1000Kitap Logosu
Kemal Sayar

Kemal Sayar

Yazar
Çevirmen
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
27,3bin
Okunma
4.253
Beğeni
105bin
Gösterim
Tam adı
Prof. Dr. M. Kemal Sayar
Unvan
Türk Psikiyatri Hekimi, Akademisyen, Yazar
Doğum
Ordu, Türkiye, 26 Mayıs 1966
Yaşamı
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör unvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi , dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri anabilim dalına geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı başkanıdır. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda "Ruhun Labirentleri" isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.    
296 syf.
·
6 günde
İnsan olmak incinmeyi göze almaktır!
“Kimse kendinden bir yere gitmiyor/ Yaşıyoruz sessizce yaramızı severek” (
Şükrü Erbaş
Şükrü Erbaş
).
Ulrich Beck
Ulrich Beck
ve
Anthony Giddens
Anthony Giddens
gibi dünyaca meşhur sosyologların da işaret ettikleri üzere günümüz toplumlarında “risk”ler, daha da içinden çıkılmaz hale gelerek insan yaşamını acımasızca tehdit ediyor. Zira geçmişte toplumlar daha çok yangınlar, sel felaketleri, depremler ve kıtlık gibi “doğal risk”lere karşı bir mücadele veriyordu. Günümüzde ise bu riskler özellikle bilgi ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte önemli ölçüde kontrol altına alınmış görünüyor. Ancak modernleşme süreçleriyle birlikte insanlığın kendi elleriyle ürettiği yıkıcı silahlar, genetiği bozulmuş yiyecekler, doğanın tahrip edilmesi, çevre felaketleri gibi “imal edilmiş risk”ler her geçen günle birlikte artıyor. Bir salgın sürecinden geçtiğimiz şu günlerde bu riskler, küreselleşmenin de etkisiyle kontrol edilmesi güç kaygılar oluşturarak, ruhlarımızda derin ve kapanması zor yaralar açıyor. • • • Küresel ölçekte yaşanan bu gelişmelerin yanında dijitalleşmenin yaşamımızın her anını kuşattığı günümüzde insanı ayakta tutan tüm değerler tahrip oluyor, kültürler yozlaşıyor, aile sarsılıyor, karakterler aşınıyor, yalnızlık ve yabancılaşma artıyor ve toplumsal yapılar erozyona uğruyor. Haliyle bir insanın çocukluğunda ve sosyal çevresinde aldığı yaraları iyileştirecek ortamlar bir bir ortadan kayboluyor. İşte
Kemal Sayar,
Kemal Sayar,
Ruhun Derin Yaraları
Ruhun Derin Yaraları
” kitabında bir yandan yaşanan bu süreçlerin resmini çekiyor; bir yandan da içinden geçtiğimiz döneme kulak vermeye, kendimizi, yaşadıklarımızı ve dünyayı sorgulamaya çağırıyor bizleri. Kitabın satır aralarında da bireylerin ve toplumların yaşanan bu süreçlerden nasıl bir çıkış yolu bulabileceğinin ipuçlarını sunuyor. • • • Kitap boyunca ruhlarımızı yaralayan korku, kin, kıskançlık, haset, karamsarlık, bencillik, gurur ve kibir gibi hastalıklara da değinen Sayar, bu duygulardan sevgi, yardımlaşma, dayanışma, paylaşma, merhamet, nezaket ve empati gibi duygu ve davranışlarımızı geliştirerek nasıl kurtulabileceğimizin yol ve yöntemlerini gösteriyor. Aynı anda bütün dünyayı düzeltmemizin mümkün olmadığını dile getiren Sayar, işe kolumuzun uzandığı yerden başlayabileceğimizi ve bir ruhun diğerine yardıma heveslendiği, bir ıstırabı dindirmeye talip olduğu bir dünyada yeryüzünün güzelleşeceğini; bunun ise dünyaya geldiğimize ve insan olduğumuza değeceğini belirtiyor. "İnsan olmak incinmeyi göze almaktır" diyen Sayar, insana dair tüm sorunların zamanla aşılabileceğini ve tüm yaraların da zamanla kapanabileceğini ifade ediyor. • • • Sayar, bu düşüncelerini ortaya koyarken doğuda ve batıda yetişmiş birçok filozof, psikolog, sosyolog, şair ve yazarın eserlerine atıflar yapıyor. O nedenle kitabı okurken psikolojiden edebiyata, şiire, felsefeye, sosyolojiye ve teolojiye kadar birçok alanda sizi doyuran entelektüel bir bahçenin içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Bu kadar geniş bir alanda yeni kitaplar keşfediyor ve yeni yazarlarla tanışıyorsunuz. Sayar’ın farklı kültür havzalarından beslenerek ortaya koyduğu düşüncelerini okurken farkında olmadan bir entelektüelde olması gereken vasıfları da öğrenmiş oluyorsunuz. • • • Doğrusu bazı kitaplar okunduğunda insan ruhunda terapi etkisi yapıyor. İnsanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayarak farkındalığını artırıyor. Farkındalığın başladığı yerde ise iyileşme başlıyor. Öyle ki okurken zihinlerde oluşturduğu “Dünyada benzer acıları ve sıkıntıları yaşayan başka insanlar da varmış” duygusu insanı rahatlatıyor. Daha önceden “
Yavaşla
Yavaşla
”* kitabında olduğu gibi Sayar’ın bu kitabını okurken de zaman zaman benzer duyguları yaşadığımı belirtmeliyim. İnsanın yüreğine işleyen, samimi, içten, nahif bir dile ve üsluba sahip; bizi iyiliğe, güzelliğe, dostluğa, arkadaşlığa, paylaşmaya, insanlar için bir şey yaparak kendimizi iyileştirmeye davet eden bu eseri tüm okurlara içtenlikle tavsiye ediyorum. Sayar’ın ifadesiyle “Mutluluk arayışını bir kenara bırakalım artık, arayışın mutluluğu bize yeter” (s.37). Bunun için de “İçimizde bir tutam iyi varsa onu birlikte büyütelim ve korkunun ayyuka çıktığı bir dünyada güvenin ve iyiliğin şahitleri olalım” (s.20) diyerek incelememe son veriyorum. Keyifli okumalar dilerim! …………………………………… *Kitabın incelemesi için bknz. (#105413167).
Ruhun Derin Yaraları
Okuyacaklarıma Ekle
300 syf.
·
Puan vermedi
SON DURAK: KALBE DÖNÜŞ
Merhamet; belki de bu çivisi çıkmış dünyada en çok muhtaç olduğumuz, bize huzur veren, eskilerden bugüne uzanan, yazarın “Bir şey eksik, her şeyi tutan bir şey.” dediği… Eksikliği ile bizi birbirimize düşüren, varlığı ile tekrar bir araya getiren şeyi bulanlar ona merhamet demiştir. Merhamet diğer varlıklar için dünyayı emin bir yer kılmaktır. Merhamet seni öldürmeye gelenin sende dirilmesidir. İnsanlık tarihinin en şerefli dönemi olan Asr-ı Saadet Dönemi bunun yüzlerce örneğine sahne olmuştur. Kadim bilgilerin de bize söylediği insan tabiatının özde merhametle dokunduğu gerçeğidir. Oysa günümüz dünyasını üç asırdır şekillendiren Batı geleneği, insanı özünde zalim kabul eder. Bu inanç doğrultusunda hareket eden Batının merhamet karşısında ürettiği buluşlar çarmıh, kölelik, işkence odaları, soykırım, kitle imha silahları olmuştur. Çünkü insan kötü mizaçlı bir varlıktır. Tanrı insanı terk etmiştir ve bu nedenle dünyada Tanrılık taslamayı hak eden yegâne varlık insandır. Zulüm ateşine odun taşıyan bu bozguncu anlayış, kendisinden saymadığını yok etmek, onun acısına kayıtsız kalmak, onun acısından haz duymaya kadar götürür işi. Batı’yı en sert şekilde eleştiren Batılı düşünürün de dediği gibi, “Batı, tarihin en büyük canisidir.”. Buyurun hep beraber bu düşüncelerin sağlamasını yapalım: Çıkaralım hayatımızdan merhameti. Evet, kapatın gözlerinizi. Zulüm dolu bir dünya düşünün. Kaybolan çocuklar, ölen kadınlar, yitip giden gençlikler düşünün. Haklıyken haksız durumuna düşürülen, iftiraya uğrayan, sözü kesilen insanlar düşünün. Atılan bombalar, çekilen silahlar, yükselen dumanlar, dökülen gözyaşlarıyla birlikte solan çiçekler düşünün. Şimdi düşüncelerinizi bir kenara bırakın ve açın gözlerinizi. Ne değişti? Zihnimizdeki görüntülerden kurtulabildik mi? Hayır. Çünkü gözlerimizi açtığımız dünya merhametin sadece masalını dinlediğimiz, onu hakikat kılamadığımız bir dünya... Gözlerimizi kör eden bu acımasızlık benliğimizi ele geçirmiş durumda. Şimdi yeniden kapatalım gözlerimizi ve mutlu bir dünya düşünelim. Oyun oynayan çocuklar, mutlu kadınlar, şarkı söyleyen gençler düşünelim. Sokaklar çöp değil çiçek koksun, kadınlar ayaklar altında ezilmesin de baş tacı olsun, gençler asi olmasın memnun olsun, hayvanıyla ağacıyla bütün bir varlık alemi huzur ve esenlik içinde olsun… Gerçek olamayacak kadar güzel olan böyle bir dünyayı inşa etmek zor değil. Bir annenin çocuğuna duyduğu karşılıksız sevgi örnek alınacak en güzel değerdir. Yüzünü ışığa dönmüyorsan a canım, çiçekler sana kokmaz. Her bir merhamet sahibi, başkasını memnun etmekle mutlu olur; her bir şefkat sahibi, başkasını mutlu etmekle memnun olur; her bir muhabbet sahibi, sevindirmeye layık yaratılmışları sevindirmekle sevinir; her irfan sahibi, başkasını mutlu etmekle lezzet alır; her adalet sahibi adaleti hâkim kılmakla ve hak edenlere karşılığını vermekle keyiflenir. Bizim merhamet göstermediğimiz bir dünyanın bize merhamet gösteremeyeceği, kalbe dönüşün yalnız gayret ve çabayla sağlanacağı buradan da anlaşılmaktadır. Hani demiştim ya en başında çivisi çıkmış dünya diye, birlikte tamir edip güzelleştirebiliriz onu. Yıllardır yaşadıklarımız ve gördüklerimiz yüzünden nasır tutmuş olsa bile aslında kalbimiz Batılının dediği gibi kötü değildir. Aksine Allah’ın evidir. Akıl neyle meşgul olursa olsun istikameti çizecek olan kalptir. Bizler gönül erlerinin nefes aldığı topraklarda mayası karılmış bir milletiz. Merhamet insanoğlunun mayasında var ama günümüz insanının bencillikle örülü dünyasında, hızla tükenen ve hızlı tüketilen bir yaşamda merhamet duygusuna yer bulmakta zorlanıyoruz. Bilgelik der ki diyor yazar, “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.” Para, makam, mevki, görünme ve önemsenme arzuları içinden çıkıp herkes; kendi özüne, kalbine dönerse ruhlar kemâle erecek yoksa görüntüler dünyasında sarhoş olacak ve yitip gidecek. Artık sıkı sıkı yumduğumuz gözlerimizi açıp bir şeylerin farkına varma vakti gelmiştir. Bizden sonraki nesillerin sağlığı ve güvencesi açısından şuur sahibi kimselerin verdikleri öğütlerden nasibimizi almalı, acil bir şekilde varlığımızı güvenli kılacak ortama geçmeliyiz: Kalbe dönüşü sağlamalıyız. Kendini bilen, kendini bulan ve kendi gibi olan ruhların merhamet rüzgarını bin yıl estirdiği topraklardayız. Köklerimiz sağlam. Yapılacak olan merhametin formülünü saklı tutan tarihimizi kana kana içmek ve oradan devşirdiklerimizin kanımıza karışmasını beklemek…
Merhamet
8.6/10 · 926 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
246 syf.
·
3 günde
Hızlı yaşayan, erken ölür.
Bu kitabı okuyarak Kemal Sayar ile tanışmış oldum. Ne yalan söyleyeyim, normal şartlarda bu tür kitaplarla pek aram yoktur. Ancak yazarın üslubu, şu ana kadar okuduğum tüm kişisel gelişim kitaplarından daha çok sardı diyebilirim. Okurken hiç sıkmadı ve bahsettiği tüm konular gerçekten de ilgi çekiciydi. Ve yine bol bol ders çıkardığım bir eserdi. Herkese kesinlikle tavsiye ediyorum. *** Kitap toplamda; --Yavaş Güzeldir --Modern Mutsuzluk --Modern Zamanda Aile --Benliğin ve Toplumun Krizi olmak üzere 4 ana bölümden ve 49 alt başlıktan oluşuyor. Günümüzde yaptığımız birçok yanlış davranış ve algıya değiniyor, "Ne yapmalı?" sorusuna da kısaca cevaplar veriyor. Her konuya örnekler veya alıntılar ile başlayıp bitirmesi, konuları daha da severek okumaya yardımcı oluyor. *** Günümüz şartlarının verdiği bir hızla ilerliyor hayatımız. Kimi zaman nasıl yaşadığımızı bile anlayamıyoruz. Hep bir şeyler için çabalıyor, kendimize neredeyse hiç vakit ayırmıyoruz. Üstüne üstlük, zaten günlerimiz hareketli geçiyorken, kendimize ayırdığımız o kısacık vakitlerde de teknolojinin dünyasına kapılıp gidiyoruz. Hal böyle olunca, hayatın tadını alamadan yaşlanıyoruz. Hayat işten, güçten, teknolojiden ibaret değil. Sadece iş ve teknoloji ile uğraşanlar, zamanın nasıl geçtiğini fark edemezler. Çok sıradan bir hayatları olur ve mutlu olamazlar. Bizler ise onlardan olmamak için çabalamalıyız. Çünkü emin olun, herkes mutlu yaşamak ister. Yazar tam da buraya vurgu yapıyor; hayatın tadı hızlı iken çıkarılamaz, yavaşlayın. Yaptıklarınızdan, yaşadıklarınızdan tat almak istiyorsanız, teknolojinin hızına kapılmadan yaşayın. Sizleri nelerin mutlu ettiğini, ilgi alanlarınızı keşfedin ve hayatınıza renk katın. ​Hayatı yavaş ve sıradanlıktan farklı olarak yaşamak, teknolojiyi olumlu şekilde kullanıp fazlasını reddederek yaşamak; yani hayatta doğal yollardan mutlu olmayı, en ufak bir problemde dert edinmemeyi, kendine vakit ayırıp zamanını verimli geçirmeyi bilmek insanı olgunlaştırır. Ruhunuzu formda tutar. Mutlu yaşamanızı sağlar. O yüzden, teknolojiden uzak ve yavaş bir hayat sürmek herkes için gerçekten akıllıca bir yöntemdir. ~Yazarın dediği gibi: "Yavaşlayın! Bu hayattan sadece bir defa geçeceksiniz."
Yavaşla
8.7/10 · 5,7bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
224 syf.
"Yavaşlayın! Bu hayattan sadece bir defa geçeceksiniz "
Kemal Sayar'ın bu eseri dört bölümden oluşuyor. Bunlar ;Yavaş Güzeldir ,Modern Mutsuzluk , Modern Zamanda Aile ,Benliğin ve Toplumun Krizi şeklindedir. Her bölümü güzel ve bilgi ile dolu içerikler sunuyor. Hiç durup düşündünüz mü? Hayatınızı ne kadar hızlı yaşadığınızı. Bir sorgulayın derim. Çünkü bu hayatınızın bir tekrarı yok farkına varın güzel okurlar... Kemal Sayar bu eserinde  bizi yavaş yaşamaya, teknolojiye bağımlılığımıza ara vermemiz gerektiğine , insan ilişkilerine değer vermeye  ,kendimize ve karşımızdaki insanlara ahlaklı,saygılı olmaya davet ediyor.  Bu eser bir eleştiri niteliği de taşıyor tabi ki. Günümüzde teknoloji yüzünden kendini ürün olarak pazarlayan insanların çoğalması, milliyetciliklerin artması, aile bağlarının zayıflaması, gerçek hayatta tanımadığınız sadece sanal ortamda olan  insanlara kendinizi kanıtlama çabası, insanların birbirini ön yargıları ile değerlendirmesine de değiniyor. “Çıkalım ve daha efendi insanlar olalım, daha ahlaklı insanlar olalım, birbirimize daha fazla saygı duyalım, sürtüşme noktalarını en aza indirerek aramızda bir konuşma kültürü geliştirelim” Okumanızı tavsiye ederim, farklı ve güzel bakış açıları sunacağından emin olabilirsiniz...
Yavaşla
8.7/10 · 5,7bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
304 syf.
·
4 günde
Ben bu kitabı Kemal Sayar'ın psikiyatr kişiliğinin bir yansıması olarak nitelendirmek istiyorum çünkü içindeki bilgiler insanlığımıza şifa niteliğinde bilgilerdir. İnsanın varoluşunda gizli olan değerleri, güzellikleri nasıl ortaya çıkarmamız gerektiğine dair çözümler üretmiş yazarımız. Modern medeniyetin baskısıyla insanın varoluşunda hapsolmuş değerlerimizi gün yüzüne çıkarmamız için yöntemler sunuyor. Vazgeçmiş olduğumuz değerlerimizin bizi, ait olduğumuz köklerden nasıl uzaklaştırdığına dikkat çekiyor. Günümüze baktığımızda modern çağın bizlere önemsiz olanı nasıl önemliymiş gibi yutturduğunu fark etmemizi sağlıyor. Teknoloji çağında insanın dünya ile arasına teknolojiyi koyduğu vakit kainatı ve insanlığını anlamlandıramayacağını, yaşamın hiçbir anını birleştirip idrak edemeyeceğini anlatıyor. Kemal Sayar modern çağda insanların kaygı dolu, varoluşlarına bir neden aradıkları, hiçliğin pençesinde isyan ve sitem dolu insanlığa, ihmal ettikleri ruhlarını kazandırmayı ve etraftaki güzellikleri keşfetmenin ipuçlarını veriyor. "Hayat insan olmayı öğrenme yolculuğudur." diyor Kemal Sayar. Hayatta öğrendiğimiz her bilgi Kainatı, insanlığı ve kendimizi anlamak için bir vasıtadır. Bu bağlamda ; "Hayatta her şeyin bir anlamı var." Keyifli okumalar... :))
Her Şeyin Bir Anlamı Var
Okuyacaklarıma Ekle
246 syf.
·
7 günde
Yavaşlayınız: Bu dünyadan bir defa geçeceksiniz!
Modernleşme ve teknolojinin gelişme süreçleriyle birlikte mesafeler kısaldı, mekânlar daraldı, iletişim baş döndürücü bir hale geldi. Bugün otomobiller, otobüsler, uçaklar, gemiler ve trenler hızda birbiriyle yarışıyor. Geçmişte günler, haftalar ve aylar süren yolculuklar saatler ve günlere inmiş durumda. Akıllı telefonlar, tabletler, bilgisayarlar, televizyonlar dünyanın bir ucunu diğerine bağlayarak iletişimi “anlık” hale getirdi. İçinde yaşadığımız küresel köyün ulaşım ve iletişim hızına ulaşmamız artık mümkün görünmüyor. Bu yönüyle bir “hız çağı”nda yaşadığımızı söyleyebiliriz. • • • Doğrusu içinde yaşadığımız “hız çağı”nda artık bir yerlere doğru sürekli koşturuyoruz. İş yerimizde, aile ve sosyal hayatımızda sürekli koşturuyoruz. Trafikteki otomobiller gibi hepimiz bir yerlere doğru akıyoruz. Artık eşimizle, dostumuzla ve sosyal çevremizdeki insanlarla çok fazla konuşmuyor ve muhabbet etmiyoruz. Sadece koşuyor ve bakıyoruz; bazen elimizdeki akıllı telefona, bazen tablete, bazen televizyona, bazen bilgisayarlarımıza. Dijital dünyanın esaretinde “şimdi”yi yaşamaya fırsat bulamıyor ve her şeyi koşturduğumuz “gelecek” için yapıyoruz. Bir Afrika sözünde de söylendiği gibi, “O kadar hızlı gidiyoruz ki ruhlarımız arkada kalıyor.” Haliyle “her yerde ve hiçbir yerde” olduğumuz bu dünyada yalnızlaşarak kendimize, çevremize ve toplumumuza yabancılaşıyoruz. • • • İşte
Kemal Sayar,
Kemal Sayar,
Yavaşla
Yavaşla
” kitabında bu “hız çağı”nda bir an koşmayı bırakıp, şöyle bir kendimize, geçmişe, bugüne ve geleceğe bakmaya çağırıyor bizleri. “Herkesin zamansızlıktan yakındığı bu çağda, hız yapmanın zaman kazandırmadığını, o hızla benliğimizden, sevdiklerimizden ve biricik hayatı duyumsayarak yaşamaktan uzaklaştığımızı anlatıyor.” O kadar ki yoksulluk, eşitsizlik, stres, düşmanlık, kıskançlık, çevrenin ve medeniyetin tahrip edilmesi gibi birçok sorunun temelinde hız kültürünün yattığını belirtiyor. Bu dünyadan bir kez geçeceğimizi hatırlatan Sayar, yavaşlayarak ailemize, çocuklarımıza, gençlerimize, dostlarımıza ve kendimize zaman ayırmamız gerektiğini ifade ediyor. • • • Elbette biz her ne yaparsak yapalım teknolojinin gelişim hızına paralel yaşamlarımızın hızı da artmaya devam edecek ve biz de bu hıza ayak uydurabilmek için var gücümüzle koşturmaya devam edeceğiz. Kitabın, zaman zaman koşuşturmaktan daraldığımız ve bunaldığımız zamanlarda nefes alarak ruhumuzu dinlendirebileceğimiz; zaman zaman da kendimize, çevremize, sevdiklerimize ve arkada bıraktıklarımıza yavaşlayıp şöyle bir bakmamızı sağlayabilecek bir yaşam kılavuzu olabileceğini düşünüyorum. • • • Kitabı okurken insanı bazen düşündüren, bazen de ruhsal olarak dinlendiren bir “nahifliği”nin olduğunu söylemeliyim. Bunda yazarının binlerce insanı dinlemiş ve sorunlarına çözüm yolu üretmiş bir psikiyatrist olmasının etkisinin olabileceğini düşünüyorum. Yazarın bu içten, samimi ve nahif üslubu kitabı okurken sizi öyle bir kavrıyor ki onu bitirene kadar elinizden bırakamıyorsunuz. Her anlamda farkındalığımı artıran bu eseri, “Sevmek için zaman ayırmak gerekir. Bilmek için zamana ihtiyaç duyarız. Güzelliği ancak zaman ayırarak fark ederiz. Zamanla olgunlaşırız. Lütfen yavaş gidiniz!”* diyerek tüm okurlara tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim! .......................................... *(#103964452).
Yavaşla
8.7/10 · 5,7bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
254 syf.
Ruhun Telezzüzü
Oradan oraya sürüklenmenin adına koşuşturma, bereketten yoksun devr-i garibe ise çağ diyoruz. Koşuşturma sebebiyle aşk; çağ nedeniyle an yok mesabesine düştü. Sürüklenmekten aşka vakit yok. Çağın çağ olmaklığıyla an nedir unutuldu. Gözümüz yukarıda sanıyoruz. Halbuki baktığımız göz göz değil, gözümü diktiğimiz yer gök değil. Ellerimiz semaya açılmıyor artık. Dizlerimizi çöktüğümüz yerden zıplayarak kalkıyoruz. Acele hareket şiarımız olmuş. Her işimiz acil. Yürümek yok, koşmak gerek. Nefes vermek eskilerin alışkanlığı. Bizim alacak nefesimiz dahi hesaplı zira ciğerlerimiz kalabalıkla dolu. Pişmanlık yok hayatımızda. Karamsar olmayı tercih ediyoruz. Bizler, insan diye kendini niteleyen ama dünyalı olmakla övünmeye yer arayan canlılarız. Tanımlamak en büyük arzumuz. Yaşamaksa unutmak için kaçtığımız veba. Ökten Bey tüm bunların tersinin yaşanmaya çalışıldığı bir dönemin insanı. Kemal Sayar ise o dönem insanın insanı. Biz okuyucularsa o ikisinin bulunduğu masanın etrafındaki garip devrin çocukları. En başta öğrenmemiz gereken haslet olan dinlemeyi o masa yanlarındaki sandalyelere oturmakla başlıyoruz. Ellerimizde telefonlar ve ses kayıt cihazları yok. Gözler ekrana değil gözlere temas edecek. Kulaklar makineye değil ağızlardan havaya karışan seslere odaklanacak. Hareketin yerinde durabilmekle başladığını anlamak ancak böyle fark edilir bizlerce. Fotoğraf çekmek yok. Çünkü başkasına göstereceğimiz suretlerden kıyas edilemez büyüktür sîretler. Belki böylelikle elimizde ve idrakimizde sadece birer tanım olarak saklı duran an ve aşk mefhumlarının ucundan tutarız. Aşk ile anı seyretmek... Aşk nedir? Yahut kimdir? An nedir? Yahut nerededir? Seyretmek nedir? Yahut nasıldır? "İle" sözünü "ve" sözünden ayıran nedir? Bunca soru gerekli midir? Bilinmez. Kamuslarda bunlar yazmaz. Tek başına kamusa yapışmak insanı kurtarmaz. Ne diyor Ökten Bey; "Kitap okumak tek başına yetseydi, Allah peygamber göndermezdi." Rahle-i tedrisatından geçmek tabiri bizlere uzak. Sözün doğrusu, biz onlara uzağız ve bu uzaklığımız tarih zaviyesinden değil, karakter ve zihniyet açısından. Evet, tedrisat yok. Artık tahta sıralarımız da yok, sınıfımız da. Okullardan dahi uzak kaldık. Zaten talebe değiliz, öğrenciyiz. Otodidakt olmak gayemiz. Diz kırmak dediklerinde aklımıza dövüş sporları geliyor çünkü kibrimizin ayakları altındayız. Gururluyuz. Fakat sorsalar masumuz ve kuyudayız. Kuyuda olmaktan bahsedebilecek kibre kapıldığımızı fark edemeyecek denli gururluyuz. Bizi kimse itmedi, bize kimse çelme takmadı. Düşmedik, atladık. Çıkmak için çabamız yok. Benliğimizde muhtaç değilsin sloganları raks ediyor. Sanrıdayız ve mutluyuz. Bunca söz kimsenin betine gitmemeli. Klişedir ama klişe olması doğruluğunu değiştirmez; günün en karanlık zamanı güneş doğmadan az evveldir. Başta bunun kabulü gerek. Gözün kapalı oluşunun karanlığı değil bu. Orada sanrı var. Gözü açıp etrafın karanlık olduğunun bilincinde olmak meselesi mevzubahis. Sonrasında, meçhul olan karanlığın hangi devrinde olunduğudur. Bilinmez. Bilinmesi de elzem değildir. İsmail Kara kitabının serlevhasını hatırlayalım; Zafer Değil Sefer. Peki, kitap tüm bunların neresinde? Lakırdının zıddında yer alan sohbetin anlamı neredeyse işbu kitap da orada. Sohbet sohbeti açar ve umulur ki önce muhabbete, oradan da yine umulur ki hasıl olacağı yere akar. Nehir misali… Son söz olarak; evet, eser bu gibi sorulara cevap verecek veya bunca düşünceye gark edecek yüklü bir kitap değil. Fakat büyük soruların ve düşüncelerin kapısına giden yolu göstermese de böyle bir yolun mevcut olduğunu hatırlatacak bir kitap. Muhabbetle kalın. Çünkü ruhun lezzet alması adına bu lazım.
Aşk ile Anı Seyretmek
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.