Lev Nikolayeviç Gumilev

Lev Nikolayeviç Gumilev

Yazar
8.6/10
17 Kişi
·
48
Okunma
·
11
Beğeni
·
968
Gösterim
Adı:
Lev Nikolayeviç Gumilev
Tam adı:
Lev Nikolayeviç Gumilëv
Unvan:
Rus Tarihçi
Doğum:
St. Petersburg, 1 Ekim 1912
Ölüm:
St. Petersburg, 15 Haziran 1992
Lev Nikolayeviç Gumilëv (Rusça: Лев Никола́евич Гумилёв) (1 Ekim 1912, St. Petersburg – 15 Haziran 1992, St. Petersburg), Lev Gumilëv olarak bilinen, Rus tarihçi. Etnik grupların oluşması ve sonlanması ile ilgili alışılagelmişin dışında düşüncelerle Neo Avrasyacılık olarak bilinen politik ve kültürel hareketlerin yükselişiyle ilgili saptamalarda bulundu.

İkisi de tanınmış şair olan Nikolay Gumilyov ve Anna Akhmatova'nın oğlu olarak St. Petersburg'da doğdu. Lev 7 yaşındayken boşandılar. Babası anti bolşevik hareketlerinden dolayı öldürüldüğünde sadece 9 yaşındaydı.1930'lı yıllarda annesinin hükümetle olan sorunları yüzünden Leningrad Üniversitesi'nden çıkartıldı ve gençliğinin büyük bölümünü geçirdiği, 1938'den 1956'ya kadar, Gulaglara gönderilmek üzre sınır dışı edildi. Daha sonra Kızıl Ordu'ya girdi ve Berlin Muharebesi'ne katıldı. Güvenli birşekilde ordudan ayrılmasını sağlamak için annesi Anna Ahmatova zoraki olarak Stalin'e övgü dolu yayınlar yaptıysa da, başarı sağlayamadı. İlişkileri gerginkaldı, gençliğinde yaşadığı sorunlar için annesini suçladı. 1935 ile 1949 yılları arasında üç kez tutuklanmış ve üçüncüsünde 10 yıla mahkûm edilmişken;1956 yılında Stalin'in çıkardığı 'çocuk ebeveyninin hatasından sorumlu değildir' kararıyla tahliye edilebilmiştir.

Stalin'in ölümünden sonra Hermitage Müzesi'ne girdi, müdürü Mikhail Artamonov rehberi olarak Onu takdir ediyordu. Artamonov'un direktörlüğünde Hazar çalışmaları yapıp, bozkır insanlarıyla ilgilendi. 1960yılında Leningrad Üniversitesi'nde konferanslara başladı. İki yıl sonra Eski Türkler ile ilgili doktora tezini yaptı. 1960'lı yıllardan sonra, Coğrafya enstitüsünde bu sefer konusu Coğrafya olan başka bir doktora tezi hazırladı. 1986 yılında emekli oldu.

Onun fikirlerinin, Sovyetlere ait resmi doktrin ile geri çevirilmesine ve monografilerinin çoğunun yayınlanmasının yasak olmasına rağmen, Gumilyov özellikle Perestroyka yıllarında ilgi çekmeyi başardı. Popülaritesinin bir göstergesi olarak, Kazakisan başkanı Nursultan Nazarbayev,yeni Kazak başkenti Astana'da tam sarayının karşısına Lev Gumilyov Avrasya Üniversitesi'ni inşa ettirdi.

Ölümünden sonra Rusya'da adına; 'Gumilyov Dünyası Vakfı' adında bir vakıf kurulmuş ve bütün eserleri yeniden yayınlanmıştır.
Zamanlar değişiyor, bizde onunla birlikte değişiyoruz. ( Tempora mutantur et nos mutamur in illis.)
At sırtında bir imparatorluk kurabilirsiniz, ama onu at sırtından yönetemezsiniz” demişti bir defasında Çingis-han döneminin etkili yöneticilerinden Yeh-lü Ch’u-ts’ai. Hun İmparatorluğu’nun kurucusu Yabgu Me-te de bunu çok iyi anlamıştı. Hükümdarlığının sonlarına doğru, Çin’den kendisine sığınan birçok Çinliyi hizmetine alarak, Çin sarayı ile Hun devleti arasındaki diplomatik ilişkilerde onlardan geniş ölçüde faydalanmıştı
Prjevalskiy, Gobi’yi şöyle tasvir ediyor: “Tam bir hafta boyunca, çölden başka bir şey göremezsiniz. Göreceğiniz tek şey, orada burada uçsuz bucaksız vadiler, bunların üzerinde bir yıl öncesinden sararıp kalmış kuru ve parlak bitki örtüsünden başka, gâh kesif kayalıklar, gâh meyilli tepelerdir. Bu tepelerin üzerinde ise, bazan çok hızlı koşan antilopların siluetlerini görür gibi olursunuz.” Gobi Çö-lü’nde antiloplardan başka, XIX. Yüzyıla kadar mevcudiyetini sürdüren vahşi develer ve çok miktarda kemirgenler de bulunurdu. Eski Çinliler için bu çöl yaşanacak bir yer değildi.
Li Mu, savunma pozisyonuna çekilmişti. “Hunlar, devletimizin sınırlarından içeri girer ve yağmalamaya başlarsa, hemen kışlanıza dönüp savunma hattına çekilin -diye emretmişti askerlerine.-Kim esir almaya çalışırsa, idam ederim!”
192’de Me-te, doğrudan imparatoriçeye evlilik teklif etti. O, imparatorluğun kocaya çeyiz olarak verileceği ve böylece bütün Çin’in hakimi olacağı ümidindeydi. Bu teklif karşısında öfkeden küplere binen imparatoriçe, önce elçileri öldürtüp savaş ilan etmeyi düşündüyse de, kendisine “barbarlar”a kızılmaması gerektiği, aksine gelin adayının yaşlanmış bir kişi olduğu şeklinde nazik bir cevap verilmesi tavsiye edildi. Çinli vezirlerin korkarak gönderdikleri cevap, nedense Hun yönetimi tarafından makul karşılandı ve bitip tükenme noktasına gelen zayıf Çinli isyancıları desteklemek için güçlü ordular gönderilme-diyse de, Hun gruplarının küçük çaplı saldırıları devam etti. Çinli-ler’in söyledikleri şarkılarda, “P’-hin-ch’eng şehri boyunca kederden başka bir şey yoktu; yedi gün boyunca bir şey yemediler ve yayı gerecek takatları bile kalmadı” şeklinde mısralar yer alıyordu.
Me-te, alışılmış göçebe savaş taktiğini de değiştirdi: Yalandan geri çekilerek, Çin ordusunun en vurucu güçlerini kuşatma altına aldı ve P’ing-ch’eng (Pinçeng okunur) şehrine yakın olan eski Pai-teng’de, (Baydın okunur) Çin öncü birliklerini imparatorla birlikte kuşattı. Daha da enteresanı, Me-te’nin, askerlerini dört küçük birliğe ayırması ve her birine farklı renkte doru atlar vermesidir: Karayağız, beyaz, kır ve al donlu.Çinliler, yedi gün gün boyunca, ardarda yapılan Hun saldırılarını durdurmak için yemeksiz ve uykusuz olarak direndiler. Sonunda Çinli casuslar, Me-te’nin hanımıyla temasa geçip, verdikleri değerli hediyelerle kocasını “dâhi bir insan olan”Kao-tsu (Gaozu okunur) ile anlaşmaya ikna etmeye razı ettiler. Me-te’nin hanımı, kocasına, Çin’i fethetse bile Hunlar’ın herhalükârda orada yaşamayacaklarını belirtti. Bu tür mülahazaların yanı sıra Prens Han Hsin’in o döneme göre henüz gerçekten güçlü olduğu konusundaki şüpheler, Mete’yi savaşı daha fazla sürdürme düşüncesinden vazgeçmeye zorladı ve Me-te, Kao-tsu’nun ordusunun çıkıp gitmesi için kuşatmanın kaldırılmasını emretti
Teoman, oğlunun yiğitliğini takdir ederek, öldürmek şöyle dursun, bir de 10 000 çadırlık tebayı onun emrine verdi. Hemen kendi süvarilerini askeri eğitime tabi tutan Mete, onlara, oku ıslık çaldırarak nasıl atacaklarını öğretti.164 Herkese, sadece kendisinin ıslak çalan okunun gittiği yere kadar ok atmasını emretti ve bu emri yerine getirmeyenlerin kellelerinin vurulmasını buyurdu. Savaşçılarının disiplinini ölçmek için, kendi küheylanına ıslık çalan bir ok attı ve bu çok değerli ata ok atmayanların kellelerinin kesilmesini emretti. Bir süre sonra Me-te, bu defa kendi güzel karısına ok attı. Yakın arkadaşlarından bazıları, müdafaasız genç bir kadına ok atamayacaklarını belirterek, yaylarını bir kenara fırlatınca, Me-te, bunların kellesini hemen kestirdi. Başka bir gün, av sırasında okunu babasının küheylanına çevirdi ve bütün savaşçılarının da aynı şeyi yaptığını gördü. Artık savaşçılarının mükemmelen hazır olduğunu gören Me-te, ava çıkan babasını takip ederek, okunu doğrudan ona fırlattı. Yabgu Teoman (T’u-man), aldığı ok darbeleriyle dünya hayatıyla vedalaştı. Çıkan karışıklıklardan faydalanan Me-te, onu bir baba katili ve tahtı gaspeden kişi olarak gördükleri için itaat etmek istemeyen üvey annesini, kardeşini ve beylerini öldürüp, kendini yabgu ilan etti.
Me-te, “Komşu olarak yayaşan insanların birbirinden bir at veya bir kadın istemeleri nedir ki?” diyerek, Tung-hular’ın isteklerini yerine getirdi. Bu defa Tung-hular, Kalgan’ın güney batısında hayvancılığa ve yaşamaya elverişli olmayan bir çöl parçasını istediler. Esasen istenilen toprak, hiç kimseye ait değildi. Sınır karakolları bile onun uç kısımlarındaydı ve Hunlar’ın batısına, Tung-hular’ın doğusuna düşüyordu. Bu defa beyler, kimsenin bir işine yaramayan toprak parçası için “verilsin mi, verilmesin mi?” şeklinde bir münakaşa yapmanın dahi gereksiz olduğu şeklinde görüş bildirdiler. Fakat Me-te, “Toprak bir devletin temelidir, nasıl veriririz onu?!” diyerek, verilmesinden yana tavır takınanların hepsinin kellesini vurdurdu. Sonra da Tung-hular üzerine sefer açtı. Bir saldırı beklemeyen Tung-hular, yenildiler.
Attila orta boylu, geniş omuzlu, koyu saçlı ve basık burunluydu. Gür bir sakalı yoktu. Küçük gözleriyle fırlattığı şahin bakışlar muhataplarını ürkütüyor ve ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordu. Öfkesi korkunç, düşmanlarına acımasız ama silah arkadaşlarına karşı son derece şefkatliydi. Gunlar onun kabiliyet ve cesaretine güveniyorlardı. Bu yüzdendir ki Volga’dan Rhen’e kadar bütün kabileler onun sancağı altında birleşmişlerdi. Gunlar’dan başka Ostrogotlar, Gepidler, Türingiler, Herullar, Turcilingler, Rugiler, Bulgarlar ve Akassir (Aka-tir) ler onun sancağı altında savaşıyor; keza birçok Romalı ve Grek de seve seve hizmetine koşuyordu.
384 syf.
·29 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle Hun tarihine ilişkin bilgilerin Çin kaynakları ağırlıklı olmasının doğal sonucu olarak, isimler ve telaffuzları sorunuyla burada da karşılaşıyorsunuz. Bunları akılda tutmak için çaba göstermediğiniz ve belli başlı isimler dışında, diğer isimlere odaklanmadığınız müddetçe Gumilev'in anlatımı araştırmacıyı fazla yormuyor. Aksine gerekmediği yerlerde çok az dipnot kullanılarak veya kullanılsa dahi kısacık göz atmalarla ana metinden kopmamayı temin ederek hızlı okuma şansı elde ediyorsunuz. Gumilev, ayrıntılı ve kronolojik bir anlatıma geçmeden önce, kapsamlı olarak; Hunların kültürü, dini, ordusu, sosyal hayatı, ekonomik durumu vb. pek çok konuda bilgi veriyor. Hatta bu bölümlerde, bu zamana kadar okumuş olduğum bilgilerden farklı olarak, Hunlar hakkında ilk defa okumuş olduğum bilgiler bulunduğunu ayrıca belirtmeliyim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Lev Nikolayeviç Gumilev
Tam adı:
Lev Nikolayeviç Gumilëv
Unvan:
Rus Tarihçi
Doğum:
St. Petersburg, 1 Ekim 1912
Ölüm:
St. Petersburg, 15 Haziran 1992
Lev Nikolayeviç Gumilëv (Rusça: Лев Никола́евич Гумилёв) (1 Ekim 1912, St. Petersburg – 15 Haziran 1992, St. Petersburg), Lev Gumilëv olarak bilinen, Rus tarihçi. Etnik grupların oluşması ve sonlanması ile ilgili alışılagelmişin dışında düşüncelerle Neo Avrasyacılık olarak bilinen politik ve kültürel hareketlerin yükselişiyle ilgili saptamalarda bulundu.

İkisi de tanınmış şair olan Nikolay Gumilyov ve Anna Akhmatova'nın oğlu olarak St. Petersburg'da doğdu. Lev 7 yaşındayken boşandılar. Babası anti bolşevik hareketlerinden dolayı öldürüldüğünde sadece 9 yaşındaydı.1930'lı yıllarda annesinin hükümetle olan sorunları yüzünden Leningrad Üniversitesi'nden çıkartıldı ve gençliğinin büyük bölümünü geçirdiği, 1938'den 1956'ya kadar, Gulaglara gönderilmek üzre sınır dışı edildi. Daha sonra Kızıl Ordu'ya girdi ve Berlin Muharebesi'ne katıldı. Güvenli birşekilde ordudan ayrılmasını sağlamak için annesi Anna Ahmatova zoraki olarak Stalin'e övgü dolu yayınlar yaptıysa da, başarı sağlayamadı. İlişkileri gerginkaldı, gençliğinde yaşadığı sorunlar için annesini suçladı. 1935 ile 1949 yılları arasında üç kez tutuklanmış ve üçüncüsünde 10 yıla mahkûm edilmişken;1956 yılında Stalin'in çıkardığı 'çocuk ebeveyninin hatasından sorumlu değildir' kararıyla tahliye edilebilmiştir.

Stalin'in ölümünden sonra Hermitage Müzesi'ne girdi, müdürü Mikhail Artamonov rehberi olarak Onu takdir ediyordu. Artamonov'un direktörlüğünde Hazar çalışmaları yapıp, bozkır insanlarıyla ilgilendi. 1960yılında Leningrad Üniversitesi'nde konferanslara başladı. İki yıl sonra Eski Türkler ile ilgili doktora tezini yaptı. 1960'lı yıllardan sonra, Coğrafya enstitüsünde bu sefer konusu Coğrafya olan başka bir doktora tezi hazırladı. 1986 yılında emekli oldu.

Onun fikirlerinin, Sovyetlere ait resmi doktrin ile geri çevirilmesine ve monografilerinin çoğunun yayınlanmasının yasak olmasına rağmen, Gumilyov özellikle Perestroyka yıllarında ilgi çekmeyi başardı. Popülaritesinin bir göstergesi olarak, Kazakisan başkanı Nursultan Nazarbayev,yeni Kazak başkenti Astana'da tam sarayının karşısına Lev Gumilyov Avrasya Üniversitesi'ni inşa ettirdi.

Ölümünden sonra Rusya'da adına; 'Gumilyov Dünyası Vakfı' adında bir vakıf kurulmuş ve bütün eserleri yeniden yayınlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 48 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 43 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.