İsmail Hakkı Baltacıoğlu

İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Yazar
8.5/10
11 Kişi
·
48
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.446
Gösterim
Adı:
İsmail Hakkı Baltacıoğlu
Tam adı:
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
Unvan:
Türk Eğitimci, Yazar, Hattat, Siyasetçi
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 28 Şubat 1886
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 1 Nisan 1978
Türk eğitim tarihine büyük önemi olan bir düşünür ve bilim adamıdır. “Eğitim Reformu Akımı”’nın Türkiye’deki en büyük temsilcisidir. Bir pedagog, oyun yazarı ve uygulamacı olarak cumhuriyet dönemi tiyatro tarihinin de önemli kişilerinden birisidir

1923 yılında Darülfünun emini seçilerek cumhuriyetin ilk üniversite rektörü oldu. Haftalık düşün ve sanat gazetesi Yeni Adam’ı 1934’ten itibaren 46 yıl boyunca yayımladı. VII. ve VIII. yasama dönemlerinde TBMM’de milletvekili olarak görev yaptı. Sosyoloji, psikoloji, sanat, eğitim ve felsefe alanlarında 100′e yakın eser ve inceleme; deneme ve fıkra türünde yazılar yayınladı. Aynı zamanda hikâye, oyun, roman, piyes yazıp, oyun sahneledi. Hat sanatında bir buluş yaparak “alev yazısı”nı buldu. Türk Dil Kurumu’na Terim Kolu Başkanı olarak hizmet verdi (1942-1957).
Bence bir çocuğa sanatı, düzeni musikiyi sevdirmek istiyorsanız, bunlara karşı duyduğunuz saygıyı gözle görülür bir hale getiriniz. Göreceksiniz ki sevginiz ona da geçecektir. Sözün başka türlüsü: Sevgiyi doğuran saygıdır.
Biz ‘Her şey dinde vardır!’ demekle dini yükseltemeyiz, belki alçaltmış oluruz! Din dindir; hayat da hayattır. Kabahat dine yaşamak, hayata da arınmak/özgülleşmek/laikleşmek hakkını çok gören dar kafalı insanlardadır.
Mazi bizim kişiliğimizin kendisi, karakterimizin temel taşıdır. O olmasaydı, biz olmayacaktık. Kendimizi açıklamaya kalkıştığımız zaman ileriye değil, hep geriye bakmaya mecbur değil miyiz?
Günün birinde karar verdim ki allahlık, peygamberlik, evliyalık hep düşünsel varlıklardır, gerçek ise daima gerçektir: Eksiktir, kusurludur ve çirkindir.
Okullarda ezberciliğin yaşamasının bir sebebi de bugünkü okul şartları içinde ezbercilik geleneğinin bir bakıma zaruret olmasıdır.
1) Okullarda sınamalar soru sorularak yapılır.
2) Zaman azdır, öğrenilmesi gerekli olan metinler çoktur.
3) Öğretim aracı olarak kullanılan yalnız kitaptır.
4) Suallere cevap veren öğrencinin öğrendiği sanılmaktadır.
5) Şahsi travaya, tatbikata verilen değer ikinci, üçüncü derecedir.
139 syf.
·5 günde
Kitapta ne yazık ki hâlâ devam eden eğitim sorunlarından bahsediliyor. İsmail Hakkı Baltacıoğlu bu kitapta, kendisinin de belirttiği gibi, yıktıklarını yıkmak için değil, yerine daha güzellerini koymak için yıkmış. Ulusça kalkınmanın büyük sırrının insanı tanımak ve insana değer vermek olduğunun üzerinde durmuş. Öğretmeni kimi zaman insan yetiştiren bir sanatçı, kimi zaman ağaçlara meyve vermeleri için uygun koşulları sağlayan bir bahçıvana benzetmiş ve hayatından örnekler vererek nasıl öğretmen olunacağını bize anlatmış.
Genelde bunun gibi yalnızca bilgi aktaran kitapları okumakta zorlanan biri olarak, bu kitabı okurken zorlanmadım. Gayet sade bir üslup ile yazılmış. Cümleler ilk okuyuşta anlaşılıyor. Ayrıca her bir insanın apayrı yaratılışa ve zekâya sahip olduğunu, hepsini aynı kalıba sokmanın yanlışlığını ömrünü eğitime adamış birinden okumak, kitabı daha da akıcı hale getiriyor.

İyi okumalar.
139 syf.
·Puan vermedi
1-) Yazar Kitapta Hangi Sorulara Cevap Bulmaya Çalışıyor?

Yazar İsmail Hakkı Baltacıoğlu. Konu Talim ve terbiye. Amaç inkılâp. Sorun, kendi yaşamına, vatanına, milletine faydalı insanlar. Sorun bugün de, kitabın kaleme alındığı yaklaşık bir asır önce de aynı yani. Faydalı insanlar, bireyler, öğrenciler...

İnsan nasıl faydalı olur? İnsan kendinden nasıl faydalanır? Kendini nasıl yetiştirir? Nasıl yetişir? İnsan nasıl öğreticilik yapmalıdır? İnsan nasıl öğrenir? İnsan, insana insanlık secilerini nasıl öğretir? Yazarın yaptığı gibi hayvan demeyeceğim. Hicap duyarım...

Yazar kitabın başlarında, "Yaşamak azminde bulunan bir milletin tek amacı; çocukları hayata hazırlamak olmalıdır." diyor. Peki eğitici öğretici kişi çocuğu hayata nasıl hazırlar? Hayatla barışık eğitim nasıl olmalıdır? Türk eğitim sisteminin talimini almış bir çocuk, hayatı biliyor mu, onu tanıyor mu, hayatın zorluklarına göğüs gerebilir mi? Yoksa içtimai hayat onun için yüzülmesi imkansız bir deniz mi? Eğitim sistemimiz hayat denizinde kürek çekme azmini ve şevkini verebilecek bir sistem mi? İşte yazar bu ve bu minvalde soru ve sorunların cevabını arıyor kitapta.

Yazara göre okullarımızın en birinci hedefi, öğrencilerimizi hayatta aktif, girişimc, teşebbüs ve tecessüsü her dem uyanık bireyler yetiştirmek. Yazarın soruları ve arayışları şu iki kelimenin kesiştiği noktadan çıkıyor; okul ve hayat... Bu yüzden teorik bilgiler onun için öğrenciyi uyuşturan, azmini ve şevkini uyutan şeyler. Bu yüzden onun nazarında okullarımız kitapların ve kelimelerin esaretinde fakat kitapların bahsettikleri şeyleri kavratamayacak nitelikte. Evet, okulda coğrafya okutuluyor ama sadece okutulan coğrafya insana ne katabilir? Görmeden, dokunmadan, hissetmeden, nehrin şırıltısını, ağacın hışırtısını duymadan coğrafya öğrenilir mi? Evet yazar öğrenmenin nasıllığını ve onun için öğrenmenin bir anahtarı var; faaliyet...

"Faaliyet; eğitim ve gelişmenin büyük sırrıdır." diyor. Faaliyetin bilginin de kaynağı olduğunu söylüyor. Hangi zeminlerde faaliyetin nasıl işleyeceğini, ne gibi faydalarının olacağını irdeliyor. Okullarımız hayatta başarıya sevkeden bu faaliyetten yoksun ve yoksul mu? Bilgi yığınları, yığınla kitaplar bize faaliyetin kazandırdıklarını kazandırabilirler mi? Bu kadar soru işaretinin olduğu bir yazı bu kitabın incelemesi olabilir mi? Evet. Çünkü bu kitap bizim eğitim sistemimiz üzerine yazılmıştır.

Bir yazımda, "Pencerelerinden gökyüzünü görmemeye mahkum edilen çocuklardan uzay teknolojisi bekleyen koltuklar ne yaptıklarının farkında değiller eminim." diye yazmıştım. İşte bu kitap, bu cümlenin değindiği soruna da değiniyor ve bana göre okulların çok önemli bir problemi olan mimari yapısı da kısaca irdeleniyor.

2-) Yazarın Görüşüne Katılmadığım Yerler ve Açıklığa Kavuşturulmamış Kavramlar.

Bu konu hakkında evvela şunu belirtmek isterim ki, yazar kitabın başından sonuna kadar eski, köhne bir disiplin metoduna karşı çıkıyor ve bunun karşısında mutlak bir hürriyeti, serbestiyeti savunuyor. Ezberciliğe ise keskin bir çizgi çekiyor. Ezber onun görüşünde, zihni ve bedeni faaliyetleri uyuşturan bir metod.
İlk olarak disiplin ve onun karşısında hürriyeti ele alacak olursak, ne disiplin ne de hürriyet kavramları bana göre tam manasıyla açıklığa kavuşmuş değil kitapta. Yazar savunduğu serbestiyetin mahiyetini, bu serbestiyet kavramının anlamını açıklığa kavuştursa kabul edilebilir belki. Ama bu böyle olmuyor. Zorba, korkutan ve dindiren bir disiplin metoduna karşı serbestiyet metodu... Ama nasıl? Bu vicdanı hür, seçimi hür, muhakemeli gençler nasıl yetişecek? Tam burda şu soruyu da sormak gerekir; disiplin ve hürriyet, karanlık ve ışık gibi mi? Birinin olduğu yerde diğeri olmuyor mu?

Ben zorba, baskıcı , dayaklı bir eğitim metodunu savunmuyorum. Ama ezberi ve disiplini de geri plana atamam. Çünkü ben serbestiyet adına, bugün öğretmenin karşısında küfür eden, edepsiz davranan kişileri görmüş biriyim. Ve bana göre bu, 'öğrencinin hürriyetinin öğretmenin öğretmenliğine tecavüz etmesidir', sınırları aşmasıdır. Ve bu durumda öğrencinin hürriyetini savunan, disiplini de geri planda bırakan düşünceler, bu hürriyetin nasıllığını, uygulanabilirliğini açıklamak mecburiyetindedir.

Bir ikincisi, "Ezberci eğitime hayır" cümlesini ezberden söyleyene bende ezberden karşı çıkarım. Çünkü bana göre ezber eğitimin temelidir. Ezberden kastımız ise papağan gibi duyulanların tekrarı değildir. Dış dünyayı anlamlandırma, onu idrak etme ve ifade edebilme yeteneğidir. Sözgelimi, bal mefhumunu bilen , onun tadını, tatlılığını, kokusunu, rengini kavrayan bir insan düşününüz. Lakin bu balı tarif edecek kelimeler ezberinde bulunmasın, bu kişi bu bal ilmine sahiptir diyebilir miyiz? Bu kişi bunun öğreticiliğini yapabilir mi? Eğer konumuz talim ve terbiye ise bana göre ezbere kesin bir çizgi çizip, karşı çıkamayız. Çünkü ben, ezberin ve teorinin insanı faaliyetten alıkoyacağına inanmıyorum. Eğer yazarın kastettiği gibi, hayattan uyuşturan bir ezber zihniyeti varsa, varolacaksa o ezbere bende karşı çıkarım.

3-) Beğendiğim Alıntılar
#53468870
#53429313
#52638201
139 syf.
·6/10
Okurken geçmişten geldiğini düşündüğüm bu kitabın bu gün hala ülkemizin sorunlarıyla alakali olduğunu görmek oldukça üzücüydü. Üzerinden seneler geçmesine rağmen bu kitaptan sonra bile ülkecek gelişememiş ve yerimizde saymışız. Bu kitaptan ufak bir sınav olma fırsatı buldum ve gördüm ki genel olarak "ezberciliğin" kötülüğünü anlatan bu kitabın sınavına benimle girenler kitabi dahi ezberlemeye çalıştı. Belki de gitgide daha kötüye gidiyoruzdur.

Yazarın biyografisi

Adı:
İsmail Hakkı Baltacıoğlu
Tam adı:
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
Unvan:
Türk Eğitimci, Yazar, Hattat, Siyasetçi
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 28 Şubat 1886
Ölüm:
Ankara, Türkiye, 1 Nisan 1978
Türk eğitim tarihine büyük önemi olan bir düşünür ve bilim adamıdır. “Eğitim Reformu Akımı”’nın Türkiye’deki en büyük temsilcisidir. Bir pedagog, oyun yazarı ve uygulamacı olarak cumhuriyet dönemi tiyatro tarihinin de önemli kişilerinden birisidir

1923 yılında Darülfünun emini seçilerek cumhuriyetin ilk üniversite rektörü oldu. Haftalık düşün ve sanat gazetesi Yeni Adam’ı 1934’ten itibaren 46 yıl boyunca yayımladı. VII. ve VIII. yasama dönemlerinde TBMM’de milletvekili olarak görev yaptı. Sosyoloji, psikoloji, sanat, eğitim ve felsefe alanlarında 100′e yakın eser ve inceleme; deneme ve fıkra türünde yazılar yayınladı. Aynı zamanda hikâye, oyun, roman, piyes yazıp, oyun sahneledi. Hat sanatında bir buluş yaparak “alev yazısı”nı buldu. Türk Dil Kurumu’na Terim Kolu Başkanı olarak hizmet verdi (1942-1957).

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 48 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 52 okur okuyacak.