Juan Carlos Onetti

Juan Carlos Onetti

Yazar
6.1/10
21 Kişi
·
53
Okunma
·
5
Beğeni
·
463
Gösterim
Adı:
Juan Carlos Onetti
Unvan:
Uruguaylı Roman ve Öykü Yazarı
Doğum:
Montevideo, Uruguay, 1 Temmuz 1909
Ölüm:
Madrid, İspanya, 30 Mayıs 1994
La vida breve (1950; Kısa Bir Yaşam) adlı romanıyla tanınmış Uruguaylı roman ve öykü yazarı. 1963'te Uruguay'ın ulusal edebiyat ödülünü kazanmıştır.

Bir süre Buenos Aires'te üniversiteye devam edip çeşitli işlerde çalıştıktan sonra yazarlığa yöneldi. Yayımlanan ilk yapıtı olan El pozo (1939; Kuyu) adı novellada, kent yaşamının karmaşası içinde kimseyle iletişim kuramayan bir adamın amaçsız yaşamı çevresinde, 1930'larda Uruguay toplumunda yaşanan bürokratikleşmeyi ve yozlaşmayı anlattı. El pozo'dan başlayarak tüm romanlarında, çağdaş kent yaşamının karamsar dünyasında hayal peşinde koşarken düş kırıklığına uğramış insanların varoluş kaygılarını anlattı.

1943'te Buenos Aires'e yerleşti ve 1955'e değin orada yaşadı; Reuters haber ajansında ve çeşitli yayın organlarında muhabir olarak çalıştı. 1939 ile 1974 arasında Marcha dergisinin yazıişleri müdürlüğünü yaptı. Tierra de nadie (1942; Hiç Kimsenin Ülkesi) adlı romanında hiçbir manevi anlam taşımayan kent yaşamını nihilist bir bakışla ele aldı. Birçok yapıtının geçtiği efsanevi Santa María kentini ilk kez La vida breve'de yarattı. Bu romanında, geçmişte kalmış bir düzeni ve huzuru yeniden bulmaya çalışırken bir başkasının kimliğinde yaşadığını düşleyen bir kahramanı konu alıyordu. Bunu 1951'de, 1940'larda yazılmış öykülerini içeren Un sueño realizado y otros cuentos (Gerçekleşmiş Bir Düş ve Başka Öyküler) izledi.

Onetti 1955'te Montevideo'ya döndü ve iki yıl sonra kentteki belediye kütüphanelerinin müdürlüğüne atandı. El astillero (1961; Tersane) önceki yapıtlarındaki temaları işleyerek Uruguay'ın siyasal ve ekonomik karmaşasını eleştirdi ve gene bürokrasiye saldırdı. Juntacadaveres'de (1964; Cesetlerin Çiftleşmesi) ise masumluğun yok oluşunu ve fahişeliği ele aldı.

Onetti'nin Obras Completas'ı (Bütün Yapıtları) 1970'te yayımlandı. Sonraki yapıtları arasında La muerte y la niña (1973; Ölüm ve Küçük Kız) adlı romanı, Cuentos Completos (1974; Bütün Öyküleri) ve Tiempo de abrazar (1974; İzlenecek Zaman) adlı romanı yer alır. 1939-68 arasında bazı yazarlar ve siyaset adamları üzerine yazdığı makaleleri 1975'te Réquiem por Faulkner (1975; Faulkner'a Ağıt) adlı kitapta toplanmıştır.

1974'ün başında Uruguay'da bazı meslektaşlarıyla birlikte askeri yönetim tarafından siyasal muhalif olarak tutuklandı ve birkaç ay sonra serbest bırakıldı. Karısıyla birlikte Madrid'e sürgüne gitti. Burada da yazarlığa devam eden Onetti, 1979'da Dejemos hablar al viento adlı yeni bir roman yayımladı. 1994'te İspanya'da yaşamını kaybetti ve burada defnedildi.
"Öyle bir an gelir ki, önemsiz, anlamsız bir olay bizi uyarmaya, her şeyi olduğu gibi görmeye zorlar."
Juan Carlos Onetti
Alakarga Yayınları
"Böyleyim ben, geleceğe yönelik planlar yapıyorum, inanıyorum, işi söz vermeye kadar götürüyorum, sonra vazgeçiyorum. Canınızı sıkmak değil niyetim, kusuruma bakmayın..."
Juan Carlos Onetti
Alakarga Yayınları
"Hayatta sürprizler yoktur, bilirsiniz. Bizi şaşırtan şeyler, tam da hayatın anlamını doğrulayan şeylerdir."
Juan Carlos Onetti
Alakarga Yayınları
Zaten içinde bir şey olanlar, olanı bulmak, ne yapacaklarını kestirmek için öğretmene gereksinim duymazlar.
Kötü olan, hayatın bize asla veremeyeceği şeyleri vaat etmesi değil, onları sürekli verip sonra vermekten vazgeçmesidir.
248 syf.
·Puan vermedi
Uruguay’lı yazar olan Onetti, E. Galeano’nun oldukça önemsediği yazarlar arasında. Her iki yazarın yaşam (gazeteci olmaları ve sürgün edilmeleri) benzerlikleri dikkat çekici.
Onetti, Buenos Aires’te dolaşırken terk edilmiş bir tersane görüyor ve bu tersanede çalışan birini. İşte O yer ve O kişi Onetti’yi öyle çok etkiliyor ki, bu kitabı, Larsen’nin öyküsünü yazmaya başlıyor.(Kitabın sonunda yazarla ilgili bilgi verilmiş.)
Onetti’nin dilimize ilk çevirisinin yapıldığı ‘Tersane’ kitabı incelenmesi öyle kolay bir kitap olmadı benim için..
Ana karakter Larsen, yıllar önce sürgün edilmişken, batmak üzere olan bir tersaneye genel müdürü olarak geri dönüyor. ve işte bu başlangıç aslında Larsen’nin bildiği/bilmezden geldiği bir son oluyor.
İnsanın yaşarken büründüğü tüm ruh hallerini etraflıca betimlemelerle anlattığı bu kitap, aynı zamanda tüm gerçekliğe karşın insanın kendi kendisinin aldatmasını imgesel bir dille vurguluyor.
Kitabın ben de en ilgi çekici yanı ise merak uyandırması; ya da okuyucu da bir giz bırakması..(Larsen’in geçmişiyle ilgili yaşananlar bilinmemekte)
Ben de Kitabın yorucu bir tarafı da oldu, oldukça yoğun betimlemeler ve fazlasıyla uzun cümleler..
Nihayetin de ‘Tersane’ insan üzerine yazılmış güzel bir eser..
Kitapla Kalın
368 syf.
·Puan vermedi
Aslında çoğu zaman bir gerçekliğin kıyısında yaşıyoruz. Bu gerçeklik ise bazen seçimimiz olmuyor. Bir çok isteğin ortasına yuvarlanmış bir egonun seçmek için güdülenmiş gerçekliği. Seçim yaptığımızı sandığımız bir güdülenme şartları etrafımız. Tüm kuralların eğilimlerin öğretilerin geleneklerin oluşturduğu bir süperego ile en ilkel dürtülerimizin yani şiddet eğilimimiz libidomuz arasında sıkışmış bir egonun seçimleri. Bir arayışın ortasında duruyoruz; akan nehirde bir kez yıkanmanın mecburi istikametinde nasıl bir arayış olduğu mechul bir arayış. Ne nehiri değiştirme şansımız var ne akan yönü. Sadece temizlendiğimizi düşünüp mutlu oluyoruz; ya da temizlenmek değilde karşı tarafa geçtiğimizi düşünüp mutlu oluyoruz. Ama nehrin ortasında kendimizi yakaladığımız her an aradaki farkı asla bilemiyoruz.

“Kaygılarımdan kurtulmuş, bütün arayışlardan vazgeçmiş, kendimi oluruna, rastlantıya bırakarak, gündelik Brausen’i belirsiz bir değersizleşmeden korumaya devam ediyor, onu kurtarmak için sonlanmasına izin veriyor, Arce’nin doğumuna yol vermek için kendimi yok ediyordum. Her iki yatakta ter içinde, ona diğerlerinin, ondan önce gelmiş geçmişlerin, artık orada olmayanların, hatta kendisinin koyduğu sınırlamalarla bir surat biçmeye çabalayarak o sağduyulu, sorumlu adama veda ediyordum. Monyevideo’da, Pocitos’ta yapayalnız bir evde, Gertrudis’in çıplak vücudunun görüntüsü ve lütfu eşliğinde talihini sırtlanmak gibi saçma bir emri kabul eden Brausen’e veda ediyordum.”

Bazen o gerçekliğin kıyısından sıkılırsınız ya da birileri sıkılır ya da önemli bir olay hayatınızın ortasına gelir yerleşir. İskambil kağıdından kule gibi yıkılır her şey. Yüksek ökçeli pabuçların yokluğudur belki de farklı olan. Bir batıp bir çıktığımız ve bazen hep aynı kabusla uyandığımız günlerin sıradanlığı içimize sinmediği isyan anlarında gerçekliği yırtmak isteriz. İşte bu anlarda tek başvurduğun şey yalan olur! Kendinden başlayıp sıyrılmak istediğin tüm anlara yalan söyler çarpıtır ve abartırsın. Yalanına hayallerin olmak istediklerin katarsın. Ortaya senin olmadığın içgüdüleri ve şiddeti ön plana çıkmış bir başkası çıkar. Olmadığın bir insana evrilip onun gibi düşünmeye başlarsın onun gibi yaşayıp onun gibi hayal kurarsın.
Bir olay ufacık önemsiz de olabilir çok önemli de hiç fark etmez kurduğun dünyanın yıkıntıları arasında kalırda kurtulmaya çalışırsın. Geçmişin gölgesi bırakmaz peşini bazen de hayatından yanlış dersler çıkardığını ancak o yıkıntılar arasında nefes alıp kurtulmaya çalışırken anlarsın. Bir çok bezmişlik vazgeçmişlik de size eşlik ederken kaçarsın tüm bu akıştan veya kaçmak istersin. Sorun da burada başlar işte iskambil kağıtlarından başka bir kuledir tırmanmaya çalıştığın. Tam tepesine asla varamazsın; yıkılır çünkü taşımaz seni, ne geçmişini ne hayallerini. O zaman içini kemiren yıkıcı bir hayal kırıklığı seni yiyip bitirir ve yeni bir sen olur senden kalanlarla.
Dezorganize bir akış içinde bir boz-yap oluşturmuş yazar. Bir sürü manzara içine olmayan bir şehrin olmayan insanlarını ve kendini koymuş. Bir sürü ruhsal ve davranışsal çelişkiye değinerek bir tablo oluşturmuş ve arasından gerçekle kurguyu ayırt etmemiş. Bir çok kimlik vermiş kahramanlarına birçok hal içinde. Aslında bu kurgusal ve gerçek dünyanın karışması yormuyor sizi. Yazarın kalemi burada devreye giriyor ayrıntyı kaçırma diyor sana yoksa yolunu kaybedersin. Bir çok güzel cümle içinde öfkeyi, çelişkiyi, ikiyüzlülüğü ve bir sürü insan hallerini yazmış. Bir yazarın hayatına bakarken karısına ve onun hastalığına dair yaşananları aktarmış. İnsanın acısının ve yansımasının geçmişi sorgulamasına ve geleceği planlarken bu dönüm noktasının oynadığı role gönderme yapmış. Ve bence temel bir soru sormuş bir insanın hayatını değiştiren şey gerçekte ne kadar büyüktür? Benim çıkardığım sonuç ise acıların kişisel olduğu. Can Yücel’in “herkesin kanseri kendine” dediği gibi herkesin acısı kendine büyüktür. Ve olayın yarattığı acının olayın kendisi ile hiçbir alakası yoktur.
Keyifli okumalar!
92 syf.
·Puan vermedi
@birkutukitapcom 'un bu ayki teması "uzaklar" dı ve bu kitapta, kahramanın yaşamından uzakta olmasının yanı sıra hayatının anlatımının da uzaktan olduğunu görüyoruz. Kahramanın öyküsünü uzaklardan, başka zihinlerden okuyoruz. Bitmesini hiç istemedim. O küçük sayfiye kasabasında o adamla ve diğerleriyle birlikte hep yaşamak istedim. Ayrıca yazarın anlatım tekniğini de çok sevdim. Harikaydı, harika
Gelelim kitabın konusuna. Hayatının son günlerini hastalığından kurtulmak için bir kasabada geçirmek zorunda kalır adam. Sevdiklerinden ve sevdiği yaşamdan uzakta, insanlara mesafeli yaşamaya başlamaktadır. Önceki yaşantısıyla tek bağı mektuplardır. Kimseyle konuşup sohbet etmediğinden adamın yaşamının yanı sıra biraz da dedikodular geliyor kulağımıza. Acaba konuşanlar haklı mı? Adam esasen kim? Etrafındakiler kim? Sevdikleri kim? Adama ne olacak? Hepsi bu güzel eserin kelimeler denizinde sizi bekliyor.
368 syf.
·Beğendi·7/10
Garip kitap... Magmatik bir madde gibi yavaş ve hipnotik bir akışı var. Bazen her şey rüya oluyor. Neredeyse zihni ateşli bir insanın hayallerden mürekkep bir kurgusu var. Yoğun, aşırı psikolojik etütler yüklenmiş, çok barok bir senaryo.
Her sayfada art arda birikimlerle ilerleyen kasıtlı olarak gizlenen bir kitap, pasajlardaki sivri hisler bir çığ gibi büyüyor.
Okuması kolay değil, psikogerilim dozu kararında. Ben sevdim.
92 syf.
·6/10
"Bir kutu kitap " ın Mayıs ayında gönderdiği kitap. İnce bir kitap ama içindeki cümleler bana ağır ve uzun geldi. Çok sade bir anlatım yok. Konu da çok ilgi çekici gelmedi. Ama yine de okurken sıkıntıdan patladım gibi bir durum da yok.
Yazar sanki kitapta gerekli gördüğü şeyleri anlatmış ve gerisi çok da mühim değil demiş. Kitabı uzun tutmak gibi bir çabaya hiç girmemiş. Mesela kitapta bahsedilen adam hasta. Ama yazar hastalığının ne olduğunu söylememiş. Ben merak ettim açıkçası :)
Neyse okumayı düşünenler olursa konusu, hasta olan bir adamın tedavi görmek için evinden uzakta bir kasabadaki otele gelip yerleşmesiyle o kasaba halkının onunla alakalı yaptığı konuşmalar (dedikodular). Bence konu bu. İçerisinde derin anlamlar olabilir.
232 syf.
·3/10
Çevirmenin oldukça tecrübesiz ve çeviri gerçekten güzel olabilecek kitabı oldukça kötüleştiriyor. Okurken çok zorlandım.
Hissi etkileyici bir kitaptı.
368 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Gerçekten iyi okurların çok severek okuyacağını düşündüğüm bir metin. Tabii ki okumak çok kolay diyemem üç yoldan takip ettiğiniz bir metin için fakat edebiyat açısından metinsel olarak muazzam bir roman olduğunu düşünüyorum. Özgün bir konu veriyor diyemem ama edebi açıdan değişik metinler görmeyi seviyorsanız muhakkak keyif alacaksınızdır diye düşünüyorum.


https://www.youtube.com/watch?v=Bl_0YmRh3cg

Orada Bir Yerde
Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır
Kayda Geçsin
Kısa Hayat
Sondan Sonra
Arkadaşlarla Sohbetler
Adı Sanı Belirsiz Bir Olay
Tütüncü Çırağı

Yazarın biyografisi

Adı:
Juan Carlos Onetti
Unvan:
Uruguaylı Roman ve Öykü Yazarı
Doğum:
Montevideo, Uruguay, 1 Temmuz 1909
Ölüm:
Madrid, İspanya, 30 Mayıs 1994
La vida breve (1950; Kısa Bir Yaşam) adlı romanıyla tanınmış Uruguaylı roman ve öykü yazarı. 1963'te Uruguay'ın ulusal edebiyat ödülünü kazanmıştır.

Bir süre Buenos Aires'te üniversiteye devam edip çeşitli işlerde çalıştıktan sonra yazarlığa yöneldi. Yayımlanan ilk yapıtı olan El pozo (1939; Kuyu) adı novellada, kent yaşamının karmaşası içinde kimseyle iletişim kuramayan bir adamın amaçsız yaşamı çevresinde, 1930'larda Uruguay toplumunda yaşanan bürokratikleşmeyi ve yozlaşmayı anlattı. El pozo'dan başlayarak tüm romanlarında, çağdaş kent yaşamının karamsar dünyasında hayal peşinde koşarken düş kırıklığına uğramış insanların varoluş kaygılarını anlattı.

1943'te Buenos Aires'e yerleşti ve 1955'e değin orada yaşadı; Reuters haber ajansında ve çeşitli yayın organlarında muhabir olarak çalıştı. 1939 ile 1974 arasında Marcha dergisinin yazıişleri müdürlüğünü yaptı. Tierra de nadie (1942; Hiç Kimsenin Ülkesi) adlı romanında hiçbir manevi anlam taşımayan kent yaşamını nihilist bir bakışla ele aldı. Birçok yapıtının geçtiği efsanevi Santa María kentini ilk kez La vida breve'de yarattı. Bu romanında, geçmişte kalmış bir düzeni ve huzuru yeniden bulmaya çalışırken bir başkasının kimliğinde yaşadığını düşleyen bir kahramanı konu alıyordu. Bunu 1951'de, 1940'larda yazılmış öykülerini içeren Un sueño realizado y otros cuentos (Gerçekleşmiş Bir Düş ve Başka Öyküler) izledi.

Onetti 1955'te Montevideo'ya döndü ve iki yıl sonra kentteki belediye kütüphanelerinin müdürlüğüne atandı. El astillero (1961; Tersane) önceki yapıtlarındaki temaları işleyerek Uruguay'ın siyasal ve ekonomik karmaşasını eleştirdi ve gene bürokrasiye saldırdı. Juntacadaveres'de (1964; Cesetlerin Çiftleşmesi) ise masumluğun yok oluşunu ve fahişeliği ele aldı.

Onetti'nin Obras Completas'ı (Bütün Yapıtları) 1970'te yayımlandı. Sonraki yapıtları arasında La muerte y la niña (1973; Ölüm ve Küçük Kız) adlı romanı, Cuentos Completos (1974; Bütün Öyküleri) ve Tiempo de abrazar (1974; İzlenecek Zaman) adlı romanı yer alır. 1939-68 arasında bazı yazarlar ve siyaset adamları üzerine yazdığı makaleleri 1975'te Réquiem por Faulkner (1975; Faulkner'a Ağıt) adlı kitapta toplanmıştır.

1974'ün başında Uruguay'da bazı meslektaşlarıyla birlikte askeri yönetim tarafından siyasal muhalif olarak tutuklandı ve birkaç ay sonra serbest bırakıldı. Karısıyla birlikte Madrid'e sürgüne gitti. Burada da yazarlığa devam eden Onetti, 1979'da Dejemos hablar al viento adlı yeni bir roman yayımladı. 1994'te İspanya'da yaşamını kaybetti ve burada defnedildi.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 53 okur okudu.
  • 49 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.