Giriş Yap

Jennifer L. Armentrout

Yazar
8.2
5,9bin Kişi
Tam adı
J. Lynn
Unvan
Amerikalı Yazar
Doğum
Martinsburg, Amerika Birleşik Devletleri, 11 Haziran 1980
Yaşamı
Jennifer Batı Virgina’da, Martindburg şehrinde yaşıyor. Onun hakkında duyduğunuz her söylenti doğru değildir. Yazım işiyle yoğun olarak ilgilenmediği zamanlarda kitap okuyarak, egzersiz yaparak, berbat zombi filmleri izleyerek, yazıyormuş gibi yaparak, kocası ve Jack Russel köpeği Loki ile vakit geçiriyor. Yazar olma hayali, vaktinin büyük bir kısmını kısa hikâyeler yazarak geçirdiği matematik derslerinde başladı. Bu, matematikten kötü notlar almasının da en büyük sebebidir. Jennifer genç okurlar için paranormal, bilim-kurgu, fantezi ve modern aşk hikâyeleri yazıyor. Ayrıca J. Lynn takma adıyla yetişkinler için aşk romanları da yazıyor.

İncelemeler

Tümünü Gör
640 syf.
·
7 günde
·
10/10 puan
Poppy, inandığı her şeyin birer yalan olduğunu öğrendiğinde yıkıldı ama yine de belli etmedi. Hawke aslında Hawke değildi. O Casteel Da’Neer, o karanlık olan. Casteel, kardeşi ile takas etmek için, kardeşini, yükselmişlerden kurtarmak için Poppy’e yaklaşır. 1. Kitapta tam bu gerçekler su yüzüne çıktığında bitmişti. Burdan devam ediyoruz. Poppy uğradığı yıkımla her nekadar cephe alsa, nefret etse de Hawke’den, ikisinin arasındaki çekim de gözler önünde. Hawke ile yaşadığı duygu durumları, ona karşı hissettikleri, hayatı boyunca bildiği herşeyin yalandan ibaret olması onu büyük hayal kırıklığına uğratır. Kime güveneceğini şaşırmış durumda. İlklerini yaşadığı adam, ilk kez kendini bulduğunu düşündüğü kişi o olduğu için sürekli yaşadıklarını sorgular durumda. Kitapta bir süre boyunca hep Poppy’nin tekrar Hawke’e güvenmesi, ona adım adım yaklaşması, bastırdığı duyguları yeniden yeşertmesini okuyoruz. Hawke ise, onu tanıdığından beri kendinden, duygularından emin. Kendini ispatlama çabasında. Ve asıl amacından sapmış, sadece Poppy’i güvende tutmak ve onunla bir gelecek için de planlarını değiştirir. Şimdi ki rotaları ise karanlık olanın ülkesidir. Poppy ile evlenecek kuracakları beraberlikte bakireyi kraliçesi yapacak ve ülkesini de yükselmişlerin şerrinden koruyacaktır. İki krallık için de savaş kapıda. Yükselmişler Poppy’i istiyor. Casteel ve Poppy ise birlik içinde başka planlar içinde. Bu aşama da pek çok zorlukla ve düşmanla karşı karşıya kalıyorlar. Sırlar düğüm düğüm çözülmeye başlıyor. İşler kızışıyor ta kii gökyüzü kanamaya başlayana kadar… Gelin görün ki biz kitaptan burda kopuyoruz akıl almaz olaylar gerçekleşiyor ama soru işaretleriyle de başbaşa kalıyoruz. Yüreğimiz ağzımızda. Seriler de hep bunu yaşamak zorundamıyız. Kitap bitmesin diye çabalarken bir yandan da kapılıp, yok olup gidiyoruz evrende. Kimi zaman Poppy’nin zihnine sızıp sorguluyoruz, kimi zaman Hawke ile yanıyoruz. Bir gerçek te Kieran.Böylesine sadık, böylesine mükemmel bir yan karakter. Hayran olmamak elde değil. Fantastik severlerin bu kitabı okumadan geçmeleri büyük hata. Net yılın en iyilerinden. ⭐️⭐️⭐️⭐️⭐️
Reklam
634 syf.
·
8 günde
·
10/10 puan
Beklentisi çok fazla yükseldiği için okumaya neredeyse gözü korkmuş biri olarak şu an diyorum ki From Blood and Ash bir romantik-fantezi kitabından umduğum ve umabileceğim her şey. Penellaphe, doğumunda tanrılar tarafından yeni bir dönemi başlatacak kişi olarak seçilmiştir. Solis Krallığı’ndaki herkes için o Bakire’dir. İnsanlarla fiziksel veya duygusal yakınlık kurması, gerekmedikçe konuşması ve hatta yüzünü dahi göstermesi yasak. Bakire’den beklenen krallıktaki ikinci doğan kız ve oğulların tanrılar tarafından kutsandığı ritüel günü olan Yükseliş'e dek bu kurallara uyması. “Ben Bakire’ydim, Seçilmiş olan… Ben Poppy değil; tecrübe etmesine, ihtiyaç duymasına, yaşamasına veya istemesine izin verilmeyen bir kişinin gölgesiydim.” Fakat Poppy herkesin onu gördüğünden çok daha fazlasıdır ve içten içe tanrılar tarafından değersiz bulunmanın o kadar da kötü olup olmayacağını sorguladığı bir dönemde muzip, fazlasıyla çekici kraliyet muhafızı Hawke Flynn tepetaklak olmak üzere olan hayatına giriyor. “Ben Bakire’yim, Hawke,” Ona veya belki de kendime hatırlattım. “Ve ben umursamıyorum." “Gözlerim şok ile açıldı. “Bunu söylediğine inanamıyorum” “Söyledim. Ve tekrar söyleyeceğim. Ben ne olduğunu umursamıyorum.” Hawke’ın eli sırtımdan kaydı. Bir an sonra avcunun tam bir hassasiyetle yanağıma yaslandığını hissettim. “Ben kim olduğunu umursuyorum.” Başlangıç bölümü biraz yavaş akıyor. Hikâye ilerlemiyormuş gibi hissettirdi. Diğer yandan Poppy ve Hawke'ın tanışması ise çok hızlıydı. Hava çarpması gibi. Kullanılan mekan isimleri hatta kişi isimleri anadilim İngilizce olmamasına rağmen dilime tuhaf geldi. En basitinden Poppy'nin bulunduğu dükalığın/şehrin adı, Masadonia. Makedonya... Ama okurken çok hızlı alıştım. İşte bu %15'lik girişten sonra beni ağına fena düşürdü. Poppy ona dikte edilen yaşam tarzına rağmen asla çaresiz kalmamak için dövüşmeyi, kılıç, yay kullamayı bilen; çoğu zaman konuşmasına bile izin verilmezken zihni tonlarca soruyla dolu olan bir ana karakter. Sanırım Poppy ile ilgili en sevdiğim şey Hawke hayatına girmeden öncesinde başının çaresine bakabilmeyi öğrenmiş ve düzeni kendince sorguluyor olması. “İçimde, yeterince istediğin bir şey varsa hiçbir şeyin seni durduramayacağına dair bir his var." Hawke daha sahneye girer girmez sevilen o karakterlerden. Böyle sürekli sırıtmak istememe sebep oldu. Öldü sandığım tüm ergenlik hormonlarımı canlandırdı haha Ve Poppy ile Hawke arasındaki enerji yakıyor! “İsteyip istemediğim önemli değil ve—“ “Ve istiyorsun.” Fısıltısı yanağımda dans etti. “İstediğin benim.” Nefesim kesildi. “Bu önemli değil.” “Senin ne istediğin her zaman önemli olmalı.” Kitabın sonundaki gizem daha ilk sayfalardan tahmin edilebilse de o ana dek yaşananlar nasıl izah edilecek, işin içinden çıkılacak diye meraklandım. Bu inceleme de hiç içime sinmedi. Aslında FBaA'e inceleme yazmadan ikinci kitabı okumayacaksın diye kendimi kısıtlamıştım ama yok zorla güzellik olmuyor. Üstelik A Kingdom of Flesh and Fire'ı da dayanadım okudum. Öyle sevdim işte, anlayın~ "Kılıcım ve hayatım pahasına seni güvende tutacağıma yemin ederim, Penellaphe," bana yoğun, nefis bir çikolatayı anımsatan derin ve pürüzsüz bir sesle konuştu. "Şu andan son ana dek seninim." Fark ettim ki Jennifer L. Armentrout ayakta kalan son kalelerimden. Türlerini değiştirse de karakterleri ve ilişkileriyle hep sevdiriyor. Umarım hizasını bundan sonra da bozmaz ve yıkılmaz. "Kan ve külden yükseleceğiz!"
From Blood and Ash
8.9/10 · 603 okunma
680 syf.
·
7/10 puan
İnsan, 100 lira etiket fiyatı olan kitaptan iyi bir çeviri bekliyor! Özellikle de bu kitap Türkiye'nin bilinen, belli başlı yayınevlerinden birinde çıkınca. Okuyucudan bu fahiş fiyatları talep ediyorsanız karşılığında en azından iyi bir çeviri borçlusunuz. En basitinden kişinin kendisini tanıtmak için kurduğu "It's Kieran" cümlesini "Bu Kieran" diye çevirmeyecek, yabancı deyimleri doğrudan değil anlamına göre çevirecek, kitabı anlamı bozulmuş Google translate bozması cümlelerle ve bol bol yazım hatalarıyla doldurmayacak bir çevirmen borçlusunuz okuyucuya. Gerçekten bunu çevirmek için mesai ve emek harcamış insanların yaptığı iş hakkında bu kadar ağır konuşmayı hiç istemem ki bunu yapmak beni de çok üzüyor ama kötü çeviriye gerçekten hiç tahammülüm yok. Hele hele bu kadar pahalı kitaplarda... Söylemek istediğim başka bir şey de şu ki yazarların, yetişkin içerikli kitaplarda ana karakterleri ergen yapmayı bırakmaları gerek. Bir okuduğum metne bakıyorum bir de 18 yaşındaki ana karaktere... Her ne kadar reşit olsa da çocuk yaş daha bu. Tansiyonu bu kadar yüksek okumaların öznesi olmaları bana biraz garip geliyor artık. Özellikle de karşı taraf 200 küsur yaşında olunca... Poppy de azından bı yirmi küsur yaşında olsaydı keşke. Gelelim kitaba... Öncelikle başları çok ağır ilerledi. Kitaba bir türlü giremedim. Paragrafları başa döne döne okudum. 150-200 sayfa kadar da devam etti bu durum. Ortalara doğru biraz daha akıcılaştı ama yine temposu çok yüksek değildi. Sonlara doğruysa akıl tutulması yaşattı. Çok fazla spoiler vermek istemiyorum ama Poppy'nin zekasından şüphe edeceğiniz o kadar çok şey oluyor ki... Hatta kendisi Poppy'den ziyade "puppy" oluyor bile diyebiliriz. Hawke "gel" diyor geliyor. "Otur" diyor oturuyor. "Ye" diyor yiyor. Gerçekten bir tek havlamadığı kalıyor... Hayatında hiç erkek görmemenin getirdiği birikmiş hormonlarla beynine oksijen gitmediğinden olsa gerek Hawke bunu parmağında oynatıyor. Sırf bu yüzden kitap boyu sevdigim ana karakter sonlara doğru çok derin hayal kırıklığı yarattı bende. 7/10
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42