Lamia Berrada Berca

Lamia Berrada Berca

Yazar
7.5/10
29 Kişi
·
64
Okunma
·
2
Beğeni
·
53
Gösterim
Adı:
Lamia Berrada Berca
Doğum:
Fransa, 1970
Lamia Berrada-Berca 1970 yılında doğdu.

Ebeveynleri tarafından, bir İsviçreli İskoçyalı büyükbabanın ve başka bir Arap, bir Fransız büyükanne ve bir başka Berber'in kesişme noktasında, Paris, Bern, Fez kavşağında, Aberdeen ve güney Fas, Montreal'de yaşayan bir kızkardeş ve Sicilya kökenli bir kocanın arasında, bir deniz feneri olarak Fransız dilini korumaktadır.

La Sorbonne'da okuduktan sonra Modern Edebiyat profesörü olmuş, Paris bölgesinde birkaç yıl çalışmış, ardından sözlerini diğer dünyalara, fotoğraflara ya da plastiklere karşı duyma arzusuna çevirmiştir.

1996'da Fransız Yeni Eğitim Grubu ile yaptığı görüşme, daha sonra canlandırdığı sanatsal projelerle sınıfları daha sonra onu, yazının diğer sanatların kesişme noktasında ifade gücünü bulduğu projelere liderlik etmesiyle ya da bugün belgeselin bir parçası olarak.
Burada, din üzerine sonu gelmeyen münakaşalara giren insanlara rastlıyorum; ancak bana öyle geliyor ki, bu konu hakkında en fazla dil dökenlerle ona en az saygıyı gösterenler yine aynı kişiler.
Üzerinize giydiğiniz bir giysi, düşüncelerinizin bir yansımasıdır aslında.
Bir dünya görüşüdür.
Büyük bir var olma arzusudur.
Kişinin özgürlüğünü bedeniyle ifade etme şeklidir.
Yapılacak şey şu : Bırak gözlerin dünyayı tüm incelikleriyle görsün. Senden sonrakiler için ne tür bir değişim düşlediğine dair özgür bir bakış açısı kazanmaya bak.
"Moliere'in bir deyişini anımsıyorum : 'Mutlak güç sakallıda bulunur.' Bu, üzerimde bir egemenlik kurmak için ne kadar gülünç bir gerekçe! Ne yani, benim çenem doğuştan pürüzsüzken erkeğin çenesi kesilmesi gereken pis kara kıllarla kaplı diye ona boyun eğmem mi gerekiyor?"
Genc kadın, küçücük bir kızken günahın ne oldugunu bilmiyordu elbette; ancak okuma yazma yerine kendisine günahın ne olduğu öğretilecekti.
Dünya adaletsizlik kokuyordu. Yakılıp yıkılan düz bir arazinin üzerinde kokuşmuş küçük bir dışkı yığını gibi.
Ey kadınlar! Yaklaşın ve söyleyeceklerime kulak verin. Verin ki bir kez olsun yararlı meselelere odaklanan merak duygunuz, tabiatın sizlere verip toplumun da sizlerden aldığı üstünlüklere kafa yorsun. Gelin! Dünyaya eşi olmak için geldiğiniz erkeklerin nasıl kölesi hâline geldiğinizi, düştüğünüz bu iğrenç durumun sizlere nasıl zevk verir olduğunu ve onu nasıl tabiatınızın bir parçasıymış gibi görmeye başladığınızı görün.
144 syf.
Aklını kullanma cesaretini göster!
“Kant ve Kırmızı Elbise” isimli romanda; yeni evlenmiş ve göçmen olarak Fransa'ya gelen genç bir kadının geleneklerle boğuşması, tekrarlardan oluşan hayatını değiştiren tesadüfler sonucu yaşadığı aydınlanma serüveni anlatılıyor.

Bir taraftan kendini boğan gelenekler ve günlük yaşamın monotonluğu arasında yaşamış olduğu sorgulamalar, kendisini keşfetmeye çıktığı yolculuğa dikkat çekiliyor.

Bir mağazanın vitrininde gördüğü ve kırmızı elbise ve bir şekilde ele geçirdiği Immanuel Kant'ın kitabındaki "aklını kullanma cesareti göster,” sözü, genç kadının hayatını değiştirmek için itici güçler haline geliyor.

“Kant, günler geçtikçe mutluluk dolu ufuk çizgisine hayran hayran bakarak geçirdiği öğleden sonraların sessizliğinde yüzünü rahatça hayal edebildiği sadık bir dost hâline gelmişti."
144 syf.
Kurgusu ve edebi doyuruculuğu beklentimin altında kalmış olsa da okunması gereken bir kitap söyleyebilirim.
Bir kadının içsel devrimini, zincirlerinden kurtulma çabasını okudum.
Şu an liseye giden kızım yada kız kardeşim olsaydı ona bu kitabı okumasını söylerdim. Ama bir oğlum olsaydı zorla okuturdum.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
‘Kant ve Kırmızı Elbise’ 3 kısımdan oluşuyor: Aminata’nın öyküsü,kadınların kurtuluşuna-özgürlüğüne-eşitliğine vurgu yapan edebi eserlerden seçmeler,boş inançlara-dini bağnazlığa karşı ve hoşgörüye dair edebi eserlerden alıntılar.Aminata’nın öyküsü ise kendinden sonra gelen iki kısmı tek vücutta bir araya getiriyor.

Aminata karşı komşusuna bırakılan bir kitap görüyor ve içgüdüsel olarak o kitabı alıyor.Aradığı tüm soruları önceden bilirmişçesine cevaplayan bir kitap bu ve şöyle diyor: Sapere aude yani aklını kullanma cesaretini göster!
“Cesaret,gerçek hayatta aynı değildi.Ama hayallerde,evet...”

Yazar kendi hayatındaki çok kültürlülüğün de vermiş olduğu birikimle kısa ama oldukça sağlam bir metin oluşturuyor.İlahi olan/olmayan kitaplara gösterdiği yakın ilgi de açıkça görülüyor.Bu eserde bir kez daha anladığım şey ise şu:

Kadınlara kitaplar çok yakışıyor~
144 syf.
·Beğendi·9/10
Kadınların özgürlüğü üzerinden yola çıkan bir romanla başlayan ve 94.sayfadan itibarense kadınların eşitliğine özgü şimdiye kadar yayınlanmış bazı edebi eserlerden seçmeler bizi bekliyordu.
Önce roman kısmından bahsetmek gerekirse;çaflı bir kadının bir anda karşısına çıkan içindeki özgürlük düşüncesini canlandıran kırmızı elbise ve ünlü filozof Kant'ın "Aklını kullanma cesareti göster," sözüyle kendi içinde bir devrim yaşayan bu kadının yaşadıklarına ışık tutan bir romandı. Önce kendi içinde verdiği mücadeleye şahit oluyoruz bu satırlarda. İçinde yer alan görüşlerde bazı ters düşen yanlar olmakla beraber çok güzel ifade edilmiş bir eser olduğuna inanıyorum.
Edebi eserlerden seçmeler kısmı ise, gerçekten çok güzeldi.
Özellikle "Ey kadınlar,kocalarınıza boyun eğin." ile başlayan Voltaire'e ait alıntı metin favorim oldu. Kur'an'da aslında kadınları aşağılayan ayetlerin bulunmadığına ve Hz. Muhammed'in böyle bir ayrım göz etmediğine yer vermeleri güzel yanıydı.

Genel itibariyle ben bu kaleme alınan eseri çok sevdim.Herkesin de mutlaka okuması gerektiğine inanıyorum.
144 syf.
·8/10
Kitap 3 bölümden oluşuyor; Aminata'nın öyküsü , kadınların özgürlüğüne vurgu yapan edebi eserlerden seçmeler, dinsel alıntılar.
.
Aminata, aile ve toplum dayatması sonucu çarşafa hapsedilen evli bir kadın. Vitrinde gördüğü kırmızı elbiseyi giyme arzusuyla günlerini geçirirken , bulduğu kitap ile ünlü filozof Kant'ın "Aklını kullanma cesareti göster" sözünü benimsemesi ile içsel bir devrime sürükleniyor..
.
Aminata bir toplum gerçeğidir. Günümüzde hâlâ daha toplum baskıları görülmektedir. En basit örneği bilinçaltına işleyen "Elalem ne der?" sözüdür..
.
Yetiştiğimiz kesim önemli bir etken olabiliyor hayatımızda. Öyle ki Aminata'ya doğduğundan beri aşılanan şey; hayattaki tek amacının kocasına itaat etmesi gerektiğiydi.. Varoluşu bile onlara göre sadece çocuk doğurmak. Kadınların damızlık olarak görüldüğü, annenin gücünün doğurduğu erkek sayısı ile ölçüldüğü, kadınların değil söz hakkının düşünme hakkının bile olmadığı bir toplum onunkisi.
.
Bir kadın olarak bunları okuyor olmak biraz yüreğimi burktu çünkü bazen kadın olmak çok zor...
.
Son bölümde yer alan "Yakılacak Kadın" alıntısı da beni etkiledi. (Voltaire - Zadig veya Kader - 11.bölüm)
Herkese merhaba ‍️
Tatildeyim ve mutluyum . 🤗.
Siz nasılsınız ?. Neler yapıyorsunuz ?.
Biz @bursaninokurlari olarak Ağustos ayı için bu kitabı seçtik.
Seçmeseydik bu kitabı tercih etmezdim diye düşünüyorum.
Ama @bursaninokurlari sayesinde farklı konu ve tarzlara dalış yapıyorum.
Kitabımız Paris’te yaşayan bir kadını anlatıyor.
Gelenek ve görenekler karşısında bocalıyor.
Kendi içerisinde bir boğuşma yaşıyor.
Sonra kendini değişime bırakıp kendince bir aydınlanma yaşıyor.
Kitap zaten incecik bir çırpıda okunuyor.
144 syf.
·Puan vermedi
#lamiaberradaberca #kantvekırmızıelbise Çarşaflı kadın kahramanımız, bir gün bir butigin vitrininde kırmızı bir elbise görür. Kocasına sezdirmeden elbiseyi görmeye gitmektedir her gün artık. O elbiseyi giyecegini hayal etmek, cesaretini tetikler. Artık eskisi gibi degildir düsünceleri. Bekaret kırmızısı o elbise, ona hem dügün gecesi ugradıgı tecavüzü hatırlatmaktadır hem de cesaretin bir sembolu olmustur onun için. Kızı ve ülkesinin tüm kadınları için o elbiseyi satın alır. .
.
Kadının öyle görünse bile baskılanamayacagı gercegini anlatmaktadır kitap. Ayrıca kitapta son kısımlarda yazarlardan kadınlarla ilgili alıntılar vardır. .
.

#bookie #hygge #bookish #okudumbitti #hyggestyle #bookworm #bookstagram #bookstagrammer #bookish #books #book #neokudum #kitap #kitapkolik #kitapsever #kitapaski #neokusam #kitapseverler #kitapsevgisi #kitapkurdu #kitap #read #reading #oku #okudumokuyorum #okudumoku #okudumbitti #okudumokuyun #sendeoku #okumak #kitaponerileri
144 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Merhaba, instagramda @bursaninokurlari ile Ağustos ayı okumalarımızdan biri Kant ve Kımızı Elbise'ydi. Sevdiğin bir kitaba methiyeler düzmek ne kadar kolaysa sevmediğin bir kitaba eleştiri yazmak da bir o kadar zor.
Size biraz kurgudan bahsedeyim. Evlenip eşiyle birlikte Fransa'ya yerleşen genç bir kadın var. Yaşadığı ülkenin dilini bilmiyor. Bir kız çocuk annesi. Yazarın ısrar kıyamet dile getirdiği "kara çarşaf"ından anladığımız kadarıyla müslüman. Ben okurken özgürlük kisvesi altında dine, müslümanlığa bir aşağılama yapıldığı hissine kapıldım. Ama sonra üzerine düşündükçe fark ettim ki karakterin dini üzerinde pek durulmamış. Müslüman olduğu çıkarımını sadece kıyafetinden yapabiliyoruz çünkü dini inancıyla, kutsal kitabıyla, ibadetiyle ilgili hiçbir şey yok kitapta. Üzerine giydiği vücudunu örten kıyafetle beynini de örttüğünü zannediyor sanırım. Karakter müslüman olamayacak kadar sığ geldi bana. Çarşaf giymeyi kendi inancının gereği olarak düşündüğü için hür iradesiyle seçmemiş. Tamamen ailenin dayatmasıyla, tıpkı sevmediği ve ihtiyacı haricinde kendisini görmezden gelen kocasıyla evliliğinde olduğu gibi.
Bir gün alışverişe çıktığında bir mağazanın vitrininde gördüğü kırmızı elbiseye hayran oluyor. Ama onu değil giymek bakmasının bile günah olduğuna inandırılmış, ilginç. İçi gitse de almayı düşünmüyor ama her çarşıya çıktığında elbiseye bakmaktan kendini alamıyor. Bir gün komşunun kapısı önünde Kant'ın bir kitabını buluyor ve gizlice alıyor. Okumayı bilmese de kitabı saklıyor, kızının yardımıyla oradan öğrendiği birkaç cümle kadının aydınlanmasına sebep oluyor.
Özetle bu şekilde. Yazara birkaç yerde katılsam da genel olarak fikirlerimiz uyuşmadı. Kitabı sevemedim. Bence dini gerçekte yaşamayan insanların koyduğu, dinde yeri bile olmayan katı kurallara elbette boyun eğmemek gerek. Fakat dinin gerekleri de onlarla bir tutulup hafife alınamaz. Sebebini bilmeden sadece mecburiyetten çarşaf giyen insan için bu esaret olabilir ama hür iradesiyle seçmiş bir insana karışmak da kimsenin haddine değildir. Bir insanın ne kadar açık giyineceğine de ne kadar kapalı giyineceğine de kimse karışamaz, karışmamalı. Özgürlük tek taraflı değil.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lamia Berrada Berca
Doğum:
Fransa, 1970
Lamia Berrada-Berca 1970 yılında doğdu.

Ebeveynleri tarafından, bir İsviçreli İskoçyalı büyükbabanın ve başka bir Arap, bir Fransız büyükanne ve bir başka Berber'in kesişme noktasında, Paris, Bern, Fez kavşağında, Aberdeen ve güney Fas, Montreal'de yaşayan bir kızkardeş ve Sicilya kökenli bir kocanın arasında, bir deniz feneri olarak Fransız dilini korumaktadır.

La Sorbonne'da okuduktan sonra Modern Edebiyat profesörü olmuş, Paris bölgesinde birkaç yıl çalışmış, ardından sözlerini diğer dünyalara, fotoğraflara ya da plastiklere karşı duyma arzusuna çevirmiştir.

1996'da Fransız Yeni Eğitim Grubu ile yaptığı görüşme, daha sonra canlandırdığı sanatsal projelerle sınıfları daha sonra onu, yazının diğer sanatların kesişme noktasında ifade gücünü bulduğu projelere liderlik etmesiyle ya da bugün belgeselin bir parçası olarak.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 64 okur okudu.
  • 39 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.