Jeffrey Burton Russell

Jeffrey Burton Russell

Yazar
8.7/10
22 Kişi
·
45
Okunma
·
10
Beğeni
·
741
Gösterim
Adı:
Jeffrey Burton Russell
Unvan:
Amerikan Tarih Profesörü ve Yazar
Doğum:
Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 1934
330 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Şeytan yani kötülüğün cismanileşmesi kitabın konusu kötülüğün tarihi. O konulara değinmeden önce yazarın önsözünün ilk paragrafını ekleyim o kitap hakkında ön bilgi edebileceğiniz bir sözle başlıyor:
"Bu kitap bir teoloji çalışması değil, bir tarih çalışmasıdır. Metafi­zik bir konu üzerine bir yapıt değil, insan zihninde var olan bir kav­ramın gelişimi üzerine bir incelemedir. Tarih bilimi, Şeytan'ın var olup olmadığını nesnel olarak belirleyemez. Bununla birlikte tarihçi, insanların Şeytan gerçekten varmış gibi davrandığını öne sürebilir. Kötülük-yani, hissedebilir varlıklara acı vermek-insanoğlunun en süreğen ve en ciddi sorunlarından biridir. Sık sık ve çoğu kültürde kötülüğe kişilik özellikleri atfedilmiştir. Bu kitap, benim konuya bir açıklık kazandırmak için "Şeytan" adını verdiğim, kötülüğe atfedilen kişilik özelliklerinin bir tarihçesini sunmaktadır."
Yazarın dediği gibi bir tarih eseri. Kitaba gecmeden önce şeytan, tanrı algıları insanlar da zamanla değişmiştir. Bunu en güzel Eski Ahit ve Kur'an'ı kerimi karşılaştırdığımızda görürüz. Zaten tanrının hitabı indiği toplumların anlayacağı şekilde inmiştir. Yani somut anlayışın hakim olduğu dönemde somut buna (Tevrattaki Adem ilgili anlatı çok guzel bir ornektir.M Kuranda bu anlati daha soyuttur.) Seytan algısı da farklıdır bu sekilde. Kitaba gelecek olursak kötülük için.

Fakat yazar kötülüğü kisilestirilmesi yani seytan uzerinde duruyor. Kötülük nedir ve nasıl ortaya çıkmıştır? Bunlar insana özgü soru­ ların en eskileri ve en karışıkları arasında yer almaktadır. Kötülük sorununun varlığı zamanla azalmamıştır da: Yirminci yüzyılda bu so­run her zamankinden fazla kendini hissettirmektedir. Kötülük nedir? Kötülük, insanlar onu nasıl algılıyorsa öyledir. Ancak kötülüğün algılanışları birbirinden öylesine farklıdır ki,kav­ram tatmin edici bir şekilde tanımlanamamaktadır. Sınırlı bir ileti­şim amacıyla sözcüğe keyfi birtakım tanımlar getirilebilir. Ancak kö­tülük yalnızca sınırları belirsiz bir kavram değildir; içsel yönden de herhangi bir tutarlılıktan yoksundur. Sonuç olarak, kötülüğe katego­ rik bir tanım· getirmek yerine, doğrudan ve var olduğu haliyle algı­landığını kabul etmemiz gerekecektir. Kötülüğün algılanışı bir insana yapılan bir edimin doğrudan, do­laysız bir deneyimidir. Size yapılan kötülüğü hemen yaşantılarsınız; bir başkasının duygularını anlayabilme yoluyla sevdiklerinize, dostla­ rınıza, komşularınıza, hatta şahsen tanımadığınız insanlara yapılan vs gibi kötülüğü dolaysız bir biçimde yaşantılayabilirsiniz. Kötülük bir so­yutlama değildir. Benzeşim yoluyla kendi acılarınızdan, toplama kam­ pındaki Anne Frank'ın, Vietnam'da atom bombasına maruz kalan çocuğun, sıcağın altında can çekişen Asurlu askerin acılarını anlayabi­ lirsiniz. Bu acı 10.000 mil ya da 5.000 yıl ötede de olsa, uzaklığı önemli değildir. Ses çığlık atar ve duyulur. Gaz odasındaki Yahudi; kazığa bağlanıp yakılan sapkın; sokak ortasında soyulan yaşlı, yalnız adam; tecavüz edilen kadın; bunlardan birinin, sadece birinin bile acı çekmek zorunda kalması hoş görülemez. Birinin acı çekmek zorunda olması, insana, kötülük sorununu anlamaya ve böylece onunla müca­ dele etmeye çalışmaya ilişkin mutlak yükümlülüğü getirir.
Şeytan, bilincimizin dışında algılanan düşman bir gücün ya da guçlerin temeli, tanrılaştırılması, nesnelleştirilmesidir. Üzerinde bi­linçli herhangi bir denetim oluşturamadığımız bu güçler dinsel kö­ kenli korku, yılgı, endişe ve dehşet duygularını uyandırırlar. Şeytan de tanrılarla aynı ölçüde dinsel duyumun bir tezahürüdür.
Şeytan kötülüğün kişileştirilmesidir. Ancak bu ne anlama geliyor? Nedir ya da kimdir Şeytan gerçekte? Tarafsız bir ya­nıt, gerek amaç gerekse metodoloji yönünden bir açıklığı gerektir­mektedir. Konunun önemi göz önünde bulundurulduğunda, Şeytan üzerine yapılan ciddi tarihsel çalışmalar oldukça az sayıdadır. Gustav Roskoffun çalışması iyi bir çalışmadır, ancak yüz yılı aşkın bir süre önce kaleme alınmıştır; son yıllarda bu konuda yazılan değerli çalış­ malar arasında, Henry Angsar Kelly'nin The Devil, Demonology, and Witchcraft'ı, Richard Woods'un The Devil'i ve Herbert Haag'ın Teufelsglaube'si sayılabilir. Benim Şeytan ile ilgili yorumum ise bir psikoloji, antropoloji ya da teoloji çalışması değil, bir tarih çalışmasıdır.
Baglı olmayan kültürlerde kötülüğün kişileştirilmesi, Batılı kav­ ramlar üzerinde zorunlu bir bakış açısı oluşturur. Farklı ve büyük öl­çüde ayrışmış kültürlerin kötülüğe ilişkin koşut formülasyonları, ev­rensel düşünce yapılarından kaynaklandığı gibi kültürel yayımının J henüz bilinmeyen süreçlerinin ürünü de olabilirler. Her durumda, oldukça çarpıcıdırlar. Kozmos insanlığa zaman zaman sevecen, zaman zaman da düşmanca davrandığından ve insan doğası da kendine karşı bölündüğünden dolayı, bir ilahi ilke düşüncesini kabul eden toplum­lar, benimsedikleri bu ilkenin ikircikli olduğunu kabul ederler. Tan­rı'nın iki yüzü vardır; zıtlıkları içinde barındırır. Tanrı'nın ikili do­ ğası, teolojik yönden ussal terimlerle ya da mitolojik yönden öyküler yoluyla ifade edilebilir. Tektanrıcılıkta Tanrı, iki zıt eğilimin aynı ki­ şide vücut bulması şeklinde düşünülebilir. Tanrı'nın doğasının birçok tanrıyla ifade edildiği çoktanrıcılıkta, tek tek tanrılar da aynı şekilde "kendi sinelerinde iki ruh" taşıyabilirler (Goethe: "Zwei Seelen woh­ nen - ach - in meiner Brust"). Ya da tanrıların bir bölümü iyi, diğer­ leri ise kötü olarak düşünülebilirler. Tanrı'nın muğlaklığı Hindu­ izmde açıkça bellidir. Brahma'dan, "tüm insanların yaradılışı ve yok­ edilişi" olarak söz edilir....

Iyi okumalar
477 syf.
·Beğendi·7/10
İnsanlar, Şeytan’a inanıyorum ifadesinden sakınırlar; çünkü “Allah’a inanıyorum” ifadesine paralel bir tınısı vardır. Fakat bu iki ifade paralel değildir; çünkü “Allah’a inanıyorum” ifadesi hem Allah’ın varlığına entelektüel onayı, hem de Allah’a kişisel bağlılığı ima eder. “Şeytan’a inanıyorum” ifadesi ise ahlaki bağlılığı değil yalnızca Şeytan’ın varlığına entelektüel onayı ima eder. Bu üçüncü seride Orta Çağda Şeytan kavramı üzerinde durduk. Şeytan’ın edebiyat ve sanat hayatındaki yansımalarını gördük. Şeytan’a farklı toplumlarda ve farklı dinlerde verilen isimleri, yakıştırmaları okuduk. Örneğin 15.yy’da Kara(Günahkar) Efendiyle bütünleştirilen bazı adlar şunlardır; Lucifer(kibir), Beelzebub(haset), Sathanas(gazap), Abadon(miskinlik), Mammon(tamah), Belphegor(pisboğazlık) ve Asmodeus(şehvet). Farklı isimler almış olsa da Şeytan; kötülüğün efendisi, insanlığın düşmanıdır. Şeytan’ın kökeni ne olursa olsun kimi inanışlar onu maddi dünyanın yaratıcısı olarak görmüş, kadiri mutlak Tanrı kavramına düalist bir yapı kazandırmıştır. Kimi semavi inanışlar ki -örneğin Hıristiyanlık- Tanrı’nın mutlak iyiliğini ispatlayıp kötülüğün onun doğasında bulunamayacağına insanları ikna edebilmek için Şeytan’a ayrı bir tinsellik katmıştır; ve böylece iki tanrı olduğu çelişkisini doğurmuşlar bilemeden günaha girmişlerdir. Tüm bu parçalanmalar sadece Hıristiyanlıkta değil Musevilik ve dinimiz İslamiyet’de de varlığını sürdürmüş. Ancak belirtmek gerekir ki bizde hiçbir zaman inanışa düalist bir yapı kazandırılmamıştır. Her daim kadiri mutlak bir yaratıcı olduğu fikri ağır basmıştır. Ancak yine bizde de çeşitli bölünmeler olmuştur. Ve Şeytan bu bölünmeleri çok iyi kullanmasını bilmiştir. Ne de olsa o, kötülük sanatında evrenin en iyi üniversitesinde (Cehennem) yüksek lisans yapmış bir yaratık. Ruhlarımızda günaha dair en ufak bir çatlak açsak, Şeytan o çatlaktan içeri girecek ve çılgınca zihinlerimizi karıştıracaktır. Bir keresinde Al Capone adlı mafya organizasyonu liderinin sözünü okumuştum: “Tanrı’ya her gün bana bir bisiklet vermesi için yalvardım ama hiçbir zaman vermedi. Sonra gidip bir bisiklet çaldım ve Tanrı’ya günahlarımı affetmesi için yalvardım. Tanrı’nın çalışma şekli budur.” Katılırız veya katılmayız ama Şeytan’ın bir çalışma şekli olduğundan eminim; ilk önce zihinlerimize öneriler aşılar, ardından bu öneriler bir haz ya da hoşluk tepkisini tetikler, arzuya boyun eğeriz, nihayet aklımızla kendimizi savunup harekete geçer ve günahı işleriz. Ne kadar iyi bir yaşam sürmeye çalışırsanız çalışın Şeytan her zaman sizi ayartmak için yanı başınızda bekliyor olacak. Ve bu bekleyiş bence bir bakıma bizim de faydamızadır. Neden? Çünkü insan ruhunun potansiyelini kavrayabilmesi için rekabete ihtiyacı vardır. İnsan ruhunun karşısında karanlık ruh. Sizce kim kazanır? Bence bu soruya en iyi cevap bir tek bu olabilir:
“Nahl 99: Gerçek şu ki; Şeytanın inanan ve yalnız rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur.”
Allah sizinle olsun dostlar, cehennem kapısında olsanız da umudunuzu kaybetmeyin…
330 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Tanrı daha ne kadar seyirci kalmaya devam edecek?
Aslında zihinlerimizi kurcalayan, nedenini ve sonucunu görmek istediğimiz bir soru bu. Ve sanki bu soruyu sorunca cehennemlik olmuşuz gibi bir algı vardır toplumda. Özellikle muhafazakarlıkla yobazlığın birbirine karıştığı, kutsallığın dua etmekde değil de Arapçada olduğunu zanneden kafa yapısına sahip insanlarla bir arada yaşadığınız ortamlarda, bunu daha çok hissedersiniz. Önce bu soruyu ve bu soruları sormalıyız ki Allah’ın bizden istediklerini daha iyi anlayabilelim, uygulamaya geçirebilelim. Allah zaten kendisi demiyor mu “oku” diye. Allah’ın herhangi bir çekincesi mi var da sorgulamayı, araştırmayı yasak etmiş. Çekincesi olan bu tip insanlar. Çünkü biz okuyup, öğrendikçe onların, safderun insanlardan kazandıklarını ellerinden alacağız. Peki ama bu insanlar neden böyle davranıyorlar? Ne çıkarları var da kötülüğün yolundan gidiyorlar? Tam da bu düşünceler içerisindeyken J.B.Russell’ın Şeytan adlı yapıtına başlıyorum… Öğrendiklerimi kendi yorumlarımla beraber sizlerle de paylaşmak istiyorum. Hadi başlayalım…
Kötülük algısı özellikle muhafazakar toplumlarda genellikle Şeytana atfedilir. Affedersiniz o meşhur hikayeyi yinelemek istiyorum; “Şeytan da bir gün çıkıp demiş ya meşum kimseye, yapıp yapıp da ne üstüme atıyorsun” diye, işte o misal. Dünyada yapılan kötülüklerin sebebi Şeytan mı yoksa biz miyiz? İşlediğimiz günahları hangi hakla Şeytana yüklüyoruz. Evet, Şeytana inanıyorum, varlığını kabul ediyorum, ama kusura bakmayın Şeytan zaten şeytanlığını yapacak, onun doğasında var bu. Şeytan, karanlık ruhlu olmasaydı Allah’a asi gelir miydi hiç. Allah’a karşı gelerek isyana kalkışan ve yarattığı insanları yoldan çıkaracağına dair sözler veren bir yaratıktan size iyi davranmasını bekleyemezsiniz. Siz kendinizi bilecek, Şeytanın da neyi amaçladığının farkında olarak ona göre hareket edeceksiniz. Ama önce Şeytanı tanımak lazım; lazım ki ona göre silahlar kuşanabilelim dimi(değil mi). Şimdi; kötülük dediğimiz şey hissedilir bir şeydir. Asur kralı II.Asurbanipal’in askerlerine yaptırdığı katliamı yaşayan insanlar bilirler kötülüğün acısını. Demokrasi uğruna feda edilen Vietnamlı ve Iraklı çocuklar bilirler kötülüğün acısını. Sırp askerlerce katledilen Srebrenitsa halkı bilir kötülüğün acısını. Bu örnekler çoğaltılabilirler. Kötülüğü hep bize dışarıdan dayatılan bir şey olarak düşündük. Bu eylemlerde bulunulmasına sebep olan bir yabancı güç söz konusudur hep. Bu nasıl yapılabilir, böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Richard Taylor, “İnsanın akıl sahibi tek varlık olduğu belki de doğrudur, ancak acıyı hisseden tek varlık olmadığı kesindir” diyor. Bir kedinin acı çekmesinden zevk alan bir kalp, bir insanın da acı çekmesinden gayet tabii zevk alabilir. Peki kötülük kalıtsal mı -bize, çevreye karşı sürekli savaş halinde olan ilk insanlardan mı miras kaldı- yoksa içinde doğup büyüdüğümüz kültürel çevre mi -istemsiz değişimlerle yerinden edilmiş değerlerin ve manevi belirsizliklerin ele geçirdiği bir toplumda kötülük üreten bir yabancılaşma mı ortaya çıkıyor- belki de Freud, Jung, Frankle gibi ruh bilimcilerin hem bilinçli hem de bilinçdışı olarak ruhun gerçek kabul edilmesi gerektiğini savunan hümanist psikolojiden. Efendim, Jung diyor ki, “eğer kötülük ilkesini bir gerçeklik olarak kabul ediyorsanız, ona rahatlıkla şeytan adını verebilirsiniz.” Burada önemli bir husus var; Şeytan kavramı. Şimdi bu kavramı açalım biraz. Şeytan denilince hemen hepimizin aklına üç aşağı beş yukarı aynı şeyler gelir; kanatları ve boynuzları olan biraz keçiye benzeyen kan kırmızısı rengi olan çirkin bir yaratık. Bak, aramızda kalsın aman Şeytan duymasın. Neyse, Şeytanı sadece Yahudi-Hıristiyan geleneğinde yer alan İblis ile özdeşleştirmek gibi bir tehlike söz konusudur. Çünkü İblis kavramsal olarak Şeytan’ın tezahürlerinden biridir.
Şeytanın kendisi değildir. Benzer şekilde Yahudi-Hıristiyan geleneğindeki Yehova da Tanrı’nın tezahürlerinden birisi olarak yorumlanmalıdır. Toplumların kötülüğü nasıl tanımladığına bakarsanız Şeytanın portresini de resmedebilirsiniz. Şeytan kavramının tarihine ve dinlerdeki yerine dair daha birçok bilgiyi kitapda bulabilirsiniz. Asıl konu şu, dünyadaki kötülükleri tek bir varlığa yani Şeytana mal etmeyin. İyi insanlar vardır ama kötü insanlar da vardır. Ve sorulması gereken soru şu: “Bir insanın kötü olmasını nasıl engelleyebiliriz?” Günah işlediyseniz de evet günah işlediniz. O günahı tekrar etmemeyi ve iyi bir insan olmayı hedefleyin. Biliyorum zor, çok zor. Ama eğer en azından günahlarınızı kendinize itiraf edip, kabullenirseniz karanlık yolun sonunda bir ışık huzmesi göreceksiniz. Bu da hayata dair bakış açınızın değişmesi için ilk ve önemli bir adım olacaktır. Son olarak Al Pacino ve Keanu Reeves’in oynadığı Şeytan filminde şöyle bir replik vardır: “İnsanoğlunun içinde canlanan her türlü hissi besledim. Onun ne istediğini önemsedim, onu hiçbir zaman yargılamadım. Neden? Çünkü onu hiçbir zaman reddetmedim, kusurlarına rağmen. Ben insanoğlunun fanıyım!” -Şeytan”
Evet, ne olursa olsun doğru olandan vazgeçmemeliyiz, hele hele böyle bir fanımız varken.
304 syf.
·8 günde·8/10
J.B.Russell’ın Kötülüğün Tarihi serisinde ikinci kitapla devam ediyoruz. Şeytanın tezahürlerinden birisi olan Lucifer’ın geç #Yahudi ve erken Hıristiyan geleneğindeki yansımalarını öğreniyoruz. Ancak bir hususu ifade etmek zorundayım burada. Zira bu #kitap birincisi (Şeytan) gibi her okuyucuya hitap etmeyebilir. Özelde alanında akademik çalışmalar yapmak isteyen, genelde de konuya ilgi duyanlar için okunası bir #kitap. Ancak konuya ilgi duyanların dahi birinci kitabı okuyup -öyle okuyup da geçerek değil- özümsedikten sonra bu kitaba başlaması yerinde bir adım olacaktır. İlk kitapda kötülüğün #insan hayatındaki kişileştirmelerini ve #dinler tarihindeki yerini görmüştük. Bu seferse sorgulayıcı bir üslupla ilerliyoruz. Sorgulayalım sorgulamasına da önce anlamak lazım gelir değil mi? “Neden?” sorusuyla başlayalım.
Tanrı, -islami olarak Allah- neden iyi ve kötü ikilisine izin vermiştir? Neden kötülüğü uzaklaştırmak ve silmek yerine var olmasına izin veriyor? Her şeyi bozup yok eden karanlık prensi neden meydana getirdi? Birçok yanıt verilebilir buna ve biz de birçok yanıt verelim. Kötülük mantıksal bir sorundur. Yani iyi, kötü olmadan, kötü de iyi olmadan anlaşılamaz. İyiyi ancak kötüden ayırdığımız zaman anlayabiliriz. Belki de Tanrı, kötülüğün var olmasını istemiştir. Çünkü kötülüğün de bir seçenek olduğunu anlamazsak, erdemi kavrayamayız. Tanrı, kötülüksüz bir dünya yaratmış olsaydı, karşıt kötülük bizi ayartmasaydı erdeme de ulaşamazdık. Kötülüğün büyük ve korkunç gücü zihinlerimize kazınmasaydı, Tanrı’nın büyük ve dehşetli iyiliğini kavrayamazdık. Sevaplarımız ya da günahlarımız var. İnanıyoruz ya da inanmıyoruz. Belki de Allah’ın varlığının bilinemeyeceğine inanıyorsunuz. Yaşamın başlangıcına dair çok çeşitli iddialar var. Ne olursa olsun bildiğim bir şey var ki, herhangi bir yaratıcının varlığına inanmadığınız zaman hayatınızın da pek bir anlamı kalmıyor. Düşünsenize varsınız yarın yok olacaksınız. Ne anlamı kaldı o zaman yaşamanın. Allah’ın koyduğu kurallarla yaşamak zorunda değilsiniz. Dur, hemen zındık deme dinle bi. Şeytana bile kendisine isyan edecek özgür iradeyi vermiş Allah; sana da bana da bize de istediğimiz gibi özgür yaşama iradesi vermiş. Ama demiş ki geldiğinde görüşürüz ey Ademoğlu. Bunları söylüyorum da ben farklı bişey mi yapıyorum. Hayır, ben de kendi istediğim gibi yaşama özgür iradesini kullanıyorum. Günahlarımın bir bedeli elbette olacak. Ama sanırım doğruya doğru yavaş çok yavaş da olsa ilerliyorum. Karanlıklar prensiyle bir savaş halindeyiz. İster ontolojik olarak Allah’ın yarattığı, ister ilkesel olarak insanların zihinlerinde var ettiği bir olgu olarak düşünün fark etmez. Çünkü insan yaşamında kötülük var ve biz iyi insanlar ya da iyi olmaya çalışan insanlar kötülükle savaş halindeyiz. Ruhlarımızın aydınlığa ulaşmasını engellemeye çalışan bir kötülük bu. Kafamızın içinde 100 milyar sinir hücresi vardır. Bunların sadece yüzde 15’i etkin durumdadır. Kafamızdaki o ormanın içinde yer alan her bir ağacın altında binlerce uzantı var. Toplamda 100 trilyon civarında birbiriyle bağlantı kurmaya hazır dallar var şu anda burada. Devasa bir bilgi ağına sahibiz ama neredeyse hiç erişimimiz yoktur. Geliştirilmeye açık bir beynimiz var. İyilikle kötülük arasındaki ilişki de buna benzer. Birbiriyle bağlantı halinde olarak gelişecek ve nihayetinde üst erdeme ulaşacağız. Sadece iyiliğin ordusundaki safımızı terk etmeyelim ve …… Sanırım iyi olmaya çalışalım. Üçüncü seride görüşmek üzere…
519 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Genel anlamda hıristiyanlar içinde kötülüğün kökeni, şeytan ismini alışı ve bunların teolojik gelişimini, önemli şahısların görüşleriyle beraber ele almıştır Jeffrey burton russell. Kendi baskın dini duygularını bir tarafa bırakıp objektif davranamadığı Bi eser ortaya çıkarmıştır. Hıristiyanlıkta şeytan kavramının kaldırılmaması gerektiğini savunmakta. Bazı düşüncelerimin gelişimini sağladı. Okunabilir 3 cilt. Tavsiye ederim
368 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Genel anlamda "şeytan" tarihsel ve kavramsal gelişiminden bahsetmiş. Doyurucu bir çalışma olmuş. Ateistlere biraz acımasız davranmış :) Tanrının ikircikli olduğu bir tarafının iyi bir tarafının kötü olmasının zamanla tek tanrı dinlerde değiştiğini ifade etmiş. Düşmüş melekleri kötü ve iyi olarak atfeden görüşü benimsemiş ve şeytanın da kötü olana dahil olduğunu ifade etmiştir. Saygımız sonsuz tabiki. Okunması gereken bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jeffrey Burton Russell
Unvan:
Amerikan Tarih Profesörü ve Yazar
Doğum:
Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 1934

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 45 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 86 okur okuyacak.