İbrahim Tenekeci

İbrahim Tenekeci

YazarEditör
8.5/10
870 Kişi
·
3.106
Okunma
·
1.093
Beğeni
·
53.815
Gösterim
Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Şair
Doğum:
Kastamonu, Türkiye, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.
İbn-i Bibi, Anadolu için şöyle der:"Garipler ve yoksullar sığınağı olan güzel yurt."Konya,işte bu yurdun kalbidir.
Olsun. Böyle de iyiyim, birazcık iyi
Evime dönmeliyim kıbleye döner gibi
Beni bekliyor çünkü hak sahipleri.
72 syf.
·1 günde·2/10
Hayatımın en berbat şiir kitabını bugün okudum !!!!

Kimsenin Kalbi, kusura bakma İbrahim abi ama bende yazsaydım böyle bir kitabı inan üzerime alınmaz. Ona buna ithaf ederdim. Baya manalı olmuş kitap ismi...

Şiir kitabı lakin şiir ile alakası yok. Hiç tad alamadım. Bir kaç tane hoşuma giden cümle dışında başka bir şey yoktu benim için...

Kitap, 67 sayfa ve 27 şiirden oluşuyor. Sadece kitabım var diye yazılmış bir kitap....

47. Sayfadan küçük bir alıntı...
“Annem korkardı kıştan, kışın
Gidersem bir yere, diyelim köye
Varınca ara derdi, arardım.
Anneniz hayatta mı, değilse
Ablanızı arayın.”

Neyse bişi demiyorum daha...

Sevgi ile kalın....
200 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Popüler kültürün bir mağduru daha..
Okumadan elde gezdirilen, kahve ile fotoğrafı instagramda sıkça paylaşılan bir yazar İbrahim Tenekeci. Hadi okusa neyse, ama mazallah sayfalar eskir.
Yine kursta bir arkadaşta görmüştüm Ibrahim Tenekeci'yi. Uçuş denemeleri isimli kitabıydı. Kız bana kitabın sayfaları eskir diye vermedi kitabı. Böyle bahane mi olur? Yemedik kitabını al senin olsun diyemedim. İçimde kaldı. İnşallah denk gelir de burayı okur, alır cevabını. Neyse.
O zamandan sonra yazarı sıkça görür oldum.  Ama ya parasızlıktan ya da başka kitaplara yatırım yapmaktan bir türlü tanışamadım yazarla. Kısmet bu zamanaymış. Bu zamanaymış da, biraz geç oldu.. Olsun.

Arkadaşı kardeşime altı çizili olarak hediye etmiş bu kitabı. Ne kadar da nahif ruhlu bir arkadaş. Mesela benim arkadaşlarım benim kitapları deli gibi sevdiğimi, hediye olarak kitap alınca havalara uçtuğumu bildikleri halde doğum günümde kupa koleksiyoncusu haline geldim. Yok canım tabiiki kıskandım. Ama konumuz bu değil.
Kardeşimden alıp okumak için kitaba el koymamla sonunda gecikmiş bir tanışma tamamlandı.
Gelelim kitaba:

Kitap iki bölümden oluşuyor vs. teknik bir inceleme yaparak kitaptaki samimiyeti öldürmek istemiyorum. Ama azcık kullanmak zorundayım. Mazur görün. ^^

Kitabın ilk bölümü gezi yazılarından, bolca kuş, çiçek ve ağaçtan oluşuyor. Ama öyle bildiğimiz gezi yazıları değil. Dağlar, mağaralar, köyler..

Aynı şeylerden zevk aldığın insanlarla yapılan gezilerin güzelliğini anlatmaya gerek yok. Ve ben İbrahim Tenekeci ile çoğu konuda el sıkışan bakış açıma dayanarak onunla gezi arkadaşı olmak isterdim.
Bir gün onun ardına takılıp muazzam su kaynakları olan bir dağa, ardından dağdan inerken güzelim Anadolu insanlarının yaşadığı bir köye gidip gezmek isterdim. Bir gün olsun gerçekten yaşamak belki.. Toprakla, suyla el ele. Toprağa yakın, insana uzak..

Ve tabiiki ağaçlar..
Ağaç tepelerinden inmeyecek kadar şanslı olan çocukluğuma göz kırpıyor ve ağaçların tepesine çıkıp meyve yemenin zevkini bilmeyen çocuklara hüzünle bakıyorum.
Hele ki erik. Dalların yeşil yıldızı..
Ceplerini kütür kütür eriklerle doldurup, onları üstüne başına silerek temizledikten sonra yemeyen bir çocuk eriğin tadını nereden bilebilir?
Kreşte çalıştığım dönem bahçedeki ağaca çıkıp öğrencilerime kayısı toplamıştım. Sonra onları o ağacın altında bi güzel yemiştik. Umuyorum ki o çocuklar o kayısıların tadını unutmaz ve ağaçlardan uzaklaşmaz..

Tabii meyve ağaçlarının yanında bir de anıt ağaçlar var. İlk defa Bursa gezimizin dönüşünde gördüğüm, bu kitap sayesinde de sayılarının hiç de az olmadığını öğrendiğim anıt ağaçlar..
Şimdi plansız kentleşmeye boyun bükmüş ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar. Bir insan Selçuklu ve Osmanlıyla yaşıt olan ağaçları nasıl yok eder? Neden yok eder?
"Kanunlarla hiçbir şeyi koruyamazsınız, insanın içinde olacak." (s.56) diyor İbrahim Tenekeci. Susuyorum..

Şimdi ufak bir teknik bilgi daha. İlk bölüm kendi içinde 36 bölüme ayrılıyor ve bu bölümlerden sadece 10 tanesi dağ gezileri ile ilgili. (evet saydım)
Yani bir kitabı sevmemek çok başka, yanlış tanıtmak çok daha başka..

Kitapta anlatılan her şeye ufak ufak değinmek istiyordum ama bir başlayınca uzun uzun yazdığımı farkedince bu düşüncem uzaklaştı.
Kısacık değinmem gerekirse; gökyüzünün sahipleri kuşlar, çiçeksiz çiçekçi dükkanları, Mustafa Kutlu'nun çiçek sevdası, bahara nahif bir bakış ve yolculukların güzelliği ile dopdolu ilk bölüm.
Bir çok yazarın sözleriyle yoğrulmuş konular. Yeni yeni yazarlar tanıdım. Yeni yeni kuş, ağaç, çiçek cinsleri öğrendim. Benim için dopdolu bir kitaptı..

İkinci bölümde biraz İstanbul, bolca çocukluk, kaderin büyüsü, kara bir tren, mektupların vazgeçilmezi pullar, dolma kalemler, tesbihler vardı. Bildiğimi zannettiğim şeyler hakkında ne çok bilmediğim varmış meğer..

Bilmediklerimin yanında içimi acıtan ve haberlerde göstermedikleri acı gerçekler..
Doğamız yok oluyor. İnsanlar buna kör. Günü birlik gittiğim yeri neden temiz tutayım kafasında yetişen bir nesil yetişiyor. Hani geleceği anlatan filmlerin çoğunda evler neredeyse gökyüzünde, gökyüzü gri ve etrafta hiç ağaç yok ya.. Korkarım gerçek olacak bu senaryolar. Bir çiçekte huzuru tatmanın güzelliğini bilmeyen çocuklar, kimseye huzur vermez olacak. Sanki böyle giderse gelecekteki insanlar cepleri para dolu, kalpleri boş olacak..
Ben bunları gördükçe eskileri özlüyorum. Keşke eskilerde yaşasaydım diyorum..
80'lerden beri bu kadar kötüleşen insan kalbi, gelecekte kim bilir ne kadar kötüleşecek? Bu soru korkutuyor. Eskileri daha çok özletiyor..

Normalde bana kalsa kitabı öve öve bitiremezdim ama biri gelip kitabı benim tavsiyemle ojur ve sevmezse yine başıma bela olur. O yüzden bu kadar anlatımla yetiniyorum.
Kendinizden bir parçaya rastlarsanız çok seveceğiniz bir kitap. Ben kendimden birçok parçaya rastladım. O yüzdendir bu sevgim...

Arada aklıma geliyor ve kitabn kapağını okşuyorum. Az önce sarıldım. Sevgimi belli etmeden duramama şeysi işte bu benimki.
Ve sonsöz: "Sevgili İbrahim Tenekeci, size baba diyebilir miyim? Hani şu kızlarıyla dost olan babalardan.."
200 syf.
Ben bu kitabı neden incelemeden aldım? İnanılmaz kızgınım kendime. Bu incelemem kitabın satışlarını olumsuz etkilemek için kasıtlı olarak yazılmıştır. Çünkü hiç beğenmedim.
Kitabı almamda emeği geçen üniversite arkadaşım Leyla'yı sevgiyle anıyorum. Bana vakti zamanında 'Ağır Misafir' i hediye etmişti. İbrahim Tenekeci iyi bir şair olabilir, ama kesinlikle iyi bir yazar değil. İsmine kandık aldık. Lanet.

Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümü ben size özet geçeyim: İbrahim Bey ve bir kaç arkadaşı dağları, taşları gezmeyi çok seviyormuş.Geziyorlar, ateş yakıyorlar, su içiyorlar, çay yapıyorlar. Bitti. Abartısız 150 sayfaya yakın bunlar tekrar ediyor. Üstüne aynı anılarını ikişer kez okuduğumuz bile oluyor. (Saka ve Kar)
Konular çok basit. Etliye sütlüye dokunmamış. İktidar yanlısı bir tutum göze batıyor.
Ancak şu satırlar bende ' ne demek istiyor bu ya?' dedirtti.

Sf.71: 'Çiçek yetiştirmenin meşakkatini bilen biri ise, o çiçeği koparmaz, eğer almak isterse, köküyle birlikte çıkarıp saksıya diker. ( Cumhuriyet ile Osmanlı arasındaki fark da biraz böyledir. Osmanlı dikmiş, Cumhuriyet koparmıştır.)'

Sf.141: 'Buraya ilk kez yıllar önce gelmiş, şehitliği bulmuştum. Garip düşmüş, sahipsiz kalmış, tahammül sınırlarını aşacak şekilde ihmale uğramıştı. Bir mezbeleliğin içindeydi. Bunu yazmıştım. Çatalca Kaymakamlığı'nın özel gayretleriyle burası temizlendi, çevresi ağaçlandırıldı. Anıt inşa edildi. Artık anma törenleri de düzenleniyor. Aklıma ilk geleni yazayım: Buralar, Halk Partili belediyelere bırakılamayacak kadar mühim beldelerdir.'

Kitabın ikinci bölümünde ise tesbih, pul, dolma kalem ile ilgili bir kaç bilgi edinebilirsiniz.

Yazar naif biri olabilir, olumsuzluklara karşı olan bakış açısı iyi olabilir. Alıntıları iyi olabilir. Zaten tek beğendiğim cümleler, kendisine ait olmayanlardı. Zira ben okulda kompozisyon yarışması yapsam ve o kağıtları toplayıp kitap olarak sunsam herhalde aynı düzeyde olurdu.

Sevgili İbrahim Bey , siz şiir yazın. Ya da köşe yazılarınız, köşe yazısı olarak kalsın.
Sevgiyle kalın.
72 syf.
On üzerinden on... Bu kitaba verilecek puandır. Öyle bir yazar ki İbrahim Tenekeci, Kubilay abiyle konuşurken

aramız da " Bu güzel yazarı yolda görsem, sıkarım elini gel güzel insan! gel ve hemen anlat dolma

kalemindeki kalan güzel yazılarını" konuşması geçmişti. Gerçekten böyle İbrahim abiyi okudukça okuyası

geliyor insanın. Samimiyetin gerçek adresi, güzel ahlâkın sembolü,gençlerin örnek abisidir İbrahim Tenekeci.

Kitabın isminden anlaşıldığı üzere Kısa hikayelerden ,konulardan kaleme alınan bir deneme yazısı.

Sayfa sayısı az, okurken bitimine üzüldüm. Her konuda bir ibret, ve ders çıkacak güzel ve kısa hikayeler. Keyifli
okumalar.. https://youtu.be/dZEZA1g7xus
72 syf.
·Beğendi·10/10
İbrahim Tenekeci'yi Hüsrev Hatemi anlatırken şu ifadelere yer veriyor:
....
İç aleminde her gün devr-i alem seyehati yapar. Dış alemde, onu sadece evi ve işyeri arasında yaşıyor sanırsınız.

Hayatta bakmak ve görmek arasında çok fark var. Siz kolları olmayan bir insana baktığınızda üzülürsünüz. Lakin Tenekeci baktığında olmayan uzvun feryadını duyar belki. Siz şiir yazmak için kitaplığın yanına çekersiniz daha iyi ilham olsun diye lakin o, hicap eder büyük yazarlardan(İsmet Özel, vs..) Siz görev bilir cenazeye omuz verirsiniz, o ölümü hatırlamak için girer tabutun altına.
Hayatta bakıp da göremediğiniz şeyleri başka bir gözle seyretmek isterseniz eğer okumanız tavsiye edilir efendim. Zira altı çizilip, gönle ve akla yazılacak çok satır var.
64 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kitapçıya girince bir kitap aldım. Sonra dükkan sahibi başka bir kitabın reklamını yaptı. Onu da aldım. Huyumdur, hemen yanına bir şiir kitabı eklemek. Tabi ki aklıma ilk önce İbrahim Abi gelir. Kitabı kısaca anlatsam şunu söylerim ;
" Kitabın içeriğindeki güzellik, kapağına yansımış."
Okumak isteyenlere keyifli okumalar..
200 syf.
Bu Bir Sıradan Gezi Yazısı Değildir
Onu köşe yazarı olarak okumak,onu tanımak için hiç yeterli değilmiş.Ön yargıyla bakılmaması gereken bir yazar. Başlangıçta birbirine benzeyen cümleler fazla olsada kitaba biraz daha devam edince güzel konuların içinde buluyor insan kendini.Özü sözü bir denilen büyük adamlara verilen lakabı İbrahim abiye çok yakıştırdım.Özellikle İstanbul'u anlatırken iyi ve kötü olan yönlerini çekinmeden anlatmış.Sadece gittiği , gezdiği yerleri anlatmakla kalmamış,gezi yazısıyla birlikte bir çok konuya değinip öğretici olmuş.İbn-i Bibi 'nin kim olduğunu bu kitap sayesinde öğrendim.Ayrıca en çok beğendiğim yanlarından biri ise konuyu açıklarken o yöreye ait ünlü isimleri anması ve ünlü isimlerden örnek vermesi.Her cümlesini alıntı yapılacak kadar özenli güzel cümlelerle yazmış.Sıradan bir konu hakkında bile şiirsel yazıları insanın yüreğine işliyor."Dert söyletir,kalem yazdırır"."Alem unutmuş,kalem unutmamış"."Kim ne derse desin Konya hâlâ Selçuklu'dur".gibi hafızaya kazınan bir çok söz bıraktı gezi yazısında.Ülkemiz deki sokak, çevre kirliliğine değinmeden geçmedi sağolsun böyle güzel yazarlar.İyiki daha çok geç kalmadan bu yalın ve değerli anlatımla tanıştım.Buna vesile olan Kubilay Karaer'e (İbrahim Tenekeci hayranına) çok teşekkür ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
İbrahim Tenekeci
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar, Şair
Doğum:
Kastamonu, Türkiye, 1 Eylül 1970
1 Eylül 1970 tarihinde Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde doğdu. Lise eğitimini yarıda bırakıp edebiyata yöneldi. Bir dönem kitapçılık yaptı.
İlk şiiri 1988 yılında yayınlandı. Sonrasında ağırlıklı olarak Dergâh, Kırklar, Derkenar, Merdiven, Endülüs, Kardelen, Düş Çınarı ve Kaşgar dergilerinde göründü. 1998-99 yılları arasında Sağduyu gazetesinde kültür sanat editörü ve köşe yazarı olarak çalıştı. Milli Gazete'de köşe yazarlığı ve düşünce sayfası editörlüğü yaptı. 2000-2005 yılları arasında, 36 sayı yayınlanan Kırklar dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Aynı yıllar içinde, Birey ve Birun yayınlarında dizi editörlüğü yaptı. Kırk civarında şiir, hikâye ve deneme kitabının yayınlanmasına vesile oldu.

Ağır Misafir adlı eseriyle, 2008 yılında, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın Şairi seçildi. Aynı yıl, Yılın Yazarı ödülünü de aldı. Evli ve beş çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 1.093 okur beğendi.
  • 3.106 okur okudu.
  • 63 okur okuyor.
  • 1.285 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları