İvo Andriç

İvo Andriç

Yazar
8.1/10
844 Kişi
·
2.640
Okunma
·
101
Beğeni
·
4.413
Gösterim
Adı:
İvo Andriç
Unvan:
Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi Yugoslav Yazar
Doğum:
Dolac, 9 Ekim 1892
Ölüm:
13 Mart 1975
Ivo Andrić, 1892'de Travnik yakınlarında Dolac'ta doğdu. Zagreb, Viyana ve Krakow'da sürdürdüğü eğitimini Graz Üniversitesi'nde verdiği "Osmanlı Yönetimindeki Bosna-Hersek'te Kültür Yaşamı" konulu doktora tezi ile tamamladı. I. Dünya Savaşı sırasında milliyetçi etkinliklerinden ötürü Avusturya-Macaristan yetkilileri tarafından bir süre gözaltında tutuldu. Savaşı izleyen yıllarda Yugoslavya Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. Budapeşte, Madrid, Cenevre ve Berlin'de dış görevlerde bulundu.

Yazarın en büyük özelliği kitaplarindaki olayları tarafsızlıkla anlatmasıdır. En acımasız hatta insanlık dışı sayılabilecek eylemlerde dahi yazar yalnızca olayı, o sırada insanların ne düşündüklerini ve hareketlerinin sebeplerini anlatmakta; fakat herhangi bir görüş belirtmemektedir. Hümanist olan Ivo Andrić eserinde çeşitli dinlerin ve soyların kaynaştığı bu bölgede en küçük bir din ve ırk ayrımı yapmadan, anlattığı olaylarda yer alan bütün kişilere eşit bir sevgi ve ilgi göstermiştir.
Bir yerde hastalık görülünce oraya gitmeyin, çünkü hastalığı alabilirsiniz ! Ama, hastalığın olduğu yerde bulunuyorsanız oradan da çıkmayın, çünkü hastalığı başkalarına bulaştırabilirsiniz.
İvo Andriç
Sayfa 106 - Hazreti Muhammed S.A.V
Kasabada en çok kitabı olan o idi. Bunları kilitli sandık içinde saklardı. Onları yalnız tozdan ve güveden korumakla kalmaz, arada sırada okurdu.
Unutmak, her acıyı siler, arkada bırakırdı. Şarkı söylemek ise, unutmak için en güzel çareydi. Çünkü insan şarkı söylerken daima sevdiği şeyleri düşünür.
354 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Muhteşem bir kitap.1961 yılı nobel edebiyat ödülünün yazara, bu kitabından dolayı verildiği sözlerinin ne kadar doğru olduğunu insan okuyunca anlıyor. Kitapta,yazar,sadrazam Sokollu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Drina köprüsünün yapılışını ve yaklaşık 400 yıllık tarihini,hemen yanı başındaki Vişegard kasabasını ve bu kasabada çeşitli dönemlerde yaşamış insanları ön plana çıkararak bize anlatıyor. Köprü üzerinde gerçekleşen önemli olaylar,yaşanan dramlar,o dönemlerdeki insanların yaşayış tarzları,farklı dinlerde ve milliyetlerde olmalarına rağmen dönem dönem değişen ilişkileri tamamen objektif bir şekilde bizlere yansıtılıyor. Özellikle halkın,din,milliyet .vs ayırımı olmadan sorunsuzca birlik içerisinde çoğu zaman yaşadıkları ve yaşama istekleri vurgulanıyor ama mutlaka birilerinin de bunu engellemeye çalıştıkları kitap içerisinde bir çok defalar yer alıyor. Ayrıca bölgenin doğal güzellikleri de sık sık tekrarlanıyor. Savaşın ne kadar kötü olduğu,bundan her dönemde masum halkın çok daha fazla zarar gördüğü defalarca verilen örneklerde gösteriliyor. Ayrıca köprünün ve kasaba bölgesinin Bosna civarında olduğu da düşünülürse, o bölgede yaşayan insanların yüzyıllardır çektikleri dramların,kitap yazıldıktan sonrada devam ederek günümüze kadar geldiğine (özellikle Bosnalı Türk ve Müslümanların )yakın tarihimizde yaşadığımız olaylardan dolayı,bizler de tanıklık etmiş oluyoruz. Kitabı, hem belgesel,hem tarih,hem kısa hikayeler,hem de baş kahramanının bir köprü olduğu büyükçe kalın bir roman olarak kabul edebiliriz. Baştan son cümlesine kadar kesinlikle sıkılmadan adeta arka arkasına gelen olayları merak içerisinde okuyorsunuz. Tabiiki büyük bir dram içerisinde yaşayarak. Her satırda o bölgelerin bir zamanlar bizlerin idaresinde olduğunun ve elimizden alınıp,insanlarımızın yaşadığı onca acıların verdiği ızdırap ve iç burukluğunu hissediyorsunuz. Açık söyleyeyim ben bu duyguyu hep yaşadım okurken. Bence bu kitabı okumamak gerçekten büyük bir eksiklik olur. O topraklarda yaşananları,o dramları mutlaka okuyup bizzat hissetmek gerek diyorum. Ve sadece edebiyat,tarih,siyaset...vs ile ilgilenenlerin değil herkesin okumasını tavsiye ediyorum.
354 syf.
·20 günde·Beğendi
Zamanin ruhunu taşiyan bir köprü....
Çoşkun bir akarsuyun ustune inşa edilmesiyle Aşklara,savaşlara,kıtliga ,zulume , salgin hastaliklara şahitlik yapmiş tarihi objenin gözunden insanlara dair zalimligi ve yoklugu ince işlenmiş cumlelerle okunan etkileyici kitaplardan. Drina Köprüsü
354 syf.
·Beğendi·7/10
İnsanlar zamanlar ve mekanlar pek tabii değişiyor. Değişirken de öznemizden eksiltiyor, eksilen aslında bir bakıma çoğalıyor. İşte buna da insanoğlu tecrübe diyor, tecrübelendim diyor.'

Geceden kalma gibiyim. Aslında ne geceden ne de gündüzden kalma değilim. Ağzımda elden düşme bir cafede içilen bayat filtre kahvenin yavan tadı var. Aslında çok sevdiğim bu kahve denilen zımbırtının şimdi midemi bulandırması durmasindan beklemesinden ve gerektiği zaman içilmemesinden kaynaklaniyor. Sonra kahve ile insan muhteviyatı arasinda bir ilişki kuruyorum: Tıpkı insanoğlu gibi kahvede zamansız bir zamanlamaya denk gelince pek de huzur vermiyor. Hepimiz büyuk bir zamansızlığın icindeyiz, elimizde bayat kahvelerimiz.'

KMA

●Neyse dökülen çenemi toplayıp henuz bitirdiğim kitap hakkında bir kaç kelam etmek istiyorum. Drina' yı uzun bir zamanda bitirdim. Neden ? Kitabın yavan oluşu ya da zamansızliktan filan değil tamamen kişisel. Yani benim tembelligim yüzunden. Bu aralar çok tembelim, kendime hiç şasırmadim.

Drina köprüsünün gorece yavan bir dili olmasina rağmen işledigi konu bakımından kaydedeger bir eser oldugunu soyleyebilirim. Bir tarihi süreç içinde yazarın milletinin yaşadığı acılar siyasi politiğin yarattiğı bir dizi sosyal deformasyo tum cıplakliği ile sergilenmis. Okurken adeta tarihi gözunuzle goruyor ve tanık oluyorsunuz. Politizmin daha dogrusu izmlerin insanogluna getirdigi acıları adeta izliyorsunuz. Andric bu eserinde izmlerden öte acılara ışık tutuyor ve bize de bu eseri keyifle okumak düşüyor.

Umudumuz baki gögümüz mavi kalsin.
354 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımızın muhteşem kitabıyla karşınızdayım. Andriç, Sokollu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Drina köprüsünün, köprünün inşa edildiği tarihten Birinci Dünya Savaşı’na kadarki süreci, insan ilişkilerini, hayat tarzını toplum yapısını, aşkları, nefretleri, kavgaları ve bütün bunların zaman içerisindeki dönüşümlerini bizlere özellikle sosyolojik açıdan kusursuz bir anlatımla sunmuş. Tarihi kurgu ancak böylesine güzel anlatılabilirdi. Ki ben tarih kitaplarına karşı biraz ön yargılıyım daha doğrusu okurken zevk almadığımı düşünüyordum ama bu kitap tabularımı yıktırdı aynı şeyi Tarık Buğra Osmancık okurken de hissetmiştim. Muhakkak şans verin ve okuyun derim.
354 syf.
·8 günde·Beğendi
Bir balkan edebiyatı klasiği. 400 yıllık bir vatan hikâyesi, bu vatanın baş kahramanı olan bir köprü. Köprü deyip geçmeyin, yeri geliyor birleştirici, yeri geliyor ayrıştırıcı role bürünen köprülerin insanlık tarihinde, medeniyetlerin kaynaşıp gelişmesinde öyle önemli görevleri var ki.
İşte İvo Andriç, Bosna-Hersek’te bulunan Drina Köprüsü’nün hikayesiyle Hırvat, Sırp, Boşnak gibi etnik kökenlerin nasıl bir arada yaşadığını; efsanelerle, masallarla, öykülerle köprünün yapımından 1900lü yıllara kadar ilmek ilmek işlemiş.
Okurken de, okuduktan sonra da orada olmak isteyeceğiniz, tam bir cennet diyebileceğimiz yerde. Yüzyıllardır yaşanan ölümler, savaşlar, aşklar, hurafeler aklınızda yer edecek.
Yer yer zor ilerlese de, bittiğinde koca bir vatanın, insanların, çağın getirdiklerinin nasıl etkilendiğini okumak ayrı bir zenginlik verecek.
Kitap ağacı klasikler kulübü olarak ilk kitabımızdı.
Güzel eserlerle devam etmek dileğiyle...
385 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; kitabı Mayıs 1962 yılının Altın Kitapevi Yayınları baskısından okudum.Bu kitabı, Gaziantep'te Atatürk'ün konakladığı evin hemen 300m yakınında bulunan küçük bir sahaftan aldım.Eski kitapları okumak gerçekten harika bir lezzet.Kitaba gelecek olursak, kitabı yazarımız Temmuz 1942'de Belgrad'da yazmıştır.Şu anda Bosna-Hersek topraklarında bulunan Drina köprüsü diğer adıyla Sokullu Mehmet Paşa Köprüsü'nün ağzından, o köprünün etrafında gerçekleşen olayları anlatıyor.Kitaba Sokullu Mehmet Paşa'nın o topraklarda doğduğu 1565 yılından başlayarak anlatmaya başlayan yazarımız, kitabı 1914 yılındaki 1.Dünya Savaşı na kadar köprü etrafında gerçekleşen olayları anlatıyor.Tabi bu olayların içerisinde bazen efsaneler,bazen aşklar,bazen kahramanlıklar,bazen dramalar,bazen de eğlenceli anlara tanıklık ediyorsunuz.Yazar Ivo Andriç aslında Hristiyan bir Sırp olmasına rağmen kitabı yazarken, kendi düşüncelerine ve ideolojisini asla hissettirmeden, tarafsız bir şekilde bizlere sunuyor.Özellikle köprünün yapım aşamasındaki hikaye çok hoşunuza gidecek.Kitapta yazar sık sık kişilerin ya da olayın ya da mekanın uzun uzun detaylı anlatımı da yapıyor, bu durum sizi sıkabilir.Ben bu durumdan fazlası ile sıkıldım.Çevirmen Hasan Ali Ediz'in performansını da beğendim.Başarılı bir çeviri.Atalarımızın zamanında yaşadığı bir toprak olduğu için okumakta fayda var.Kitap 100 temel eserden biri,aynı zamanda yazarında kendi tabiri ile bana Nobel'i kazandıran eser dediği bir kitap.Ayrıca kitabın ilk baskısı ülkemizde zamanında sadece 2 ayda tükenmiştir.Puanım 7.
354 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Okuduğum önemli ve güzel olan eserlerin yanında yer aldı, Drina Köprüsü. 1961’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen bu eser beni çokça farklı duygu ve düşüncelere götürdü. Öncelikle şunu söyleyeyim, okuması benim için uzun ve yorucu oldu. Yaklaşık 10 günde okudum.

Başkahramanının bir tarihi yapıt oluşu, oldukça özgün bir eser olmasını sağlıyor. Uzun yıllar varlığını sürdüren bir şehir, bir yapıt, bir ağaç ile karşılaşsam oturup düşünürüm, kim bilir nelere şahit oldu diye, hatta çok uzun bir zaman dilimi geçmese de düşünürüm bunu. Mesela yeni taşındığım bir eve yerleşirken duvarlarına dokunur, nelere şahit oldu acaba, mutlu bir aileye mi, mutsuz… diye. Bu açıdan bakınca tam da hislerime, merak ettiklerime, düşüncelerime tercüman olan bir kitap oldu.

Üç padişaha sadrazamlık yapmış Sokullu Mehmet Paşa’nın, Drina’ya yakın bir köyden devşirme olarak alınıp İstanbul’a gidişiyle başlayan, en görkemli dönemlerinde doğduğu yere mükemmel bir köprü inşa etmeye karar veren, yıllar ve zorlu olaylar sonrasında yapılan köprü etrafında yaşanan hikayeleri, savaşları, dostlukları, acıları, mutlulukları, yok oluşları anlatan bir kitap. Kitabı kapattığımda, 400 yıllık bir tarih anca bu kadar güzel anlatılabilir, dedim.

Bu yaklaşık 400 yıl boyunca en çok üzerinde durulması gereken olarak gördüğüm şey şu oldu; değişen insan ilişkileri! Köprü yapılmadan önce de ve yapıldıktan bir süre sonra da birden fazla dinin, etnik kökenin birlikte kardeşçe hür yaşadığı toprakların, başta savaşların etkisi olmak üzere, değişen dünya düzeni sonucu, eskiden birçok dine, millete köprü olmuş, Doğu - Batıyı birleştirmiş Drina, işlevini kaybetmiş. Yıllara meydan okuyarak hala ayakta kalmasına rağmen bu misyonu kaybetmesiyle en hazin kadere uğramış..

Kitap bana göre akıcı değildi, ama bitirdiğinizde iyi ki okumuşum diyebileceğiniz bir hikayesi vardı. Çeviri harikaydı. Ivo Andriç değil de üzerinde Türk bir isim yazsaydı hiç yadırgamazdım. Bunda hem çevirinin etkisi var hem de hikayenin, daha doğrusu hikayenin geçtiği toprakların.. Hiç yabancılık çekmeyeceğiniz yöreler ve karakterler karşılıyor sizi. 350 sayfalık bir kitap. 24 bölümden oluşuyor. Her bölümde Drina Köprüsü ile bağlantılı farklı karakter ve hikayeler yer alıyor. Her bir hikaye üzerine uzun uzun konuşulabilir, ağlanabilir ya da gülünebilir..

Ben keyifle okudum. Ölmeden gitmek isteyeceğim yerler arasında yerini aldı. Umarım bir gün okuduğumuz hikayelerin karakterlerini Fato’yu, Radisav’ı, Yelisev’i, Mile’yi, Milan’ı, Lotika’yı, Ali Hoca’yı… o topraklarda anarız..

Herkese keyifli okumalar..

İg: Rukiye Ekinci
Youtube: Rukiye Ekinci
https://www.youtube.com/...8cuaF8-OQQ&t=11s
354 syf.
·25 günde·Puan vermedi
Andriç, Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Drina köprüsünün, köprünün inşa edildiği tarihten 1. dünya savaşına kadar ki süreci, insan ilişkilerini, hayat tarzını toplum yapısını, aşkları, nefretleri, kavgaları ve bütün bunların zaman içerisindeki dönüşümlerini özellikle sosyolojik açıdan kusursuz bir anlatımla sunmuş. Tarihi kurgu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bu kitap tarih kitaplarına karşı bütün ön yargılarımı kırdı muhakkak şanş verin ve okuyun derim.
354 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Nasıl anlatsam ki bu kitabı?

Hayatta en hayran olduğum şeylerden biri farklı aidiyetlere sahip insanların bir arada, canciğer dost olmasalar da birbirlerini üzmeden, hoşgörüyle yaşayabilme kabiliyetidir. Sen sensindir, ben benimdir ve burada sorun teşkil edecek bir durum yoktur. Böyle de yaşayabilir, iletişim kurabiliriz. Bu bana insanın en çok insan olduğu zamanmış gibi gelir. Ve bu kabiliyet, bana Balkan coğrafyasını hatırlatır, geçtiğimiz yüzyılda yaşananların aksine… Kitapta okuduğum gibi bu coğrafyada insanlar, üzerlerinde bir baskı hissetmediklerinde, farklılıklara rağmen aynı kasabada birlikte yaşayabiliyorlardı. Hatta bir yerde şöyle bir deyiş olduğu söyleniyordu kasabada: İmamla papaz gibi sevişmek... Bugünün dünyasında hayran olunası bir şey..

Bu bakımdan kitabın başkarakterinin bir köprü, yani birleştirici unsur olması bana hiç de tesadüfmüş gibi gelmiyor. Aksine harika, harika bir fikir bu!

Kitap, Vişegrad kasabasının, Osmanlı hakimiyeti altında olduğu zamanlardan 1. Dünya Savaşının başlangıcına kadarki 350 yıllık değişimini muazzam bir anlatıyla okuyucusuna sunuyor. Köprünün yapılışıyla başlayan hikayemiz, ne salt tarihe odaklanıyor, ne de kasabada insanların başından geçen olaylara. Bu ikisini o kadar güzel harmanlıyor ki sayfaları hem daha hızlı çevirmek istiyorsunuz, hem de hemen bitmesin diye bekletmek. Ve, okurken sanki kasabada geziyor gibi oluyorsunuz. Köprünün yapılışına tanıklık ediyorsunuz, Abid Ağa sizi de bıktırıyor bazen. Arif beyi daha çok sever gibi oluyorsunuz. Uzun bir sürenin sonunda köprünün tamamlanmasıyla siz de kasaba halkı gibi ona hayran oluyor, siz de Kapiya’sında hayallere dalıyorsunuz... Söylemek istediğim şu: Her şey sanki tam olması gerektiği gibi. Bana öyle geldi ki o dönemlerde yaşasaydım karşılaşacağım şey, okuduklarımdan pek de farklı olmazdı.Hiçbir yapaylık yok anlatılanlarda; kitaba, karakterlerine ne bir şey ekleyebilir ne de bir şey çıkarabilirsiniz. Yani en basit tabiriyle bu kitap “olmuş”.

Kasabanın Osmanlı dönemindeki yaşantısını görüyoruz önce. Sonra isyanlar dönemindekini. Avusturya hakimiyeti altına girişini... Vişegrad’da yönetimler değişir
Buna bağlı olarak yeniliklerle tanışır Vişegrad. Kimi zaman bazılarına, değişimleri kabullenmek zor gelir, Ali Hoca’ya mesela. Bu değişimler onu tereddütte bırakır. Ama Vişegrad burası. Şöyle diyordu: “... Ama eyerin üstüne bağdaş kurmuş, dümbelek çalarak avaz avaz şarkı söyleyen birine rastlarsan sakın vurma!.. Ve ellerini kana bulama,bırak geçsin. Çünkü o Vişegradlıdır ve beş parasızdır. Onların cebi para tutmaz.” Halk işte böyle kaygısız, neşelidir ve genelde yeniliği çabuk kabul eder. Yenilikle birlikte köprünün o meşhur kapiyasında, konuşulan mevzular da değişir. Ama sanki nasıl desem… Değişmeyerek değişir gibi. Örneğin, Kapiya hala aşıkların hülyalara daldığı yerdir. Ama bir yandan zamanın siyasi otoritesinin hissedildiği yerdir, insanlar bu konuları kapiya’da konuşur ve bu sohbetler de otorite değişikliğinden bağımsız kalamaz tabii.

Yalnız kasabada değişmeyen bir şey varsa, o da Sokollu Mehmet Paşa’nın vakti zamanında yaptırdığı bu köprüdür. “Böylece: Köprünün yanında kuşaklar, birbirini kovalayıp geçiyor, sonra köprü, insanoğlunun kaprisleriyle, gelip geçici ihtiyaçlarından doğan izleri, bir toz gibi üzerinden silkip atıyor ve yine değişmez, değiştirilemez biçimiyle hep aynı olarak kalıyordu.”

Drina Köprüsü, son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı. Şahane bir edebi eser okumanın verdiği keyfin yanında, çok şey görmeme de yardımcı oldu. Sadece şu cümle bile: “Bugünkü kuşaklar daha çok hayatla değil de, hayat üzerine görüşleriyle meşguldü.” benim için tarifi imkansız bir kıymet taşımakta.

Bu kitapta, anlatmaya çabaladığımdan çok daha fazlası var, en iyisi okumak :) Kitabı çookça tavsiye ediyor, iyi okumalar diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
İvo Andriç
Unvan:
Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi Yugoslav Yazar
Doğum:
Dolac, 9 Ekim 1892
Ölüm:
13 Mart 1975
Ivo Andrić, 1892'de Travnik yakınlarında Dolac'ta doğdu. Zagreb, Viyana ve Krakow'da sürdürdüğü eğitimini Graz Üniversitesi'nde verdiği "Osmanlı Yönetimindeki Bosna-Hersek'te Kültür Yaşamı" konulu doktora tezi ile tamamladı. I. Dünya Savaşı sırasında milliyetçi etkinliklerinden ötürü Avusturya-Macaristan yetkilileri tarafından bir süre gözaltında tutuldu. Savaşı izleyen yıllarda Yugoslavya Dışişleri Bakanlığı'nda çalıştı. Budapeşte, Madrid, Cenevre ve Berlin'de dış görevlerde bulundu.

Yazarın en büyük özelliği kitaplarindaki olayları tarafsızlıkla anlatmasıdır. En acımasız hatta insanlık dışı sayılabilecek eylemlerde dahi yazar yalnızca olayı, o sırada insanların ne düşündüklerini ve hareketlerinin sebeplerini anlatmakta; fakat herhangi bir görüş belirtmemektedir. Hümanist olan Ivo Andrić eserinde çeşitli dinlerin ve soyların kaynaştığı bu bölgede en küçük bir din ve ırk ayrımı yapmadan, anlattığı olaylarda yer alan bütün kişilere eşit bir sevgi ve ilgi göstermiştir.

Yazar istatistikleri

  • 101 okur beğendi.
  • 2.640 okur okudu.
  • 135 okur okuyor.
  • 1.666 okur okuyacak.
  • 127 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları