Jean Paul Roux

Jean Paul Roux

Yazar
8.5/10
345 Kişi
·
943
Okunma
·
84
Beğeni
·
4.776
Gösterim
Adı:
Jean Paul Roux
Unvan:
Fransız Oryantalist ve Türkolog
Doğum:
Paris, Fransa, 5 Ocak 1925
Ölüm:
Saint Germain-en-Laye, Fransa, 29 Haziran 2009
Jean-Paul Roux Fransız oryantalist ve Türkolog (d. 5 Ocak 1925, Paris - ö. 29 Haziran 2009, Saint Germain-en-Laye (Yvelines)).

Yazar, öğrenimini Paris şehrinde yaptı. Eğitimine Doğu Dilleri Okulunda başladı ve daha sonra sırasıyla École de Louvre Tarih Bilimleri Akademisini bitirdi. Doktorasını ise doğubilim ve edebiyat üzerine verdi.

1952 yılında CNRS yani Fransız Ulusal Araştırma Merkezi'nde çalışmaya başladı ve 1990 yılında Araştırma Birimi Başkanı olarak emekli oluncaya kadar burada çalıştı. Yine bu dönemde 1957 ve 1990 arasında École de Louvre de akademisyen olarak da çalıştı ve Profesör ünvanını aldı ve Orta-Asya ve Türk kültür tarihi üzerine yaptığı alan çalışmaları sonucunda hazırladığı temel çalışmalarla tanındı.

La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture, 1953
Türkiye ile 1950'li yıllardan itibaren ilgilenmeye başladı. La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture adlı çalışmasını 1953 yılında yayınladı. bundan sonra peş peşe Türkiye ve Orta-Asya tarihi ve Türk örf ve adetlerini kapsayan çalışmalar yaptı.
Bu bağlamda, Türkiye'yle ilgilenmesi, 1950'li yılların başlarına rastlamaktadır. Hazırladığı La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture (1953) adlı eserden sonra, ardı ardına Türkiye ve Orta-Asya kültür tarihi ve Türk geleneklerini kapsayan analitik-karşılaştırmalı çalışmalarla adını duyurdu. Kimi eserleri Timur (1994), Türklerin ve Moğolların Eski Dini (1994), Türklerin Tarihi: Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e İki Bin Yıl (1995) adıyla Türkçeye çevrildi.
1971 ve 1977 yıllarında Paris'teki iki büyük İslam Sanatları Sergisi'ni organize etti.

Başta Atatürk Kültür Merkezi de olmak üzere birçok Fransız bilimsel derneğe fahri üye seçildi. Aynı zamanda Türk hükümeti tarafından 1973 yılında Devlet Ödülü verildi ve TÜTAV Ödülü aldı ve 1998 yılında da Liyakat Madalyası ile onurlandırıldı.

Jean Paul Roux'un ikiyüz makalesi ve yüzü aşkın araştırması ve bununla birlikte çoğunluğu Orta Asya ve Türk kültürüyle ilgili 25 kitabı vardır.
...Hugo'nun ünlü "Bir Türk geçmeye görsün bir yerden, geride sadece yas ve harabe kalır!" deyişinin tamamen yalan olduğunu görmek için Anadolu'yu dolaşmak yeterlidir.
Selçukluların tamamen müslümanlaştığını söylemek fazla iddialı olacaktır. Dinleri konusunda pek endişeleri yoktu ve müslüman sıfatının ardında şaman olarak kalmaya devam ettiler. Kendileri ve kendilerinden sonra da varisleri oldukça uzun bir zaman şaman olarak kaldılar. Eski Anadolu destanlarından elimizde bulunan Kitab-ı Dede Korkut adlı el yazmaları oldukça geç bir döneme ait olmakla beraber “paganizm”in izlerini taşımaktadır ve hikayelerin ana karakteri kılık değiştirmiş bir şamandan başkası değildir.
Osmanlı İmparatorluğu da dünyanın en büyük güçlerinden biriydi. Çoğu zaman Türklerin Müslümanlığın önce kılıcı, sonra da kalkanı olduğu söylenmiştir. Türkler hep savaşmıştır.
Avrupalıların gerileme dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu'nun ortaçağdan sonra hiçbir gelişme göstermediğini düşünenlere karşın biz burada sadece, Fransa kralı V. Charles'in öldüğünde kitaplığında 1200 elyazması bulunduğunu, bunun son derece yüksek bir miktar sayıldığını, bu nedenle de "kitaplığın" dönemin seçkin aydınlarını çeken bir yer durumuna geldiğini anımsatmakla yetinelim.
On eşinden çok sayıda oğlu bulunan birinci kralın ölümünün ardından, oğullar "ulu bir ağacın etrafında toplanıp şu kararı alırlar: ağacın yanıbaşında yapılacak yüksek atlama yarışında en yükseğe sıçrayan kral olacaktır"
A.Y.
A.Y. Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl'ı inceledi.
563 syf.
·105 günde·Beğendi·10/10 puan
Öncelikle şunu kesin bir dille ifade etmek isterim ki, bu bir roman ya da kurgu kitap değildir. Tamamen araştırma ve kaynaklara dayalı, bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi anlatan tarihi bir başyapıttır. Türk tarihi ile ilgilenenler için bulunmaz bir kaynakçadır. Kısacası, kendisini Türk bilen/hisseden ve geçmişi ile geleceğine sahip çıkan her bir Türkün evinde ya da kişisel kütüphanesinde Nutuk’tan sonra Oktay Sinanoğlu, İlber Ortaylı, Sinan Meydan, Hulki Ceviz Oğlu gibi ve daha ismini sayamadığım birçok önemli yazarın eserinin yanında yer alması gerektiğini düşünüyorum.

Kitabın yazarı Jean-Paul Roux günümüzün önemli Türkologlarından biri. Bizi Pasifik’ten Akdeniz’e, geçmişten bugüne kadar 2000 yıllık bir geziye götürüyor. Türkler bu geniş coğrafyada bazen küçük hanlıklar bazen büyük imparatorluklar kurarak çeşitli isimler altında hep var olmuşlar. Türkolog Yazar yazmış olduğu bu kitabı 1984 yılında oğlu Alain’ın anısına ithaf etmiş. Arkasından şöyle devam etmiş: ‘Ayrıca onun bu kitabı tüm hayatım boyunca dostluklarını benden esirgemeyen bugün hâlâ hayatta olan veya hayatını yitiren tüm Türklere ithaf etmemi anlayışla karşılayacağına inanıyorum.’ Ne kadar güzel bir düşünce!

Yazarımızın Altay Türklerinde Ölüm adlı kitabının ön sözünden de bir alıntı var. ‘Bu satırları bana yazdıran, bu kitabın oluşmasını sağlayan, bu sayfalarda iyi adına ne varsa borçlu olduğumuz olanların Orta Asya’dan uzak akrabaları, yine bunlar kadar uzak atalarıdır. Türkiye’de bu kitabı okumayı isteyecek olanlar beni isterlerse sertçe ve eminim ki hoşgörüyle eleştirsinler, ama kalplerinde bu insanlar için sevgi ve saygıyı eksik etmesinler.’

Bu kitapta bizi, bizden olmayan yabancı uyruklu bir Türkolog belirli başlıklar altında toplayarak anlatıyor. Kitap 563 sayfa. Ayrıca sonunda bazı ekler var. Size de ilginç ve tanıdık gelebilecek bazı alıntılar iletmek istedim.

- Hollandalıların Avrupa’ya Boğaziçi'nden taşıdıkları lale, tulip adını, bu çiçeğin taç yapraklarının bir türbanı andırmasından dolayı tülbent sözcüğünden almıştır.

- Türkler dışarıdan evlenme eğiliminde oldukları ve eşlerini Türk olmayanlar arasından seçtikleri, rastladıkları her kavimle karıştıkları, dilleri çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğu ve pek çok topluluk da bu dili benimsediği için Türklerle ilgili karakteristik denilebilecek fiziksel herhangi bir özellik saptama olanağı kalmamıştır.

- Molier de Kibarlık Budalası adlı yapımında, haklı olarak, ‘Şu Türkçe ne hayran kalınacak bir dil!’ der ve sözünü şöyle sürdürür, ‘az sözcükle çok şey söyler.’

- Kimi zaman bazı halklar Türkler tarafından ezildiklerini söylemişlerdir. Ama genelde Türkler egemenlikleri altına aldıkları halklara olağanüstü parlak dönemler yaşatmışlardır.

- Türklerde imparatorluk kurma eğilimi vardır. Türkler sözcüğün tam anlamıyla yeryüzünün hükümdarları dır.

- Türkler imparatorluk kurucuları olarak kavimlerini düzene koydukları gibi, dinleri düzene koymayı, onlara hak ettikleri yeri vermeyi, birinin diğerini ezmesine izin vermemeyi de kendileri için görev sayıyorlardı.

- Dine hizmet eden genelde devlet olmamıştır ama dinden yararlanmışlardır.

- Kadının elde edilmesi, Türklerde bir savaş ve av başarısı değerindedir. Çoğu zaman düşmanlarının karısına ya da kızına sahip olmak Türkler için elde ettikleri başarıların yeterli bir kanıtıdır.

- Kırgızlar 700’lü yıllarda Türkçe konuşuyorlardı. Bu dili en azından 1000 yıldan beri konuşmaktaydılar.

- Kırgızlarda ölüm yaşı ortalama 45, evlilik yaşı ise 15-16.

- Hristiyanlığın başlamasından önce Çinliler Kırgızları mavi gözlü, sarışın adamlar olarak tanımlıyorlar. Arap yazar Gardizi açık renk tenleri ve kızıl saçları olduğunu anlatıyor.

- Attila’nın ölümünden sonra bu bölgedeki ana rolü, üç federe ana grup ya da boylardan oluşan belirsiz üç topluluk üstlenmiştir: Bulgarlar, Hazarlar ve Macarlar. Bunlardan ilk ikisi Türkçe dil grubundandırlar. Üçüncüsü olan Macarlar ise Fin-Uygur dili konuşan, fakat Türklerin egemenliği altında bulunan bir gruptandırlar.

- Bulgarların kendileri de Attila’nın oğullarından biri olan İrnek’in soyundan geldiklerini söylerler.

- Attila’nın oğlu İrnek’in yüz elli yaşına kadar, babası Avitokhol’un ise üç yüz yıl yaşadığı söylenir. Mitlere özgü bu uzun ömür, bu iki şahsiyeti zaman içinde ulu bir mevkiye yükseltme imkanını verir.

- Türklerde çadırın kapısı güneşin doğduğu yere saygı nedeniyle doğuya açılırdı. Eski Türkler tarafından kesin şekilde uyulan bu uygulama büyük bir olasılıkla X yüzyıla doğru Çin etkisiyle değişecekti ve kapı bu kez de güneşin geçtiği en yüksekteki nokta göz önünde tutularak güney yönüne açılacak biçimde yapılmaya başlandı. Ana yönler, Çin tarzında bir renk adıyla ya da evrenin dört ana ögesinin adıyla anılırdı. Örneğin Osmanlılarda Karadeniz adı söz konusu denizin kuzeyde olması nedeniyle verilmiştir. Güneyde olan Akdeniz’in adı ise, yine bu nedenle ak olan denizdir.

- İlteriş Kağan, Cengiz Han, Timur vb ne pahasına olursa olsun türlü ittifaklar peşinde koşmuş ve çok eski bazı bağlara başvurmuşlardır. Bu bağlar ya doğal ya da akrabalık ilişkileri, ailevi taahhütler, daha çocuklukta kesilmiş sözler ve nişanlar veya karşılıklı olarak birbirlerine anlamlı armağanlar verdikten ve bileklerinden akıttıkları kanı birbirlerininkiyle karıştırmak ya da birbirlerinin kanını içmek yoluyla gerçekleştirilen kan kardeşlikleri gibi birleşmelerdir.

- Askerler on, yüz, bin ve on biner kişilik gruplardan oluşurdu.

- Cengiz Han ‘düşmanının karısını kızını kollarına almaktan daha büyük bir haz yoktur’ demiş.

- Çin kaynakları Türükler için önceleri ölüleri yakıyorlardı, şimdiyse gömüyorlar demekte.

- Mezara dirilince gerekecek olan nesneler (atlar, köleler, karılar) gömülürdü. Türük döneminden başlayarak ölünün karısının öldürülmesine gerek kalmıyor. Bunun yerine ölünün karısı, onu ölen için muhafaza etmekle görevli olan kayın biraderi veya üvey oğlu ile evlendirilirdi. Gömüldükten 40 gün sonra ve yıl sonunda aynı tarzda bir tören daha yapılırdı.

- Müslüman dünyada Türkler ölmüş düşmanlarının kemiklerini topraktan çıkararak yakmışlar. Bunu düşmanın yeryüzündeki varlığından kesin olarak kurtulmanın bir yolu olarak görmüşler.

- Hükümdar ailesi üyelerini kan dökülmeden öldürmek de bir kural. Çünkü ruhun kanın içinde olduğu düşünülmüş.

- Müslüman olsun ya da olmasın bütün Türk ülkelerinde kadınların konumu genelde İslam toplumlarının sergilediği genel görünüşe hiçbir biçimde uymuyordu. Dede Korkut’ta övünmekle avrat olunmaz denilirdi. Ancak kadın iyi düşünür, iyi konuşur ve onu dinleyen kocasına iyi öğütler verirdi.

- Türk kadını yüzünü saklamazdı ve hareme kapatılmazdı. Siyasal ve toplumsal yaşama tam bir özgürlükle katılırdı. Uyulması gereken yasa erkeklerin göbekleriyle dizleri arasını örtmekti. Avrupalılar Türk kadınlarının, ok attıklarını ve öküz arabalarını sürdüklerini görünce en az Müslümanlar kadar şaşırmıştır.

- Moğolların yarattığı tahribat dünyada atom bombasını elinde bulunduran ve onu kullanmaya karar veren gücün tahribatıyla karşılaştırılabilir.

- Timur’a göre dünya üzerinde sadece tek bir hükümdar, Türkleri yönetecek tek bir Türk olabilirdi. Timur iki efendi paylaştığı sürece dünyanın bir değeri yoktur diyordu.

- Oldukça dindar bir hükümdar olan Kanuni vaktinin çoğunu Kuran’ı Kerim’i istinsah ederek geçiriyordu. Onun elinden çıkma en az sekiz Kuran el yazması bulunmaktadır.

- Safevi hanedanlığının kurucusu Şah İsmail uzun bir süre Türk olarak kabul edilmiştir. Annesi Akkoyunlu Uzun Hasan’ın kızıdır, dolayısıyla Türk’tür. Babası Haydar İranlıdır, ancak Türkçe konuşan ortamlarda büyümüş ve yetişmiştir.

- Babür Şah baba tarafından Timur’un Miran Şah kuşağından ve anne tarafından Cengiz Han’ın soyundan geliyordu. Onun kaderi Hindistan İmparatorluğunu kurmaktı.

- II. Memed ‘tahta çıkan her kimse dünyanın huzuru için kardeşlerini boğduracaktır’ yasasını çıkarmış. Süleyman bizzat üç oğlunu öldürmüş ve şunları demiştir. ‘Müslümanların oğullarımın arasında çıkan savaştan kurtulduğunu görecek kadar uzun yaşadığım için Allah'a şükrediyorum. Eğer tersi olsaydı mutsuzluk içinde yaşıyor olacak ve o şekilde ölecektim.

- XX. Yüzyılda Türklerden geriye hiçbir şey kalmamış mıydı? Balkan halklarına sadece danslarını, kumaşlarını, alkolü (rakı), konutlarını, bunun ötesinde tüm dünyaya ise şiş kebaplarını ve yoğurdu bırakmışlardır ancak bugün bunlar bile onlara atfedilmemektedir.

- Mustafa Kemal 23 Nisan 1920 de kasvetli bir bozkır kasabası olan Ankara’da Büyük Millet Meclisini topladı ve yetkilerini ona devretti. O tarihten sonra Mustafa Kemal, Türkiye’nin cisimleşmiş örneği, bütün bir halkın iradesinin temsiliydi ve ‘Türklerin Atası’ değil ‘Ata Türk’ yani ‘Ataları gibi Türk’ anlamına gelen Atatürk adını aldı.

- Kürtler ile Türkler arasında pek çok nedenden ötürü bir uçurum yoktur. Bu iki ulus binlerce yıldır bir arada yaşamaktadır. Kürtlerin gönderme yapabilecekleri bir tarihleri, devletleri ya da tamamen Kürt unsurlardan oluşan bir kültürleri yoktur. Kürt boylarından bazıları bir biçimde Kürtleşmiş eski Türkmen topluluklarıdır. Kürtler ve Türkler Kurtuluş Savaşında birlikte savaşmışlardır. Kürt lehçeleri çok farklılaşmıştır, en çok kullanılan dil zorunlu olarak Türkçedir. Kanun önünde tüm yurttaşlar eşittir, Kürtler Cumhuriyetin yönetim kadrolarında en üst görevlere kadar çıkmışlardır.

Beş yüz sayfanın üzerinde bir kitabı yukarıdaki alıntılarla bir nebze olsun sizler için özetlemeye çalıştım. Tabii ki kitapta ilginizi çekebilecek daha pek çok önem arz eden konu var. Sonucu yine yazarımızın kendi kaleminden bağlamak istiyorum. ‘İki bin yıl boyunca Türklerin dehalarına pek çok kez tanık olduk, Pasifik Okyanusundan Akdeniz’e kadar varlıklarını sürdürdüler. Eğer geçmiş geleceğin garanti siyse Türklerden çok şey beklenebilir, ancak süvarilerinin mutlak üstünlüğüne borçlu oldukları egemenliklerine bir daha asla ulaşamayacakları bir gerçektir. Okurumun konunun yoğunluğunun bilincine ulaşmasını sağlamış sam kendimi başarılı kabul edeceğim, en azından Türk dünyasının üzerine çöken adaletsiz sessizliği dağıta bileceğimi umacağım.’

Şimdiden keyifli okumalar dostlar. :)

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesinde görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
Mustafa BAKIRHAN
Mustafa BAKIRHAN Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl'ı inceledi.
563 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Ben okudum ama okumanızı tavsiye etmem. Kitap yarım bırakmayı sevmiyorum. Bu sebeple güçlükle biran önce bitsin diye okudum. Türk Tarihini baştan sona tek kitaptan okumak yerine Asya Türk Tarihini bir kitaptan Selçuklu Tarihini başka bir kitaptan Osmanlı Tarihini başka kitaptan okuyun. Bir insan tüm tarih alanında aynı başarıda bilgi veremez. Kitapta da bunu görüyoruz. Kitabın başlarında tespitler yapılırken ilerleyen sayfalarda bunları göremiyoruz

Yerli tarihçiler ile yabancı tarihçilerin, tarihe yaklaşımı oldukça farklı oluyor. Alanında oldukça muteber olan yerli tarihçiler, Öntürk (prototürk) kabul edilen İskitler (Sakalar) ile Hunlar, Göktürk, Uygurları ve bu dönemlerin arasında geçen Kırgız, Hazar, Avar gibi bir çok boyu Türk kabul eder. Bunu sebebi milliyetçilik duygusundan ziyade kullanılan alet, edevat, dil, yaşam şekilleri ve hakimiyet kurdukları toprakların aynı olmasına dayandırılır.bundan dolayı da hepsine Türk derler.

Yabancı tarihçiler ise ısrarlar bunların arasında ortak bağ olduğunu ifade etmekle birlikte hepsini Türk kabul etmezler. Genelde yabancı yazarlar Göktürkleri, Uygurları Kırgızları Türk kabul edenler. İskitler ve Hunlarla ilgili ısrarla Türk demekten kaçınırlar. Yazarımız Jean -Paul Roux da bu şekilde olaya yaklaşıyor.

Kitabın hakkını vermek gerektiğini düşündüğüm yer, Orta Asya Türk Devletlerini anlattığı kısımdır. sosyal yaşam ve kültürel duruma dair anlatımları o dönemlere dair önemli bilgileri içeriyor. Okuyanda dönemle ilgili bir bilgi oluşuyor.


Yazar zaten Türkolog ve çalışma alanı Orta Asya Türk Tarihi olduğundan bu kısımda anlatımları, kurduğu cümleler insanda bilgi adına bir etki bırakıyor ve düşünce oluşturuyor. Ancak Orta Asya Türk Tarihi dışına çıktığında, bocaladığını görüyoruz. Ta Orta Asya'dan başlayıp Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar geçen süreci anlatacak kadar Türk tarihine vakıf olmadığı anlaşılıyor tekrar söylemek isterim ki kendi alanında başarılı alanı dışına çıkınca çuvallıyor.



Kitapta eleştireceğim bir başka nokta Selçukluların anlatıldığı kısımdır. Selçuklularda tabiri caizse sapla saman birbirine karışmış. Daha yeni Selçuklu Tarihi görmüş biri olarak söylüyorum bunu.(dersin hocası Prof. Dr. Cihan Piyadeoğlu alanında oldukça iyidir) Bütün tarih ve isimler birbirine girmiş durumda.

Akademisyenler, yerleşik düzene geçmemiş topluluklar için, "Barbar" ifadesini kullanır. Selçuklular, ilk etapta bu göçebe iken devleti kurunca şehirleşmeye başlıyor. Buna rağmen yazarımız Selçuklulara bile, "Barbar" diyor.
590 syf.
·Puan vermedi
Eser, dünyanın en büyük fatihlerinden olan Cengiz Han'ın yaşam hikayesini anlatıyor; henüz Cengiz olmadan önce (Yani Temuçin iken) yaşamın zorluklarını, babasızlık ve ihanetin acı yüzünü tadan bu küçük çocuk, günün birinde dünyanın en büyük fatihlerinden birisi olacaktı...

Temuçin'in, 1206 Kurultayı'nda Cengiz Han olmasıyla beraber, Asya'nın doğusu; Mançurya ve Kore'nin ilhakı gerçekleşmişti. Çeşitli Türk kavimleri (Kırgız, Uygur) itaat altına alınmış, Maveraünnehir ve Harezm bölgesi talan edilmişti. Çin'in kuzey bölgesi de alındıktan sonra Cengiz Han, dünya hakimiyetini az çok gerçekleştirmişti...

Yukarıda da kısaca özetlediğim gibi, kitabın ilk kısımları Cengiz Han'ın siyasi faaliyetlerine değiniyor; onun 1227'de ölümünden sonra ardılları ve onların kurdukları devletlerin siyasi tarihleri aktarılıyor.

Yazar Jean Paul Roux, başlangıç kısmında Cengiz Han'ın menşei mevzusuna da değiniyor; burayı özellikle belirtmek istiyorum, zira günümüzde üçüncü sınıf Türkçü kesim tarafından Türk olarak kabul edilen bu adamın (Cengiz Han) Türklük ile bir alakası bulunmadığını dönemin kaynakları (Moğolların Gizli Tarihi, Cüveyni, Reşideddin vs) belirtmekte.
Hâlâ Cengiz'in Türk olduğunu iddia eden varsa da kitabın ortalarında, Türkistan katliamları ile ilgili kısımların okunmasını şiddetle tavsiye ederim. (Sultan Sancar, Gazneli Mahmut ve Muhammed Harezmşah'ın mezarlarının talan edilip yakılması mevzusu bile yeterli olacaktır)


Cengiz, 1227'de ölünce ardılları miras kalan büyük imparatorluktan çeşitli devletler meydana getirmişlerdir. Iran'da Ilhanlılar, Deşti Kıpçak sahasında Altın Ordu, Çin'de Kubilay Hanlığı, Cengiz'in oğulları ve torunları tarafından idare edilmiştir.
Kitabın ilerleyen kısımları da bu devletlerin siyasi tatihlerine ayrılmış ve güzel bir şekilde anlatılmış.

Özellikle Moğol tarihi ile alâkalı olanların mutlaka okuması gereken bir kitap; verdiği bilgiler kaliteli, bilgilerin dönemin kaynaklarına dayanması, eseri daha kıymetli hale getiriyor. Tabii yer yer yazarın da tarafsız kalamadığı durumlar olmuş; özellikle Islâm ve Müslümanlar konusunda bu öznellik biraz hissediliyor.

Hulâsa bu alanla ilgili okunabilecek güzel bir çalışma olmuş; meraklısına tavsiye edilir.
Kaan Akar
Kaan Akar Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl'ı inceledi.
563 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitaba başlayınca nefes nefese koşmak gibi geliyor kaygan bir zeminde ilerlemek gibi cümleler akıyor sayfaların sayısı belli dahi olmuyor şiddetle tavsiye ediyorum.
Berke Filiz
Berke Filiz Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl'ı inceledi.
563 syf.
·Puan vermedi
Eğer tarihi seven bir kişiliğiniz var ise "Türk" ırkının nereden nereye nasıl geldiğini öğrenmek istiyorsanız; durmayın hemen okumaya başayın.

Saygılar...
Kahveeguzelii
Kahveeguzelii Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl'ı inceledi.
563 syf.
·5/10 puan
Tarih seven, hayran olan birisi olarak kitabı çok beğendim. Türkler hakkında birçok bilgi detaylı olarak anlatılmış. İlk Türklerin yaşam biçimleri, savaşları, kültürlerini anlatan çok detaylı bir kitaptı. Bir Türk olarak tarihimi yabancı birinin kitabından okumak can sıkıcı olsa da yazarın hakkını yiyemem. Güzel bir kitaptı.
Tarih birçok kişiye göre sıkıcı gelir o yüzden tarih kitaplarını okumak istemezler ama bu kitap akıcı ve meraklandırıcı. İnsan tarihini okurken ister istemez heyecanlanıyor. Yani önyargısız olarak kitaba bir şans verip okumanızı öneriyorum.
Muhammet Çelik
Muhammet Çelik Türklerin Tarihi - Pasifik'ten Akdeniz'e 2000 Yıl'ı inceledi.
563 syf.
·15 günde·Beğendi·7/10 puan
Türkler hakkında uzun araştırmalar yapmış ve neticede bu araştırmaları ansiklopedi kıvamında kitaplaştırmış bir yazarın yıllar sonra bu kitaplarının özeti niteliğinde kitabı.

Kitap Türkiyede yoğun bir ilgi gördü. Tarih ile azcık merakı olan herkes tarafından satın alındı. İçeriği olarak da genel olarak da tatmin edici bir bilgi bolluğu var.

Ancak yazarın taraflı ve kendi avrupalı politikalıların yansıdığı yerler açık birşekilde gözükmekte. Özellikle Ermenistan muhabbetinde, kitabın değerini gözümden oldukça düşürdü.

Yinede genel olarak okunabilinir bir Türk Tarihi el kitabı denilebilinir.
352 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Jean Paul Roux'un Altay Türklerinde Ölüm adıyla, Kasım 1999 yılında Kabalcı yayınevinden çıkan kitabı, üç ana bölüm haricinde belgeler, kaynakça ve dizin kısımlarından oluşmaktadır. Bu üç ana bölüm ise: Ölüm, Ruh ve Ölüm ile Cenaze Törenleri adını taşıyor.

Öncelikle kitap, Türkçeye çevrilmesi dolaysıyla yazarın Türkçe baskı için yazdığı önsöz ile okuyucuyu karşılar. "Sanırım her yazar, kitaplarından birinin yabancı bir dile çevrildiğini duyunca, içinde tatlı bir ürperdi duyar…"(s.7) diyerek mutluluğunu dile getirir. Ayrıca Türkçeye tercüme edilmesinin Almancaya, İtalyancaya ya da Yunancaya çevrilmesinden daha önemli olduğunu, çünkü Türkleri tanıyıp sevdiğini de ifade ediyor. Ama bu kitabın Fransızlara, Türkleri tanımak için yazıldığını da belirtiyor.

Bu kitap, okurken, yazarken ve duyarken çok da hoşnut olunmayan, ruhun bedenden ayrılmasını yani ölümü, Altay Türkleri özelinde anlatıyor. Her şeyin üzerinde olan bir gerçeklik anlatılırken, bugünkü zaman dilimi içinden haber vermiyor. Eskilere gidiyor yani arkeolojik kazılar eşliğinde 'Altay Türklerinde Ölüm' kavramını inceliyor. Eski Türklerde ki bazı inanışlar, Türkler din değiştirmiş olsa da yine varlıklarını devam ettirmiş.

Arkeolojik kazılar neticesinde elde edilen bulgular ile mezarların mimari yapısı, insan kalıntıları, gömülen eşyalar ve çevresine göz atılıyor. Bu somut görüntü ve bunlardan elde edilen yazılar eşliğinde bir yapboz gibi zaman aşama aşama geriye sardırılıyor ve o yaşanan zaman içine dönülüyor. Yazar burada, "Bu belgeler ölüm, ruh ve cenaze törenleriyle ilgili inançları tamamıyla tanımlamak için yeterli olmayabilir, ama sağladıkları bilgiler farklı yollardan elde edilen bilgilerin aydınlatılmasına ışık tutmuştur. " (s.12) diyerek de kitabını da anlatır. Çok sayıda yerli [Fransız] kaynak bulunmamaktadır…En eskileri belki de Yenisey Yazıtları'dır" (s.17) diyerek de, çalıştığı alanın zorluğuna da dikkat çeker.

Geçmişten günümüze bazı gelenekler taşınarak, sonsuzluğa giden yolun da basamakları oluşturulur. Aile içi evlilikler, toplumlar arası geçiş, ölüm sonrası yaşam, ayrılık, iskelet, ruh, ölü yakma ya da yakmama, mezar, mezarlık, mezar taşları, cenaze töreni vb. bazı durumlar haricinde şu an bize 'garip' gelebilecek bir takım eylemlerden de bahsedilir.

Yazar, kaynakların bazen yetersiz olmasından, yeterli olanların da çok dağınık olması dolaysıyla tam istenilen bir şekilde bu konunun bitirilemediğinden de söz ederek, konunun zorluğu hakkında da bilgi veriyor. Ama 'ben pencereyi araladım' diyerek de, din tarihçileri, sosyoloji ve Altay dili uzmanlarının da bu konular üzerine çalışarak, hem kitapta öne sürdüğü tezler hakkında görüş bildirmelerini hem de yeni araştırma yapılarak da konunun daha iyi aydınlatılması gerektiğini vurgular.

Yazarın yararlandığı farklı dillerdeki çok sayıda kaynak eser kitabın arka sayfalarında gösteriliyor. Herkese hitap eden bir çalışma olmadığını özellikle belirtmek istedim. Antropoloji, arkeoloji, mitoloji, sosyoloji, dinler tarihi üzerine okuyanlara kaynaklık edebilir.

Ben ise bir konuyu merak ettiğim için okudum. Ama kolay bir kitap değil. Yazar haklı olarak akademik niteliğini konuşturmuş. Orhun Yazıtları, Moğol, Çin kaynakları, Divan-ı Lügat-ı Türk, Dede Korkut, Moğolların Gizli Tarihi haricinde diğer bilimsel araştırmalar da kitabın içine serpiştirilerek konu anlatılmış. Akademik düzeyde yazıldığı için konunun uzmanlarına yöneliktir. Çünkü; tez, karşı tez ve sentez haricinde eskiden yeniye doğru görüşlere de yer vermektedir. Kelimelerden hareket ederek o kelimelerin kökenleri haricinde zaman içinde anlam kayması geçirip geçirmediğine de bakılıyor.

Bu kitabı 12 - 16 Ekim 2019 tarihleri arasında okuyup inceleme yazısı ise 23 Şubat 2020 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir.
158 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Türk tarihi açısından Roux bir duayen. Bu kitapta Türk mitolojisinin hikayeleştirilmiş bir şekilde anlatıldığını değil de daha çok bir sözlük gibi hangi simgenin ne manaya geldiği şeklinde yazıldığını görüyoruz. Türk mitoloji sözlüğü de diyebiliriz aslında. Ama bu tür şeyleri ne idüğü belirsiz yazarlardan değil böyle bilim duayenlerinden öğrenmek her zaman daha iyidir.
563 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Jean Paul Rousseau, 50 yıl Türk coğrafyasında dolaşmış ve yeterince detaylı bir tarih yazmış. Zaten Türk tanımı da benim çok hoşuma gitti, mantıklı geldi yani: “Türkçe konuşan insanlara Türk denir.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean Paul Roux
Unvan:
Fransız Oryantalist ve Türkolog
Doğum:
Paris, Fransa, 5 Ocak 1925
Ölüm:
Saint Germain-en-Laye, Fransa, 29 Haziran 2009
Jean-Paul Roux Fransız oryantalist ve Türkolog (d. 5 Ocak 1925, Paris - ö. 29 Haziran 2009, Saint Germain-en-Laye (Yvelines)).

Yazar, öğrenimini Paris şehrinde yaptı. Eğitimine Doğu Dilleri Okulunda başladı ve daha sonra sırasıyla École de Louvre Tarih Bilimleri Akademisini bitirdi. Doktorasını ise doğubilim ve edebiyat üzerine verdi.

1952 yılında CNRS yani Fransız Ulusal Araştırma Merkezi'nde çalışmaya başladı ve 1990 yılında Araştırma Birimi Başkanı olarak emekli oluncaya kadar burada çalıştı. Yine bu dönemde 1957 ve 1990 arasında École de Louvre de akademisyen olarak da çalıştı ve Profesör ünvanını aldı ve Orta-Asya ve Türk kültür tarihi üzerine yaptığı alan çalışmaları sonucunda hazırladığı temel çalışmalarla tanındı.

La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture, 1953
Türkiye ile 1950'li yıllardan itibaren ilgilenmeye başladı. La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture adlı çalışmasını 1953 yılında yayınladı. bundan sonra peş peşe Türkiye ve Orta-Asya tarihi ve Türk örf ve adetlerini kapsayan çalışmalar yaptı.
Bu bağlamda, Türkiye'yle ilgilenmesi, 1950'li yılların başlarına rastlamaktadır. Hazırladığı La Turquie: Géographie. - Économie. - Histoire. - Civilisation et Culture (1953) adlı eserden sonra, ardı ardına Türkiye ve Orta-Asya kültür tarihi ve Türk geleneklerini kapsayan analitik-karşılaştırmalı çalışmalarla adını duyurdu. Kimi eserleri Timur (1994), Türklerin ve Moğolların Eski Dini (1994), Türklerin Tarihi: Büyük Okyanus'tan Akdeniz'e İki Bin Yıl (1995) adıyla Türkçeye çevrildi.
1971 ve 1977 yıllarında Paris'teki iki büyük İslam Sanatları Sergisi'ni organize etti.

Başta Atatürk Kültür Merkezi de olmak üzere birçok Fransız bilimsel derneğe fahri üye seçildi. Aynı zamanda Türk hükümeti tarafından 1973 yılında Devlet Ödülü verildi ve TÜTAV Ödülü aldı ve 1998 yılında da Liyakat Madalyası ile onurlandırıldı.

Jean Paul Roux'un ikiyüz makalesi ve yüzü aşkın araştırması ve bununla birlikte çoğunluğu Orta Asya ve Türk kültürüyle ilgili 25 kitabı vardır.

Yazar istatistikleri

  • 84 okur beğendi.
  • 943 okur okudu.
  • 56 okur okuyor.
  • 1.097 okur okuyacak.
  • 46 okur yarım bıraktı.