Kürşad Kızıltuğ

Kürşad Kızıltuğ

ÇevirmenEditör
8.0/10
4 Kişi
·
16
Okunma
·
0
Beğeni
·
12
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
308 syf.
Kitabı anlayabilmek biraz değil öncelikle epey birikim gerektiriyor. Anarşist ve Anti-Otoriteryanist düşüncenin baba isimleriyle ve düşünceleriyle tanışıyorsunuz kitapta. Eğer Deleuze, Focuault, Lacan gibi isimleri ve düşüncelerini merak edenler varsa bu kitap iyi bir giriş denemesi. Tekrar tekrar okunması gerekenlerden.

Kitap, anarşist ve sosyalist devlet teorileriyle başlıyor, bir özgürlük etiği önerisi ile son buluyor.

İktidarlar, iktidar yapıları bugün her şeyden daha çok fazla içeride ve dışarıda iş görüyor. Kendimiz için bir özne olduğumuz düşündüğümüz anlarda bile biz aslında Althusser'in dediği gibi devletin özneleri oluveriyoruz.

Eski direnme biçimleriyle yeni iktidar yapılarına karşı çıkmak başarısızlıkla o yapının içine dâhil olmakla sonuçlanıyor. Artık seksenlerin şafağında değiliz. Tahakküm biçimleri kılık değiştirdi. Bunun için yeni direnme biçimleri geliştirmekte, yeni okumalar yapmakta fayda var. Stirner'in benlik kuramı her ne kadar eskide kalsa bile bugün halen özgürleşmek isteyen bütün bireylere hitap eder nitelikte. Yeni direniş biçimleri geliştirmek noktasında Foucaultcu iktidar çözümlemeleri, Lacancı psikanalizden çıkarılabilecek bir anti-psikanaliz tutum, Deleuze-Guattari'den yola çıkılarak gerçekleştirilecek bir şizo-analiz bizlere yardımcı olabilir.

Lacan'ın gösterdiği şekliyle iktidar sadece dışımızda varolan bir alan değil o aynı zamanda içimizde işleyen ödipal bir yapı. Bu ödipal yapı iktidar mekanizmalarının katkılarıyla simgesel yoldan yeni bağımlılıklara kapı aralıyor. Bunun için sadece dışta değil içte de o iktidarı alt-üst ederek ve bir noktada kalmayarak, oluş hallerini sürekli güncelleyerek, sürekli özgürleşme içinde olmalıyız.

Deleuzcü anlamda herhangi bir öze, kimliğe, majör kitleselliklere saplanıp kalmadan çok oluşlu bir minör politika, minör varoluş, minör direnişler üretebiliriz. Kitap bu anlamda güzel bir rehber. Anti-ödipus.

Ne diyordu Michel Foucault: İktidar her yerde, öyleyse direnişte her yerde.
223 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Chris Rojek - Şöhret... Andy Warhol'un dediği gibi "Bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacak." Şöhret olmak, çok para kazanmak, bir tapınma nesnesi haline gelmek, soyut arzuların odağına oturmak... Chris Rojek, Ayrıntı Yayınlarından çıkan Şöhret kitabında, "şöhret" mefhumunu enine boyuna inceliyor. Rojek'e göre tanrıların gözden düştüğü, demokratik yönetimlerle seküler toplumların yükselişinden kaynaklanıyor şöhret. Aslında sıradan insanların şöhret olması, demokratikleşmenin de bir sonucu. Esasen sınıf atlama düşünün de gerçekleşmesi gibi bir olgu (yersen!). Şöhretin ediniminde farklı yollar var: Aileden, soydan gelen şöhret olduğu gibi, sonradan edinilen (öznelcilik, kişisel yetenekler vs.) veya edindirilen (kültür emprezoryaları tarafından) şöhret (şöhretimsi) de var. Kapitalist ilişkiler içersinde (kültür endüstrisi) şöhretin rolünü, nasıl kurulduğunu, etki alanını bol örnekle anlatıyor Rojek. Siyasette şöhretleştirme, insan yönetiminde şöhret oyuncuların kullanılması, cinayet ve şöhret olmak gibi birçok alt başlık var. Şöhretlere duyulan hastalıklı hayranlıklar, pusuculuk (stolklama) ve şöhrete zarar verme durumlarıyla ilgili kapsamlı bir çalışma yapmış yazar. Doğrusu anlatmakla bitmeyecek. O kadar çok yerin altını çizmişim ki kitap bittiğinde bir defa daha okusam mı diye sordum kendime? Kültür endüstrisi aklımızla oynuyor, bunu anladım en çok Gayet başarılı bir kitap... İyi okumalar...
424 syf.
·Puan vermedi
Kitapta yer alan tüm karakterler kadın ve bu kadınlar yaşayan, kalpleri ve damarları olan, “lejyon” adı verilen gemilerde yaşıyor. Bu yaşayan dünyalar zaman içerisinde hastalıklara yakalanıyor ve işe yaramaz insanlar “geri dönüşüm” adı verilen deliklere atılarak lejyonların kendini yenilenmesi sağlanıyor. Bu kadınların dünya için en önemli işlevlerinden biri aseksüel biçimde hamile kalmaları. Fakat bu hamileliklerinin sonuçlarında kendilerine benzer türler doğurmalarının yanında bazen yaşayan bir çarklı, bazen yapış yapış dişleri olan balıklar, bazen de yeni bir dünya doğurabiliyorlar. Kadınlar aynı zamanda ne zaman hamile kalacaklarını bilemiyorlar; dünya onlardan ne zaman bir şey isterse o zaman gerçekleşiyor bu.

Uygar Özdemir

İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/...fikir-kotu-edebiyat/

Yazarın biyografisi

Adı:
Kürşad Kızıltuğ

Yazar istatistikleri

  • 16 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 26 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.