James Tiptree Jr

James Tiptree Jr

Yazar
7.7/10
58 Kişi
·
108
Okunma
·
4
Beğeni
·
110
Gösterim
Adı:
James Tiptree Jr
Unvan:
Yazar
Alice Bradley Sheldon (24 Ağustos 1915 - 19 Mayıs 1987), 1967'den ölümüne kadar kullandığı bir kalem adı olan James Tiptree Jr. olarak bilinen bir Amerikan bilim kurgu yazarıydı. O, “erkek” veya “kadın” olarak algılanan yazı arasındaki engelleri yıkmak için en dikkate değerdi. 1977'ye kadar James Tiptree Jr.'ın bir kadın olduğu kamuya açık değildi. 1974'ten 1977'ye kadar o da Raccoona Sheldon'ın kalem adını kullandı.
Haberlerde yalnızca insanların bilmesini istedikleri şeyleri gösteriyorlar. Ülkenin yarısı yanıp kül olsa bile onlar istemediği sürece kimsenin haberi olmaz.
James Tiptree Jr
Sayfa 53 - İthaki Yayınları, 2. Baskı
Haberlerde yalnızca insanların bilmesini istedikleri şeyleri gösteriyorlar.Ülkenin yarısı yanıp kül olsa bile onlar istemediği sürece kimsenin haberi olmaz.Dee,sana anlatmaya çalıştıklarımı kafan almıyor mu?Bütün dünyayı programlamışlar! İletişim kanallarını tamamen kontrol altına almışlar.Gösterdiklerini düşünecek ve verdiklerini isteyecek hâle getirmişler herkesi,istemeye programlandıkları şeyleri verip duruyorlar onlara.
Bir Tanrıya aşık olup sonunda ağaca veya iç çekişe dönüşen ölümlerin öykülerini anlatan olmadı ona. Tanrıların da bir gün onu sevebileceği milyon yıl geçse aklına gelmez
Merak etme, burada takdir edeceğin bir sürü şey var, üstelik öyle çok uzun bir gelecek de sayılmaz, babacık. Yine de bilimkurgu sohbetini pas geçelim şimdilik...
Evet, öyle. REKLAM YOK. Şaşırmakta haklısın.
Çevrene bak. Bu cıvıl cıvıl dünyada bir tane bile reklam panosu, logo, slogan, cingl, gökyüzü ilanı, tanıtım, subliminal mesaj bulamazsın. Markalar mı? Yalnizca mağazalardaki
uyduruk minyatür ekranlarda görülebiliyorlar, reklam bile denemez buna. Nasıl, merakın gıdıklandı mı biraz?
Bunları yapan gerçekten P. Burke ama başka birşey aracılığıyla yapıyor hepsini. Bu şey de görünüş itibariyle naklen canlı bir kız.
(Uyarmıştım seni,sonuçta GELECEK'tesin.)
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 29. kitap oldu. Hugo Kısa Roman Ödülünü de kazanmış bu kitap, önsözü saymazsak toplamda 55 sayfalık bir eser. Ancak hacmine kıyasla sarsıcı bir içeriğe sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Kitap, Huckster Yasası denen bir kanunun kabulü ile ortaya çıkan reklamsız bir gelecek toplumunu anlatıyor. Huckster Yasası'nın kabulü ile satıcılar markalarını, ürünlerinin içinde veya üzerinde bulunan, yalnızca ürünün kullanımı veya yerinde satışı sırasında sergilenen teşhirlerle kısıtlamak zorunda kalıyorlar. Aslında ilk bakışta, her yeri saran reklam panosu, logo, slogan, tanıtım gibi şeylerden bıkmış günümüz insanları için, reklamsız bir gelecek bir ütopya gibi gelebilir; ancak karşı karşıya olduğumuz dünya yazarın da kitapta sıklıkla ifade ettiği üzere bir distopya.

Kahramanımız ise P. Burke isimli on yedi yaşında çirkin ve hastalıklı bir kız. Çok zor bir hayat süren, geleceğin ona yaşam şansı tanımadığı birisi ve bu hayata daha fazla dayanamayıp sonunda intihar ediyor. İntihar etmesi sonucunda ise kendini hastanede buluyor ve şans eseri, zorlu ve sefil yaşamı baştan aşağı değişiyor. Hastanedeyken bir yayın şirketinden ona bir teklif sunuluyor ve teklifi kabul etmesiyle yeni bir dünyaya adım atıyor.

Teklif ise, reklamların yasak olduğu bu gelecek dünyasında, tüketim ürünlerini teşhir ederek, ürünlerin gizlice reklamını yapmak. Tıpkı bizim sosyal medya fenomenlerinin şu an yaptığı gibi. Günümüzde markalar reklamını yapabilmek için sosyal medya fenomenlerini giydirip kuşatıyor veya evine tonlarca içecek gönderiyor. Fakat kitaptaki ikonların günümüz fenomenlerinden bir farkı var. Bu ikonlar bir insan ürünü olarak tasarlanıyor, yani bir çeşit andoid olarak uzaktan kumandalı olarak yönetiliyorlar. Gerçi günümüzdeki fenomenlerin birçoğunun da uzaktan kumandalarla yönlendirildiğini söylesek yanlış söylemiş olmayız herhalde... İşte GTX isimli yayın şirketi bu şekilde Huckster Yasaları'nın getirdiği reklam yasağını delmiş oluyor ve bunu yasal bir şekilde yapıyor. Öncelikle tabii Burke'ün ismi değiştiriliyor ve Delphi oluyor. Zamanla Delphi tüketiciler tarafından seviliyor ve plan başarıya ulaşıyor. Böylece, Delphi de kariyer basamaklarını hızla tırmanıyor.

Bu noktada Delphi'nin hayatının ve çektiği acıların bana Kemal Sunal'ın Yüz Numaralı Adam filmini hatırlattığını da belirtmeden geçmemeliyim: https://www.youtube.com/watch?v=dMKmdoJ-sTo Kim bilir belki de Yüz Numaralı Adam filmimiz bu kitaptan ilham almıştır...

Zamanla Delphi, GTX şirketinin yönetim kurulu üyelerinden birinin oğlu olan Paul Isham isimli genç bir çocuk ile tanışıyor ve birbirlerine aşık oluyorlar. Ancak Delphi bir kukla olduğu için aşık olması yasak, daha doğrusu imkansız. Bu noktadan sonraki konu ise oldukça hüzünlü bir şekilde devam ediyor ve kitabın sonunda oldukça sarsıcı bir son sizleri bekliyor.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum en ince kitap olmasına karşın, içeriği bir hayli doluydu ve oldukça duygu yüklü bir kitaptı. 1 günde okunabilecek bir bilimkurgu kitabı isteyenlere öncelikli tavsiyemdir.
Aslında bilim kurgu ile tanışmam bu kitap ile olmayacaktı Semih abinin tavsiyesi üzerine Maymunlar Gezegeni ile başlıycaktım ama bekletiyordum elimde ki kitaplar bitince alıp başlıycaktım. Ama Murat Ç abi etkinlik başlatınca (#28996895) dayanamadım gidip şu Maymunları alayım dedim ama gözüm raflarda onu ararken bu kitabı gördü indirdim kaldırdım ismi tasarımı hoşuma gitti bir de inceydi :) zorlamaz beni diye düşündüm ve aldım peki memnun kaldım mı ? İşte cevabı :)

Cevaba gitmeden Murat Ç abiye bizi heveslendirip coşkulu bir etkinlik yaptığı için Teşekkür ederim :)

Ursula K.Le Guin yazar için şöyle demiş;
"Tiptree, yazıda ve üslupta 'erkek' ile 'kadın'ın ne olduğunu belirleyen sınırları yerle bir etti."

Peki kim bu Tiptree?
James Tiptree, Jr; 1915 yılında chicago'da doğdu. Okulu bitice görsel sanatçı ve ressam olarak çalışmış aynı zamanda gaztelerde sanat eleştirmenliği yapıp farklı bir isimle yani Alice Bradley Davey adıyla yazılar yazmış. 1955'te James Tiptree Jr. İsmi ile bilim kurgu öyküleri yazmaya başlamış ve gerçek kimliğini uzun bir süre gizlemiş ki açıklayana kadar da herkes kendisinin erkek olduğunu  düşünürmüş. Pek çok ödül kazanan bu caaanııım yazar 1987 de intihar etmiş.


Kitabın önsöz kısmını U.K.L Guin yazmış çünkü yazar  bunun "İğrenç şeyler sonsözler, önsözler öykünün etrafındaki salyalar gibi." olduğunu söylüyor ve Ursula hanımdan kitabı için bir kaç satır yazmazını istiyor kiii Ursula hanım arkadaşını kırmayıp bir kaç satır değil 6 satııııır şaka şaka nerdeyse 6 sayfalık bir önsöz yazar.
Ve burada yazar ile uzun süreli bir arkadaşlığı olduğunu ancak kendisinin erkek değil de bayan olduğunu sonradan öğrendiğini anlatıyor ki kadın nasıl iyi rol yapmışsa mektuplaşmalarına rağmen hiç hissetmemiş Ursula hanım :)

"İşte size olağanüstü güçlü, hüzünlü, komik ve güzel bir kaç öykü."  Diyor önsözde ama bu küçük bir roman yetmiş iki sayfa olduğuna bakmayın şey gibi düşünün ne gibiii ............. hah buldum hani bulgur yedikten sonra midede şişer rahatsız eder ya buda öyle okudum ama sanki kafam da büyüdü ve beynimi rahatsız ediyor.

HİÇ REKLAMSIZ BİR GELECEK DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? (#30145922 )

Bir düşünün hiç bir ürünün reklamı yok ne kadar güzel değil mi.... yok efendim, yok öyle rahatlık ne yapsın bu şirket sahipleri alışveriş yapın diye bizi dürten fabrikatörler? Elbette yeni bir çözüm üretecekler işte yeni buldukları yöntemin bir kurbanı da P .Burke.

Yav yazar bu kıza öyle yüklendi öyle aşşağıladı ki ne siz sorun ne ben söylim tamam kız biraz çirkinmiş ama sonuçta o çok özendiği Tanrı diye vasıflandırdığı hayranı olduğu "şey'ler" (insanlarmıydı emin değilim) gibi olacaktı. Şu alıntı da ki gibi: #30146969

Arka kapak'ta diyor ya"Bütün dünyayı programlamışlar" hakketen düşünmeden edemedim biz farkında olmadan başkalrı mı bizi yönlendiriyor? Yani teknolojinin gelişmesi reklamların bu denli özverili oluşu hepsi bizi etkileyip kendi çıkarları için kullanmak isteyen bir yer altı örgütünün işi mi? Siz düşüne durun ben bitireyim :))


Kitapta özellikle dikkatimi çeken bir şey vardı bazı kelimeler özenle BÜYÜK yazılmıştı bazıları da diğer kelimelere oranla bir tık ince ve italikti hani cümle olsa başkasına ait dersin yada kitap ismi falan olsa ama örnek vereyim şöyle:

"Hevesle yüz üstü kabine yerleşiyor" burda heves kelimesi ince ve italik.
"Üstelik öyle çok uzak bir gelecek de sayılmaz" burda da uzak kelimesi. Pek ne için olduğunu anlamadım doğrusu o yüzden bir bilene danıştım o da bana "italik yani eğik yazılması ilgili cümlelerin bir başkasına ait olduğu ya da bir kavramdan bahsettiği ya da o kelimenin içerdiği anlama yazarın katılmadığı anlamlarına gelebilir." dedi.
Eğer kitabı okursanız bu konuda ki fikrinizden beni haberdar edin :))
Ursula Guin’in önsözde belirttiği;
“Tiptree, yazıda ve üslupta 'erkek' ile 'kadın'ın ne olduğunu belirleyen sınırları yerle bir etti." Bir söz bir kitaba ancak bu kadar oturur.
Kitabın çok farklı bir dili var anlatıcı bazen çok uzaktaki birisi gibi hissediyorsunuz bazen de olayların çok içinde size “anladınız mı?” diye soran birisi gibi...
Yine anlıyoruz ki işin içine aşk girince bütün olaylar sarpa sarıyor.Kitap çok ince olmasına rağmen ağır bir kurgusu var. Yüzyılın en iyi bilim kurgu öykülerini okuduktan sonra sanırım hiç bir bilim kurgu kitabına tam puan veremeyeceğim...Onun yanında çok hafif kaldı ama değişik bir kurgu farklı bir bakış açısı sırf bunlar için bile okunur.

****
Tüm hayatın bir aldanmadan ibaret olduğu 70 sayfalık bir kitapta yazılanlarda saklı. Yazılanlar size çarpa çarpa ilerlerken ve bir anda tüm dünyanız yerle bir oluyor. Ve soruyorsunuz; Güç uğruna, kariyer uğruna, para uğruna kalbimizi ne zaman teslim ettik. Güç neredeyse, kimdeyse onun peşinde ilerliyoruz ve buna yaşamak diyoruz.
İnsanı, insan yapan bedeni mi yoksa ruhu mudur? Beden sadece sahip olduğumuz bir görünüş, bir aldanmadır. Bedenimize can veren ruhumuzken, biz ruhumuzu ne uğruna kaybettik? Bedenler bu kadar metalaşmışken, bedenlerimiz bir başkasının elinde sermaye kaynağı olurken, ruhumuzu nerede kaybettik? Ruhumuzu ne uğruna sattık?
Günümüz genel olarak ne kadar sahte değil mi? Televizyonda izledikleriniz, sosyal medya, spor, siyaset... Gördüğünüzün ötesinde bir şeyler olduğunu düşünmüyor musunuz? Bu sahteliğin nerede başladığını ve nerede bittiğini (ya da bitip bitmediğini); kimleri kapsadığını ve sizleri ne derece etkilediğini fark etmek ne kadar da zor. Gözleri açmak gerek; fakat etrafta bu kadar körlük varken sivrilmek, kötü sonuçlar da doğurabiliyor.

Kitabın konusuna aslında bir nebze giriş de yapmış bulundum. Daha önceki yazılarımdaki gibi; konulara en fazla bu kadar girerim. Fazlası zaten satırlarda mevcut. Her şeyden önce İthaki'yi tebrik etmek gerekir sanırım. Bilimkurgu Klasikleri gerçekten çok büyük bir adım. Bu adımlardan oluşan yürüyüş de hala devam etmekte. İthaki, son hızla bizlerle klasikleri buluşturuyor. Ah bir de şu eski baskıları yenileseler de okumak istediğimiz kitaplara ulaşabilsek!

Ursula K. Le Guin'in bu eser için yazdığı önsöz sanırım beni en çok etkileyen, karşılaştığım en samimi önsöz. Kısa bir öykünün aslında ne kadar derin olabileceğini bizlere yalnızca birkaç kelimenin derinliği ile gösteren usta kalem de ayrıca tebrik edilmeyi hak ediyor.

"Uzaktan Kumandalı Kız" o kadar derin ve güzel düşünülmüş bir kısa öykü ki elinizde olmadan günümüz ve geçmişimizle ilgili bağlantılarını kuruyorsunuz. Tiptree Jr.'ın anlatım tekniği mükemmel. Kitabı elinize aldığınız an sanki (mevsime de uyum sağlamak lazım) hafifçe esen bir yaz rüzgarı eşliğinde Tiptree Jr. ile bir bahçede yan yanasınız, o anlatıyor, siz de ağzınız açık dinliyorsunuz. Tiptree Jr. bu hikayeyi anlatırken aslında bize günümüzün nasıl kumanda edildiğini, gördüklerimizin sahteliğini gösteriyor. Hikayesini bizlere anlatırken aslında gözümüzü açmaya gayret ediyor. Televizyonlarımıza gözümüzü dört açıp bakarken aslında bir o kadar da kör olduğumuz gerçeğini yüzümüze çarpıyor. Bunu yaparken kullandığı dil masal dili kadar sade, hayrete düşürücü kadar da çarpıcı. Bu gibi kısa öykülere kavuşmak bizim için ödül. James Tiptree Jr.'ın diğer öykülerinin de İthaki'nin radarında olması beni oldukça sevindirdi. Ayrıca unutmadım; baskıları yenileyin Allah aşkına. Lütfen diyorum bakın.
İthaki Bilimkurgu klasiklerinin en ince kitabı olmasına rağmen, bence çoğu kalın kitaplardan daha iyiydi. 1973te yazılmış bir kitap olmasına rağmen, çok ilgimi çeken bir nokta var ki 36.sayfasında, günümüzdeki snapchat filtrelerinden bahsediyor. Mor yarasa, kuş kafası, kurukafa filtrelerinin moda olmasından ve güncellendikçe pazarın nasıl geliştiğinden bahsediyor.
İlginç bir öngörü. Kitabın konusu çok orjinal ve bence biraz daha uzun olmalıydı.
Herkese hitap edeceğini düşünmüyorum ama ben sevdim. Okumak için biraz teknik terimlere hakim olmak gerekebilir, eh sonuçta bilimkurgu okuyorsanız bi zahmet yani :))
Sonuç:
İthaki Bilimkurgu klasikleri kalp ben ;)
Çirkinliğinden başka hiçbir şeye sahip olmayan P.Burke... Artık yaşadığı hayata dayanamaz bir haldedir. Neden sonra intihara kalkışır ve bu hayatında yaptığı en akıllıca hareket olur.
İntihardan sonra büyük bir fırsat ile karşılaşır. Kabul ederse ne kaybedebilir ki ? Bilincini? ‍️
Kitap, bildiğimiz bilim kurgular gibi değil. Öyle çok macera falan da yok. Sürükleyici değil, kısa olmasına rağmen okumam uzun sürdü. Fakat konusu ve kurgusu gerçekten çok hoş. Dili açık, takılmadan okuyabiliyorsunuz. Gerçekten okunması gereken bir kitap. Sonunda hayal kırıklığına uğramıyorsunuz. (Ekstra Not: Okurken yapmayı en sevdiğim şey kendimi kahramanın yerine koymak ama yazar ara ara söyleşilere yer verdiği için bu pek mümkün olmuyor.)
Reklamların yasaklandığı bir gelecekte geçen, anlatıcısı oldukça meçhul bir hikaye. Reklamların yasaklanmasıyla birlikte üreticiler yeni yöntemler aramaya koyuluyorlar. Buldukları pazarlama tekniklerinden biri  günümüzde de kullanılan bir teknik : popüler insanlar, kitapta geçen ismiyle "Tanrılar", aracılığıyla ürünlerini insanlara tanıtmak. Bunun için de herkesin hayran olacağı, takip edeceği kabuklar oluşturuyorlar. Ancak bu kabukların uzaktan kumanda edilmesi gerek. Kumanda etmesi için de gerçek birilerine ihtiyaç var. Genç, güzel bir kabuk için yine genç bir kızı seçiyorlar. Ama bu genç kız hastalıklı, fiziksel olarak kusurlu ve hatta intihara meyilli. Bu kabuğu uzaktan kumanda etmek P.Burke isimli bu genç kızın hayatını tamamen değiştiriyor. P. Burke kabuğun hayatını yaşarken kendi sınırlarını genişletiyor ve bedeninden ötesine geçiyor.

Bu enteresan bilimkurgu romanını okurken hem çok keyif aldım hem de sayfaları merakla çevirirken buldum kendimi. Bilimkurgu klasiklerinden bir koleksiyon yapıyorsanız eğer, o koleksiyonda bu kitaba kesinlikle ihtiyacınız var!
İlk olarak kitabın içeriği kadar önsözün de beni çok etkilediğini söylemem gerek. Önsözün Ursula K. Le Guin tarafından yazılmasını yazarın kendisi istemiş. Önsözün çoğunda çok çarpıcı bilgiler yer alıyor. Le Guin ile yazarın arkadaşlığı gibi ya da yazarımızın aslında bir erkek değil de sadece erkek ismiyle eserler yayımlayan bir kadın olduğu gibi. Özellikle yazarın bir kadın olması üzerinde çok duruluyor önsözde. Bununla alakalı bir iki alıntı da paylaşayım:

"Feminen üslup" hakkında onu "maskülen üslup"tan aşağı ve üstün kılan şeyler hakkında ve ikisi arasındaki kaçınılmaz, mecburi fark hakkında yazıp çizilenleri düşünmeliyiz. (S. 11)

"The Woman Men Don't See/ Erkeklerin Göremediği Kadınlar" (ah, artık içyüzünü bildiğimize göre, başlığın ironisi ne kadar nefis!) adlı güzel öyküsüne 1974 nebula ödülü adaylığı yağdı. Fakat bir erkeğin de kadınlar hakkında anlayış ve sempati ile yazabileceğini kanıtladığı için övgülere boğulan öyküsüne verilecek ödülü almanın sahtekârlık olacağını düşündü Tiptree.
Siyasette olduğu gibi sanatta da hüküm süren kişi kültü ona göre değil. (S. 11)


Şimdi kitabın içeriğine geçecek olursak 70 sayfalık, içerisinde bilime ilişkin bir çok öğe barındıran gerçekten de bir bilimkurgu kitabı. Ancak kısa olmasından ötürü yazarın kurguladığı dünyayı ben kendi kafamda çok fazla canlandıramadım. Çünkü bazı yerlerin yeterince açıklandığını düşünmüyorum. Sadece isimler verilmiş ama bunların tam olarak nasıl işlediğinden bahsedilmemiş çoğu yerde.

Kitabın ana teması reklam üzerine. Tabi kitapta yani kurgulanan dünyada reklam olarak değil de sosyal sekans olarak geçiyor bu terim. Her neyse, bu dünyada reklamlar tamamen yasaklanmış çünkü artık eskisi kadar ekonomik değiller. Halk, reklamların ekonomik olmayışına isyan edince markalar sadece ürünün nasıl kullanılacağına ilişkin teşhirler kullanabilir hale gelmiş.

Ama insanoğlu reklamsız durabilir mi? Elbette hayır! Çok uğraştırıcı ve çok da maliyetli olduğunu düşünsem de insanlara ikon olabilecek bedenler üretmeye başlıyorlar. Kitapta bu bedenler "Pk'ler. Plasental kabuklar. Değiştirilmiş embriyolar" olarak geçiyor. Üretilen bu bedenlerden bir tanesini ise hiçbir şekilde fiziksel çekiciliği olmayan bir kızın kontrolüne veriyorlar. İşte olaylar bu çerçevede ilerliyor.

Markaların ürünlerini her şeye rağmen tanıtma çabaları, ürünleri deneyen modeller üzerinde olumsuz etki bıraksa da devam ediyor. Yani reklamların ne kadar aldatıcı ve ısrarcı olduğuna da değiniyor kitap. Aynı zamanda üretilen mükemmel bir bedenin arkasındaki zavallı kızın aşık olması da olayların gelişmesine katkı sağlıyor.

Ha bir de son olarak başka bir karakter daha var. Saman altından su yürütürmüş gibi yapılan reklamların yer aldığı bu sistemin yapmacıklığına baş kaldıran bir karakter. Her bilimkurgu kitabında yer alabilecek türden yani :)
Önsözü LeGuin tarafından yazılmış diye merakla okuduğum bu kısa bilimkurgu romanı okudukça yazarından haberdar olmadığım için utandığım bir hayranlığa dönüşüverdi. Reklamın her türlüsünün yasak olduğu bir gelecekte, mükemmele yakın avatarlar yaratıp popülerleştiren ve bu popüler tanrıların giydiği, kullandığı her şeyi manipule edip insanlara bu şekilde "reklamsız" ürün pazarlayan bir kapitalizm distopyası. Instagram veya youtube'un olmadığı dönemde kaleme alınan bu kitabın yazarı şimdi hepimizin kendi avatarlarını yaratıp populerleşmeye çalışarak ve üstelik bu isten para kazanarak bu distopyayı gerçek kıldığını görse şaşırır mıydı? Bence şaşırmazdı. Çünkü bana kalırsa "fikir gerceği yaratır".
Asıl soru şu ki, bir avatara aşık olursanız, sevdiğiniz kişi avatar mıdır yoksa onu kumanda eden kişi mi?
Siz kimsiniz? :)

Yazarın biyografisi

Adı:
James Tiptree Jr
Unvan:
Yazar
Alice Bradley Sheldon (24 Ağustos 1915 - 19 Mayıs 1987), 1967'den ölümüne kadar kullandığı bir kalem adı olan James Tiptree Jr. olarak bilinen bir Amerikan bilim kurgu yazarıydı. O, “erkek” veya “kadın” olarak algılanan yazı arasındaki engelleri yıkmak için en dikkate değerdi. 1977'ye kadar James Tiptree Jr.'ın bir kadın olduğu kamuya açık değildi. 1974'ten 1977'ye kadar o da Raccoona Sheldon'ın kalem adını kullandı.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 108 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 80 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.