1000Kitap Logosu
Lou Andreas-Salomé
Lou Andreas-Salomé
Lou Andreas-Salomé

Lou Andreas-Salomé

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.7
3.430 Kişi
10bin
Okunma
661
Beğeni
17,1bin
Gösterim
Tam adı
Lou Andreas-Salomé
Unvan
Rus Psikanalist ve Yazar
Doğum
St. Petersburg, Rusya, 12 Şubat 1861
Ölüm
Göttingen, Almanya, 5 Şubat 1937
Yaşamı
Babası, Baltık – Alman kökenli ve sefarad bir Rus generaldi. Yasa, kural, adet, gelenek ve görenekle hiç işi olmayan, başına buyruk bir insan olarak büyüdü. Zürih’te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu. Ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle henüz 21 yaşındayken, annesi onu, havası daha ılıman olur diyerek Roma’ya götürdü. Malwida von Meysenbug annesinin çok iyi arkadaşıydı ve onun Roma’daki evine yerleştiler. Malwida, radikal görüşleri olan ateşli bir devrimciydi.Nietzsche’nin ve ailesinin çok yakın arkadaşıydı. Hatta Nietzsche“İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını Malwida’nın Sorento’daki evinde yazmıştı. Malwida, piskolojiyle ilginen ve atetist bir Schopenhauer takipçisi olan Paul Ree’nin de çok iyi arkadaşıydı. Hatta Nietzsche “İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını yazarken, Ree de çoğu zaman Sorento’daki evde onlarla birlikte kalmıştı. Öyle ki, Nietzsche yaptığı birçok konuşmada, Ree’nin kitapla ilgili “babalık hakkı” olduğunu söylemiştir. Ree, Malwida’yı Roma’daki evine ziyaret geldiğinde Lou’yla tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlişkileri kısa sürede tek taraflı bir aşka dönüştü. Ree ona evlenme teklif etti, ama Lou arkadaş kalmayı tercih etti. Buna rağmen aynı evde kalmaya başladılar. Çünkü Lou, Rusya’ya dönmek istemiyordu. 1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche’yi, Kasım ayına kadar süren arkadaşlıkları sırasında, özellikle "din"le ilgili sohbetleriyle derinden etkiledi ve kafeslenemeyen ruhuyla aklını başından aldı. Nietszche’ye çok büyük acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikayesi, İrvin Yalom’un “Nietzche Ağladığında” ve Lance Olsen’in “Nietzsche’nin Öpücükleri” adlı romanlarına konu oldu.
244 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Bir Cazibe Unsuru Olarak Kadın: Ruth
"Görünüşte başı dik geldim, ama beni sürükleyen yalnızlıktı sadece, sessizce yanına diz çöktüm ve istemedim hiçbir şeyi birazcık sevgiden başka." Rus asıllı yazar Lou Andreas-Salomé, 1861'de Petersburg'da doğdu. Henüz küçükken Almanca, Fransızca gibi diller de öğrenen Salome hayatı boyunca birçok dilde yazmasına rağmen, ağırlıklı olarak Almancayı kullandı. Rusya'da, yeni fikirlere müsait, özgür bir ortam içinde yaşayan Salome, 17 yaşındayken teoloji ve felsefe dersleri de alarak kendini birçok farklı alanda geliştirdi. Zürich Üniversitesi'nde teoloji ve sanat tarihi okuyan ve aynı zamanda bir psikanalist olan Salome, döneminin en entelektüel kadınlarından biridir. Henüz 21 yaşındayken Alman filozof Friedrich Nietzsche'nin evlenme teklifini geri çeviren Salome, oryantalist kimliğiyle tanınan F. C. Andreas'la evlendi. Yazar ve şair Rainer Maria Rilke ve ünlü psikanalist Sigmund Freud'la da yakın ilişkileri bulunan Salome'nin erkeklerin dünyasında güçlü, zeki ve entelektüel bir kadın olarak dikkat çektiğini ve popüler bir karakteri olduğunu söylemek mümkün. Salome'ye olan aşkını saklamayan ve karşılık bulamayan kişilerden biri de Rilke'dir ve hatta romanı okuduktan sonra oldukça etkilenen Rilke, kızına "Ruth" ismini vermiştir. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Moden Klasikler Dizisi kapsamında İlknur İgan çevirisiyle yayımladığı 3 Lou Andreas-Salome kitabu mevcuttur. Arayışlar ve Feniçka'nın ardından Ruth isimli kitabı da yayımlanan yazarın kurgu ve kurgu dışı olmak üzere daha birçok eseri mevcuttur ve yayınevinin söylediğine göre, ilerleyen yıllarda birçoğu yayımlanacaktır. Feninizm anlayışına sadık, kadın kimliğini ön plana çıkaran çalışmalar içinde yer alan ve eserlerinin birçoğunun merkezine de yine "kadın"ı oturtan Salome'nin ülkemizde yayımlanan 3 romanında da yer yer benzerlik görmek mümkün. Fakat bu benzerlikler aşk, kadın övgüsü ve kadın-erkek ilişkileriyle sınırlı. Her eserinde özgün bir yaklaşım sergileyen yazarın başarılı romanlara imza attığı rahatlıkla söylenebilir. Genelde bir arayış halinde olan kadın karakterlerin ön planda olduğu öykülerinde Salome'nin amacı hayat ve erkekler karşısında kadının yerini irdelemek ve belki de bir anlamda kadın okurlarında farkındalık yaratmak, hayata farklı bir gözle bakmalarını ve bilinçlenmelerini sağlamak. Arayışlar romanında ressamlık yeteneği bulunan fakat bir erkeğe aşık olmasıyla birlikte hayatında keskin virajlar yaşayan bir kadın karakteri anlatan yazar, aşk ve sanat arasında sıkışıp kalmayı etkileyici bir ededi üslupla sunmayı başarmıştı. Kendisini bir erkeğin kollarına bırakmak ve ondan tamamen bağımsız bir şekilde yaşamak ikilemini iyi bir şekilde işlemişti Salome. Feniçka romanında da yine bir kadın karaktere yer veren yazar bu kez anlatımını bir erkek gözünden yapıyordu ve içine bir tutam aşk, kadın erkek ilişkileri, hayat ve geleceğe duyulan merak gibi konular eklemeyi de ihmal etmiyordu. Farklı şehirlerde bir araya gelerek saygı çerçevesinde birçok konu hakkında sohbet eden ikiliden okurlar olarak öğrenecek çok şeyimiz olduğu aşikâr. Gelelim Ruth romanına; Eserleri kendi hayatından da izler taşıyan Salome, bu romanında yetişkinliğe doğru ilerleyen bir genç kızın hayatını resmediyor. Yazarın en çok okunan eserlerinden biri olan Ruth, aşkı usul usul işleyen romanlardan biri. Bu açıdan, yer yer Honore de Balzac'ın Vadideki Zambak eserini anımsattığını söylemek mümkün. Balzac, kendisinden yaşça büyük bir kadına aşık olan bir genci anlatırken, Salome kendisinden yaşça küçük genç bir kıza aşık olan yetişkin bir adamı anlatıyor. Belli bir auraya sahip olan, çocuksu bir güzellik taşıdığı belirtilen Ruth isimli bir genç kızla tanışıyoruz bu romanda ve onun öğretmeniyle olan sıra dışı ilişkisine tanıklık ediyoruz. Hasta ve yatalak bir eşi olan Erik'in Ruth yaşlarında bir de oğlu vardır ve Erik, ailesine oldukça bağlı bir adamdır. Fakat Ruth'la tanıştıktan sonra Erik'in, eşi Klara-Bel'in, oğlu Jonas'ın ve Ruth'un hayatları birçok açıdan değişikliğe uğrayacaktır. Yaşına göre oldukça zeki bir şekilde anlatılan Ruth, henüz yetişkin bir kadın olmamasına rağmen çevresindeki erkekleri etkileme konusunda başarılıdır. Hayata bakış açısı, düşünceleri ve konuşmalarıyla insanları etkisi altına alan Ruth'un güzelliği karşı cinsin yaşından bağımsız olarak ona hayranlık duymasını ve zamanla da bu duyguların aşk boyutuna evrilmesini sağlar. Romanın bu yönüyle belli kesimlerin hedefi olduğu ve eleştirildiğini belirtmek de gerek zira reşit olmayan bir kadına karşı böylesi hisler beslemenin doğru olmadığını söyleyenler, sert bir şekilde eleştirmiştir. Fakat Nietzsche'nin dediği gibi, ahlak bekçiliği yapanların en büyük ahlaksızlar olduğu da bilinen bir gerçektir. Kaldı ki, Salome'nin bu romandaki amacı asla böyle bir ilişkiyi övmek değildir. Anlatılan hikâyenin birçok edebiyatseveri rahatsız etmiş olması anlaşılabilir bir durum fakat bu yazarın öğretmen-öğrenci ve yetişkin-reşit olmayan birey ilişkisini onayladığı anlamına gelmiyor elbette. "Bakın, dünyada böyle şeyler de oluyor" gibi bir yaklaşımla bakıldığında, yaşanan gerçeklerin gözler önüne serilmesi yazarı takdir etmek için yeterli bir sebep. Otobiyografik özellikler de taşıdığı söylenen esere Salome'nin bizzat kendi hayatıyla ilintili olduğu ve yazarın yaşadıklarını kurgusallaştırması gözüyle de bakılabilir. Fakat ne kadarı kurgu, ne kadarı gerçek, bu ne yazık ki bilinmiyor. Bu açıdan baktığımızda Ruth'un, Thomas Mann'in Venedik'te Ölüm isimli romanıyla aynı kulvarda olduğunu görebiliriz. Mann'in romanında da reşit olmayan bir çocuğa duyulan aşk teması işlenir ve roman günümüzde dahi tartışmaların odağındadır. 4 ana karakter arasında gidip gelen öyküde her birinin psikolojisine eğilen yazar duygu geçişlerini anlatma konusunda iyi bir iş çıkarıyor. Özellikle Erik ve Ruth'un psikolojik çözümlemeleri, yazarın psikanalist yönünü açığa çıkardığı ve romanı zirveye taşıyan bölümler. Roman yaratma ve psikolojik tahlil gibi konuların yanı sıra, satır aralarında yazarın şairlik yönünü de gün yüzüne çıkardığını gözlemliyoruz. Kitap içinde yer alan birkaç şiir de yine romana hoş bit tat katan ve farklı zevkler sunan özellikler arasında. Hayranlıkların aşka dönüşmesi, var olan aşkların yok olması, hislerin gizlenmesi ve duyguların bastırılması gibi ana temalar ekseninde süregiden bir öyküye sahip olan Ruth romanı, Lou Andreas-Salome'nin başyapıtı. Herhangi bir romanını satın alıp Salome ile tanışmanız dileğiyle. Keyifli okumalar dilerim. "Delilik!" diye geçti aklından ateş gibi. "Delilik! İnsan seviyorsa bırakmak delilik!"
Ruth
7.3/10
· 1.432 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
76
70 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Tabuları sersefil ediyoruz!
Evet, sert bir girişle başlamak istiyorum. Salome hep aynı şekilde tanıtılıyor, bilmiyorum, fark ettiniz mi? Nietzsche’nin evlenme teklifi ettiği kadın... Yahu bu kadının bir tek meziyeti bu adamı kendine aşık etmesi midir? Salome’nin böyle bir adamı kendine aşık etmesi, ruhundaki derinliğin elbette bir tesiri olsa gerek. Fakat ben bu kadın için böyle tali bir tanımlama yapılmasının haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ne duyar kasmışsın dediğinizi duyar gibiyim, o yüzden kasmaya devam ediyorum aynı hızla! Geçmişten beri özgür kadınlara pek yer yok dünyamızda. “Hanım hanımcık, çıtıpıtı, narin...” Bunlar hep bir kadında aranan sıfatlar. Hayır, bir erkek ne kadar kibar olmak zorundaysa, bir kadın olarak biz de o kadar kibar olmak zorundayız. Bizim ekstra bir nezaket göstermek, girdiğimiz her ortamda bir leydi edasıyla süzülmek gibi vazifelerimiz yok. Ayakları yere sağlam basan bir kadın olmak, bir prenses olmaktan inanın daha güzel! Dünyadaki pek çok kötülük, bastırılmış isteklerden kaynaklanıyor. Ne kadar yasak varsa o kadar kirleniyor insanın zihni. Ne yapmak ve ne yaşamak istediğinden utanç duymak korkunç bir şey. Bir kadın için bu yasaklar çok daha büyük takdir edersiniz ki. En kötüsü de bir kadının saklanmak zorunda kalması. Saklanmak, pek çok şeyden. Toplumdan, aileden, yaşamak istediklerimizden, kendimizden, duyduğumuz hazlardan... Kitabın özü bu saklanma ihtiyacı ve saklanmayı reddediş üzerine kurulu bana göre. Ben anlatmayacağım, Feniçka anlatsın sizlere. Özgür ruhlu tüm kadınlar ve(varsa) feminist erkekler; buradan hepinize selam ve sevgiler!
Feniçka
7.6/10
· 4.212 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
25
254
UFUK AYDIN
Feniçka'yı inceledi.
70 syf.
·
2 günde
·
Puan vermedi
Herkesin hayatına saygı duymalıyız.Çünkü insan hayatı alaya alınamayacak kadar hüzünlü ve ciddidir.Ama bazı hayatlar vardır ki saygı duymanın yanında takdir edilmeyi de gerektirir.Bu takdirin vücut bulmuş halidir Salome, namıdiğer Feniçka.. Yazarla ahbap olduk artık diyebilirim okuduğum üçüncü kitabından sonra.Günümüzde pek çok asalak gibi yaşayanlara inat yaşadığı yüzyılın tüm olumsuz koşullarında kadınların iç ve dış sesi olmayı başarabilmiş yegane kadın temsilcilerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır.Zekası öylesine keskinmiş ki bu zekadan nasibini zekasıyla bir o kadar övdüğümüz Nietzche dahi almışsa bize daha söz söylemek düşmez herhalde diye düşünüyorum. Kitaptan biraz bahsedecek olursak özgür ruhlu ve toplumsal kalıplara uymayan Feniçka bir gün psikoloji öğrencisi Max Werner ile tanışır.Werner Fenya' yı kolaylıkla elde ettiği diğer kadınlarla karıştırıp otele davet eder.Fenya bu davete icabet etse de beklemediği münasebetsizlikle karşılaşır ve tepkisi sert olur ve uzunca süre görüşmezler.Aradan uzun zaman geçer ikili Wernerin kız kardeşi aracılığı ile tekrar karşılaşır. İkili bu sefer dost olur.Fenya'nın gizlice yürüttüğü bir ilişkisi vardır ve işin ucu evliliğe gitmektedir fakat konfor alanının bozulacağını düşünen Fenya bu fikre soğuk bakmaktadır ve sık sık Werner den fikirler alacaktır. Günümüzde kendini egemen güç olarak gören erkekler kadınları her zaman kendilerinden daha aşağı bir varlık olarak görmüştür.Bu yanlış bakış açısı maalesef ülkemizde her gün etrafta duyduğumuz bir kadın şiddeti ya da bir kadın cinayetleri ile de artarak sürmekte.Daha çığlıklarını duyamadığımız, duyup da kulağımızın üstüne yattığımız onlarcası da cabası.Platon der ki kadınlarını eğitmeyen ve onları toplumun bir gücü olarak görmeyen bir devlet tek kolunu kullanan bir insana benzer.Sahiden de öyledir.Kadına fırsat verildiği zaman pek çok konuda erkekle eşit dereceler hatta bazı branşlar da erkeklerden üstün olduklarını görebiliyoruz.Geçen gün sosyal medyada bir video görmüştüm.15 16 yaşında olması muhtemel bir kadın vatandaşımız atletizmde bir derece kazanıyor sanırım uluslararası alanda ve kendisi ile röportaj yapılıyor ve o röportajda birden hüngür hüngür ağlamaya başlıyor.Bu dereceyi elde edene kadar ki sıkıntılarını sen erkek gibi koşamazsın diyen hocalarından gördüğü zulümleri şort mu giyeceksin oran buran görünür diyenlere inat çalıştım kazandım diyen o kardeşimizi ben gözlerim dolarak izledim ve helal olsun dedim.Sen hiç pes etme çocuk.O zalimler senin tek damla gözyaşında boğulacaklar.Keyifli okumalar..
Feniçka
7.6/10
· 4.212 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
24