1000Kitap Logosu
Kemal Arıburnu
Kemal Arıburnu
Kemal Arıburnu

Kemal Arıburnu

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.5
6 Kişi
22
Okunma
2
Beğeni
462
Gösterim
Davut
bir alıntı ekledi.
Bozkurt-Lotus Davası
İşte bu inanç ve heyecanla Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet Bakanı olarak Bozkurt Lotus davasını nasıl üstlendiği şöyle anlatılır. “Lozan’dan üç yıl sonra, bir Türk vapuru bir Fransız vapuruyla açık denizde çarpışıyor. Türk vapuru batıyor ve sekiz Türk’ün hayatına mal oluyor. Lotüs vapuru İstanbul’a gelince, Türk adliyesi olaya el koyuyor. Fransız gemisinin nöbetçi kaptanı Demons’u tutukluyor. Fransız Büyükelçiliği kaptanın serbest bırakılmasını istiyor. Biz, adliyeye hükümetin hiç bir nedenle karışamayacağı yanıtını veriyoruz. Fransız basını işi kızıştırıyor. Aleyhimize sert yazılar yazıyor. Türklerin Devletlerarası Hukuku bilmedikleri, Lozan’da elde ettikleri sonuca yaraşır bir tutum içinde olmadıkları ileri sürülüyor. Bu sırada Mahmut Esat Bozkurt heyecan içindedir. Adliyemizin tuttuğu yolun doğru olduğuna inanmaktadır. Güçlü hukuk eğitimi, ulusal onurla ilgili konulardaki duyarlılığı ona yönünü kolayca belirlediğinden, izleyeceği yolu şaşırmıyordu. Gazetecilerimiz, hukukçularımız arasında duraksama gösterenler, Demons’u serbest bırakırsak iyi olur diyenler de vardı. Mahmut Esat Bozkurt, herkesi inandırmaya çalışıyor ve bu sorunda geri çekilmenin uluslararası saygınlığımızı sarsacağını, hem çok sevdiği ve inandığı Başbakanı’nın Lozan’da binbir zorlukla kaldırdığı adli kapitülasyonlara Türkiye’nin kapılarını yeniden aralamak olacağını söylüyordu.” Mahmut Esat Bozkurt anlatıyor: – Bir gün Atatürk ve İnönü beni çağırdılar Sorunu bir daha açıklamamı emrettiler. Anlattım ve sözlerimi şöyle tamamladım: Paşam, La Haye Adalet Divanı’na gidelim. Kimin haklı olduğu orada belli olsun. Ben haklılığımıza ınanıyorum. Müsaade ederseniz davamızı ben savunayım. Kaybedersem yurduma bir daha dönmem. Fakat kazanacağız! Hem Adalet Divanı önüne gitmeden Fransızların dediğini yapacak olursak Fransız devletinin gözdağı karşısında boyun eğmiş olacağız. Bu da onlara diğer sorunlarda aynı gözdağını ileri sürmek yürekliliğini verecektir. Halbuki La Haye Divanı’na gidersek davayı kaybetsek dahi şeref ve haysiyetimiz zedelenmez. Çünkü, uluslararası bir mahkemenin hükmüne uymak şerefsizlik değil, tersine büyük şereftir. Bu sözler üzerine Şefler kendisine: – Güle güle git. Kazanacaksın. Kazanmasan da bu millet seni bağrına basacaktır, diyorlar. Fransızların La Haye Adalet Divanı için hazırladıkları metinde: Türkiye Kaptan Demons’u tutuklamakla devletlerarası hukuka uygun hareket etmiş midir? Sorusu soruluyordu. O, bunu beğenmedi ve şu formülü önerdi ve kabul ettirdi: – Türkiye Kaptan Demons’u tutuklamakla devletlerarası hukuka aykırı hareket etmiş midir? Bu ufak değişiklikle davanın yükünü Fransızların üzerine yüklemişti. Çünkü, birinci biçimde kanıtlamak bize düşerken, ikinci formül bunu tamamen Fransızlara yüklemiştir. Dava kazanılmıştı. Bu Türk devriminin bir zaferi idi. Bozkurt-Lotüs davası, Lozan’ı uygulama alanında perçinlemişti. Şefleri onu “Bozkurt” soyadı ile onurlandırdılar.
2
17
ng
bir alıntı ekledi.
Fakat zekânı unut, daima çalışkan ol!
"Türkiye Cumhuriyetinin özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitabediyorum: Batı senden, Türk’ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün Batı nihayet teknikte bir yükselme gösteriyorsa, ey Türk çocuğu, o kabahat da senin değil, senden evvelkilerin affolunmaz ihmalinin bir neticesidir. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin malûm, fakat zekânı unut! Daima çalışkan ol."
13
Pamir Pemra
bir alıntı ekledi.
Bir gün sofrada felsefe konusu açıldı.Hazır bulunanların hepsine ayrı ayrı sordu.Çeşitli açıklamaların hiç birini beğenmedi. Bu defa kendisinden açıklama rica ettiler.Karşılığında "Felsefe; çölde sıcak kumlar içinde cayır cayır yanan, tutuşan,dili damağı kuruyan turistin ufukta oluşan ılgımı su sanarak arkasından koşmaya benzer" dediler.
1
10
Pamir Pemra
bir alıntı ekledi.
Sınırlarını,en son Türk kuşaklarının kanlarıyla yoğurup çizdiği bir Türk vatanında,o vatan kavramını anlamlandırdı. O bir ölüm haberi karşısında, yurt toprağında şu hitapları bana yazdırmıştı (1930): "Türk toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için canımızı veririz. Fakat sen Türk milletini sonsuz hayatta yaşatmak için, feyizli kalacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster."
Kemal Arıburnu
Sayfa 196 - Afet Inan'ın anısı
4
50 öğeden 16 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.