Yazar
Ivan Sergeyeviç Turgenyev

Ivan Sergeyeviç Turgenyev

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.0
8,8bin Kişi
32,4bin
Okunma
1.584
Beğeni
38,1bin
Gösterim
Unvan
Rus Yazar
Doğum
Orel, Rus İmparatorluğu, 9 Kasım 1818
Ölüm
Bougival, Seine-et-Oise, Fransa, 3 Eylül 1883
Yaşamı
Ivan Sergeyeviç Turgenyev, 9 Kasım 1818 tarihinde Orel şehrinde varlıklı bir ailede doğmuştur. Annesi Varvara Petrovna Lutovina, babası Süvari albayı Sergei Nikoleviç Turgenyev’dir. Aile 1827'de Moskova'ya taşınır. Babası 1836 yılında vefat eder. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, özel okullarda eğitim görüp, özel öğretmenlerden dersler alır. Henüz bir çocukken; Almanca, İngilizce ve Fransızca'yı anadili gibi konuşmaya başlar. Yüksek öğrenimi için önce Moskova’ya oradan da St. Petersburg’a geçen İvan, Rus dili ve edebiyatı eğitimini kendi ülkesinde tamamladıktan sonra Almanya’ya gider ve 1838-1841 yılları arasında Berlin Üniversitesi’nde felsefe okur. Daha sonra St. Petersburg’a geri dönüp iki yıl kadar bir devlet kurumunda çalışır. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, Fransa’da tanıştığı “Gustave Flaubert” ile sıkı bir dostluk kurarak, daha sonraki yıllarda gerçekçilik akımının öncülerinden biri olmuştur. Ivan, ilk olarak 1850 yılında “Lüzumsuz bir Adamın Günlüğü” adını verdiği novellasıyla, ölümünden birkaç gün önce zihninden geçenleri not defterine aktaran bir yazarın hikâyesini anlatarak, yakın çevresine adını duyurur. Şöhretini ise 1852 yılında “Bir Avcının Notları” ile pekiştirir. İvan gençlik yıllarında özel eğitiminden geri kalan zamanları avcılıkla geçirmiştir. Yapıtlarındaki ince duygulu karakter çizimleri, lirik-müziksel dil onu Rus gerçekçiliğinin temsilcisi yapmakla kalmaz, dünya edebiyatının büyükleri arasına da sokar. Turgenyev, eserlerinde serflik ilişkilerinin insana aykırılığını, feodal-aristokrat Rusya'nın yıkılışını, yeni burjuva-demokratik güçlerin yükselişini gerçekçi biçimde yansıtmıştır. Batıyla Doğu arasında kendini sıkışmış hisseden yazarın Çarlık Dönemi’nin Rus entelektüellerini irdelediği “Asilzade Yuvası" adlı romanı 1859 yılında yayınlanır. 1859 yılında annesi de ölünce, geriye kalan topraklar serfler ( toprak ağası adına çalışan köylü) arasında dağıtılırken Turgenyev’e de tüm hayatını rahatça idame ettirebileceği yüklü bir miras kalmıştır. Böylece dünyevi sorunlardan kurtulan yazar başyapıtı, “Babalar ve Oğullar” üzerinde çalışmaya başlar. Gençliğinde köylü kızlara duyduğu ilgiyi ve bu ilişkilerden doğan bir gayrı meşru kızını saymazsak Turgenyev hiç evlenmemiş, babalığını üstlendiği bir çocuk sahibi olmamıştır. Özel hayatı, gönül maceraları pek bilinmeyen Turgenyev’in otuzlu yaşlarda tanıştığı Pauline Viardot ise umutsuz bir aşk macerası olarak yaşamına damga vurmuştur. Altı farklı dili konuşabilen, iyi bir piyanist ve şarkıcı olan sevgilisi evli olduğu için bu çiftin yarı fiziksel, yarı duygusal beraberliği kısa süreli ilişkiler şeklinde uzun yıllar devam eder. Bozkırda Bir Kral Lear (1870), Ham Toprak (1877) gibi eserleri eleştirmenlerden beklediği tepkiyi alamadı ve kendini mutsuz hisseden Turgenyev, son kez ülkesini terk edip hayatının son dönemini bir türlü vazgeçemediği kadının, Pauline Viardot’nun yakınlarında, Paris’te geçirdi. Ivan Sergeyeviç Turgenyev, 3 Eylül 1883 tarihinde Fransa'da Paris yakınlarındaki Bougival kasabasında öldü. Ölmeden önceki arzusu uyarınca naaşı Rusya'ya getirildi ve Belinski'nin mezarının yanına gömüldü.
Yorgun demokrat
Babalar ve Oğullar'ı inceledi.
288 syf.
·
Puan vermedi
Spoiler
İki kuşak, iki farklı bakış açısı... Turgenyev; toplumun muhafazakar, değer yargıları olan, gelenekçi, romantik kesimiyle onların nihilist, daha bireyci, yeniliklere açık çocukları arasındaki kuşak çatışmasını çok güzel işlemiş. Bir benzerinin de ülkemizde gerçekleştiğini düşünüyorum. Hatta toplumdaki kutuplaşmanın siyasi partilerden ziyade nesiller arasındaki görüş farklılıklarından meydana geldiğini düşünüyorum. Karakterlerden Bazarov güçlü kişiliği olan, sorgulayan, otorite kabul etmeyen birisi. Toplumsal değerlerden kendini soyutlamış, gururlu biri.. Yakın arkadaşı Arkadey ise biraz onun etkisinde kalsa da bu dönüşümü yaşamakta zorluk çeken bir karakter. Rus toplumunu bir karakter üzerinden anlatan Oblomov'a benzeyen bu romandaki fark bunu 2 karakter üzerinden yapması. Nasıl ki insanlar zor değişir, alışkanlıklarından vazgeçemez, ağır bir dönüşüm yaşar, toplum da öyledir. İşte Arkadiy tam da onu temsil ediyor. Evet toplum değişiyor ama bu radikal olmuyor. Çünkü bunun için bedel ödenmeli. Bazarov, bu uğurda sevdiği kadından bile vazgeçen birisi. Kimse böyle bir bedel ödemeye yanaşmadığı için pek çok kişi bir şekilde sistemin içine tıpkı Arkadey gibi giriyor. Biraz entelektüel faşizmi yansıtıyor Bazarov. Onun yanında kimse kolay kolay kendisi olamıyor. Hatta en yakın arkadaşı bile ona hayran olsa da ondan kopmak zorunda kalıyor. Arkadaşının kendi olabilmesi için romantizme karşı olan Bazarov'dan soyutlanıp bir aşk yaşaması gerekiyor. Bazarov toplumu değiştirmeye, eski Rus tutuculuğunu öldürmeye çalışıyor fakat sonunda kendisi ölüyor, onu hasta yatağında inanmadığı bilim de inanmadığı din de kurtaramıyor. Ölürken de nihilist olarak ölen ve haklı çıkan sıra dışı bir karakter Bazarov. O ölünce toplum da rahatlıyor. Çünkü radikal fikirli olanlar sevilmez. Ötekidir, bozguncudur, serseridir, onlar yok olunca toplum düzelecek zannedilir ama toplum hep aynıdır. Nitekim Bazarov bunu belki de geç de olsa anladığı için bu kadar erken ölüyor. Zaten Bazarov öldükten sonra kitapta geçen ve diğer insanlar için kullanılan:'' Hepsi güzelleşmiş, olgunlaşmış gibiydiler, herkes biraz üzüntü duyuyordu ama aslında hepsi mutluydu'' ifadeleri toplumun vasatlığa aykırı kişilere karşı olan tutumunu göz önüne seriyor. Sahi, acaba hepimiz değişimden korktuğumuz için Pavel Petroviç gibileri uğruna Bazarovları mı harcıyoruz? Ve sıcak ama samimiyetsiz karakterler uğruna soğuk ama gerçekçi kişileri mi yok ediyoruz?
Babalar ve Oğullar
OKUYACAKLARIMA EKLE
20
193
MERVÉ
Babalar ve Oğullar'ı inceledi.
214 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
"Çok eski bir gerçektir ölüm, ama herkese yeni gelir."
İnceleme yapma niyetinde değildim ama.. Sizlere çok güzel bir eserden bahsetmek istiyorum, Turgenyev'den okuduğum ilk kitap Babalar ve Oğullar. Tek kelime ile bayıldım ... Kitabın konusu; Bazarov ve Arkadiy adındaki iki arkadaşın kendi aileleriyle yaşadıkları olaylardan ve ikisinin kısa bir maceraya atılmasından bahsediyor. Konusu basit gözükse de ki asla öyle değil daha çok farklı ve okuyucuda derin bir etki bırakacak şekilde yazılmış. Ben çok etkilendim ... Karakterler arasında bana göre Bazarov çok garip biriydi.Bir cümlesi beni etkilerken bir cümlesi de hadi be ordan dedirtti fakat o son sahne, o son sayfalar beni kahretti! Bazarov'un sonu böyle mi olmalıydı. Tek diyeceğim Bazarov benim için unutulmayacak karakterler listesinde yerini aldı bile. ... Kesinlikle okuyun derim:) ✿ ✿✿
Babalar ve Oğullar
OKUYACAKLARIMA EKLE
69
Ali
Babalar ve Oğullar'ı inceledi.
252 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Yeryüzüne Düşen İlk Nihilist Damlası; "Bazarov"
(Spoiler Uyarısı) Kitabın ismi her ne kadar Babalar Ve Oğullar olsa da kitabı okuyan her ne kadar detaylı bir baba oğul çatışması beklese de kitap bu beklentiyi karşılamıyor demekle başlayalım yazıya. Evet kitabın içinde baba-oğul çatışması var ama kitapta üzerinde durulan asıl konu tepeden tırnağa nihilist olan doktorumuz Yevgeniy Bazarov'un düşünceleri, davranışları ve onun çevresinde bıraktığı izdir. Kitapta geçen neredeyse bütün karakterler az ya da çok Bazarov'dan etkilenmiştir. Birçoğu da onunla bir tür musibet yaşamıştır. Bazarov şimdiye kadar okuduğum kitaplarda geçen karakterler içinde beni epey etkileyen ender karakterlerden biridir. Bazarov karakteri üzerine uzunca düşünüldüğünde onun Nihilizmi epey düşünüp taşınarak ince eleyip sık dokuyarak benimsemediğini görebiliriz. Bir nihilist olmak bence bir tür bilinç işi olmalıdır, bir tür davranış kalıbını benimsemek değil. Yani benim kişiliğim Nihilizme yakınmış, o zaman iyisi mi ben Nihilist olayım olmamalı. Öyle olsaydı tüm uyumsuz davrananların Nihilist olması beklenebilirdi. Bence Bazarov'un da öyle bir yanı var. Büyürken ailesel sorunlarla boğuşmuş biri Bazarov. Acılarla büyümüş,mutsuz biri. Kişiliğindeki bu mutsuz, bir türlü tatmin olmayan, karanlık özelliklerinin nedenlerini ortaya çıkarıp eğer onlardan memnun değilse onları değiştirmek yerine-ki epey zor bir süreç- her şeyi yadsımak, bunları görmezden gelmek daha kolaydır. Bazarov da farkında olmadan kolay yolu seçmiştir. Kitabı okurken Bazarov kendine yazık ediyor deyip durdum. Kendine karşı, onu seven ailesine, dostlarına karşı epey acımasız davranıp durmaktadır. Kendisi de öyle biri olmak istememesine rağmen bu rolü ölümüne kadar sürdürür. Naparsın serde Nihilizm var. Laf ağızdan bir kere çıkar. Sonuna kadar nihilist bir yaşam sürdürülecektir. Nihilizm bütün kötü şeylerden kurtulmak uğruna kötüyle beraber iyiliğin, güzelliğin de yıkılarak atılması gibi gelmiştir bana. Aslına bakarsan kötüye verilmiş aşırı bir tepkidir Nihilizm. İlaç acıdır ama yutmak gerekir mantığı. Bu açıdan bakınca Bazarov'un, Nihilizmi bir davranış biçimi olarak benimsemesi mantıklı geliyor. Mutsuz bir çocukluk, acılarla dolu bir yaşam geçir, bir bakıma kişiliğin bu çevre tarafından şekillendirilsin, ister istemez bu koşullardan geçen biri Nihilizme yakınlık duyabilir. Önemli olan kişiliğini oluştururken onun içine kendinden bir şeyler koyabilmen. Yani kendinin bir eseri olmalıdır kişiliğin. Onun için de seni Nihilizme iten koşulları etraflıca değerlendirip ona göre Nihilist olup ya da olmamaya karar vermelisin . Bir duyguya kapılıp gitmemek gerekir sözün kısası. Keyifli okumalar. Babalar ve Oğullar Ivan Sergeyeviç Turgenyev
Babalar ve Oğullar
OKUYACAKLARIMA EKLE
13
CeKDaRo
Klara Miliç'i inceledi.
100 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Kitabın ismi Klara Miliç. Ne kadar da çekici bir isim değil mi? Dikkat! Sabahattin ali'nin atıfta bulunduğu mistik bir uzun öyküdür ;) Turgenyev'in 1882 yılında yaşanmış bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı bu eser aynı zamanda onun son eseridir. Dostoyevski'nin ölümünden bir sene sonra yazılan bu öyküde sanki başlangıçtan sonsuzluğa uzanan bir keşkeler silsilesi vardır. Yarım kalan şeyler, Cevaplanmayan sorular, Doldurulması gereken boşluklar sizi bekliyordur. Öyle ki içinizi bir huzursuzluk kaplayacak. Olmamasını istediğiniz her şey olmuştur çünkü. Ama istenilen şeyler bu boşluklarda saklı olmasın mı? Kitabı bitirdiğinizde aklınız bu boşluklar arasında gidip gelecek. Sonra bu boşlukların içini cevaplarınız dolduracak. Zaten hayatta da insanoğlunun yapmaktan vazgeçemediği iş, boşlukları doldurmak üzerine değil midir? Canım Sabahattin Ali de Klara Miliç'in aşık olduğu Aratov karakterini raif efendi ile zirveye çıkartıp Turgenyev'in bu karakterdeki boşluklarını dolduruyor. Selam çakıyor usta Turgenyev'e. Turgenyev'in "Babalar ve Oğullar" ve "Lüzumsuz Bir Adamın Günlüğü" kitaplarından sonra okuduğum üçüncü kitabı. Turgenyev'in dilini severim, pek umursamaz, takmaz fazla. Anlatır geçer ustalığıyla ama o geçip gidince siz orada kalıyorsunuz. Ağır olacaksın beni okurken der gbi göz kırpar size. Belki de bunun için kısa ve öz yazıp biz okuyucuları cezbetmeyi başarıyor. Kahramanımız üzerine birkaç şey mırıldanmak gerekirse: Okuyucuyu umursamaz Aratov. Kafasının dikine gider. Güçlü kişiliğini sergilerken oyununda, zayıf tarafını da saklamak isteyen bir karakter. Tabi buna saklamak denirse! Hadi şuna daha fazla yüklenip kızdırmadan asil bir kişiliğinin olduğunu yadsıyamadığımı belirteyim. Bu kitabı okudun da ne anladın deseler hem hiçbir şey hem de çok şey derim. Bu bizim bakış açımıza bağlı. Yine de düşünüp duruyorum ulan bu Turgenyev neden yazdı bu kitabı diye birkaç gündür. Ve bir hayranı olarak bu soruya cevap bulmamak bana yakışmazdı. Bundan sonra anlatacaklarım, öykünün içeriğiyle ilgili, bir nevi spoiler. Olayı anlatmam gerekirse ki kitapta olay bulmak çok zor olacak ama intihar olayı beni çok sarstı. Kahramanımızla Klara bir gösteride tanışıyor ama hiç konuşmadan. Bizimki onu pek beğenmese de kafasını meşgul eden ve yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu kendinden bile saklamaya çalışır. Evinde kitaplara gömülü, asosyal ve yalnızlık içindeki rolüne öyle bir kaptrmıştır ki bir kızdan etkilendiğini kabul etmemesi kendine karşı bile ne kadar çekingen davrandığını gösterecek bize. Hal böyleyken bir mektup alır. Açar bakar isim yok, sadece şu gün şurada buluşalım der. Aklına Klara gelmiştir tabiki de ama o olsa bile ne fark eder ki, gitmeyecekti ne de olsa! Ama duygular işte, kim dizginlerini eline almış ki sen alasın. Yanında sanarsın ama bir bakmışsın uçup gitmiş olmak istediği yere konuçlanmış. Aklı karışır gbi oluyor nihayetinde asil yürekli Akhilleus'umuzun. Yolunda gitmeyen bir şey vardı ama önemsenmemeliydi bu. Ne de olsa doğadan gelebilecek saldırılara karşı gardını almıştır kahramanımız. Ama ne yalan söyleyeyim sanki okuyuculardan saklamak istemesine rağmen bunu beceremeyen bir karakterdir Aratov. Adam gitmemekte ısrarlıyım hiç de beklentiye girmeyin der gbi umursamaz bizi. Ama içi içini yiyiyor biliyoruz. Katı kararlığının ardında saklanan naif bir ruhun cılız sesini duyuyoruz. Kalkar ceketini alır ve apar topar dışarı atar kendini. Görelim bakalım neymiş bu mektubun büyüsü der gbi hışımla hem de. Aslında gitmeyecektim ama belki onun için gitmeliyim izlenimi veriyor bize. Ne kadar da asil biriyim görüyorsunuz diye göstermek istiyor belli ki. Mektupta geçen mekana geliyor Aratov ve Nihayetinde gelen de Klara oluyor. Arada çok konuşma geçmiyor. Klara önce mahcubiyetini dile getiriyor ama adamımız gurur timsalliğini öyle güzel gösteriyor ki Klara buna şaşırmakla kalmayıp hayal kırıklığına da uğruyor. Adamımız, bir ıslık çaldın yanında bittim, izlenimi vermemek için Klara'ya neden çağırdın beni der gibi tatlı sert bir tavır takınıyor . Klara'nın da adamımızdan eksik kalır yanı yok, gururun vücut bulmuş hali mi desem çok aşırıya kaçmış pesimits bir romantik mi desem al birini vur ötekine iki manyak karakterle birlikteyiz işte. Neyse! Klara, "Bana söyleyeceğin tek bir kelime bile yokmuş" gibisinden bir tirat atıp ordan uzaklaşıveriyor. Adam şaşırmış vaziyette kalakalıyor. Neydi bu şimdi der gbi arkasını dönüp eve gidiyor. Bu olayı unutmak ya da üzerini örtmek için çok kıymetli bir haftasını, kendisini normalleştirmeye çalışmakla harcar. Nihayetinde toparlanmıştır ve eski haline döndüğünü varsaymıştır. Dışarı çıkıp dolaşıyor, cafe gibi bir yerde oturuyor ve önündeki gazeteyi okumaya başlıyor. Sayfaları çevirip satırlarda göz gezdirirken malum manşeti görüyor: "Klara Miliç tiyatro sahnesinde zehir içerek intihar etti. Buna karşılıksız bir aşkın neden olduğu söyleniliyor." Tam bir deprem kargaşası. Şimdi bu kahramanımızın suçu var mıydı yok muydu konusuna girmeyecez tabi. Zaten kendisi belli ki kendini ilerleyen sayfalarda çok harap edecek. Odasına kapanır ve nevrozuna tutulur. Bunalım ve depresyonun pençesinde bu olayın gerçekliğiyle yüzleşemez ve nihayetinde hayallerinde bir Klara Miliç yaratır. Klara onun ruhundadır artık, gezinen odur ki ruhu şimdi mutlulukla doludur. Romeo ve Juliet'teki gibi, zehir ince bir çizgi yaratıyor, hem ayırıyor hem de birleştiriyor. Buraya kadar okuyana ithafen söylemek isterim ki 'hikayeyi bilmen bir gün bu kitabı mecburen de olsa okumana vesile olacak.' O halde iyi okumalar dilerim.
Klara Miliç
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
22