Jenny Nordberg

Jenny Nordberg

9.3/10
4 Kişi
·
5
Okunma
·
4
Beğeni
·
336
Gösterim
Adı:
Jenny Nordberg
Unvan:
İsveçli Gazeteci, Yazar
Güç her zaman kadınların bedenlerine egemen olmak suretiyle yaşamın kökenlerine egemen olabilenlerin elinde olmuştu. Kadim Afgan deyişi 'zan, zar waa, zamin' erkeklerin kişisel mülkiyetine karşı hep var olan tehdidi özetlemektedir, silaha sarılmalarının temel nedeni hep bu olmuştur: Kadınlar. Altın. Ve Toprak.
Birçok vilayette burka hala çok yaygın, kadınlar nadiren çalışıyor ve kocaları yanlarında olmadan evden çıkmıyorlar. Evliliklerin çoğu hala zorla gerçekleştiriliyor, namus cinayetleri olağan ve adalet sisteminin tecavüz davalarına yaklaşımı genelde kurbanın zina ya da evlilik öncesi cinsellikle suçlanıp hapse girmesiyle sonuçlanıyor: Ama sık uygulanan bir çözümde kurban tecavüzcüsüyle evlenmeye zorlanıyor, böylece hüküm giymekten de kurtuluyor. Burada kadınlar aile içi şiddetten kaçmak için kendilerini ocağın gazıyla yakıp öldürüyorlar. Kız çocukları da hala babaların borçlarını ödemek ve ihtilafları çözmek için kullanılan geçerli, gayri resmi bir tedavül.
Bedenin çoğu gizlendiğinde çok daha fazlası cinselleştirilmiş oluyor. Cinselliğin hiç tartışılmadığı, kadınlarla erkeklerin sert çizgilerle birbirlerinden ayrıldıkları bir ortamda seks ironik ve belki de talihsiz bir biçimde kimsenin aklından çıkmıyor.
Erkek bebek bir zafer bir başarı. Kız bebek utanç, yenilgi. Erkek bebek 'bacha'dır, bu sözcük çocuk anlamına gelir, erkek çocuk. Kız bebek "öteki"dir: dokhtar, kız çocuğu.

Eve bir oğlanla dönen anne müzik çalınıp dua okunan nasrah töreniyle kutlanabilir. Bol yiyecek ve içecek hazırlanır. Çiçeği burnunda anneye hediyeler sunulur: Başarısını kutlamak için bir düzine tavuk ya da bir keçi. Hatta erkek bebeğin sağlıklı ve güçlü olması için annenin sütünü arttırmak amacıyla bir kilo civarında tereyağı bile verilebilir. Oğlan annesinin kadınlar arasındaki statüsü yükselir. Oğlanlar doğurabilen kadın başarılı, gıpta edilebilecek kadındır; hem iyi talihli hem de iyi bir eş olmayı simgeler.

Eğer doğan bir kız çocuğuysa, yeni annenin doğum odasından ağlayarak ayrılması olağandır. Başı utançla öne eğilmiş halde köye dönecek, orada akrabaların ve komşuların alaylarına maruz kalacaktır. Ona günlerce yiyecek verilmeyebilir. Dövülüp eve yeni bir yük getirdiği için ceza olarak hayvanlarla uyumak üzere müştemilata sürülebilir. Yenidoğanın annesinin daha önceden zaten birkaç kızı varsa kocası uyumsuz, zayıf biri olarak görülüp, bir mada posht olarak alay konusu olabilir. Tercümesi: "Kadını sadece kızlar doğuracak olan erkek."
Kabil'deki yabancıların çoğu, tıpkı özgürleştirmeye çalıştıkları en kapalı kadınlar gibi yaşıyorlar.
Ordu için en tehlikelisi neden savaşmamız gerektiğini açıklayamamak olur. Sevdiklerimizi hedef alan inandırıcı tehditler olduğunun gösterilmesi, tüm savaşların kabul ettirilmesi için çok önemlidir. Temelde yatan fikir de barışı korumak için savaşın gerekliliğidir.
Yaşamda uçurtma uçurmak, koşabildiğin kadar hızlı koşmak, kendinden geçercesine gülmek, iyi geldiği için hoplayıp zıplamak, sallanmanın heyecanını hissetmek için ağaca tırmanmak gibi şeylerin de olduğunu; başka bir oğlanla konuşmak, baban ve arkadaşlarınla oturmak, bir arabanın ön koltuğuna geçip sokaktaki insanları seyretmek, insanların gözlerinin içine bakmak, korkusuzca konuşmak, sözünün dinlenmesi ve neredeyse hiç kimsenin, neden her tür harekete izin veren rahat kıyafetler giydiğini sorgulamaması... Bir Afgan kızı bunların hiçbirini yapamaz.
Pakistanlı yazar Ahmed Raşid, Taliban kitabında Taliban adına savaşanları şöyle tasvir eder: Çoğu yetim kalmış genç erkeklerdi, genellikle 14 ila 24 yaşlarındaydılar, Pakistan'daki okuma yazma bilmeyen mollalardan İslam'ın uç bir yorumunu öğrenmişlerdi ve kendi tarihleri hakkında hiçbir bilgileri yoktu. Bunlar kamplarda büyüyen, düzenli bir toplumun ne olduğu ve nasıl yönerileceği hakkında çok az bilgisi olan, kadınların gereksiz ve erkekleri ayartmaktan başka işe yaramayan yaratıklar olduğu öğretilen Afgan göçmenleriydi. Bu nedenle kadınları karar alma ve diğer önemli meselelere dahil etmeye gerek yoktu. Taliban yönetimi ayrıca cinsel perhizi savunuyor, toplumda erkeklerle kadınların birbirleriyle temasından kaçınılması gerektiğini ileri sürüyordu, çünkü bu sadecce savaşçıları zayıflatmaya yarardı.
Burada başarı ve itibar için en az bir oğul sahibi olmak zorunlu. Onsuz bir aile sadece eksik değil, hukukun egemenliğinin olmadığı bir ülkede aynı zamanda zayıf ve kırılgan görülüyor. Bu nedenle her evli kadın hızla bir oğlan doğurmakla yükümlüdür, onun hayattaki mutlak hedefi budur ve bunu yerine getirmezse onda bir terslik olduğu düşünülür. Bu kadın dokhtar zai, yani 'sadece kız çocuk doğuran' olarak gözden çıkarılabilir. Yine de Afgan Farsçasında 'kurak' anlamına gelen, hiç çocuğu olmayan kadınlar için kullanılan 'sanda' ya da 'khoshk'un yanında bu o kadar da vahim bir hakaret değil. Ama ataerkil kültürde oğlan çocuk doğuramayan kadınlar -hem toplumun hem de kendi gözünde- temelde kusurludur.
Çoğu bölgede okuryazarlık oranı %10'u geçmiyor ve temelsiz birçok görüş, doğru olduğuna hükmedilerek hiç sorgulanmadan etrafta dolaşıyor. Bunlardan biri de bir kadının sadece aklına koyarak doğmamış bebeğinin cinsiyetini seçebileceğidir. Bu nedenle bir kadının oğullar doğuramaması pek anlayışla karşılanmaz. Aksine hem toplum hem de kendi kocası onu bir oğlu yeterince istememekle suçlar. Kadınlar da oğullar doğuramadıkları için hem bedenlerini hem de zayıf zihinlerini suçlarlar.

Başkalarının gözünde bu kadına bir de karakter kusurları eklenir: O hiç kuşkusuz zor ve iğrenç bir kadındır. Hatta belki şeytani. Bu insanların çoğu aslında bir çocuğun cinsiyetini babanın belirlediğini bilmezler, halbuki her çocuğun kromozom yapısını taşıyan erkek spermidir. ve çocuğun kız mı erkek mi olacağını belirleyen de budur.
"Bu dünyada her şey olmak isterdim ama kadın olmak değil." diye başlıyor kitap. Devamında okuyacaklarınız ise bu cümleden çok daha üzücü. İsveç'li bir araştırmacı gazeteci olan Jenny Nordberg'in Afganistan'da sayıları hiç de az olmayan bacha posh'ların peşine düşmesinin hikayesi, yani erkek kılığındaki kadınların.

Okuyan herkesin hem karşı cinsten hem de hemcinslerinden utanç, öfke, kin ve nefret duyacağını garanti ederim. Ataerkil sistemde, erkek çocukları doğar doğmaz birer tanrı olarak yüceltilirken, kız çocukları gereksiz bir yük olarak görülüyor. Sadece erkekler değil, kız çocuk doğuran bir kadını diğer kadınlar dahi aşağılıyor. Kadın, her şeyden mahrum bırakılıyor. Görüntüsüne, gülüşüne, yürüyüşüne ve hatta nefes almasına kadar erkeğin yönetimi altında. Bir birey olmaktan fazlasıyla öte, doğduğunda babasının ve erkek kardeşlerinin evlendiğinde ise kocasının hizmetçisi, kölesi. Kadın olarak tek sorumluluğu doğurmak, son nefesini verene dek doğurmak ama tabi öyle boşu boşuna kızlar doğurmak değil, şöyle şanlı erkekler doğurmak.

Okuduklarım kesinlikle ürkütücüydü. Birinin çıkıp bu okuduklarımın asla gerçek olamayacağını, yalnızca hayalgücü zengin bir senaristin elinden çıkan bir senaryo olduğunu söylemesini o kadar çok isterdim ki. O zaman kusursuz bir cehennem tasviri olduğunu söyleyip tebrik edebilirdim kuşkusuz. Ama sağlıklı bir zihnin otomatikman reddedeceği bu gerçekler kafama birkaç mermi yemişim gibi hissettiriyor. Sanki Afganistan'ı, Suriye'yi ilk defa duymuşum gibi mi davranıyorum? Hayır! Ortadoğu cehenneminden yayılan bu ateşli hastalığı Türkiye'nin de kaptığından endişeleniyorum. Doğuştan ikiz olmasak bile gün geçtikçe ne kadar benzediğimizi farketmenin sarsıntısı bu. Erkeklikleriyle gurur duyan insancıklar, umarım geç olmadan anlarsınız gidişattan olumsuz etkilenenlerin yalnızca kadınlar olmadığını, olmayacağını.

Söyleyecek çok söz var ama beynime saplanan mermiler düşüncelerimi dağıttığı için toparlayamıyorum. Son olarak şunu eklemek istiyorum, doğuştan kazanılan hiçbir şey sizi üst-insan yapamaz: sırf zengin bir ailenin çocuğu olduğunuz için doğar doğmaz milyoner olabilirsiniz, hristiyan (veya müslüman) bir ülkede doğup tek doğru dine mensup olduğunuz için minnet duyabilirsiniz, doğduğunuz andan itibaren milli duygularla şişirildiğiniz için damarlarınızdaki kandan gurur duyabilirsiniz... Ancak bunların hiçbiri sizi değil üst-insan, insan bile yapmaz. Bunların hiçbiri, ideoloji ve inançlarla patlayana dek şişirilmiş hava dolu balonlar yapmaktan öteye geçiremez sizi.

NOT: Lütfen tenha alanlarda patlayın.
"Bu dünyada hersey olmak isterdim
Ama kadın olmak değil
Bir papağan olabilirdim
Dişi bir koyun
Geyik ya da
Ağaçta yaşayan bir serçe
Ama Afgan kadını değil"
Afganistan'da bir inanış vardır.Onlar sihir diyorlar:
"Bachaposh"
Doğuda kadın olmanın ne kadar zor olduğunu çok güzel işlemiş gerçek olaylardan bir araştırma kitabı.
Başıma gelenlerden ve bayramdan dolayı geciktirsemde kitap artık başucu kitaplarımdan biri oldu.
Eğer şeriattaki kadınların neler çektiğini merak ediyorsanız mutlaka ama mutlaka okumalısınız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Jenny Nordberg
Unvan:
İsveçli Gazeteci, Yazar

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 5 okur okudu.
  • 25 okur okuyacak.