Lou Andreas-Salomé

Lou Andreas-Salomé

Yazar
7.7/10
1.966 Kişi
·
5,6bin
Okunma
·
463
Beğeni
·
11,9bin
Gösterim
Adı:
Lou Andreas-Salomé
Tam adı:
Lou Andreas-Salomé
Unvan:
Rus Psikanalist ve Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 12 Şubat 1861
Ölüm:
Göttingen, Almanya, 5 Şubat 1937
Babası, Baltık – Alman kökenli ve sefarad bir Rus generaldi.

Yasa, kural, adet, gelenek ve görenekle hiç işi olmayan, başına buyruk bir insan olarak büyüdü.

Zürih’te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu.

Ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle henüz 21 yaşındayken, annesi onu, havası daha ılıman olur diyerek Roma’ya götürdü.

Malwida von Meysenbug annesinin çok iyi arkadaşıydı ve onun Roma’daki evine yerleştiler.

Malwida, radikal görüşleri olan ateşli bir devrimciydi.Nietzsche’nin ve ailesinin çok yakın arkadaşıydı. Hatta Nietzsche“İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını Malwida’nın Sorento’daki evinde yazmıştı.

Malwida, piskolojiyle ilginen ve atetist bir Schopenhauer takipçisi olan Paul Ree’nin de çok iyi arkadaşıydı. Hatta Nietzsche “İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını yazarken, Ree de çoğu zaman Sorento’daki evde onlarla birlikte kalmıştı. Öyle ki, Nietzsche yaptığı birçok konuşmada, Ree’nin kitapla ilgili “babalık hakkı” olduğunu söylemiştir.

Ree, Malwida’yı Roma’daki evine ziyaret geldiğinde Lou’yla tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlişkileri kısa sürede tek taraflı bir aşka dönüştü. Ree ona evlenme teklif etti, ama Lou arkadaş kalmayı tercih etti. Buna rağmen aynı evde kalmaya başladılar. Çünkü Lou, Rusya’ya dönmek istemiyordu.

1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche’yi, Kasım ayına kadar süren arkadaşlıkları sırasında, özellikle "din"le ilgili sohbetleriyle derinden etkiledi ve kafeslenemeyen ruhuyla aklını başından aldı. Nietszche’ye çok büyük acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikayesi, İrvin Yalom’un “Nietzche Ağladığında” ve Lance Olsen’in “Nietzsche’nin Öpücükleri” adlı romanlarına konu oldu.
“Aşkın size verebileceği en değerli şey nedir peki?” diye gülümseyerek sordu genç adam.

Fenya, alçak sesle “Huzur!” diye yanıtladı.
"Benim onurum için başka insanların endişe etmeleri son derece nahoş ve ben buna alışık değilim. Ayrıca onur kırılgan bir şey ola bilir, ama ben değilim!"
Lou Andreas-Salomé
Sayfa 31 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5. Basım
"Uzun, çok uzun bir yolculuk oldu. Bütün bu zaman boyunca seni hiç görmedim, bulunduğun yere hiç bakmadım: Seni unuttum. Rastlantısal olarak değil, kasıtsız olarak da değil, anın sarhoşluğuna kapılarak da değil. Aksine bilerek ve isteyerek."
"Benim duyduğum en aşağılayıcı şey, insanın yürekten inanarak yaptığı bir şeyi saklamak veya inkar etmek zorunda kalması. Sevinmeniz gerekirken utanç duyuyorsunuz!"
65 syf.
Bu yazarın okuduğum ilk kitabıydı.Kendi hayatını çok az biliyorum,fakat çağının ötesinde ve bayağı da cesur bir kadın!Onun hakkında bu kitaptan sonra daha fazla araştırma yapmaya karar verdim,zaten kitaplarından çok kendisini merak ettiğim bir kadındı.Daha önce onun hakkında bir ileti paylaşmıştım:

#30989394

Bugün de bunu okudum,daha fazla araştırmaya devam edeceğim:

Nietzsche ağlıyorsa Salome’nin suçu ne?
http://gazetekarinca.com/...a-salomenin-sucu-ne/

Gelelim kitaba.Klasikler başta hangi yazarın elinden çıkarsa çıksın farklı bir anlatıma sahip.Kısacık,hemen biten ve güzel,akıcı bir dile sahip kitap.

Adine gençliğinde kuzeni Benno’ya tutkulu bir şekilde aşıktır.Benno da çok katı,fazla disiplinli ama çok da yakışıklı bir adamdır.Nişanlanırlar.Adine içindeki sanat aşkından bir adamın egemenliğinde olmayı kabullenemez,kadınlara görev biçilen evde kalma rolünü kabullenemez.İçindeki duygular,yetenekler çıkıp taşmayı bekler fakat Adine bunları yapamadıkça soğur.Benno nişanı atar ve Adine kendini ne kadar berbat hissetse de Paris’e gider ve orada yapar eserlerini.

Kitap kısaca bu olaylardan ibaret.Fakat burada net bir şekilde verilen mesajlar var.Benim en çok ilgimi çeken şey kuşaklar arası çatışmaydı.Adine ve annesinin kadınlar hakkında zıt fikirleri var.Adine sanatını yapabilmek adına o yıllarda tek başına bir kadın olarak yaşamayı göze alıyor,yeteneğini kadınların yüzyıllarca yaptığı gibi içine gömmüyor ve taşmasına izin veriyor.Annesi ona en çok destek olanlardan biri fakat bir yandan onun evlenmesini ve ona torun vermesini istiyor.Bu konu beni garip düşünlere itti.Bizim kuşağımızın da annelerle,büyükannelerle uyuşmayan birçok noktasının olduğunu fark ettim.Örneğin kitaptaki şu diyalog gibi:

"Günümüz kadınlarına erkeğe hizmet etmek zor geliyor,ama bana inan ki,bizim için en iyisi bu ve ben sevgili baban için bunu her zaman yaptım.Uzun vadede hiçbir erkeği bize hükmeden bir erkeği sevdiğimiz kadar sevemeyiz."
"Ah,anne,buna inanmak isterdim."

Aramızda birçok fark var,biz kendi hayallerimiz doğrultusunda hareket etmek,hiçbir şeye muhtaç olmamak,belki dünyayı,hiç olmazsa kendimizi değiştirmeyi hedefliyoruz.
(En azından eskisine göre birçoğumuz.)
Fakat bizden önceki kadın nesilleri daha fazla itaatkar;yeteneğini sırf bir erkek için baltalayan,kendisini unutacak kadar ömrünü başkasına adayan,kocaya hizmeti kendi varlığının önüne koyan,kadınlığıyla barışamayan,yüzyıllardır oluşan bu zincirleri sürekli yeniden yapan kadınlar…Benimle aynı duyguları hisseden birçok hemcinsim vardır.Adine de bu iki uç arasında sıkışıp kalanlardan,bizim gibi.O yüzden kitabı okurken onunla aramda çok rahat bir bağ kurdum ve kitabı öyle okudum.Ya katlanmayı seçecek ya da kendini özgürce ifade etmeyi…

Keşke bu ikisi bir arada kolay bir şekilde yapılsaydı,keşke biz bu kitabın yazıldığı yıllarda da olduğu gibi kendimizi geliştirirken,her yıl daha üst mevkilere tırmanırken aile kuramayacak olmanın korkusu olmasaydı içimizde,bu iki uç nokta arasında tıkanıp kalmasaydık.Evlenememe korkusundan,toplumun bize dayattıklarından kendimizi yeteneğimizden ödün vermek zorunda hissetmeseydik.Eşimiz,sevgilimiz olsa bile o insanın yanında daha az zekiymişiz,bilgisizmişiz gibi davranmak zorunda kalmasaydık...

Bu kitap bu yüzden zamanından öte bir kitap.Bu yazar zamanının çook ötesinde bir kadın,ve bizim cesaret edemeyeceğimiz şekilde davranan,takdir edilesi bir kadın.Kısa ve öz bir kitap okumak istiyorsanız buyurun başlayın… 
70 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Evet, sert bir girişle başlamak istiyorum.

Salome hep aynı şekilde tanıtılıyor, bilmiyorum, fark ettiniz mi? Nietzsche’nin evlenme teklifi ettiği kadın... Yahu bu kadının bir tek meziyeti bu adamı kendine aşık etmesi midir? Salome’nin böyle bir adamı kendine aşık etmesi, ruhundaki derinliğin elbette bir tesiri olsa gerek. Fakat ben bu kadın için böyle tali bir tanımlama yapılmasının haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ne duyar kasmışsın dediğinizi duyar gibiyim, o yüzden kasmaya devam ediyorum aynı hızla!

Geçmişten beri özgür kadınlara pek yer yok dünyamızda. “Hanım hanımcık, çıtıpıtı, narin...” Bunlar hep bir kadında aranan sıfatlar. Hayır, bir erkek ne kadar kibar olmak zorundaysa, bir kadın olarak biz de o kadar kibar olmak zorundayız. Bizim ekstra bir nezaket göstermek, girdiğimiz her ortamda bir leydi edasıyla süzülmek gibi vazifelerimiz yok. Ayakları yere sağlam basan bir kadın olmak, bir prenses olmaktan inanın daha güzel!

Dünyadaki pek çok kötülük, bastırılmış isteklerden kaynaklanıyor. Ne kadar yasak varsa o kadar kirleniyor insanın zihni. Ne yapmak ve ne yaşamak istediğinden utanç duymak korkunç bir şey. Bir kadın için bu yasaklar çok daha büyük takdir edersiniz ki. En kötüsü de bir kadının saklanmak zorunda kalması. Saklanmak, pek çok şeyden. Toplumdan, aileden, yaşamak istediklerimizden, kendimizden, duyduğumuz hazlardan... Kitabın özü bu saklanma ihtiyacı ve saklanmayı reddediş üzerine kurulu bana göre. Ben anlatmayacağım, Feniçka anlatsın sizlere.

Özgür ruhlu tüm kadınlar ve(varsa) feminist erkekler; buradan hepinize selam ve sevgiler!
65 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
BÜTÜN ÖZGÜR KADINLARA SELAM OLSUN!

Kitap için inceleme videosu: https://www.youtube.com/watch?v=d7m0GkfB0os

Lou Andreas-Salome, hayran olduğum kadın. Kendisinin diğer kitaplarını da okuyacağım ama önce neden hayran olduğumu anlatayım.

Küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrenmiş. 17 yaşındayken teoloji ve felsefe dersleri almış. Üniversitede Teoloji ve Sanat Tarihi okumuş.

1882'de Nietzsche'nin evlenme teklifini geri çevirmiş. Bakın Nietzsche'nin :D

Utanıyorum bunu demeye ama benim henüz kitaplarını okuma seviyesine ulaşamadığım adamın evlilik teklifini reddetmiş :(
Hayran kalmamak elde değil!

Sigmund Freud'un yakın dostu ve öğrencisi olmuş. Peki bunları neden anlatıyorum ve kitapla ne alakası var?

Kadınlar var yaşam denilen bu döngünün içerisinde. Çağlar boyunca mutfaklara tıkılıp kalan kadınlar.
Yemek yapmak, fabrika misali çocuk üretmek ve temizlik yapmak dışında herhangi bir görevi olmayan kadınlar.
İkinci bir sınıf olan ve de erkeğin kaburgasından yaratılan kadınlar.
Hor görülen kadınlar var tecavüze uğrayan taciz edilen kadınlar.

Ama artık böyle değil, gelin şu lanet döngüyü kıralım!

Kadın kadındır baban çiçektir diyerek ciddiyetimi bozmadan anlatayım.
Kadınlar ezilen tarafta olan kadınlar.
Özgürlüklerini yitiren kadınlar.
Her yerdeler. Nefes alamıyorlar okuyamıyorlar konuşamıyorlar gülemiyorlar.

Bazıları var ki bunlar kendilerini ki kendileri de kadın olmasına rağmen bile bile eve kapatıyor.

Karl Marx güzel demiş "Zincirlerimizden başka ne var kaybedeceğimiz." diyerek. Aynısını ben de sizlere söylüyorum. Neler var kaybedeceğiniz ha?

Sokaklara çıkın istediğiniz gibi ve dolu dolu dans edin!
Hayatınızı yaşayın durmadan gülümseyin!
Sizlere gülümsemek çok yakışıyor.
Akademik kariyer yapın bu dünyayı erkekler yönetmesin!
Bilim İnsanı olun geleceği aydınlatın!
Konuşun, durmadan konuşun!
Ne yaparsanız yapın ama güzel yapın. Çocuk yetiştirmek mi istiyorsunuz yetiştirin. Onlar da geleceği aydınlatsın.
Ama artık kadınlar korkmasın, 2. sınıf olmasın.

Bir sürü örnek var ve bunlar durmadan artacak. Bunlardan birisi de Salome. Fransızca ve Almanca öğrenmiş küçük yaşta.
Sizlerin ondan farkı ne :D
Fark yok :)

Bir erkeğin egemenliği altında kalmak ile sanatı takip ederek ressam olmak arasında kalan kadının hikayesi...

Ama bu hikayeyi herkes okumalıdır. Ve herkes de SANATI SEÇMELİDİR.

Özgür olan, gülümseyen, dans edebilen ve nice nice güzel şeyler yapabilen o KADINLARA SELAM OLSUN! Her zaman destek olmak için yanınızda olacağım.

Herkese iyi okumalar dilerim :)
65 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“Kendini tanımak” alt mesajlarda en çok karşımıza çıkan unsurlardan biridir. Gerek doğrudan, gerek dolaylı olarak yakalarız bunu. Aslolanı Aramak. mutluluğu; kimi aşkı, sevgiyi, tutkuyu; kimileri benliğini, kimileri de amaçlarının peşinde koşar durur.
Ben gerçekten ben miyim? Yoksa olmak istediğim kişi mi, yoksa farkına varmayıp başkalarının dayattığı kişi mi? Gerçek bir ‘ben’ yakalanamadığında başlıyor bütün küskünlük. Fütursuzca bulaşan kişilik karmaşası, o ‘ben’i yok eder, ancak Merdümgiriz bir kişilik bırakır geriye. Ama bu uzaklaşma bilgelikten değil, salt kendine yabancılaşıp içe kapanma durumuna salık verir. Bu, güçlü olmayı gereksindirir. Hayat da böyledir zaten; karmaşadan güçlü çıkabilen kazanır oyunu. Bu oyunun kaderi coğrafyadır. Hayatın herkese eşit şartlar sunmadığını ve yazgının da bazen tercihimiz olmaktan çıktığını düşündürtür kimi zaman. Köy ortamında büyüyüp ve okula gönderilmeyip, çalıştırılmış bir kızın 16 yaşında evlendirilmesi mesela. Katlanmayı seven, kuşaklar boyu oluşan zincire eklenir o artık. Geleceğe yönelik hayalleri, potansiyeli kendi elinde olmaktan çıkmıştır, kendi kaderini tayin eden en yakınıdır, ama çok acı ki, o bunun farkında bile değildir. Özellikle Türkiye’de geçmiş yıllara nazaran bugün daha az görülen vakalardan olsa da sıklıkla rastladığımız bir şey ne yazık ki.

Bir insan ki, aynı kişi olarak iki farklı ülkede dünyaya gelmiş olsun. Farklı bir coğrafyada, Din, kültür ve çevreden etkilenip yetişerek belli bir kültür düzeyine ulaşsın. İkisinin de kültür düzeyleri farklı olsun. Biri entelektüel bir aileden gelirken, diğeri orta sınıftan gelsin. Birinin her şey elinin altında olup, yurtdışına seyahat edebilirken, diğerininin hayatı 1 kilometrede geçsin, seyahat edip yeni yerler keşfetmek bir yana, dil eğitimini yeterli görmediğinden, olsa da maddiyatın elvermediğinden, o da olmasa ‘yarın’ düşüncesi nedeniyle her türlü refahsızlığı yaşasın.
Bu aynı kişiler bir araya geldiklerinde birbirlerine ne kadar zıt kutupta olduklarını düşünmek zor olmayacaktır. Yaşam standartları, refah ve kültürel konumlarının farklı oluşu, aynı ruhu yabancılaştırır kendilerine. Kader dediğimiz şey budur işte. Bazen elimizde değildir çünkü çok önceden yazılmıştır. Hayatta karşılaşılan bütün sevinç ve hüzünler Allah’ın kaderlerimize, dolayısıyla ruhlarımıza yazdığı bir gizdir.

Salome… Nietzsche’nin evlilik teklifini geri çeviren, büyük Alman lirik şairi Rilke’nin ömür boyu unutamadığı aşkı, Freud’un hayranlığını gizleyemediği bir kadın. ‘Sen nasıl bir kralsın’ dedirtti.
Lou Salome Feminist bir düşünce yapısına sahip; geleneklerin yolunu kabul etmeyip, entelektüel birlikteliği, ilişki birlikteliğinden üstün tutup, alışılmış şeylerin dışına çıkarak kendi düşünce dünyasını oluşturan bir kadın. Nietzsche Ağladığında ‘yı okumadan önce Arayışlar yerinde bir tercih oldu.

Salome’nin evlilik, aşk ve sadakate dair ilginç görüşleri var. Ona göre sadakat özgürlüğü engelleyerek aşkın kendisini yok etmesine neden olur. Evlilik sevginin katilidir ona göre. Birine bağımlı olmayı, ayak uydurarak yaşamayı, dolayısıyla sadakati reddeder. Sanatla uğraşmayı seven bir karakteridir Adine.
Gündelik işlerde becerikli olmayı önemsemeyen, sanatsal anlamda önem gören ve bu anlamda ilham arayan ve bu yüzden insanları kolayca mutsuz edebilen bir kadın. Tarih boyunca erkeğin kadına açık veya örtük tahakkümü, kadınınsa gönüllü katlanması olarak;
Erkeğe kayıtsız şartsız teslim olmakla, ondan bütünüyle bağımsızlaşma arasında gidip gelen bir kadının hikayesini anlatır Salome. Paris’te atölyesini kurmuş, sanatını yaşama mutluluğu, gençlik aşkına üstün gelmesiyle, kendini gerçekleştirme yoluna adayıp, özgürlüğün bundan geçtiğini düşünen bir karakter oluşturur.
Salome’nin benzer biçimnde yeni yetmelik döneminde ve hatta yetişkin yaşamında da bitmek tükenmek bilmeyen entelektüel bir merakın olduğu gerçeğidir. Duygusal tatmini entelektüel kaynaklarda bulur. Bu yüzden Filozof Renee ve Nietzsche ile bu entelektüel birliktelik için aynı evi paylaşmayı zevk sayabilmiştir.

Adine, ilk gençliğinde tutkulu bir aşkla bağlandığı kuzeni Benno ile nişanlıdır. Adine bu ilişkide ilk kez içine dehşet duygusu çökse de hemen onun arzularına teslim olur. Ancak sanattan ve kendi ideallerinden bu denli uzaklaşınca, Adine’de gittikçe artan bir solgunlaşma ve hastalık baş gösterir. Artık Benno’nun sevgisine çocukça güven duyamaz. Sonunda Benno nişanı bozar. Adine kendisini paramparça hissetmesine rağmen sonradan sanatını yaşayabilme mutluluğu onda ağır basar; sanat aşkının gençlik aşkından daha güçlü olduğu anlaşılır.
Adine’i kaybetmiş olmak bu yıllar içinde Benno’yu çok değiştirir. Sadece bir doktor olarak değil, sakat bir hastasını felsefe, edebiyat ve tarih öğreterek ruhen iyileştirecek kadar kendini geliştirmiş, hep Adine’in seviyesine yükselmeye uğraşmıştır. Şimdi de Adine’nin aşkını dilemektedir. Onun istemi karşısında daha önce olduğu gibi yenik düşme tehlikesini hisseden Adine, kendisine sarılmak üzere gelen Benno’yu, Klinger’in gravüründeki gürzüyle onu devirmek için gelen zırhlı adam olarak görür. Adine, içten içe duyumsadığı gibi neredeyse zorla tutulduğu o sevimsiz evde, tutkuyla sevilmeyi beklediği Benno’nun tutuklusu gibidir oysa.

Benno’nun gerçekleri kabullenmesini sağlayarak mutlu olmayı öğrettiği on dokuz yaşındaki sakat Barones Daniella, Benno’ya beklentisizce âşıktır. Sadece ders saatleri için yaşamak ona yeter görünmektedir. Aşkı yüceltecek derecede, kendisini alçakgönüllülükle Benno’dan çok aşağıda tutabilen ve hayalindeki durumu hiçbir zaman değiştirmeden bağlanır ona. Adine, bunun mutluluk olduğunu teşhis ettiği, mutluluğun hayata tam da bu gözlerle baktığını kavradığı anda onun resmini kıskançlıkla çizer. Çünkü yüceltme ya da aşağılamaların olmadığı eşit bir sevgi özlemi, geleneksel mutluluk yollarına sırtına çevirmiş, bambaşka mutluluk olanakları aramaktadır. Bulacağının garantisi olmasa da.

“Belki en başında birbirimizle başka türlü kaynaşabilirdik, mücadele etmeden, çekinmeden, birbirimizin veya diğerimizin üstün ya da aşağı olması söz konusu olmadan! Sadece gençliğimizin tazeliğiyle, duyduğumuz sevinç ve esrimeyle! Evet, Belki! Belki böyle bir aşk vardır, mümkündür ve güzeldir.” (s. 45)

Salome’ye beklentisiz ve saf bir şekilde sevgi duyan R. Maria Rilke’den başkası değil. Rilke’nin en güzel şiirlerini Salome için yazmış. Onunla tanışmadan önce ve tanıştıktan sonra diye ikiye ayırmış hatta. Kafkaokur’un bir sayısında rastlamıştım. Bitirir bitirmez tekrardan göz attım.

https://hizliresim.com/bLqddV
https://hizliresim.com/4G7vN4
https://hizliresim.com/ByJ5kv

Kadın cinselliğini denetim altında tutarak ona et parçasından ibaret gözüyle bakan erkeğin egemen düzeni, kadın nesilleri arasındaki kadınlık aktarımı için de baltalama mesajıyla feminizm rüzgarı esiyordu kitap boyunca. Kısa ama dolu bir kitap.
Keyifli okumalar.
70 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...aAIHyhaXag&t=38s

Arayışlar kitabını okuyup inceleme yaparken şu sözü kullanmıştım:BÜTÜN ÖZGÜR KADINLARA SELAM OLSUN! (#32856440)

Şimdi ne desem bilemiyorum o yüzden Etkinlik yapıp şu kadına herkesin hayran kalmasını mı sağlasak? diye ortaya bi' soru atayım :)

Arayışlar'a hayran kalıp dedim ki Feniçka'yı da okuyayım. Allahııııımmmm kitaba bi' başladım böyle bir kitap yok ya!

Her türden kitabı okumaya çalışırım ama hayatım boyunca ilk defa böyle bir yazara böyle bir üsluba ve böyle bir özgür kadına ilk defa rastladım.

Nietzche'nin evlilik teklifini neden reddettiğini bu kitap sayesinde anlayabiliyorsunuz :)

Lou Andreas Salome bu dünyada yaşamış ender kadınlardan birisidir. Bütün kitapları okunmalıdır istisnasız.
Her kadın ve her erkeğe yön gösterecek olan aydın bir kadın kendisi!
Bu yüzden HERKES OKUMALI!

Ayriyeten söylemeden edemeyeceğim, Feniçka ile aşırı benzerlik gösteriyorum :D Aşk ile özgürlük arasında ya da aşk ile eğitim arasında seçim yapması gerekince benim de yapacağımı yapıyor.

Neyseeee, yapalım mı şu etkinliği ne dersiniz? Herkes bi coşsun "Nasıl bir kadın bu ya! " diyerek :D

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
65 syf.
"Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın."

der Nietzsche, Lou Salome için. Salome gücüyle, kudretiyle, zekasıyla Nietzsche, Freud, Rilke gibi düşünürleri kendisine hayran bırakan özgür ruhlu bir kadın. Dahası, Rilke Salome'ye daha erkeksi görünebilmek için adını Rainer olarak değiştirir. Nietzsche Roma'da Salome'ye evlenme teklifi eder lakin red cevabını alır. Neticede evliliğe inanmayan bir kadın.
"Evlilik ve ona eşlik eden sahip olma duygusu ve kıskançlık ruhu tutsak eder. Bunlar benim üzerimde asla egemenlik kuramayacak" der Salome.

Nefreti ve sevgiyi aynı anda yaşar Nietzsche. Salome'ye çirkince mektuplar gönderir. Salome yıllar sonra şunu yazar
"Kıyamete kadar olmak, düşünmek, yaşamak. Tut beni sımsıkı kollarında, verecek başka mutluluğun yoksa acılarını ver bana."
Bu yazıyı 6 kişi üzerine alınmış fakat Salome kime yazdığını hiçbir zaman söylememiş.

Freud ise Salome için şunu der.
"Onun yanına yaklaşan herkes varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir şekilde etkilenirdi. Kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi."

Tüm bunları okumanıza rağmen bu kadını ve eserlerini hâlâ merak etmediniz mi? Alın ve okuyun. Muhteşem bir kadın.
244 syf.
·7 günde·Beğendi·7/10
Ruth! Ne yapsam ne söylesem hiç ama hiç bilmiyorum.

Aylar önce galiba ilk defa Salome'u okumuştum ve hayran kalmıştım. Bütün dünyaya bütün insanlara ve bütün erkeklere baş kaldıran bir kadındı kendisi.
Arayışlar kitabı ile hayatta aradıklarını anlatmıştı bana, ardından da Feniçka'yı okumuştum. Her iki kitabını da okurken hissettiklerim güçlü bir kadındı aslında.
Korku hissetmiştim birazcık, birazcık da nefret aslında, güçlü olandan nefret...

Ruth kitabını okuduktan sonra ise ne söyleyebileceğimi bilmiyorum. Ruth genç bir kız aslında ama o kadar güçlü ki, bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Salome'un kitaplarını sevmiştim evet ama bu kitabı çok farklı, Ruth Salome'du sanki,ve ben onun gücünün karşısında ezildiğimi hissettim.

Güçlü, özgür, başına buyruk, zeki bir kadın... Nietzche'nin yerinde olmak istemezdim ama bunu biliyorum en azından. Çünkü ben böyle bir kadını daha önce hiç görmemiştim.

Burada ve hayatımda da her zaman kadınların daha da güçlenmesi gerektiğine inanarak, elimden gelen ne varsa yapmaya çalışırdım. Ve bu kitabı okuduktan sonra aslında o kadınlara ne kadar uzak olduğumu fark ettim. Daha önce bunu deneyimleseydim bu kadar korkmazdım galiba.

Güçlü kadınlar yok hala! İstediği gibi yaşayabilen, en kaliteli bölümlerde okuyarak döneminin en iyisi olabilen yok...
İstediği zaman istediği yere gidebilen, istediği gibi giyinebilen yok...
Muftak işçisi olmaktan kurtulabilen yok...

Ama bunlar aşılabilir bence çabalarsak...
Nietzche Üstün İnsan'ın nasıl yaratılabileceğini anlatıyormuş. Bence üstün insandan önce üstün kadınları yaratmalıyız ve onlardan da korkmamayı öğrenmeliyiz.

Kitaba neden 7 puan verdin derseniz,14 yaşındaki genç bir kızın öğretmeni ile yaşadığı aşk olayını tasvip etmediğimdendir.

Arayışlar, Feniçka kitaplarını kesinlikle okumalısınız ama bu kitap için aynısını söylemem.

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
70 syf.
·Beğendi·8/10
Hayat hikayesiyle tanıdığım en sıradışı kadınlardan biri Salome;
Kendisi hakkında kitap dışı bir bilgi:

"Nietzsche’nin evlilik teklifini geri çeviren, büyük Alman şairi Rilke’nin ömür boyu unutamadığı aşkı ve Freud’nun çok açıkça hayranlık duyduğu Louise Andreas Salome, “herşeye kayıtsızca güvenen ve korku nedir bilmeyen bir sevecen” olan, sıradışı bir kadındır.''

Nietzsche ağladığında isimli kitapta Nietzsche ona şöyle der:
“Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın.”

Salome Fenya ile biraz kendini anlatmış; kendi hayatını belki, bir ilişkiye ve evliliğe bakış açısını..
Kısa ama derin anlamları olan betimlemeleri dikkatimi çekti. Onun dışında merak uyandırıcı bir anlatımı var.Kişiligindeki o baştançıkarıcılığı konuyu anlatırken de görebiliyorsunuz; ne anlatmak istediğine odaklanırken birden başka birşey anlıyorsunuz.Bunu onun psikanalistliğine doğrudan bağlayabiliriz.

Konuya genel olarak değinirsek Alman Max Warner'ın Rus asıllı Fenya(Feniçka)ile arkadaşlığı ve ilişkiler üzerine vardıkları kanılar diyebiliriz kısaca.

Kitap dönemin(Çarlık dönemi) yasakları içinde bir kadın ve erkeğin içinde bulundukları durumu ve onların bakış açısını analiz ediyor.Kadın evliliğe karşı duruşuyla Salome'nin kişiliğini yansıtmış bana göre.

Fena değil.Okuyabilirsiniz :)
Keyifle..
252 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Çoğumuzun, okul yıllarında hayatında dönüm noktası olmuş bir öğretmen vardır. İyi veya kötü hayatımızda değişimlere vesile olmuş, hayatımıza yön vermiş, bize farkındalık ya da alışkanlık kazandırmış öğretmenler. Lise dönemimdeki edebiyat öğretmenime de burdan selam olsun. ⚘

Her insanın yaşadığı ev, çevre, toplum, ülke, dönem, coğrafya farklıdır. Her insanın diyorum, çünkü bazen aynı evi paylaşan kişinin yaşadığı şartlar ya da dönem farklı olabiliyor. Ya da aynı olsa da akıl, davranış ve hayaller farklı olabiliyor.
Peki yaşadığı çevreden farklı olmak nasıldır?
Bütün insanlar doğup büyüdüğü toplumun normlarına göre yetiştirilir. Belli kurallar vardır ve o kuralların dışına çıkılması istenmez. Böyle bir toplumda veya böyle bir toplumun şekillenmesine neden olan dönemde farklı bir birey olmak tahmin edersiniz ki zordur. Kuralları kabul etmek istemezsiniz, farklı düşünürsünüz, etrafınızdaki insanların yaptıkları, düşündükleri size bayağı görünür. Düşüncelerinizin farklılığını ortaya koymaya çalıştığınızda da göze batarsınız, çevreniz, arkadaşlarınız ve yaşadığınız toplum tarafından dışlanırsınız. Yalnızlaşırsınız. Ya da onların anladığı dilde konuşmaya, alıştığı şekilde davranmaya çalışırsınız fakat bu sizi tatmin etmez. Kalbinizde farklı hisler yeşermektedir. Sonra bir gün karşınıza biri çıkar. Sizin gibi düşünen, sizinle aynı hisleri paylaşan biri. 'Demek yalnız değilim!' dersiniz. O kişi sizin için bir idol olur ve hayatınız değişir.

Kitapla aynı adı taşıyan karakterimiz 'Ruth' da, küçük yaşta ailesini kaybetmiş, amcasının ve yengesinin himayesinde hayatına devam etmek zorunda kalmıştır. Amcası ve yengesi her ne kadar ona kendi çocukları gibi davransa da o, bir türlü aradığı aile sıcaklığını bulamamıştır. Ruth'un, yaşadığı toplumda onu farklı yapan bir özelliği vardır. 16 yaşına gelmiş her kız kendine denk bir koca adayı bulmayı, evliliği düşlerken o üniversiteye gitmeyi düşlemektedir. Bu düşü, kendi gibi farklı olan, kasabaya yeni taşınan öğretmeni Erik ile karşılaşması ile birlikte ilk tohumlarını bırakmaya başlamıştır. Nitekim Erik de bir öğretmen olarak Ruth'un kompozisyonlarından ya da teslim ettiği diğer ödevlerden zekasını farketmiştir. Kızda kendini gören öğretmen, okulda geçirdiği son günler olduğunu öğrenmesi üzerine amcasıyla konuşarak kızı kendi himayesine alıp eğitim hayatıyla bizzat kendisinin ilgilenmesi için ondan izin istemiştir. Ve böylece kahramanımızın hayatla imtihanı başka bir boyut kazanmıştır.
Aslında Ruth, yaşadığı dönem düşünüldüğünde, her kadının kendi yaşadığı dönemde maruz kaldığı ataerkil inanışa karşı çıkmak istemiştir. Fakat kendine yakın hissettiği ve idol olarak seçtiği öğretmeni de aslında içinde olan hükmetme arzusuna yenik düşmüş ve öğrencisinden de bu yolda tam itaat istemiştir. Erik bu arzusunu şu cümlelerle desteklemektedir:
"Bir kadını her zaman için yanına ve kendine alan bir erkek aşk mutluluğunun yanı sıra erkeklere özgü başka bir mutluluğu daha yaşar: Tümüyle kendine ait bu varlığı işaret ederek 'benim' der. Kadın sayesinde yaşadığı mutluluğun üçlü bir anlamı vardır onun için: Sevebilmek, sorumluluk istemek, hükmedebilmek."
(syf:106)

Senelerdir aradığı baba şefkatini Erik'te bulan Ruth, eğitimi için her şekilde ona itaat etmeyi kabul eder. Nitekim tohumları atılmış olan düşlerinin meyvesi de oluşmaya başlamıştır. Erik yaşadıkları yer olan Rusya' dan, Almanya' da profesör olan bir arkadaşının yanına üniversite eğitimini almak üzere gönderir Ruth'u. Fakat onu göndermek istemesinin bir diğer sebebi de Ruth'a karşı olan hislerinin bir öğretmenin öğrencisine ya da bir babanın kızına olan hislerinden farklı bir boyuta geçmesidir.

Kitapta bu duygu geçişleri çok iyi işlenmiştir. En çok etkilendiğim bölümse, Erik'in Ruth gittikten sonra yaşadığı ikili ruh halidir. Kitabın ana karakteri Ruth olmasına rağmen bana göre Erik'in hislerine ve düşüncelerine daha çok yer verilmiştir. Elbette Ruth'un fikirleri de gözardı edilmemelidir.
Erik'in, Ruth'un mektuplarına cevap yazarken, her mektuba iki mektupla cevap verip, birine olması gereken düşüncelerini aktarıp, diğerine ise gerçek hislerini yazması ve gerçek hislerini döktüğü mektubu da hemen imha etmesidir beni etkileyen. Bu bence çoğu insanın gerçek hayatta gösterdiği insanla asıl olduğu insan arasındaki farktır. Ve içinde taşıdığı asıl kişiliği veya hisleri saklamaya mecbur olması da evli olması ve karısının hasta olmasıdır.

Nedense inceleme yazmaya her karar verdiğimde kafamda tasarladığım şeylerle yazdığım cümleler hep farklı oluyor. Sık inceleme yazmadığım için mi bilmiyorum, yazmaya başladığımda bile bazen düşündüğüm şeyin yanlış olduğuna karar verip değiştirebiliyorum. Bu nedenle okurken değişik fikirler çıkarsa karşınıza acemiliğimi bağışlayın. ✌ İyi okumalar dilerim. Kitapla kalın... ⚘
70 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Merhaba, günaydın herkese. Uzun zamandan beri hayalim: toplumun kadınlara dayattığı kurallara tepki olarak yetiştireceğim üç kız çocuğu sahibi olmak. Kendi kanımdan olmaları veya öbür türlü farketmez benim için. Birincisinin adı Sarya , ikincisinin adı Tanya ve bu kitaptan sonra üçüncüsünün adının Fenya olmasına karar verdim. Fenya’nın kelime anlamını bilmiyorum ama Nietzsche’nin evlenmek istediği kadın olan Salome’nin yarattığı karakter olan Feniçka yani Fenya’nın kişilik özellikleri, kadınların bir erkekle dışarda yalnız dolaşmasının ayıp sayıldığı dönemlerde bile aykırı olan fikirleriyle düzene baş kaldırması sebebinden ötürü ben bu karakteri çok sevdim ve buna karar verdim. Fenya özgür yetişen, üniversite eğitimi alan, erkeklerle iletişimi güçlü olan ve toplumun kurallarını sorgulayan genç bir kadın. Max Werner ise Fenya’nın bu özelliklerini başta kabul etmeyip, yadırgayan fakat zaman içersinde ona daha yakın olan genç bir adam. Fenya ve Max’ın küçük hikayesinde ikisinin arasında geçen diyaloglar ile kadınlara biçilen kadınlık rollerine inat onlara insan olarak bakılmasının önemine vurgu yapılıyor. Salome’nin kitabının sayfaları az fakat içeriği bir toplumun kadınlara çizdiği kalıpların çokluğu kadar dolu. Evet sonu biraz farklı olabilirdi ama kadının özgürlük aşkının temsilcisi olan Fenya’yı okumak hiç fena değildi. Bu yüzden hepinizin okuması için de tavsiyede bulunuyorum. Kadınların da erkekler gibi özgür olduğu, gizlenme ihtiyacı duymadığı, kalıplardan arındığı bir geleceğe sahip olmaları dileğiyle.
İyi okumalar...

Yazarın biyografisi

Adı:
Lou Andreas-Salomé
Tam adı:
Lou Andreas-Salomé
Unvan:
Rus Psikanalist ve Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 12 Şubat 1861
Ölüm:
Göttingen, Almanya, 5 Şubat 1937
Babası, Baltık – Alman kökenli ve sefarad bir Rus generaldi.

Yasa, kural, adet, gelenek ve görenekle hiç işi olmayan, başına buyruk bir insan olarak büyüdü.

Zürih’te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu.

Ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle henüz 21 yaşındayken, annesi onu, havası daha ılıman olur diyerek Roma’ya götürdü.

Malwida von Meysenbug annesinin çok iyi arkadaşıydı ve onun Roma’daki evine yerleştiler.

Malwida, radikal görüşleri olan ateşli bir devrimciydi.Nietzsche’nin ve ailesinin çok yakın arkadaşıydı. Hatta Nietzsche“İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını Malwida’nın Sorento’daki evinde yazmıştı.

Malwida, piskolojiyle ilginen ve atetist bir Schopenhauer takipçisi olan Paul Ree’nin de çok iyi arkadaşıydı. Hatta Nietzsche “İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını yazarken, Ree de çoğu zaman Sorento’daki evde onlarla birlikte kalmıştı. Öyle ki, Nietzsche yaptığı birçok konuşmada, Ree’nin kitapla ilgili “babalık hakkı” olduğunu söylemiştir.

Ree, Malwida’yı Roma’daki evine ziyaret geldiğinde Lou’yla tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlişkileri kısa sürede tek taraflı bir aşka dönüştü. Ree ona evlenme teklif etti, ama Lou arkadaş kalmayı tercih etti. Buna rağmen aynı evde kalmaya başladılar. Çünkü Lou, Rusya’ya dönmek istemiyordu.

1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche’yi, Kasım ayına kadar süren arkadaşlıkları sırasında, özellikle "din"le ilgili sohbetleriyle derinden etkiledi ve kafeslenemeyen ruhuyla aklını başından aldı. Nietszche’ye çok büyük acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikayesi, İrvin Yalom’un “Nietzche Ağladığında” ve Lance Olsen’in “Nietzsche’nin Öpücükleri” adlı romanlarına konu oldu.

Yazar istatistikleri

  • 463 okur beğendi.
  • 5,6bin okur okudu.
  • 145 okur okuyor.
  • 2.604 okur okuyacak.
  • 45 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları