İlyas Toprak

İlyas Toprak

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
7
Gösterim
Adı:
İlyas Toprak
Unvan:
Yazar
Doğum:
Erzincan, 1954
1954 yılında Erzincan’da doğan İlyas Toprak,1970-1974 yılları arasında Avusturya’da Viyana Büyükelçiliği’nde çalıştı. Yirmi altı yıl Milliyet Gazetesi’nde çalıştıktan sonra emekli oldu. Doğduğu yer olan Erzincan’a bağlı Tanyeri nahiyesini anlatan “Değirmen” adlı ilk romanını iki buçuk yıllık bir çalışma sonunda siz değerli okuyucular ile buluşturdu.
“…-Şimdi sen beni iyi dinle komutan. Sen bu nahiyenin komutanısın. Hem de atanmış birisin. Ben de köy muhtarıyım fakat ben seçimle geldim işte aramızdaki tek far bu. Onun için benim de söylediklerime, yaşıma itaat edeceksin. Ne zamandan beri okulsuz köye; yol, okul, lojman, sağlık ocağı isteyen bir öğretmene komünist diyorsunuz? Hele komutan diyelim ki öğretmenin fikri öyle… Sizce talepleri köyü mü? Senelerdir hükümetin kapısını aşındırdım bir sonuç alamadım. O zaman Komünistin hası ben değil miyim? Bırakın öğretmenimin yakasın bak arkandaki duvarda ne yazılı?
“KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR” diyor…”
“…Senin tayin olduğun köyleri ve insanlarını çok iyi tanıyorum…”
“…İnsanı sevgi doludur…”
“…-Sen bu köylerde öğretmenlik yapamazsın kardeşim…”
“...Bunların dağlarında ot bitmez…”
“…Tarlasından, bağından, bahçesinden, merasından bir tavşan geçse, yıllarca o arazileri ekip biçmezler. Güzelim tavşan etini yemezler…”
“…Hele hele imanlı bir Öğretmensen, içlerinde hiç barındırmazlar. Kötü muamele görürsün…”
“…Oyuncak çokluğu çocukluğumuzu elimizden aldı. Evde çok olan gereksiz her şeyden zevk alamaz olduk. Sizin kurban kemiğinden yarattığınız kabuk oyunu var ya benim için paha biçilmez. Siz bu kemik objelerden aldığınız zevki hiçbir oyuncaktan alamazsınız…”
302 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Vizontele Tuuba filmindeki, kütüphanesi olmayan yere, Kütüphane Müdürü atanmasının ne kadarının gerçek, ne kadarının kurgu olduğunu bilmiyorum. Ama Değirmen romanındaki, okulu olmayan köye, ataması yapılan, Abidin Öğretmen’in, aydınlık yüzünün görüntüsü; aşağıda anlatacağım anılarımla belleğimdeki tazeliğini koruyor hâlâ.

O zamanlar, henüz okula gidecek yaşta değildim. Bir sabah abim rahatsızlanmıştı. Hatırladığım kadarıyla, kısa süreli bir baygınlık geçirmiş, kendisini iyi hissedince de okula gönderilmişti. Ancak annem, onu merak etmeye başlayınca, sağlık durumunu öğrenmemiz için, teyzemin oğluyla beni okula gönderdi. Ahşap merdivenlerden, ürkek adımlarla çıkıp, sınıfın kapısına vardık. Abidin öğretmen, o kadar yüksek bir sesle ders anlatıyordu ki, kapalı olan kapının arkasında korkudan titremeye başladık. Heyecandan kalp atışlarımızın sesini işitiyorduk.

Ses çıkarmadan biraz bekledik. Bir türlü kapıyı çalıp içeri girmeye, abi’min durumunu sormaya cesaret edemiyorduk. Sonunda kapıyı yavaşça tıklattık. Abidin öğretmen, ders anlatmayı bırakıp: “Gel” diye seslendi. Biz ise, içeri gireceğimize, heyecanlanıp, kapıya bir defa daha vurduk. Bunun üzerine Abidin Öğretmen, çok sert bir ses tonuyla: “Geeeel,” diye bağırdı. İşte o anda ikimiz birden ürkütülmüş tavşanlar örneği, gerisin geriye o ahşap merdivenlerden büyük bir gürültüyle, korku içinde, dışarıya doğru kaçmaya başladık.

Bir diğer anım ise: Milli bayramlardan biri kutlanıyordu. Okulun önü çok kalabalıktı. Konuşmalar yapılıyor, şiirler okunuyordu. O gün gördüğüm bir sahneyi bugün gibi anımsıyorum:
Omzunda heybesi, elinde sopası olan, yolcu rolündeki öğrenci, patlayan bir silah sesiyle, kendisini öylesine doğal bir biçimde yere atıp ölü numarası yapmıştı ki, Kadınlar, çok korkmuş, dizlerini dövmüşlerdi. Eğer belleğim beni yanıltmıyorsa bu:
“Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir…”diye başlayıp devam eden, Necmettin Halil Onan’a ait şiirin canlandırılmasıydı.(Kuşkusuz bunu, ö dönemde öğrenci olup hayatta olan ağabeylerim daha iyi anımsayacaklardır)

Eseri okurken, usumda canlanan bu anılarımı paylaştıktan sonra, şunları belirtmek isterim: Yazar, günümüzden yarım yüzyılı aşkın bir zaman önce yaşananları; duygu dolu, zaman zaman gözyaşlarımı tutamadığım, bilgelik ve sevecenlik yüklü bir anlatımla sahneliyor. Bunu yaparken, o dönemin sınıfsal çelişkilerini; toplumun bir bölümünün nasıl ötekileştirildiğini, somut, yaşanmış gerçeklerle; ustalıkla gözler önüne seriyor. Yoksullukla boğuşan köylülerin, çocuklarını eğitmek için, olağanüstü bir özeriyle nasıl çırpındıklarını anımsatıyor bize.

Tabii ki, Abidin öğretmen, gerçek bir aydın, bir halk kahramanı olarak yüreğimde saygın bir yer ediniyor. Zengin bir ailenin çocuğu olarak yetişmiş, o yaşına kadar rahatlık içinde yaşamış güzel okullarda okumuş. Ama halka tepeden bakmıyor. Yüreğinde büyüklenmenin kırıntısı yok. Atandığı köyde ortaçağı aratmayan yaşam koşullarında, kendisine inanan, onu önder olarak bağrına basan insanlarla yüreğini birleştiriyor. Komşu bir köyde, Vali’nin ve siyasilerin katıldığı bir toplantıda, köyü okula, elektriğe, sağlık ocağına kavuşturmak için yaptığı yaratıcı eylemi, ağlayarak okudum. Onu bir kez daha saygıyla andım. Ellerinden öptüm.

Bir kitap okuduğumda, bana neyi aşıladığına, aklımda nelerin kaldığına bakarım. Değirmendeki genç Abidin Öğretmen’in erdemli duruşu ve onun ardına düşen yoksul köylülerin, azaların, muhtarın eğitim için yanıp tutuşmaları, Bekçi Hüseyin’nin yorulmak bilmez disiplinli çabası; hele de Ana Dede’nin Valilik konağındaki korkusuz ve akıl dolu tavrı, bana şunları düşündürttü: Toplumların bütün ilerici atılımlarının öncülüğünü, her daim gerçek aydınlar yaparlar, yapmıştır. Onlar olmadan hiçbir ilerleme olmadı, olamaz. Bu, küçük çaplı toplumsal atılımlarda da, büyük ulusal çaplı atılımlar da hep böyledir, böyle olmuştur. Hangi devrime bakarsak bakalım ön saflarda hep aydınlar var. Ve onların ardına düşen insanlar; ne denli yoksul, ne denli, hasta, ne denli cahil(!) olsalar da; kendilerine inanan, onlara ihanet etmeyen önderleri, canları pahasına olsa da, asla yalnız bırakmıyor, bırakmamışlardır.
İlyas Toprak’ın yüreğine sağlık, kalemi var olsun.

Yazarın biyografisi

Adı:
İlyas Toprak
Unvan:
Yazar
Doğum:
Erzincan, 1954
1954 yılında Erzincan’da doğan İlyas Toprak,1970-1974 yılları arasında Avusturya’da Viyana Büyükelçiliği’nde çalıştı. Yirmi altı yıl Milliyet Gazetesi’nde çalıştıktan sonra emekli oldu. Doğduğu yer olan Erzincan’a bağlı Tanyeri nahiyesini anlatan “Değirmen” adlı ilk romanını iki buçuk yıllık bir çalışma sonunda siz değerli okuyucular ile buluşturdu.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.