Bir an durup şu anda yaşadığıniz gerçekliği üç ayrı varlık olarak düşünün: beyniniz, zihniniz ve siz.
Beyin, kafatasınızın içinde bulunan organik bir yapıdan oluşur. Diğer organlar gibi, karmaşık kimyasal ve elektriksel etkileşimler yoluyla çeşitli işlevler gerçekleştirir. Beynin ana görevlerinden biri, düşünceler, duygular ve fiziksel duyumlar dâhil olmak üzere verileri düzenlemektir. Beyin bu verileri, bir bilgisayarın sıfır ve birleri işlemcisine sunması gibi sunar.
Zihin, o işlemcidir. Verileri alır ve onlarla bir şeyler yapar. Onları süzer, öne çıkarır, reddeder, anlam yükler ve renklendirir.
Siz ise sadece sizsiniz. Zihnin aldığı verilerle ne yaptığını izleyen kişisiniz. Bil-gisayar ekranına yansıyanları izleyen gözlemcisiniz. Bu fikri içinize çekin, sin-dirin. Çünkü bu kavrayış, OKB üzerinde ustalık kazanmak için çok önemlidir: Düşüncelerinizin farkında olan kişi sizsiniz. Bu, düşüncelerin içeriğiyle kendinizi özdeşleştirmekten tamamen farklı bir gerçeklik çerçevesidir.
Çoğumuz, kendimizi zihnimizden ayırmakta zorlanırız. Zihnimiz bir düşüncenin anlamını analiz ediyorsa, sanki o analizin sorumluluğu bize aitmiş gibi hissederiz. Oysa farkındalık, zihninizin ne yaptığını gözlemleyebileceğiniz ve bu sürece ne kadar dâhil olmak istediğinize sizin karar verebileceğiniz düşüncesine dayanır.
Daniel Siegel, The Mindful Brain (Bilinçli Beyin) adlı kitabında zihni "enerji ve bilgi akışını düzenleyen bir süreç" olarak tanımlar (2007, s.5).