1000Kitap Logosu
Lev Nikolayeviç Gumilev
Lev Nikolayeviç Gumilev
Lev Nikolayeviç Gumilev

Lev Nikolayeviç Gumilev

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.3
55 Kişi
113
Okunma
26
Beğeni
1.417
Gösterim
Tam adı
Lev Nikolayeviç Gumilëv
Unvan
Rus Tarihçi
Doğum
St. Petersburg, Rusya, 1 Ekim 1912
Ölüm
St. Petersburg, Rusya, 15 Haziran 1992
Yaşamı
Lev Nikolayeviç Gumilëv (Rusça: Лев Никола́евич Гумилёв) (1 Ekim 1912, St. Petersburg – 15 Haziran 1992, St. Petersburg), Lev Gumilëv olarak bilinen, Rus tarihçi. Etnik grupların oluşması ve sonlanması ile ilgili alışılagelmişin dışında düşüncelerle Neo Avrasyacılık olarak bilinen politik ve kültürel hareketlerin yükselişiyle ilgili saptamalarda bulundu. İkisi de tanınmış şair olan Nikolay Gumilyov ve Anna Akhmatova'nın oğlu olarak St. Petersburg'da doğdu. Lev 7 yaşındayken boşandılar. Babası anti bolşevik hareketlerinden dolayı öldürüldüğünde sadece 9 yaşındaydı.1930'lı yıllarda annesinin hükümetle olan sorunları yüzünden Leningrad Üniversitesi'nden çıkartıldı ve gençliğinin büyük bölümünü geçirdiği, 1938'den 1956'ya kadar, Gulaglara gönderilmek üzre sınır dışı edildi. Daha sonra Kızıl Ordu'ya girdi ve Berlin Muharebesi'ne katıldı. Güvenli birşekilde ordudan ayrılmasını sağlamak için annesi Anna Ahmatova zoraki olarak Stalin'e övgü dolu yayınlar yaptıysa da, başarı sağlayamadı. İlişkileri gerginkaldı, gençliğinde yaşadığı sorunlar için annesini suçladı. 1935 ile 1949 yılları arasında üç kez tutuklanmış ve üçüncüsünde 10 yıla mahkûm edilmişken;1956 yılında Stalin'in çıkardığı 'çocuk ebeveyninin hatasından sorumlu değildir' kararıyla tahliye edilebilmiştir. Stalin'in ölümünden sonra Hermitage Müzesi'ne girdi, müdürü Mikhail Artamonov rehberi olarak Onu takdir ediyordu. Artamonov'un direktörlüğünde Hazar çalışmaları yapıp, bozkır insanlarıyla ilgilendi. 1960yılında Leningrad Üniversitesi'nde konferanslara başladı. İki yıl sonra Eski Türkler ile ilgili doktora tezini yaptı. 1960'lı yıllardan sonra, Coğrafya enstitüsünde bu sefer konusu Coğrafya olan başka bir doktora tezi hazırladı. 1986 yılında emekli oldu. Onun fikirlerinin, Sovyetlere ait resmi doktrin ile geri çevirilmesine ve monografilerinin çoğunun yayınlanmasının yasak olmasına rağmen, Gumilyov özellikle Perestroyka yıllarında ilgi çekmeyi başardı. Popülaritesinin bir göstergesi olarak, Kazakisan başkanı Nursultan Nazarbayev,yeni Kazak başkenti Astana'da tam sarayının karşısına Lev Gumilyov Avrasya Üniversitesi'ni inşa ettirdi. Ölümünden sonra Rusya'da adına; 'Gumilyov Dünyası Vakfı' adında bir vakıf kurulmuş ve bütün eserleri yeniden yayınlanmıştır.
Mr. Derviş
Hunlar'ı inceledi.
664 syf.
Bozkırın Efendileri!
Öncelikle kitabın içeriğinden bahsetmeden önce kitabın yazarından biraz bahsetmek istiyorum. Söz konusu Genel Türk Tarihi araştırmaları olduğunda ilk sırada Ruslar yer alır, sonra Avrupalılar gelir. Herhâlde her iki halkın Göçebe(Nomad) - Bozkır kültüründen gelmesinden olsa gerek, Ruslar bizim tarihimizi araştırmaya bir hayli meraklılar. Bu aslında bizim açımızdan biraz iyi bir durum, çünkü Avrupa Batı merkezli bakış açısına maruz kalmıyoruz. Lev Nikolayeviç Gumilev, Rus tarihçi esasen tarihçi olmakla beraber Etnogenez (ırkların oluşumu ve karışımı) alanındaki öncü çalışmalarıyla da dikkat çekmiş bir tarihçidir. Orta Asya Hun (Hyung-nu) ve Türk tarihi konusunda, son dönem tarihçiler arasında bir üstad ve ekol kabul edilir. Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen yazdığı eserler hâlâ geçerliliğini ve güncelliğini korumaktadır. Gumilev, kitabı tam anlamıyla akademik bir dille yazmış. Çok fazla akademik içerik ve üslup olduğu için kitap sizi yoracaktır. Tabi bu durumun yaşanmasında Çin kaynaklarının esas alınması önemli bir etken. İlber Ortaylı 'nın tabiriyle Türkler tarih yazmayıp, tarih yapmakla meşgul oldukları için tarih yazıcılığından uzak kalmışlardır. Bu yüzden Hun'lar hakkındaki bilgileri ancak Çin kaynaklarından öğrenebiliyoruz. Çin kaynaklarında yanlı bir bakış açısı olsa bile ne diyordu Lev Nikolayeviç Gumilev : "Bir halkın tarihini biraz da onun düşmanlarının yazdıklarına bakarak okumak gerekir." Gumilev, Hun'ların ilk ortaya çıkışlarını Çinlilerin verdikleri isimlere göre açıklamaya çalışmış. Ayrıca Hunların ilişki içinde olduğu diğer kavimleri de yine Çinlilerin verdikleri isimlere göre anlatmış. Bu yüzden kitapta bahsedilen herhangi bir kavimin bugün hangi bilinen kavim olduğunu anlamak güçleşiyor. Çançinçon isimler fazla olduğu için kronolojiyi, hükümdarları, siyasi olayları takip etmek haliyle zorlaşıyor. Yani kitabı biraz sabırla okumak gerekiyor. Buna rağmen Gumilev, satirik Rusçayı ustalıkla kullanmış. Verdiği bilgiler yanında eserinde kullandığı bu satirik üslubu da eserini sevmeme vesile oldu. Eğer tarihi roman yazmış olsaydı, kesinlikle çok başarılı olurdu. Gumilev, okuyucusuna tarihi sevdirerek, eserlerini sıkıcı olmaktan kurtarmayı başarabilmiş bir yazardır. Onun eserlerinde diğer tarihçilerin kitaplarında pek göremeyeceğimiz "... kendisi halim selimdi ama karısı çirkefin, şirretin tekiydi"; ".. bu geri zekalı avrat.."; "yoo.. ben kül yutmam!"; ".. gelin önce terimler konusunda anlaşalım.."; ".. bakıyorum da sevgili okuyucum bana itiraz ediyor.."; "..peki beyim, madem öyle, gel seninle tarihin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkalım da, kimin haklı olduğunu görelim.."; ".. yoo.. artık bu soruya cevap vermek boynumuza borç oldu.."; "bu da ne demek oluyor şimdi?"; ".. üstadımıza da maşallah yani.." şeklindeki esprili cümlelere zaman zaman rastlıyoruz. Ufak bir hatırlatma yapayım, kişinin kitabı okumadan önce belirli bir birikimi olması gerekir; çünkü gerek boy adları gerekse coğrafi adlar çok var ve basit bir Hun kitabı bekliyorsanız eğer yanılıyorsunuz. Gumilev bu kitap ile Hunların Dünya tarihine hiçbir katkıları olmayan yıkıcı bir halk olduğuna ilişkin yaygın kanıya meydan okuyan, hiç sorulmamış soruları soran özgün bir araştırma ortaya çıkarmış. Fransa'dan Mançurya'nın düzlüklerine kadar neredeyse bütün Avrasya kıtasının muhtelif yerlerinde yüzyıllar boyunca Hun hakimiyeti dönemi yaşanmıştır. Hunlar Uçsuz Bucaksız Avrasya'nın hemen her bölgesinde imparatorluklar ve devlet düzeyi teşekküller tesis etmiştir. Bu gerçekliğe rağmen nedendir bilinmez, Hunların tarihleri sıklıkla son dönem Roma İmparatorluğu ile Germen halklarının ilk dönem tarihinin dipnotu muamelesi görmüştür. Yazar bu Avrupa Batı merkezli zihniyeti sık sık eleştiriyor ve Hunların Dünya tarihine hiçbir katkıları olmayan yıkıcı bir halk olduğuna ilişkin yaygın kanıya meydan okuyor. Hunların kıta Avrasya'sının büyük bölümüne yayılmasının yol açtığı jeopolitik değişimleri analiz ederek Avrupa, Çin ve Hint medeniyeti ile devlet idaresine yaptığı katkıları ortaya koyuyor. Çin kaynakları üzerine derinlemesine araştırmalar yürütecek dil becerilerine sahip yazarımız Hunlara ilişkin yepyeni bilgiler sunuyor. Büyük Hun İmparatorluğunun kurucusu olan Mao-tun(Me-te) üzerinde durmakta fayda var. Me-te'nin hiç yoktan bir devlet kurduğu söylenebilir. Me-te, 24 Hun boyunu birleştirerek, güçlü bir devlet kurmuştur. Bununla birlikte, Mete yalnızca bir imparator veya komutan değil; aynı zamanda silah icad eden ve yaptıran bir askerdi. Bu sebeple Çin kaynaklarının hepsi, vızlayan okun Mete tarafından icad edildiğini kaydeder. Vızlayan oklar, kemik bir ok ucuna delikler açmak sureti ile yapılırdı. Osmanlılar bu oka "Çavuş" oku derlerdi. Bu oku daha ziyade, işaret vermek yön göstermek için komutanlar kullanırlardı. Onun ıslık çalan oklarının ardından sadece usta avcılar değil, kumandanlarına güvenen ve verilen görevin şuuruna vararak itaat eden savaşçıları da gitmişlerdir. Yine Mo-tun(Mete) tarafından gerçekleştirilen ve toplulukta kabilecilik gayretlerini kırarak adeta devlete milli topluluk havasını getiren ordudaki 10'lu tertip de Türk idi. De Guignes, Mete'nin Oğuz Han'a benzerliğini çok büyük bir ihtiyatla söylemişti. Fakat Rus Sinoloğu Biçurin, bu iki hükümdarın aynı olabileceğini kesin olarak ileri sürdü. Rahmetli Ziya Gökalp, "Eski Türklerde mantıklı tenazurlar" adlı makalesinde, bu konuyu daha geniş olarak ele almış ve Biçurin'den habersiz olarak Mete ile Oğuz Han'ın aynı kimse olabileceğini ileri sürmüştü. Bazı tarihçiler bunu kabul etse de hâlâ tartışmaya açıktır. Mete'nin adı da Çince işaretlerle yazılmıştı. Çince işaretleri Mei-dei (Mei-tei) şeklinde okuyan yazar (De Guignes), Mete için kitabının her yerinde de bu adı kullanmıştı. Bu kitaptan istifade eden Türk tarihçileri ise adı, doğrudan doğruya Mete şeklinde okumuşlar ve kitaplarına böyle geçirmişlerdi. İşte bu yolla bu büyük Hun imparatorunun adı, Türkiye'de Mete şeklinde öğrenilmiş ve yayılmıştır. Halbuki bugün modern Çin dilinin kurallarına göre bu Çince işaretleri Mao-tun, yani Mao-dun şeklinde okumaktayız. Elbetteki bu okunuş, aynı Çin işaretlerinin bugünkü Çin telaffuzuna göre seslendirilmiş bir şekildi. Aynı işaretler Mete çağında ise "Bak-tut" şeklinde okunurdu. Çinliler kelime sonundaki "r" sesini okuyamazlar ve bu sesi "t" şekline sokarlardı. Öyle anlaşılıyor ki Mete'nin gerçek adı da eski Türkçedeki "Bagatur" ve orta Türkçedeki "Bahadır" dan başka bir şey değildi. Bu güzel buluş Alman sinoloğu F. Hirt'e aittir. Me-te, hayatının başlangıcında, kendisinin de hayal etmediği büyük bir mevkiye ulaşarak, MÖ 174 yılında hayata gözlerini yummuştur. Torunlarından hiç biri, kabiliyet yönünden ona denk olmamış olsa da, kurduğu devlet 300 yıl ayakta kalabilmiştir. Ne hazindir ki Batı hayranı tarih, İskender'e büyük, Me-te'ye barbar demiştir. Fakat unutulmamalıdır ki, ikisi arasında dahi ehil siyasetçi ve idareci olan kişi açık ara Me-te'dir. İskender'İn İmparatorluğu kendisi ölür ölmez çöküp parçalanırken, Me-te'nin Hun Xiongnu İmparatorluğu doğrudan kendi zürriyetinin yönetiminde 300 yıl ayakta kalmıştır. İskender'İn ölümü yalnızca imparatorluğunun sonunu getirmekle kalmamış, hanedanının da yok olmasına yol açmıştır. Kitapta sadece Hunlar yok. Başta ezeli düşmanları olan Çin'e de kitapta bolca yer verilmiş. İslam Öncesi dönemdeki Türk Tarihini anlayabilmenin en önemli yollarından biri o dönem Türklerin komşuluk ettiği halkların durumlarını bilmekten geçiyor. Yine Hunların müttefiki, komşuları ve aynı zamanda kan bağı olan diğer bozkır kavimleri de anlatılıyor: Ti'ler(Tankutlar), Wu-sunlar, Chiang'lar(Tibetliler), Wu-huan, Tabgaçlar, Eftalitler ve Siyenpi'ler gibi kavimler de ayrı başlıklar altında ele alıyor. Ayrıca kitabın bir kısmına Batı Hunlarına da yer verilmiş. Gunların (Batı Hunları) nasıl ortaya çıktığını, hangi halklar ile karıştıklarını, hangi halkları hakimiyeti altına aldıklarını, nasıl tarih sahnesinden silindikleri güzel bir şekilde özetlenmiş. Hülasa, Hunlar üzerine yapılan çalışmaların azlığını düşünürsek bu eserin kıymeti daha iyi anlaşılacaktır. Batı medeniyetinin Barbar Türkler/Hunlar propagandasının etkisinde kalıp, kendi medeniyetinden uzak kalanların okumaları özellikle yararlı olacaktır. İnsan okudukça atalarına ve bozkır halklarına daha çok saygı duyuyor. Türk milleti ve kültürü GökTürk döneminde her bakımdan sistemli bir şekilde ortaya çıkmış, bir bakıma günümüze kadar Türk tarihine yön vermiştir. Aslında, ondan öncede Türk milleti ve dolayısıyla tarihi vardı. Yine iki kıtada Türk toplulukları farklı adlar altında devlet ve benzeri siyasi kuruluşlar meydana getirmişlerdi. Ama "Türk" adının, dilinin ve kültürünün yabancı devletler tarafından tanınıp yaygın hâle gelmesinin gerçekleşmesi tamamen GökTürkler sayesinde olmuştur. Etnik olarak yüzde yüz olmasa bile dil olarak, kültür olarak -en azından o kültürden geriye ne kaldıysa- Hunların torunlarıyız. 24 Hun boyu, aynen 24 Oğuz boyu olarak devam ediyor. Bir halk ancak geçmişinin ve atalarının büyüklüğünün bilincindeyse, bugün ve gelecekte mutlu yaşayabilir. 300 bin kişiden oluşan bir kavim nasıl 30 milyon insana kök söktürüyor okuyun ve görün. "Bindirmişler bir gemiye, Rotasından haberi yok. Korkuyor Türk'üm demeye, Atasından haberi yok." Abdurrahim Karakoç
Hunlar
8.8/10
· 40 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
29
Tamer Sağcan
Hunlar'ı inceledi.
384 syf.
·
29 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Öncelikle Hun tarihine ilişkin bilgilerin Çin kaynakları ağırlıklı olmasının doğal sonucu olarak, isimler ve telaffuzları sorunuyla burada da karşılaşıyorsunuz. Bunları akılda tutmak için çaba göstermediğiniz ve belli başlı isimler dışında, diğer isimlere odaklanmadığınız müddetçe Gumilev'in anlatımı araştırmacıyı fazla yormuyor. Aksine gerekmediği yerlerde çok az dipnot kullanılarak veya kullanılsa dahi kısacık göz atmalarla ana metinden kopmamayı temin ederek hızlı okuma şansı elde ediyorsunuz. Gumilev, ayrıntılı ve kronolojik bir anlatıma geçmeden önce, kapsamlı olarak; Hunların kültürü, dini, ordusu, sosyal hayatı, ekonomik durumu vb. pek çok konuda bilgi veriyor. Hatta bu bölümlerde, bu zamana kadar okumuş olduğum bilgilerden farklı olarak, Hunlar hakkında ilk defa okumuş olduğum bilgiler bulunduğunu ayrıca belirtmeliyim.
Hunlar
8.8/10
· 40 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
5
Mustafa BAKIRHAN
Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları 1. Cilt'i inceledi.
467 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları 1'inci Cilt, Bu bölüm, Rus tarihçi, Gumilev tarafından kaleme alınan kitabın ilk bölümünü oluşturmaktadır. Kitap, karışık bir anlatıma sahiptir. Kitabı anlamak için öncelikle, kitapta geçen kavramları anlamak ve kitabı bu anlam üzerine okumak gerekiyor. Kitabı anlamak için kitabın neden yazıldığını da göz önünde bulundurmalıyız. Kitap, Rusya'nın Asya bozkırlarında yaşayan çoğunluğu Türk olan toplulukları kendi emperyal hedefleri doğrultusunda kullanmak için tarihi bir neden bulmak üzere oluşturulmuştur. Bu amaç doğrultusunda tarihe bilim gözüyle değil de siyasi bir amaçla yaklaşılmıştır. Kitap, bozkırdaki Türk olan topluluklara Avrupa sizi barbar görüyor, biz Ruslar ise sizinle aynı kaderin kıskacından geçtik, gelin Rusya'nın şemsiyesinde var olun demektedir. Kitap, Avrupa merkezli tarih yazıcılığına karşı Rusya merkezli tarih yazıcılığının bir ürünüdür. Avrupa tarih yazıcılığı, yerleşik kültürleri medeni, göçebe kültürleri barbar saymaktadır. Bu anlayışı Roma İmparatorluğu'na belki de daha da eskiye gidersek Antik Yunan'a kadar götürebiliriz. Gumilev, Avrupa merkezli tarih yazıcılığını ret ederek bozkırda yaşayan toplulukların güçlü medeniyetler inşa ettiğini belirtir. Kitap, Rusya'yı Avrupalı bir toplum veya medeniyet olarak görmüyor. Rusya'nın Asyalı bir medeniyet olduğunu ifade etmektedir. Bu sebeple Rusya'nın da Asya bozkırlarında var olan diğer toplumlarla aynı tarihi kıskaçtan geçtiği savunur. Kitapta ana kavram "etnos" denilen halk veya etnik kimlik olarak kullanılan kavramdır. Kitap, bozkırda yaşayan toplulukların etkileşim içinde olduğunu her etnosun diğerini etkilediğini söylemektedir. Bunu yaparken bozkırda İskitlerden günümüze kadar var olan her topluluğu farklı bir şekilde anlamdırarak ve ifade ederek onları bölmektedir. Kitaptaki anlatımlara göre, bozkırda, Hunlar, Hazarlar, Uygurlar, Bulgarlar, Peçenekler, Türkler kitaptaki ifadeye göre, Türkütler yaşamıştır. Bugün tarihi bilim olarak ele alan herkes Hunlardan başlayarak Uygur, Hazar, Peçenek, Bulgar bu daha da sayılabilir hepsini Türk kökenli saymaktadır. Kitap ise Uygurların farklı bir kimlik Türkleri farklı bir kimlik saymaktadır. Bununla yetinmeyip Museviliği din olarak benimseyen Hazarların, Türkler, Hazarlar ve Museviler tarafından oluşturulduğunu söylemektedir. Tüm bunları sayarken asla millet kavramını kullanmamaktadır. Bozkırda yaşayan toplulukların aynı milletten olduklarını, kendilerince saklayabilmek içinse kültürel etkileşim diye bir ifade kullanmışlardır. Yani tüm topluluklardaki ortaklıklar ve benzerlikleri bu etkileşim üzerinden açıklamaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle kitapta asla millet ifadesi geçmemektedir. Türklerden bile bahsederken millet ifadesi kullanılmamıştır. Yazarın yaşadığı 1912-1992 yıllar ve kitabın yazıldığı dönem göz önünde bulundurulursa kitap, Sovyet Rusya'nın yayılma politikasına tarihi bir maske olarak kullanarak zemin hazırlamaktadır. Yine kitap, Rusya merkezli Avrasyacılık tartışlarının ilk örneği gibi durmaktadır. Batı merkezli emperyal yaklaşımları ret eden kitaptaki anlayış, tarihsel yaklaşımlarla süsleyerek Rusya merkezli yeni bir emperyal yaklaşımı Asya bozkırlarında yaşayan temeli Türk olan ancak farklı adlarla isimlendirilen Türk topluluklara sunmaktadır. Bugün, Azerbaycan Türkü demek yerine Azeri, Azerbaycanlı veya Azerbaycan Türkçesi yerine Azerice diyorsak bu, Rusya'nın bölgeyi şekillendirmesinin bir ürünüdür. Geçtiğimiz günlerde BBC Türkçe'nin sitesinde Hollanda'da II. Dünya Savaşı yıllarında öldürülen 142 Özbek Türkünden bahsedilirken 142 Asyalı veya 142 Özbek diye ifade kullanılmıştır. Asla Türk, ifadesi geçmemektedir. Rusya'nın başını çektiği bu anlayış, zamanla her yere sirayet etmiş durumdadır. Millet ve halk kavramları, insanların siyasi düşüncelerine göre zaman zaman birbirinin yerine kullanılmaktadır. Ancak siyasi düşünceyi bir kenara bırakacak ve kavram temelli bakacak olursak millet denildiğinde daha geniş bir kapsam ve milleti oluşturan topluluklar arasında kültürel ve tarihi daha samimi bir ilişkiden bahsedilebilir. Halk kavramı ise millet kavramına göre daha düşük düzeyde kalmaktadır. Yazar, madem bozkırdaki toplulukların oluşturduğu medeniyete hayran o zaman o toplulukları hak ettiği şekliyle millet olarak ifade ederek itibarlarını teslim etmelidir. Unutmamak gerekir ki insanlık için Seyit Ahmet Arvasi'nin de dediği gibi, "Amerika kara emperyalizm, Rusya ise kızıl emperyalizmdir" bizler bu iki tür insanlık düşmanı emperyalizmi de ret ediyoruz.
26
Furkan Gedik
Hunlar'ı inceledi.
384 syf.
·
11 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Bozkır Tarihi Başlangıcı
Gumilev, tarihçilik ve etnografya sahasında okunabilecek, okuyucuyu uzun uzun araştırmalara sevk edebilecek zirve isimlerden biri. Bunu her Gumilev incelememde mütemadiyen vurgulamakta fayda görüyorum. Hunlar ise, mütehassısın uzmanlık alanını oluşturan Bozkır tarihinin başlangıç merhalesi olması açısından en mühim eserlerinden sayılır. Konusu ise belki de Orta Asya tarihi çalışırken tercih edilebilecek en zor konu olan ve MÖ III. asırda şekillenip MS V. yüzyıla dek devam edecek olan Hun etnogenizinin şekillenişi, yükseliş ve düşüşü oluşturuyor. Tarihçilikte mecburen bağlı olmak zorunda kaldığınız birtakım kaynak diller mevcut. Orta Asya hakkında yapılan incelemelerin ise Çin diline istinad etmeden muvaffak olması düşünülemez. Müellif her ne kadar eserini oluştururken sinolojinin etkisinde kalmayıp muhtelif açılardan Hun tarihine yaklaşsa bile eserde özellikle Hunların kudretli zamanlarının sonunda(MÖ I-MS II) mecburen Çin tarihi okumaya başlıyorsunuz. Eser, yazımda kullanılmak zorunda olan Çince isimler, ıstılahlar ve coğrafî mekan isimleriyle okuyucuyu yıldırabiliriyor. Bozkır'da tek bir etnik grubun tarihini yazmak mümkün değil. Gumilev, Hun tarihini daha iyi aydınlatabilmek amacıyla, başta Han Hanedanı(Çin) olmak üzere Ti'ler(Tankutlar), Wu-sunlar, Chiang'lar(Tibetliler), Wu-huan ve Siyenpi'ler gibi Hunların kuvvetli müttefiklerini de ayrı başlıklar altında ele alıyor. Son olarak; MS II. yüzyılın ortalarından itibaren batıya doğru göçen Hunların, bilahare Avrupa Hunları diye anılacak olan Hunların- tarihi ise eserin sonundaki nispeten küçük makale ile özetlenmiş halde okuyunun önüne getiriliyor.
Hunlar
8.8/10
· 40 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
8