var sitede.
Bencesi ise kısaca şöyle; 'Uçuş Denemeleri' adıyla müsemma bir kitap, bir tek kelimeyle bile sizi alıp bambaşka yerlerin ortasında bırakan, -düşün, anla, hisset- diye en naif ses tonuyla bağıran bir eser. Yazılarına köşe yazılarından aşina olduğum bu ca'nım yazarı pek çok cümleyle anlatabilirim ama sanırım onu en güzel Hüsrev Hatemi tarif ediyor ve yazdığı bu satırlar kitabın arka kapağından selamlıyor bizi:
"Ibrahim Tenekeci'yi bilenler bilir. Edirne Şeyhi Neşati'nin deyimi ile mücella aynalarda bile görünmeyecek kadar benliğinden sıyrılmıştır. İç aleminde her gün devr-i alem seyahati yapar. Dış âlemde, onu sadece evi ile isyeri arasinda yaşıyor sanırsınız. İç alemde ise her gün sefer vardır. Uçuş Denemeleri, dıştan bakışta bu aleme ait notlar gibidir. Fakat aslında iç âlemin notları bunlar. Tayy-ı zaman ettiği için aramızda yaşayan , aslında Katip Çelebi ile sohbet etmiş İbrahim Çelebi'ye selam!" Prof. Dr. Husrev Hatemi
Ben de böyle diyeyim, İbrahim Çelebi'ye selam olsun, hep yazsın..
Keyifli okumalar..
200 syf.
·Beğendi·8/10
İlk başlarda yazar fazlaca tekrara düşmüş. Bence editörün bunu fark etmesi ve düzeltmesi gerekirdi.Aynı ağaçlar bazı yerlerde aynı hatıralarla tekrar anlatılmış. Olsun. Tenekeci'nin kalemi güzel ve en önemlisi de samimi.
Fakat ikinci bölüm (Güzel Serinlik) tek kelimeyle harika. Sadece oradaki bir kaç yazı için bile kitap okunmaya değer. Sözgelimi 'parmak uçlarındaki huzur' diye anlattığı tesbihleri, 80'li yıllardaki İstanbul'u ve şu hale düşüş sürecini, kalemlerle dertleşmesini (Dert söyletir kalem yazdırır) mutlaka okuyun derim.
Tenekeci bu kitabında da kelimeleri güzel kullanıyor. Onları yalın halleriyle değil duyguya büründürerek okuyucuya sunuyor. Bazen ter köşe de yapmaktan çekinmiyor:
"İstanbul hem bahar hem gürzdür.
İstanbul'da ev sayısı evli sayısından fazladır.
Yüzme bilmeyen su gibi kalakalmıştım..."
Tenekeci ile tanışmak nasip olmadı. Fakat samimi olduğunu kelimelerinden anlıyorsunuz. Ve diyorsunuz ki "zaten aradığımız bir parça samimiyet değil mi?'
72 syf.
·Beğendi·9/10
Ölüm, tevazu, yoksulluk, aile ve yuva, sevgi, hüzün... Bu konularda yazılmış iç açıcı şiirler var Ağır Misafir'de. İç açıcı diyorum, aslında insana hüzün veriyor ama iç açmaktan kastım duygularımızın ufkunu genişletmesi. Ağır Misafir'de huzura da eriyoruz, hüzne de.

Kitabı bitirdikten sonra "Ağır Misafir"i dünyaya imtihan edilmek üzere gönderilmiş insan ya da genç insan olarak görmeye başladım.

Bu kitabı alma sebebim İbrahim Tenekeci'yi çok seven ve fuarda iki kitabını bana tavsiye eden bir dostumdu aslında. O bana Giderken Söylenmiştir ve Peltek Vaiz'den şiirler okumuştu, sonra gitti. Arkadaşımdan sonra tekrar fuara gittim ama İbrahim Tenekeci'nin diğer şiir kitaplarını da aldım.

Profil Kitap'ı düzensiz kapak tasarımları ve kitap ücretleri yüzünden eleştirmeden geçemeyeceğim. Belki de "Tenekeci abi(bir arkadaşın tabiri)" öyle istiyordur ama kitapları üst üste koyduğumda sırtlarında düzenli ve sıralı bir şekilde İbrahim Tenekeci yazmıyor. Bu kötü.

Yazarın biyografisi

Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Şair
Doğum:
Kastamonu, Türkiye, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 1.091 okur beğendi.
  • 3.089 okur okudu.
  • 63 okur okuyor.
  • 1.286 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları