Kemal Sayar

Kemal Sayar

YazarÇevirmen
8.5/10
1.523 Kişi
·
5.618
Okunma
·
1.205
Beğeni
·
42604
Gösterim
Adı:
Kemal Sayar
Tam adı:
Prof. Dr. M. Kemal Sayar
Unvan:
Türk Psikiyatri Hekimi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
Ordu, Türkiye, 26 Mayıs 1966
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör unvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi , dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri anabilim dalına geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı başkanıdır. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda "Ruhun Labirentleri" isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.

 

 
Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz.
Televizyon doğası gereği “normal” olana itibar etmez daima anormal olanı sıradışı olanı konu eder.O nedenle televizyondan gelecek mesajların bir süzgeçten geçirilerek eleştirel gözle bakılarak alınması veya reddedilmesi gerekir.Bu türden televizyon izleme faaliyetine biz televizyon okur yazarlığı diyoruz, televizyon okuryazarlığı televizyonda olup biten her şeyi bir eleştiri süzgecinden geçiren neyin ne için yapıldığını bilen bilinçli bir izleme faaliyetine işaret eder.
Kemal Sayar
Sayfa 78 - Timaş
Rollo May kendi kendisine "Yirminci yüzyıl insanının temel sorunu nedir? diye sorar ve cevap verir:" Boşluk." İnsanlar neyi istediklerini veya neyi hissettiklerini bilmemektedirler. Arzu ve isteklerini bir kesinlik halinde yaşamadıkları için, kararsızlıktan ve özerklik yoksunluğundan yakınmaktadırlar. Aile ve aşk ilişkileri bozulmuştur, ama en başta, ilişki içinde oldukları kişiyi de içlerindeki boşluğu gidermeye matuf olarak benimsedikleri için, kişi o boşluğu doldurmadığında endişe ve öfkeye kapılırlar.
“ Başka insanlar için ne yaptım?” sorusuna verilecek cevaplarımız olmalıdır ki hayatımız gerçek anlam kazanabilsin.
İnsanın kaderi vazgeçmediğinde değişiyor, zira "kader gayrete aşıktır." Yahut, gayrettir kaderin kanatları.
Kemal Sayar
Sayfa 161 - Kapı Yayınları, 2. basım, 2017
168 syf.
Çocukluğumdan beridir süregelen bir alışkanlıktır benim için günlük tutmak. Kimseye anlatamadıklarımı satırlar ile itiraf etmek ise artık bir nevi terapiye dönüştü. Defterimi açıp bir süre durdum. Ne kadar zamandır yazmıyorum diye. Sonra ne kadar da yorgunum kelimeleri başladı dökülmeye. Yazdıkça yaptıklarımın pişmanlıkları ve sevinçlerinden çok daha fazla yapamadıklarımın açtığı savaşının galibiyetini anladım. Yapamadıklarım haklı bir galibiyetle karşımda dikilerek zihnimi hatta tüm hücrelerimi öylesine esir alıyor ki romantizmin hassasiyetini terk etmeyenler tarafından , eğer fiziksel bir yorgunluk değilse ortada sergilenen ''Gönül Yorgunluğu '' denir ya ne hoş bir tabirdir işte o hoşluğu hissedemeyecek kadar yorgunum.
Çalıştığım yıllarda çok yoruldum , emekli oldum, iş temposu yorgunluğum da geçti şimdilerde. Ama başka başka alanlarda çok daha mutlu olabilirdim ah vahlarımdan dolayı yorgunum.
“Ne olur evlenelim , seviyorum, sensiz yapamıyorum , geberiyorum” diye aylarca yalvarıp, çeyrek asır süren bir evlilik sonrası iki çocuğuma ''Kusura bakmayın, boş anıma mı geldi yoksa aşık mı oldum ama gitmem lazım özür dilerim'' bile demeyip kendisinden oldukça genç bir sevgilinin peşinden giden bir adamın babalığını da unutmuş olmasından yorgunum.
Sonra izlediğim ya da okuduğum haberlerde sebepli ya da sebepsiz hayatların bu kadar ucuzca sona ermesinden yorgunum. Tüm geleceği gireceği bir kaç saatlik sınav sonrasında belirlenen çocukların, gençlerin çabasından yorgunum.
Vasıfsız olduklarının herkesçe fark edildiği sadece kendilerince bilinmeyen hatta ellerindeki torpil kozlarını hak ettiklerini düşünüp, dünyaya gelişlerinin ilahi bir sebebi varmışcasına pişkinleşenler yüzünden kartvizitsiz referanssız oldukları için işe giremeyenlerin çaresizliğinden yorgunum.
Birbirini dinlemek yerine sürekli didişen hep bir rekabet edercesine yaşayan, bırakın sevmeyi saygı duymayı hayat felsefesi yapamayanların anlayışızlıklarından yorgunum.
Sabah günaydın dediğimde dünyayı aynı pencereden seyretmiyoruz, ideolojilerimiz inançlarımız çok farklı bakışını takınarak selamımı cevaplamaktan kaçınan komşularımın ziyniyetlerinden yorgunum.
Biter mi yorgunluklarım ? Bitiremiyorum; Nur-AL um ile Kayseri'ye geldiğinde fazla vakit geçiremediğimizin , Metin T. nın gelişinde ise hiç görüşememiş olmamızın eksikliğinden, Muzaffer Akar nın sebebini çözemediğim sessiz kırgınlığından, İpek Kamuran ın acaba bugün içime sinecek ne yazdı merakımdan dostamisc ın sergilediği nezaket karşısında kırar mıyım tedirginliğimdenSümeyye nin koskoca şehirde tek başına verdiği eğitim mücadelesindeki endişemden , kimseyi üzmemek, kimse tarafından da üzülmemek adına taşıdığım tüm kaygılarımdan yorgunum.
Son olarak çok çok yoruluyor olmama yorgunum ama bu kadar yorgunluğun üstüne belki de hiç olmayacak şey değil , çok çok yorularak bütün yorgunlukların üstesinden gelebilirim. Hatta bütün bu yorgunluklardan fazla da yorularak , duyarlı, anlayışlı mutlu mesut insan olarak yaşayabilirim diyorum. Mutlu ve umutluluğa yorgunum.
Ben biraz dinleneyim dinleneyim de kendi yorgunluklarımı anlatarak yordum sizi. Hatta kitaptan hiç bahsetmeyerek hem de. Okumak isteyenler için beş bölümden ve kırkın üzerinde yazıdan oluşan eser “Her Şeyin Bir Anlamı Var” diyerek tüm yorgunluklarıma dinlenme molası verdi.
Sizin de yaşadıklarınız belki bir anlamı vardır, okumak isteyenlere çaresizlikten , öfkeden batsın bu dünya diyenlere ''Yalan dünya her şey bomboş'' rahatlığında bir hayat sergileyerek , vicdan , sabır , duyarlılık ve sevgi muhasebesi yaptırsın. https://www.youtube.com/watch?v=Z6oqiyxDU-M
Keyifli okumalar.
144 syf.
·3 günde·Puan vermedi
‘’Hayat, teselli olmaktır , herkes tesellisini kendi nev’inden arar‘’

kitabın adının ilham alındığını tahmin ettiğim bu söz Yusuf Hemedani’ye ait. Kemal Bey bu sözü; “Hayat, teselli bulmaktır” olarak kabul etmiş ve öyle de işlemiş bir denemesinde.

Kemal Sayar, daha evvel okumamış olanlar için söyleyecek olursak; Psikiyatri dalında Profesörlük titrini kazanmış ve bu alanda çeşitli çalışmalar, faaliyetler yürüten birisidir. Edebiyat yönü kuvvetlidir, şiirler yazar ve meramını iyi bir biçimde anlatacak belâgate sahiptir. Kitapları, “haydi aslanım, elbette ki yaparsın” gazını veren kişisel gelişim kitapları ya da içeriği boş, havada kalan, gerçekçilikten uzak telkinlerle dolu psikoloji kitaplarından farklıdır. Halleşmeye dayalı, irfanı ve bilgeliği kendine rehber edinen, zamana ve zemine uygun tespit ve reçeteler sunar size. Bunu da dostça yapar. Ben bir teneffüs arası gibi görürüm Sayar kitaplarını. Sürekli değil, arada, nefes darlığı yaşadığınızda, bu zaman için iyi gelir.

Peki bu kitabında ne anlatıyor? Aslında bu kitabı daha evvel hiç Kemal Sayar okumamış biri için iyi bir tanışma kitabı. Çünkü önceki kitap ve yazılarından en beğenilenlerinin derlemesi. Geneli kısa denemelerden oluşuyor. Akıcı ve samimi bir anlatım söz konusu. Öyle ki okurken bir üst perdeden, bir şeylerin size dikte edildiği, ya da “şunu şöyle yap, bunu da böyle et” diyen üstün, ukala bir dil kullanımı söz konusu değil. Okurken O konuşuyor ve siz, söz ve manayı severek, alıcı olarak dinliyorsunuz. Zaman zaman size de söylenen bir sözün araladığı kapıdan girme fırsatı doğuyor ve siz de etkin bir katılımcı olarak, söz alarak eklemeler yapabiliyorsunuz.

Mesela O anlattı ben dinledim. Bu çağ için; delicesine bir hızın hâkim olduğu ve insanların ne yaptığını bilmeden yaşadığı bir zaman dedi ve ekledi; “Fakat, hız öldürür. Her şeyi daha hızlı yapmak bize daha az zaman bırakır”. Düşündüm, her şeyi hızlı yapmaya çalışan modern insanın, bu zamanda ne kadar yarım kaldığını ne kadar eksik, yabancı ve yalnız hissettiğini hatırladım. Çok şey yapmaya çalışırken, yaptığı şeylerin hep eksik ve yarım kaldığını ve bunun da doyumsuz hissettirdiğini hatırladım. Sonra, “her şeyden biraz kalır / kavanozda biraz kahve, / kutuda biraz ekmek, / insanda biraz acı. / insanda biraz mutluluk” diyen Turgut Uyar geldi aklıma ve sonra “Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” diyen Gülten Akın. “Her şeye yetişmek isterken hiçbir şeye yetişememek, her şeye sahip olmak isterken aslında hiçbir şeye sahip olamamak…” Ancak durup düşündüğümüzde hatırlayabildiğimiz, farkına varabildiğimiz sorunu gördük ve dahi yaşıyoruz ya hani, bildik. Kemal Bey, çözüm için Yavaşlığa Övgü’ler söyledi. Anlayarak, hayata nüfuz ederek, hayatın kalbine dokunarak yaşamak gerektiğinden bahsetti ve dedi ki; “Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz.”

İnsan eğer sevemiyor, merhamet etmiyor ve hissedemiyorsa, o zaman tabiatının dışına çıktığı için hayatı yaşamakta ve anlamlandırmakta zorluk çekiyor. Bunun için bu değerlerin bilgisine sahip olmak, yaşama pratiğinde bu değerleri işletmek gerekiyor. Yazarımız, merhamet için güzel, kalıcı ve pratik bir bilgi tanımı yapıyor: “Merhamet, senin mutluluğun olmazsa benim de mutlu olamayacağımın bilgisidir”. Herkesin birbirine bigâne kalmaya başladığı, duyguların donuklaştığı ve hiç kimsenin bir diğerinin kalbine dokunamadığı adeta ‘ölmüşlük hissi’nin yaygınlaştığı modern zamanda insan, “merhametin ruhun panzehiri” olduğunu anladığında, bu dönüştürücü ve iyileştirici güçle, adeta bir başkasında tekrar doğabilecek ve soğrulan yaşam enerjisini kazanabilecektir. Çünkü, “İnsan, kendi sınırlarının ötesinde bir alana gittiğinde, sadece kendisi için değil başkaları için de var olduğunu hissettiğinde, çok daha güçlü bir canlılık hissi tecrübe eder.”

Çünkü, sosyal bir varlık olarak yaratılmış olması insanın; iletişime muhtaç olmasını, sesinin bir başka seste yankılanması gerekliliğini ve ancak duygu-fikir etkileşimiyle ilerleme kaydedebileceği sonucunu doğuruyor. Yani ruhsal manada sağlıklı kalabilmesi için bu etkileşim, gıda ihtiyacı kadar zaruri. Çünkü diyor doktorumuz, “insanın bir başkasında kendisini yankılama, bir başkası tarafından sevilip onaylanma ihtiyacı ömür boyu sürer”.

Kalbinde bir merhamet devrimi yapan ve insanların kalbine dokunarak yaşamayı kendine düstur edinen insanın önünde mutluluk için tek engel, zaman kalıyor. Hazza dayalı hızlı yaşanan hayat, yavaşlatılarak, anı ıskalamadan, kıymetine ve tadına vararak, her şeyin yerinde ve zamanında yaşanmasıyla mutlu olunacağını söylüyor doktorumuz. Tam burada çok hoşuma giden bir ifade var; “şimdi ve burada olmak”. Bu oldukça net ve akılda kalıcı bir reçete. Kemal Bey bu konuda şöyle diyor: ”Mutluluk için asgari olarak ihtiyaç duyduğumuz bir şey var: Bütün kalbimizle ‘şimdi ve burada’ olmak ve arzunun, hırs ve tamahkârlığın dikkatimizi çelmesine izin vermemek…” Tüm bu uyum yakalandığında, insan ve zaman ilişkisindeki anlam ahengi kurgulandığında, insanın mutlu bir şekilde yoluna devam etmesi mümkün görünüyor.

Kitap bu nevi ciddi problemlere çözüm üzerine yorumlar getiriyor. Merhametsiz bir dünyanın onarımı, mutluluk hastalığı, modern kibir, mevsimlerin insanlara ettiği fenalıklar, gelmeyen yetişkinlik, spor dalı olarak anne-babalık, küskünler, mağlup – galip, vb. gibi ilgi çekici başlıklar altında, genelinin faydalı olacağını düşündüğüm güzel denemeler var. Mutlaka faydası olacaktır diye düşünüyorum.
224 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitabı okumanız için buraya ne yazmam gerekiyor bilmiyorum lakin istediğim bu...!

Yüksek Lisans Hocamın önerisi ile başladım Kemal Sayar okumaya, ne de güzel etmişim...

Şimdi ise ben size öneriyorum
Ki sorunları söyleyenin çok çözüm üretenin olmadığı bir zamanda böyle bir "Değer" karşımıza çıkmış bulunmakta...

Okumalısın...
264 syf.
Sevgili Tasavvuf Okurları;

Psikoloji'nin ilgi çekici derinliklerini mutasavvıfların 'ben'likten kopma serüveninde tefekkür etmeyi dilerseniz, içeriğiyle, bakış açısının sadeliğiyle ve ilmi donanımıyla ruhunuza iyi gelecek bu eseri kütüphanenize kazandırın derim.

Kemâl Sayar imzası taşısa da, pek çok müellifin katılımıyla gerçekleştirilmiş başarılı bir yapıt.Makaleler psikoloji ve tasavvuf üzerine uzun yıllar çalışmalar yapmış uzmanların kaleminden... Bu yazarlar eserin başında tanıtılmış, benim için çok mühim bir kısımdı zira, birkaç ismin dışında hiçbir yazara aşinâ değildim ve yeni keşiflere güzel bir kapı açtı...

Tasavvuf, kendini bulmanın öğretisi... Çağlara ve bütün modern akımlara telkinlerde bulunabilecek denli güçlü ve insan ruhuna şifa verme iddiasında son derece etkin.

Fıtratında tekâmül etme, gelişme, bulunduğu hâli her gün biraz daha iyileştirme ve kalibre etme güdüsünü tüm yoğunluğuyla taşıyan İnsanoğlu, kendinde bulduğu sonsuzluğu nefsiyle mi, kalbiyle mi, ruhuyla mı izah ediyor. Çekirdekte hareket bulan, ısınan asıl mesele bu...

Korkular, arzular, insani duygular bir kördüğüme ulaştığında devreye giren psikoterapik yöntemlerin tasavvufla benzerlikleri ve farklılıkları nelerdir? Bu soru üzerine çok keyifli bir seminere dönüştürülmüş 'Sûfi Psikolojisi'...

"Kâlp İlâhi ışığın tahtıdır." hakikâtinden yola çıkılarak, nefsi ıslah etme mücadelesinde sarfettiği emeğin, bilgeliğine neler kattığını müşehade ediyoruz.

İbn-i Sinâ'nın nefs mertebelerinden, Jung'un (Psikoterapide ki karşılıklı etkileşim yaklaşımından yola çıkılarak) tasavvufta ki mürşit- mürit ilişkisinin tahliline, Cüneyd-i Bağdadi'nin Tevbeye bakışından, Şibli'nin tasavvufa adım atışına, Deikman'ın Sufi'nin kendini rehabilite etmesi ile kendi mistik çalışmaları arasında kurduğu anlamlı bağdan, Mesnevi'de ki kısa hikayelerin psikanalitik tahliline dek çok kapsamlı bir araştırma...

Peki, tasavvufta ruhsal gelişimin ilerleme aşamaları nelerdir? Ruhsal olarak hangi safhalar aşılmalıdır ki kâmil insan mertebesine erişilebilsin?

Birinci Aşama; TEVBE
Psikoloji diliyle; İmpulsif davranışlar ve yasaklanmış arzular için af dilemek. Psikoterapinin oldukça yakınlık duyduğu, yapıcı suçluluk duygusu, sıkıntı veren davranıştan kurtulma ve kendini gözlem altında bulundurma Sufi'nin kişilik bütünleşmesi için ilk merhalesi ile örtüşmektedir...

İkinci Aşama; VERÂ
Korku ve Ümit rasında yer almak ve nefsin kendini kınaması.
Psikoloji de Ümit, düş kırıklığına katlanmanın, arzu ve istekleri erteleyebilmenin, gerçekliği tahlil edebilmenin adıdır.Kendisini kınayan nefs ise Süperego ile benzerlikler göstermektedir.

Üçüncü Aşama; ZÜHD
Dünyanın heva ve hevesini terketme, bilgeliğe erişme...
Zühd Psikolojide olgunluk ve kişilik bütünleşmesi ile örtüşmektedir.

Dördüncü Aşama; FAKR
İç ritmini, sahip olma doyumuna tercih etmektir.
Psikopatolojik özellikler olarak hırs, tamahkârlık ve sahip olma arzusunun, temel iç yoksunluğa ve güvensizliğe işaret etmesi Sûfi 'nin sağlıklı bir yol üzere olduğunun izahı gibidir.

Beşinci Aşama; SABIR
Sûfi bu aşamada inancın özüne yâni tahammül evresine ulaşır. Sabrettikçe iç huzura ve serinliğe erişir.
Psikolojinin sabrı bilişsel ve bilinçdışı sahalara uyumlu bulması, onun ne denli büyük bir zorluklar yumağı olduğunu bana açıklamıştır :)

Altıncı Aşama; TEVEKKÜL
Rahman'a sonsuz güven, gayretin Rabbe edilen dua mesabesine çıkarılması ve kararlılık.Tevekkül ulvi zenginlik... :)

Yedinci Aşama; RIZA

Sufi'nin, derin bir içsel tatmin ve hoşnutluk duyduğu, İnsan-ı Kâmil 'in ben'likten kurtulduğu, mutlak teslimiyet makamı...

Rahman, hepimizi bu mertebeye erişme gayreti içerisinde olma iştiyakına lâyık eylesin...

Derin saygımla...
224 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Geçenlerde fark ettim; durup düşününce, durmaya düşünmeye vakit ayırınca fark ettim. Öğretmenliğe başlayalı 20 yıl olmuş. Ne okullardan geçmiş, ne öğrencilerle ders yapmışım. Saçlarıma kırağılar düşmüş, geleceğe dair hayaller kurmak yerine bir kaç güzel hatıraya sığınır olmuşum. “Haydi anlat bakalım şu 20 yılı" deseler, bir kompozisyon yazacak kadar bile hatıram yok. Hayatın en güzel günler metruk bir Manastır gibi yıkık dökük kalmış.

Faruk Nafiz “Han Duvarları” nı Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya giderken bir kaç günlük süreçte yazmıştı. İnsan bunu duyunca yaşadığı -af edersiniz- yaşamadığı günlere hayıflanıyor.

Artık hiçbirimizin durup düşüneceği vakti kalmadı. Ruhumuzu daha hızlı bir dünyaya sattık. Hayat öyle hızlı ki bir kaç gün geriden takip etseniz taşradan gelen yaşlı köylü ilk kez geldiği bir şehirde kendini nasıl ürkek hissediyorsa siz de öyle kalıveriyorsunuz. Tanımayanlar "Yazık garibe." deyip yüzünüze selam ruhunuza huzur vermeden geçip gidiyorlar.

Oysa güzellikler, onları seyretmek için duranlara ancak bir şeyler söyler. Sesini duyanlara konuşur.

Modern hayat bizi bir hız yarışının içine çekti, öyle ağır bedeller ödetiyor ki... Koşarken anlamıyoruz ne kadar ücret ödediğimizi. Cebimize sıkıştırılan bir kaç lira hakikati perdelemeye yetiyor.

Kemal Hoca: “Yavaşla, çünkü bu hayattan yalnız bir kez geçeceksiniz.” Diyor. Bu konuda söyleyeceği daha çok şey var...
244 syf.
·3 günde·10/10
Kitap 4 ana bölümden oluşuyor(Yavaş Güzeldir, Modern Mutsuzluk, Modern Zamanlarda Aile, Benliğin ve Toplumun Krizi). Yazar güncel sosyolojik konuları ve sorunları çok öz, net ve akıcı bir şekilde dile getirmiş. Getirmekle kalmamış her birine çözüm önerisi sunmuş(çözüm odaklı, en sevdiğim).
Sosyolojik ve psikolojik konularla oldukça ilgilenen biri olduğum için kafamdaki düşüncelerin yazarındakilerle destekleniyor oluşuyla zihnimdekilerin daha da olgunlaştığını ve hatta bazı açılardan ufkumun açıldığını söyleyebilirim.
Önemli yerleri çizerek okurum ve şuan bu kitap boyama kitabına döndü :)
Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Gerçekten toplum olarak buna ihtiyacımız var....
224 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Modern cağ çok hızlı ilerliyor sevmek, düşünmek ve yaşamak için neredeyse zamanımız yok.

"İçinde bulunduğumuz çağ, "şimdi"yi yaşamamıza fırsat vermiyor, her şey gelecek için yapılıyor." Evet geleceği düşünmekten, planlar yapmaktan an'ı yaşayamıyoruz.

Her şey o kadar hızlı ve yapay ki yaşarken yaşamayı unutmuşuz. Hız yapmaktan başımız dönmüş. Kemal Sayar'ın tavsiyesine kulak verelim "YAVAŞLAYIN! Bu dünyadan bir kere geçeceksiniz!"
160 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Yaşam Koçum Simge'nin bana ödev olarak verdiği bir kitap. Uzun uzun konuşacakmışız bununla ilgili. Her cümlesine kendimi koyacakmışım üstelik. Muazzam bir eser. Tekrar tekrar okuyacağım. Yazarın konuya hakimiyeti ve anlatım tarzı harikaydı. Kitap dizaynı, içindeki resimler zaten tartışılmaz. Daha ne söyleyim? Koyun kendinizi her cümleye! Haydi durmayın!..

Yazarın biyografisi

Adı:
Kemal Sayar
Tam adı:
Prof. Dr. M. Kemal Sayar
Unvan:
Türk Psikiyatri Hekimi, Akademisyen, Yazar
Doğum:
Ordu, Türkiye, 26 Mayıs 1966
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör unvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi , dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri anabilim dalına geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı başkanıdır. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda "Ruhun Labirentleri" isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.

 

 

Yazar istatistikleri

  • 1.205 okur beğendi.
  • 5.618 okur okudu.
  • 361 okur okuyor.
  • 4.622 okur okuyacak.
  • 90 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları