Jean-Louis Fournier

Jean-Louis Fournier

7.8/10
48 Kişi
·
91
Okunma
·
7
Beğeni
·
2.017
Gösterim
Adı:
Jean-Louis Fournier
Unvan:
Fransız Yazar, Komedyen, Yönetmen
Doğum:
Fransa, 1938
Jean-Louis Fournier 1938 yılında Arras’ta doğdu. Yazarlığının yanı sıra televizyon programları da hazırladı. Fransız yazar ve komedyen; doktor olan babası Paul Leander Emile Fournier'nin 2009 yılında vefat edişinin ardından yazdığı "Asla Öldürmedi Kimseyi Benim Babam" isimli otobiyografik kitabıyla 2008 Prix Femina ödülü kazanmıştır.
Onun dünyaya gelmesine neden olduğum için, benim yüzümden dünyada korkunç günler geçirdiği için ondan özür dilemek istiyorum.
Jean-Louis Fournier
Sayfa 14 - yky - Mart - 2016
Anormal bir çocuğun pek de eğlenceli bir hayatı yoktur. Her şey en başından kötü başlar.
Gözlerini ilk açtığında, beşiğinin üzerine eğilmiş, ona bakan iki mahvolmuş yüz görür. Baba ve anne.
Jean-Louis Fournier
Sayfa 16 - yky - Mart - 2016
Bazı anneler, çocuklarının beşikleri önünde: "Hiç büyümese, hep böyle kalsa" derler. Engelli çocukların anneleri çok şanslılar, daha uzun süre bebekle oynayacaklar.
Ama bir gün bebek otuz kilo olacak, her zaman uslu da olmayacak.
Jean-Louis Fournier
Sayfa 84 - yky - Mart - 2016
Ailemizin fotoğraf albümü çok dolu değildir. Onların fazla fotoğrafı yok, göstermek gelmiyor insanın içinden. Normal bir çocuğun her haliyle fotoğrafını çekersiniz, her duruşunu, her fırsatta; ilk mumunu üflerken görürsünüz, ilk adımlarını atarken, ilk banyosu yaptırılırken. İnsan etkilenir ona bakarken. Gelişimi adım adım izlenir. Engelli bir yumurcağın kötüye gidişini kimse izlemek istemez.
Jean-Louis Fournier
Sayfa 34 - yky - Mart - 2016
Mathieu ve Thomas uyuyorlar, onlara bakıyorum. Ne görüyorlar acaba rüyalarında?
Diğerleri gibi rüya görüyorlar mı?
Jean-Louis Fournier
Sayfa 36 - yky - Mart - 2016
Şöyle diyenler de var: "Engelli çocuk, Tann'nın bir armağanıdır." Bunu şaka niyetine söylemiyorlar.
Jean-Louis Fournier
Sayfa 25 - yky - Mart - 2016
Neden bu kadar ağır cezalandırıldıklarını asla anlamayacağım. Bu son derece haksız bir durum, onlar hiçbir şey yapmadılar.
Jean-Louis Fournier
Sayfa 78 - yky - Mart - 2016
Sokakta çiftler gördüğümde kendi kendime şunu soruyorum : Önce hangisi ölecek ?
Jean-Louis Fournier
Sayfa 45 - yky - Nisan - 2017
Devamlı akan su durduğunda serinliği özlenir, yanan ışık söndüğünde aydınlık özlenir ve insan karısını kaybettiğinde de onu ne kadar çok sevdiğini anlar. Anlayabilmek için en kötüsünün başa gelmesini beklemek ne acı.
Jean-Louis Fournier
Sayfa 90 - yky - Nisan - 2017
Kitabı bitirdikten sonra neredeyse bir saate yakın yerimden kımıldayamadım. İnanın bana kitap bende öyle bir etki yaptı ki ,ne yürek kaldı ne beyin, ne akciğer ne de sağlıklı düşünülecek bir ruh hali. Tek cümleyle söylemek gerekirse darmadağın oldum.

Kitabın konusu, iki çocuğu da fiziksel ve zihinsel engelli olan bir babanın, kendi iç dünyasını, ruh halini anlatmasından ibaret.

Hepimiz çevremizde böyle çocukları olan anne ve babalarla mutlaka karşılaşıyoruzdur. Bazıları arkadaşımız, bazıları akrabamız, bazıları komşumuz, bazıları da mesleklerimiz gereği iletişim kurduğumuz kişilerdir. Acaba kaçımız onların yerine bir an olsun kendimizi koyarak düşünmüşüzdür ? Onların nasıl bir dünyalarının olduğunu tasavvur etmişizdir ? Onların gece ve gündüz çektikleri fiziksel yorgunluk ve acılarını gözümüzün önüne getirmişizdir ? Hepsinden önemlisi de onların nasıl bir ruh hali içinde olduklarını kaçımız tahmin etmişizdir acaba ? Bunu lütfen düşünelim.

Evet kitapta yazar,yukarıda da bahsettiğim gibi her iki çocuğu da fiziksel ve zihinsel engelli olan bir babanın feryadını, kimseyle paylaşamdıklarını, hayallerinin nasıl yıkılışını, her şeye rağmen evlat sevgisinin, acıma duygusunun ve gerçek üzülmenin neler olduğunu, bunlara nasıl katlanabildiğini, çevresindeki insanların farkında olmadan yaptıklarının kendini nasıl yaraladığını, bazen sitemkar, bazen isyankar, bazen üzülerek, bazen kendini suçlu hissederek, bazen okuyanları belki de fazla derinden yaralamamak gayesiyle, konuyu trajikomik bir olaymış gibi göstererek, ama her cümlesinde içindeki o büyük acıyı bize sonuna kadar hissettirerek anlatıyor.

Daha ne söylemeli bilmiyorum ki ,her cümlesi acı bir mesaj olan, kısa ama muhteşem diye nitelendirilebilecek bu kitabın mutlaka ama mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum. Okuyalım ki çevremizdeki bu durumda olan insanlar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini ve onlara nasıl yardımcı olabileceğimizi öğrenelim.
Jean-Louis Fournier bu kitabında, çok sevdiği ve hayatının 40 yılını birlikte geçirdiği eşinin ani ölümü ile bütün yaşamı bir anda alt üst olan bir adamın yürek burkan iç dünyasını anlatıyor.

Aslında bu bir hikaye değil. Dünya durdukça yaşanan, ama verdiği acıyı, sadece yaşayanların bilebileceği hayati gerçeklerdir. Düşünün bir kere annemizi veya babamızı kaybettiğimizde,veya daha küçük yaştakiler için ifade edeyim dedelerimizi veya ninelerimizi kaybettiğimizde , hayatta kalanın ruhsal durumunu, iç dünyasında ne fırtınalar koptuğunu hangimiz düşünebildik acaba ? Ben hiçbirimizin de böyle bir düşünce içerisine girdiğini sanmıyorum. Çevremizde de bu durumu yaşayan arkadaşlarımız, dostlarımız, akrabalarımız hatta ve hatta şu anda bu yazıyı okuyan 1 k ailesindeki arkadaşlarımızdan da böyle bir acıyı yaşamış olanlar var olabilir.. Onların iç dünyalarını hiç aklımıza getirebildik mi acaba ? Bence yine hayır. Çünkü o acı duyguyu ancak gerçek olarak yaşayan bilebilir ve anlayabilir.

Peki böyle bir durumun , bizim veya eşimizin başına da mutlaka geleceğini düşünerek yaşıyor muyuz ? Bu soruya karşılık olarak, ''Güzel güzel hayatımızı yaşarken neden bunları düşünelim.'' diyenleri işitiyor gibi oluyorum. Ama ben bu kitabı okurken kesinlikle bunları düşündüm. Ve bu durum pek nadir durumlar hariç mutlaka gerçekleşecektir. Yani birlikteliklerini ömür boyu sürdürmeyi başaran çiftlerden birisi eninde sonunda bu duyguyu yaşayacaktır.

Bütün bunları neden anlatıyorum. Açıklayayım. Madem ki böyle bir şey insanoğlunun kaderinde var, o zaman, o gün geldiğinde geriye dönük pişmanlıklar yaşamamak için bu günden tedbir almak gerektiğini vurgulamak istiyorum. Zaten yazarın da kitabında bize anlatmak istediği asıl şey, bu olsa gerek diye düşünüyorum.

Yazar, böyle bir kişinin iç dünyasını muhteşem bir netlikte anlatıyor. Özlemlerini, pişmanlıklarını, beraberce yapabildiklerini veya istemelerine rağmen yapamadıkları şeyleri, mutlu anlarını, kavgalarını kısaca paylaştıkları her şeylerini hep içi acıyarak adeta gözleri nemlenerek büyük bir duygusallıkla anlatıyor. Bir yandan da ,eşinin üzüleceği şeyleri kesinlikle artık yaşamasının mümkün olmadığını, örneğin : onun artık Alzheimer olamayacağını, hiç bir zaman dul kalamayacağını..vs gibi şeyleri düşünerek kendini teselli etmeye çalışıyor.

Kitap, teknik olarak direk hayatını kaybeden eşe hitaben yazılmış kısa metinlerden oluşmakta olup, yazarın uslubu gereği bir çok şey de okuyucuya trajikomik bir şekilde aktarılmaktadır.

Ne yazık ki, hayatın gerçeklerinden biri olan bu olayı, doğrudan yaşayarak tüm acı duygusallığıyla yazdığı ifade edilen yazarın, çok kısa ama çok büyük mesajlar veren bu kitabının mutlaka okunması gerektiğine inanıyor ve okunmasını da şiddetle tavsiye ediyorum.
Okuduğumuz kitabın elimize gelmesinde de bir hikmet var farklı bir dünyaya yelken açtırıp anlamlandırmaya yön veriyor,
Kitabı bitirdikten sonra gün boyu düşündüm benim de başıma böyle bir durum gelse ne yapardım diye ?

İki tane hem bedenen hem zihinen sağlıklı olmayan evlat. Önce onların yerinde biz de olabilirdik düşünceleri ardından böyle evlatlara sahip olma durumu karşısındaki duruşumuz? Kendime bakıyorum Beyza böyle durumda hemen pes eder miydin, sabrın ne durumda, karamsarlığa, suçlamalara, neden benim başıma geldi gibi sorgulamalara sürekli maruz bırakıp beynini hayatı daha da zorlaştırır mıydın ? diye düşünüp durdum, kendimi sorguladım.

Insanız ve her şey başımıza gelebilir her zaman aklımızın bir köşesinde bulundurup hazırlıklı olabilme potansiyeline sahip olmalıyız. Böyle durumda babanın yaşadığı gibi karamsarlığa kapılmak, hayatın çekilmez bir yer etiketine fazlasıyla maruz kalınması daha da zorlaştırabilir hayatımızı.

Çocuklarından dolayı gülmemesi, beraber fotoğraf karelerinde olmak istemeyişi, sürekli kendini suçlaması, utanması gibi içsel durumları yoğun ve içindeki neyse samimi bir şekilde mektupvari tarzda aktarması okuyucuyu derinden sarsan nitelikte.

Okurken karamsarlık, isyan, umutsuzluk hissediliyor ve bu durumda insana sağlıklı bir birey olmanın kıymetini, neler yapabiliyorum nelere sahibim de göremiyorum gibi sorgulamalara yönlendırıyor .

Babanın diğerleri gibi olsaydınız :
- müzeye götürürdüm, klasik müzik cdleri alırdım, film izlerdik , beraber tenis oynardık, düğünlerinizi yapardık, gibi bizim basit olarak gördüğümüz onlar için hayal olan bir duruma değinerek nelere sahip olduğumuzu gözler önüne seriyor.


Babanın yerinde olmadığım için yaşadığı durumu tam anlamıyla içselleştiremedim lakin şunu idrak etmeye çalışıyorum bazı şeyler bizim elimizde değil kabullenip uğraş vererek yeri gelip neşelenip yeri gelip hüzünlenerek acıyı da hissedip bu da benim yaşamam gereken bir hayat imiş deyip sımsıkı tutunabilmek gerçekten çok zor bir eylem bunu yapabilmek lakin böyle yapmaz isek de hayat bir zindana dönüşür diye düşünebilmeyi de göz ardı etmemek gerek.

Tanıdığım bazı ailelerin hem bedenen hem zihnen sağlıklı olmayan evlatları var ve hayata karşı tutumları, güleç yüzleri, kendisinden ettiği fedakarlığı, sabrı, evladı için ne gerekiyorsa yaptığı, her durumda sevgisini göstermesi gibi durumları gördükçe de yüzüm de tebessüm beliriyor ve ne güçlüler diyorum.

Öylesine olmamalı hiçbir şey, anlamak, anlamaya çalışmak yaşananları, yaşadıklarımızı hissedebilmek oldukça mühim.

Kafamızda meydana getirdiğimiz bize engel olacak bencil, karamsar, umutsuz, kibirli durumları kaldırabilmemiz dileklerimle.
Kitap bana bunları yazdırdı. Etkisinden uzun süre çıkamayacağım .

Sevgilerimle.
Süper, harika bir kitap. Kısacık olmasına rağmen bir kitap bu kadar mı insanda güzel izler bırakır.

Kitap bir roman, bir hikaye,bir öykü kitabı veya bir belgesel değil. Sadece ve sadece küçük bir çocuğun babasıyla ilgili yaşadıklarını ve duygularını dile getirmesinden başka hiçbir şey değil. Ama o kadar güzel anlatmış ki gülermisiniz, üzülürmüsünüz,kızarmısınız, duygulanırmısınız veya hepsini de bir arada mı yaşarsınız bilemiyorum. Çünkü kitapta her şey var. Sadece ve sadece ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşanmış olsun, babayı kötülemek yok. En olumsuzluk anlarında bile babanın yaptıklarından hep nükteli bir durum ortaya çıkarmak var.

Jean-Louis Fournier 'in okuduğum ilk kitabı. Ben çok beğenerek ve büyük keyif alarak okudum. Okunmasını da tavsiye ederim. Zaten çok kısa bir kitap olmasından dolayı bir saat gibi kısa sürede okunabiliyor. Ben kendi adıma, yazarın diğer kitaplarını okumaya devam edeceğimi söylemek isterim.
Jean-Louis Fournier, bu kitabında kendi annesini bizlere anlatıyor.
Alkolik ve ailesine karşı duyarsız bir koca ve dört çocuk. Bu cefakar kadının büyük özveriyle verdiği yaşam mücadelesini, yazar, kendi uslubunca, bazan espiritüel, bazan gerçekci, ama aslında hep dramatik bir şekilde bize aktarıyor.
Yazarın akıcı yazımından dolayı çok kısa bir zamanda ve kolaylıkla okunan bir kitap.
Yanımızda olmasına alıştığımız, bir gün ayrılacak olduğumuz gerçeğini hep göz ardı ettiğimiz o çok sevdiğimiz insan gidiverirse birden ansızın, ne yaparsınız? Ona ait her eşya her anı öylece duruverirken onun yokluğu sarınca dört bir yanınızı? Kitapta bahsedilen de bu işte hem de bir kurgu değil tamamen realite!
Yazar, eşinin ani vefatının ardından yaşadıklarını ona seslenerek kaleme almış.

Kitap bana bizim ailemizde destanlaşan biraz da kıskanılan bir hikâyeyi hatırlattı. Babaannem ve dedem birbirlerini çok severek evlenmişler, sevgilerini azaltmadan hep çoğaltarak uzun yıllara birbirinden güzel evlatlar, anılar, yaşanmışlıklar sığdırmışlar. Bir gün gelmiş dedem kötü bir hastalığa yakalanmış, babaannem onu hiç yalnız bırakmamış, yeşil gözlerini onun kahvelerine katarak uykusuz geceler geçirmiş ama hep onun yanında olmuş. Muayene için doktora yalnız giden dedem hastanede fenalaşınca babamı çağırmış doktorlar, vefat etmiş dedem babam gidene kadar. Babam eve döndüğünde henüz hiçbir şey söylememişken babaannem hissetmiş, gönül yâreninin terk-i diyar eylediğini. "Öldü değil mi?" demiş ve cevabı bile duyamadan öylece bayılmış kapı önünde. Hastaneye kaldırmışlar, beyin kanaması geçirdiği söylenmiş ve o gece gönül yarasından başka hiçbir hastalığı olmayan babaannem de vefat etmiş. İkisi de birbirine "Allah senin acını bana yaşatmasın" derlermiş evlatları anne ve babanın ani kaybını yaşadılar ama onlar birbirlerinin acısını yaşamadan, arkalarında gıpta edilen bir aşk bırakarak destanlaştılar. (Bu yaşananlar olduğu vakitler ben üç yaşındaydım hayal meyal hatırlarım cenaze törenlerini.)
Bana bu güzel iki insanı hatırlatan bir kitap olduğu için de ayrı bir sevdim Dul'u.

Yazar kitabın bir yerinde: "Düşünüyorum da her gece hava gazı açık kaldı mı diye kontrol ederdim, üstelik bunu birkaç defa yapardım. Uyurken zehirlenmekten ve uyanmamaktan korkardım. Bugün bunu yaptığıma pişmanım. Asla kontrol etmemeliydim belki biraz şansla birlikte gitmiş olabilirdik." diyor. Yüreğinizin tellerini titretecek kadar zor bir acı. Hatta bir yerinde de karısının yarım kalan kitabını kendisinin tamamlayacağını yazmıştı. Kâh gözlerim doldu kâh küçük tebessümler kondu dudaklarıma kitabı okurken , samimi bir üslupla kalbî duygularını anlatan yazar yaşadığı kesif acıyı kısa bir anlatı gibi kaleme almış.
Sade ve akıcı bir anlatımı var, hızlı kitap okuyamayan bana bile iki günde okutturdu kendisini.
Şiddetli bir tavsiyenin ardından, gecenizin hayra kalması dilekleriyle...
"Asla kimseyi öldürmedi benim babam !!! "
Bir çocuğun babasıyla olan ilişkilerini ve gözlemlerini basit, yalın ve biraz da esprili bir anlatımla okura sunmaktadır .
Bu kitabı okurken aslında siz de babanızla olan ilişkinizi ölçebiliyorsunuz .
Okumanızı tavsiye ederim :)
İyi okumalar :)
Not : Jean - Louis Fournier kitaplarını okumaya devam etmek istiyorum :)
Anormal kelimesini de sevmiyorum, özellikle de bir çoçuğa yakıştırıldığında.
Peki normal ne demek ? Olması gerektiği gibi, insanın olması gerektiği gibi, yani ortalama. Ortalamaya dahil olanları pek sevmiyorum, ortalamanın dışında olanları, üzerinde olanları ve elbette, altında olanları tercih ediyorum, sonuçta herkes gibi değiller. “Diğerleri gibi değil” ifadesini tercih ediyorum. Çünkü diğerlerini her zaman sevmiyorum.
Sadece 112 sayfadan oluşan bu kısacık anlatının insanı nerelere götüreceği, sevgiyi, aşkı, kaybetmeyi bu kadar iyi anlatacağını tahmin edemezdim. Yapı Kredi Yayınlarından çıkan jean Louis Fournier 'in bu kitabı, eşi öldükten sonra boşluğa düşmüş, kaybettiği eşiyle yaşanmışlıklarını, yaşanmamışlıklarını sorgulayan mektuplar dizisi gibi. Anlatım olarak çok akıcı, dokunaklı, bir kahve molasında okuyup bitirebileceğiz, son sayfayı kapatırken "sevdiğim birini kaybettiğimde ben ne hissedeceğim" diye kendinizi sorgulayacağınız incecik bir dünya. Yazar için 112 sayfalık bir teselli... 40 yıllık aşkı ve yaşanmışlığı asla unutturmayacak küçük bir teselli....
Aslında anlatı kitabı, içeriği kısa kısa günlükler tarzında. Bir oturuşta bitiyor.

Ama düşünüyorsunuz okurken. Bir çocuğun gözünden ailesine bakışını.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean-Louis Fournier
Unvan:
Fransız Yazar, Komedyen, Yönetmen
Doğum:
Fransa, 1938
Jean-Louis Fournier 1938 yılında Arras’ta doğdu. Yazarlığının yanı sıra televizyon programları da hazırladı. Fransız yazar ve komedyen; doktor olan babası Paul Leander Emile Fournier'nin 2009 yılında vefat edişinin ardından yazdığı "Asla Öldürmedi Kimseyi Benim Babam" isimli otobiyografik kitabıyla 2008 Prix Femina ödülü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 91 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 105 okur okuyacak.