Kafka Okur

Kafka Okur

YazarDergi
8.6/10
4.097 Kişi
·
20,5bin
Okunma
·
2.932
Beğeni
·
37,6bin
Gösterim
49 syf.
·4 günde·10/10 puan
Merhaba. Güne bir inceleme ile başlamak istedim. Bu güne kadar çok sayıda Kafkaokur okumama rağmen inceleme eklememiştim. Bu sayı beni derinden etkiledi. Tomris Uyar ve Nilgün Marmara'nın hatrına ilk Kafkaokur incelemem olsun istedim. 4 şairi (Cemal Süreya, Edip Cansever, Ülkü Tamer, Turgut Uyar) etkileyip şiirler yazdıran Tomrise bir inceleme feda olsun.:) Sayı Tomris Uyar'a adanmış, gerek kapak resmi gerek de yazılar olarak çok güzel buldum. Tomris hakkında hiç bilmediğim bilgiler edindim. Sayı Cansu Tok'un Tomris hakkında yazısıyla başlıyor. Bu yazıda beni en gülümseten şey Cemal Süreyanın eve geç gelme konusu oldu. "Her akşam işten çıkıp şıp diye eve dam­lıyordu Cemal Süreya. Bir gün Tomris Uyar, 'biraz gez dolaş arkadaşlarınla falan buluş' dedi. Ertesi gün geç geldi Cemal Süreya. Örtü silkele­mek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal'i gördü ve gerçek ortaya çıktı. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup 'geciki­yordu' Cemal Süreya.." Bir diğer konuysa "Ölememe Günü". Dönemin birçok yazarları her yıl bir araya gelir bu günü kutlarmış. 1985'te bu günü Turgut Uyar bozar. Bu daha genç yaşlarında, küçük çocuğu ile kaybetmeye başlayan Tomrisi derinden etkiler. Ve birçok öykü kitabını bundan sonra kaleme alır. Nilgün Marmara ise hayranı olduğu Slvyia Plath ile aynı akıbeti yaşar. "Ölmek bir sanattır" der Plath ve Nilgün bu sanatı icraata dökmeye karar verir. "Hayatın neresinden dönülse kardır" diyen Nilgün Marmara 13 Ekim 1987'de henüz 29 yaşındayken Kızıltoprak'ta yaşadığı evin beşinci katından atlayarak yaşamına son verir."
Ezgi Ayvalı, Merve Özdolap, Feyza Altun, Yusuf Çopur, Gökhan Coşkun ve birçok kişinin anlatıları, şiirleri ile insanın hayatla bağını kısa bir süreliğine kesen bir sayı. Keyifli okumalar dilerim.
47 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Derginin 38. sayfasında Müjdat Ataman'ın "Renkleri Soldurduğumuz Çocuklar" isimli yazısı için bu incelemeyi yazıyorum.

Bu yazının konusu eğitim sistemi...
Ataman, konuya girerken verdiği şu örnekle, zaten meseleyi özetlemiş:

Fransa'da yapılan bir lise bitirme sınavında;
-Ahlak en iyi siyaset midir?
-Emek, insanları ayrıştırır mı?

Soruları sorulmuştur. Türkiye'de 2019 üniversite giriş sınavında ise;
-Birinci Göktürk Devleti döneminde Budizm'i kabul ederek, bu dinin halk arasında yayılmasını sağlamaya çalıştığı için tepki çeken hükümdar aşağıdakilerden hangisidir?
a) Bumin Kağa
b) İstemi Yabgu
c) Tapo Kağan
d) Mukan Kağan
e) İşbara Kağan

Ezbere dayalı bir eğitim sisteminde cebelleşmeye çalışan genç öğrencilerimiz, sınavlarını ezber yaparak geçmeye çalışırken; kendilerini geliştirme, yorumlama, keşfetme, araştırma gibi yetenekleri her geçen gün körelmektedir. Kendilerini geliştirme amaçlı değilde sınavları geçmek için çalışan öğrencileri ileride güzelde bir gelecek bekliyor olsa yine gıkım çıkmayacak ama...

Bu genç öğrenciler ileride büyüdükleri zaman şöyle dönüpte arkalarına baktıklarında, 16 yıllık (ilkokul+ortaokul+lise+üniversite) eğitim hayatlarında öğrendikleri, temel şeyler haricinde (matematik, Türkçemiz, dilimiz, biraz tarihimiz vs.) koca bir hiçtir.

Sonrada bilmem kaç milyon üniversite mezunu ya işsiz ya da okuduğu bölümle alakasız bir işte çalışıyor. Bu eğitim sistemiyle gidildiğinde sonucun böyle olması kaçınılmaz. Hatta müstahak.

Yukarıdaki sınav soruları gerçekten eğitim sistemimizin net özeti. Dolayısıyla konuyu uzatmak istemiyorum. Sadece bu yazı için bile bu sayıyı almanızı tavsiye ederim.

Teşekkür Kafkaokur, teşekkürler Müjdat Ataman, TEŞEKKÜRLER MİLLİ EĞİTİM.
40 syf.
·9 günde
Günümüzün en popüler, en çok okunan ve en çok satan, ismini ve sloganı olan "...ben edebiyattan ibaretim" sözünü Franz Kafka'dan alan Kafkaokur'un ilk sayısında Franz Kafka'yı kapak ve konu edinmesine şaşırmadık tabi.
Peki nerden geliyor bu Kafka aşkı? Tabiki derginin editörü ve kurucusu Gökhan Demir'den. Gökhan Demir dergiden önce blogunda Kafka üzerine yazılar, makaleler ve incelemeler paylaşan bir Kafka sevdalısı.
Derginin bu ilk sayısında da temel olarak Kafka üzerine başta Gökhan Demir olmak üzere yazan yazarlar güzel bir sayı ile edebiyat dünyasına giriş yapmış diyebiliriz. Özellikle Gökhan Demir'in Kafka üzerine yazdığı yazılar, Kafka okumak ve anlamak üzerine yol gösterici ve açıklayıcı olmuş. Dergi yazarlarının şiir ve öyküleri de bulunuyor 64 sayfalık dergide. Özellikle Doğa Durmaz'ın Whiskas sonrası Suikast öyküsü çok hoşuma gitti.
Ayrıca bu dergi benim baştan sona hiçbir yazı, cümle atlamadan okuduğum ilk dergi oldu devamı gelir umarım. Çünkü Cemil Meriç'in de dediği gibi Dergi hür tefekkürün kalesidir.
64 syf.
Arkadaş, Audrey Hepburn hayranı ve ben de sinema dünyasındaki ününü biliyorum. Güzelliğini de biliyoruz. 23.sayıyı bu yüzden almıştık. İlk kez Kafkaokur alışımız Audrey'in güzelliği sayesinde oldu. 24'ü de yine bir arkadaş vesilesiyle okumuş oldum. Ben inadına bu dergiye para vermem; şeffaf dosya mı, naylon mu ne diyorlar, çıkaracaksınız onun içinden. Vardır sanırım herkesin bir takıntısı...

Nazan Bekiroğlu'lu sayfalar güzeldi. Anlaşılan kendisi öyle bir yazardır ki, hakkında bahsetmek dahi ismi geçen sayfalara "ruh" katmış. Yoksa ki "ceset" gibi bir dergi. Oysa düzeni, özeniyle tam notluk bir dergi olduğu itiraf edilmeli. Kaan Murat Yanık'ın yazısını görünce çok sevindim. İzdiham'dan biliyorum ve emindim ki ne yazmışsa güzeldir. İnanın bu sayıda okuyacağınız en güzel ve akılda kalıcı yazı bu - "Kokunun İzi".

Nazan Hanım kendisiyle yapılan röpartajda "sanatkarca huzursuzluklarım" diye ifade kullanmış. Eleştirmek istiyorum. Huzur yerine hüzün olmalı. 'Huzur' varsa, 'huzursuzluk' yoktur. Var varsa, yok yoktur örneği gibi. Huzursuzluk, huzuru keşfedene kadar izafi olarak kullanılan - eğer duygusal bir durumdan bahsediyorsak- bir anlayıştır. Huzur bir kez "ele geçince" (doğrusu o biz ele geçirir, fetheder) bir daha çıkmaz. Bu yüzden huzura kavuşmuş kişi için huzursuzluk diye bir anlayış ortadan kalkar. Buradan hareketle anlıyorum ki Nazan Bekiroğlu ya huzuru keşfedememiştir ya da huzurla hüzünü ayıramamıştır. Sanat ve sanatkar(ca) anlayışları yanına 'hüzün' daha yakışır ve uygun olan kelime... Bitti.
53 syf.
·10/10 puan
Evimin yanması sebebiyle giden binden fazla kitap ve biriktirdiğim dergilerimden sonra , dergi okumaya küsmüştüm. Kafkaokur bu inadımı kırmamı sağlayıp takip ettiğim ilk dergi. Gittikçe daha da güzelleşeceğine inanıyorum.
40 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Özellikle Son Akşam Yemeği resim incelemesini çok beğendimi söyleyerek katkıda bulunan herkesin eline ve kalemine sağlık diyorum! Bayılarak takip ettiğim size de önerdiğim bir dergidir, okuyun..
64 syf.
Sanırım artık bu dergiyi almayacağım. Bu sondu.
Son 5 - 6 sayıdır şans veriyorum kendimce ama verdiğim paranın ziyan olduğunu düşünüyorum.
İlk sayıdan itibaren dergiyi didik didik okuyan, yazarlarının her birinin sosyal medya hesaplarını inceleyen, begendigi alıntıları deftere tek tek yazan biri olarak bir kaç çift laf söyleme hakkı buluyorum kendimde.
Nerede ilk sayılar nerede son sayılar. Tabi ki bir başlangıç yükseliş ve bunun nihayetinde düşüş olacaktır. Çok satan (en çok) bir dergi olmasına rağmen incelediğim bir çok dergiden daha vahim durumda olduğunu görüyorum.
Gittikçe de ergenlesen bir dergi. Hatta genç yazarlarımız sanki her sayıda aynı şeyleri değiştirip değiştirip yazıyor.
İnanın tek sevdiğim tarafı illüstrasyonlar.
Gençlere okumayı sevdiriyor olabilirsin, ancak artık bana hitap etmiyorsun sevgili Kafkaokur.
Elveda.
53 syf.
Jim Carrey'i görür görmez koşup aldım. Jim Carrey'le beraber Kafka, Anayurt Oteli/Yusuf Atılgan, Orhan Veli ve Sigmund Freud ile zengin, bir solukta okunacak bir sayı olmuş. Kafka okur sevenlerine duyurulur!
64 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Kafka Okur'dan en güzel sürpriz!

Beni biraz olsun tanıyan bilir Audrey Hepburn’e duyduğum hayranlık ötesi sevgiyi. Yıllar önce varlığı sadece birkaç yerde gördüğüm fotoğraftan ibaretken, farklı insanlar tarafından kendisine benzetildiğimde “Kimmiş yahu bu kadın?” diyerek kendisini ve hayatını araştırdığım Audrey yıllar içerisinde tüm filmlerini izlediğim, hayatımda bulunduğum her yerde benden çok onun varlığının hissedildiği bir ikon haline dönüştü. Benzetilmeyi bir kenara bıraktım, biraz andırıyor bile olmak dünyanın en mutlu insanlarından biri haline getirdi beni bu hayranlıktan sonra. Ölümden sonra bir buluşma olacaksa eğer, yanına koşacağım bir varlık oldu kendisi.

Zerafet kelimesinin somut hali Audrey, tavırları, mimikleri, masum ifadesi, sempatikliği ve asaleti ile konusunun kişiyi tam anlamıyla içine alamadığı filmlerde bile zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığımız şekilde akıp gitmesine sebep olacak büyüleyici bir karaktere sahip. Onu izlemek bir rüyaya kapılıp gidiyormuşsunuz hissi uyandırıyor. Sadece dış görünüşüyle değil, aynı zamanda insan sevgisiyle de ön plana çıkan Audrey Hepburn, yıllarını UNICEF’e adayan biri olarak yardımseverliğiyle de gözümde mükemmelin de ötesindedir.

Severek takip ettiğim Kafka Okur bu sayısında Audrey’i konu alarak bana en güzel yılbaşı hediyesini sundu. Onun büyüsüne kapılmışken çevirdiğim sayfalar arasında sinemada Woody Allen, film incelemesinde Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar’ına yer verilmesi de bu sayısını iyice taçlandırdı. Küçük şeylerin büyük mutluluğunu yaşadım tertemiz bir yıla girerken.

Audrey Hepburn’un daha önce filmini izlememiş olanlar için: http://unutulmazfilmler.co/...day-roma-tatili.html

Filmi uzun iş, üç dakikalık hipnoz yeter diyenler için: https://youtu.be/ZlsxC9rmqYA