Lou Andreas-Salomé

Lou Andreas-Salomé

Yazar
7.7/10
621 Kişi
·
1.545
Okunma
·
155
Beğeni
·
5.523
Gösterim
Adı:
Lou Andreas-Salomé
Tam adı:
Lou Andreas-Salomé
Unvan:
Rus Psikanalist ve Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 12 Şubat 1861
Ölüm:
Göttingen, Almanya, 5 Şubat 1937
Babası, Baltık – Alman kökenli ve sefarad bir Rus generaldi.

Yasa, kural, adet, gelenek ve görenekle hiç işi olmayan, başına buyruk bir insan olarak büyüdü.

Zürih’te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu.

Ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle henüz 21 yaşındayken, annesi onu, havası daha ılıman olur diyerek Roma’ya götürdü.

Malwida von Meysenbug annesinin çok iyi arkadaşıydı ve onun Roma’daki evine yerleştiler.

Malwida, radikal görüşleri olan ateşli bir devrimciydi.Nietzsche’nin ve ailesinin çok yakın arkadaşıydı. Hatta Nietzsche“İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını Malwida’nın Sorento’daki evinde yazmıştı.

Malwida, piskolojiyle ilginen ve atetist bir Schopenhauer takipçisi olan Paul Ree’nin de çok iyi arkadaşıydı. Hatta Nietzsche “İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını yazarken, Ree de çoğu zaman Sorento’daki evde onlarla birlikte kalmıştı. Öyle ki, Nietzsche yaptığı birçok konuşmada, Ree’nin kitapla ilgili “babalık hakkı” olduğunu söylemiştir.

Ree, Malwida’yı Roma’daki evine ziyaret geldiğinde Lou’yla tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlişkileri kısa sürede tek taraflı bir aşka dönüştü. Ree ona evlenme teklif etti, ama Lou arkadaş kalmayı tercih etti. Buna rağmen aynı evde kalmaya başladılar. Çünkü Lou, Rusya’ya dönmek istemiyordu.

1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche’yi, Kasım ayına kadar süren arkadaşlıkları sırasında, özellikle "din"le ilgili sohbetleriyle derinden etkiledi ve kafeslenemeyen ruhuyla aklını başından aldı. Nietszche’ye çok büyük acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikayesi, İrvin Yalom’un “Nietzche Ağladığında” ve Lance Olsen’in “Nietzsche’nin Öpücükleri” adlı romanlarına konu oldu.
Benim duyduğum en aşağılayıcı şey, insanın yürekten inanarak
yaptığı bir şeyi saklamak veya inkar etmek zorunda kalması !
Gökyüzünün sonsuzluğuna yükselmek istiyorum,
Denizin derinliklerine gömülüyorum,
Sana bütün dünya nimetlerini vermek istiyorum!
Yeter ki sev beni !sev beni!
65 syf.
Bu yazarın okuduğum ilk kitabıydı.Kendi hayatını çok az biliyorum,fakat çağının ötesinde ve bayağı da cesur bir kadın!Onun hakkında bu kitaptan sonra daha fazla araştırma yapmaya karar verdim,zaten kitaplarından çok kendisini merak ettiğim bir kadındı.Daha önce onun hakkında bir ileti paylaşmıştım:

#30989394

Bugün de bunu okudum,daha fazla araştırmaya devam edeceğim:

Nietzsche ağlıyorsa Salome’nin suçu ne?
http://gazetekarinca.com/...a-salomenin-sucu-ne/

Gelelim kitaba.Klasikler başta hangi yazarın elinden çıkarsa çıksın farklı bir anlatıma sahip.Kısacık,hemen biten ve güzel,akıcı bir dile sahip kitap.

Adine gençliğinde kuzeni Benno’ya tutkulu bir şekilde aşıktır.Benno da çok katı,fazla disiplinli ama çok da yakışıklı bir adamdır.Nişanlanırlar.Adine içindeki sanat aşkından bir adamın egemenliğinde olmayı kabullenemez,kadınlara görev biçilen evde kalma rolünü kabullenemez.İçindeki duygular,yetenekler çıkıp taşmayı bekler fakat Adine bunları yapamadıkça soğur.Benno nişanı atar ve Adine kendini ne kadar berbat hissetse de Paris’e gider ve orada yapar eserlerini.

Kitap kısaca bu olaylardan ibaret.Fakat burada net bir şekilde verilen mesajlar var.Benim en çok ilgimi çeken şey kuşaklar arası çatışmaydı.Adine ve annesinin kadınlar hakkında zıt fikirleri var.Adine sanatını yapabilmek adına o yıllarda tek başına bir kadın olarak yaşamayı göze alıyor,yeteneğini kadınların yüzyıllarca yaptığı gibi içine gömmüyor ve taşmasına izin veriyor.Annesi ona en çok destek olanlardan biri fakat bir yandan onun evlenmesini ve ona torun vermesini istiyor.Bu konu beni garip düşünlere itti.Bizim kuşağımızın da annelerle,büyükannelerle uyuşmayan birçok noktasının olduğunu fark ettim.Örneğin kitaptaki şu diyalog gibi:

"Günümüz kadınlarına erkeğe hizmet etmek zor geliyor,ama bana inan ki,bizim için en iyisi bu ve ben sevgili baban için bunu her zaman yaptım.Uzun vadede hiçbir erkeği bize hükmeden bir erkeği sevdiğimiz kadar sevemeyiz."
"Ah,anne,buna inanmak isterdim."

Aramızda birçok fark var,biz kendi hayallerimiz doğrultusunda hareket etmek,hiçbir şeye muhtaç olmamak,belki dünyayı,hiç olmazsa kendimizi değiştirmeyi hedefliyoruz.
(En azından eskisine göre birçoğumuz.)
Fakat bizden önceki kadın nesilleri daha fazla itaatkar;yeteneğini sırf bir erkek için baltalayan,kendisini unutacak kadar ömrünü başkasına adayan,kocaya hizmeti kendi varlığının önüne koyan,kadınlığıyla barışamayan,yüzyıllardır oluşan bu zincirleri sürekli yeniden yapan kadınlar…Benimle aynı duyguları hisseden birçok hemcinsim vardır.Adine de bu iki uç arasında sıkışıp kalanlardan,bizim gibi.O yüzden kitabı okurken onunla aramda çok rahat bir bağ kurdum ve kitabı öyle okudum.Ya katlanmayı seçecek ya da kendini özgürce ifade etmeyi…

Keşke bu ikisi bir arada kolay bir şekilde yapılsaydı,keşke biz bu kitabın yazıldığı yıllarda da olduğu gibi kendimizi geliştirirken,her yıl daha üst mevkilere tırmanırken aile kuramayacak olmanın korkusu olmasaydı içimizde,bu iki uç nokta arasında tıkanıp kalmasaydık.Evlenememe korkusundan,toplumun bize dayattıklarından kendimizi yeteneğimizden ödün vermek zorunda hissetmeseydik.Eşimiz,sevgilimiz olsa bile o insanın yanında daha az zekiymişiz,bilgisizmişiz gibi davranmak zorunda kalmasaydık...

Bu kitap bu yüzden zamanından öte bir kitap.Bu yazar zamanının çook ötesinde bir kadın,ve bizim cesaret edemeyeceğimiz şekilde davranan,takdir edilesi bir kadın.Kısa ve öz bir kitap okumak istiyorsanız buyurun başlayın… 
65 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
BÜTÜN ÖZGÜR KADINLARA SELAM OLSUN!

Kitap için inceleme videosu: https://www.youtube.com/watch?v=d7m0GkfB0os

Lou Andreas-Salome, hayran olduğum kadın. Kendisinin diğer kitaplarını da okuyacağım ama önce neden hayran olduğumu anlatayım.

Küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrenmiş. 17 yaşındayken teoloji ve felsefe dersleri almış. Üniversitede Teoloji ve Sanat Tarihi okumuş.

1882'de Nietzsche'nin evlenme teklifini geri çevirmiş. Bakın Nietzsche'nin :D

Utanıyorum bunu demeye ama benim henüz kitaplarını okuma seviyesine ulaşamadığım adamın evlilik teklifini reddetmiş :(
Hayran kalmamak elde değil!

Sigmund Freud'un yakın dostu ve öğrencisi olmuş. Peki bunları neden anlatıyorum ve kitapla ne alakası var?

Kadınlar var yaşam denilen bu döngünün içerisinde. Çağlar boyunca mutfaklara tıkılıp kalan kadınlar.
Yemek yapmak, fabrika misali çocuk üretmek ve temizlik yapmak dışında herhangi bir görevi olmayan kadınlar.
İkinci bir sınıf olan ve de erkeğin kaburgasından yaratılan kadınlar.
Hor görülen kadınlar var tecavüze uğrayan taciz edilen kadınlar.

Ama artık böyle değil, gelin şu lanet döngüyü kıralım!

Kadın kadındır baban çiçektir diyerek ciddiyetimi bozmadan anlatayım.
Kadınlar ezilen tarafta olan kadınlar.
Özgürlüklerini yitiren kadınlar.
Her yerdeler. Nefes alamıyorlar okuyamıyorlar konuşamıyorlar gülemiyorlar.

Bazıları var ki bunlar kendilerini ki kendileri de kadın olmasına rağmen bile bile eve kapatıyor.

Karl Marx güzel demiş "Zincirlerimizden başka ne var kaybedeceğimiz." diyerek. Aynısını ben de sizlere söylüyorum. Neler var kaybedeceğiniz ha?

Sokaklara çıkın istediğiniz gibi ve dolu dolu dans edin!
Hayatınızı yaşayın durmadan gülümseyin!
Sizlere gülümsemek çok yakışıyor.
Akademik kariyer yapın bu dünyayı erkekler yönetmesin!
Bilim İnsanı olun geleceği aydınlatın!
Konuşun, durmadan konuşun!
Ne yaparsanız yapın ama güzel yapın. Çocuk yetiştirmek mi istiyorsunuz yetiştirin. Onlar da geleceği aydınlatsın.
Ama artık kadınlar korkmasın, 2. sınıf olmasın.

Bir sürü örnek var ve bunlar durmadan artacak. Bunlardan birisi de Salome. Fransızca ve Almanca öğrenmiş küçük yaşta.
Sizlerin ondan farkı ne :D
Fark yok :)

Bir erkeğin egemenliği altında kalmak ile sanatı takip ederek ressam olmak arasında kalan kadının hikayesi...

Ama bu hikayeyi herkes okumalıdır. Ve herkes de SANATI SEÇMELİDİR.

Özgür olan, gülümseyen, dans edebilen ve nice nice güzel şeyler yapabilen o KADINLARA SELAM OLSUN! Her zaman destek olmak için yanınızda olacağım.

Herkese iyi okumalar dilerim :)
70 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Evet, sert bir girişle başlamak istiyorum.

Salome hep aynı şekilde tanıtılıyor, bilmiyorum, fark ettiniz mi? Nietzsche’nin evlenme teklifi ettiği kadın... Yahu bu kadının bir tek meziyeti bu adamı kendine aşık etmesi midir? Salome’nin böyle bir adamı kendine aşık etmesi, ruhundaki derinliğin elbette bir tesiri olsa gerek. Fakat ben bu kadın için böyle tali bir tanımlama yapılmasının haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ne duyar kasmışsın dediğinizi duyar gibiyim, o yüzden kasmaya devam ediyorum aynı hızla!

Geçmişten beri özgür kadınlara pek yer yok dünyamızda. “Hanım hanımcık, çıtıpıtı, narin...” Bunlar hep bir kadında aranan sıfatlar. Hayır, bir erkek ne kadar kibar olmak zorundaysa, bir kadın olarak biz de o kadar kibar olmak zorundayız. Bizim ekstra bir nezaket göstermek, girdiğimiz her ortamda bir leydi edasıyla süzülmek gibi vazifelerimiz yok. Ayakları yere sağlam basan bir kadın olmak, bir prenses olmaktan inanın daha güzel!

Dünyadaki pek çok kötülük, bastırılmış isteklerden kaynaklanıyor. Ne kadar yasak varsa o kadar kirleniyor insanın zihni. Ne yapmak ve ne yaşamak istediğinden utanç duymak korkunç bir şey. Bir kadın için bu yasaklar çok daha büyük takdir edersiniz ki. En kötüsü de bir kadının saklanmak zorunda kalması. Saklanmak, pek çok şeyden. Toplumdan, aileden, yaşamak istediklerimizden, kendimizden, duyduğumuz hazlardan... Kitabın özü bu saklanma ihtiyacı ve saklanmayı reddediş üzerine kurulu bana göre. Ben anlatmayacağım, Feniçka anlatsın sizlere.

Özgür ruhlu tüm kadınlar ve(varsa) feminist erkekler; buradan hepinize selam ve sevgiler!
65 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“Kendini tanımak” alt mesajlarda en çok karşımıza çıkan unsurlardan biridir. Gerek doğrudan, gerek dolaylı olarak yakalarız bunu. Aslolanı Aramak. mutluluğu; kimi aşkı, sevgiyi, tutkuyu; kimileri benliğini, kimileri de amaçlarının peşinde koşar durur.
Ben gerçekten ben miyim? Yoksa olmak istediğim kişi mi, yoksa farkına varmayıp başkalarının dayattığı kişi mi? Gerçek bir ‘ben’ yakalanamadığında başlıyor bütün küskünlük. Fütursuzca bulaşan kişilik karmaşası, o ‘ben’i yok eder, ancak Merdümgiriz bir kişilik bırakır geriye. Ama bu uzaklaşma bilgelikten değil, salt kendine yabancılaşıp içe kapanma durumuna salık verir. Bu, güçlü olmayı gereksindirir. Hayat da böyledir zaten; karmaşadan güçlü çıkabilen kazanır oyunu. Bu oyunun kaderi coğrafyadır. Hayatın herkese eşit şartlar sunmadığını ve yazgının da bazen tercihimiz olmaktan çıktığını düşündürtür kimi zaman. Köy ortamında büyüyüp ve okula gönderilmeyip, çalıştırılmış bir kızın 16 yaşında evlendirilmesi mesela. Katlanmayı seven, kuşaklar boyu oluşan zincire eklenir o artık. Geleceğe yönelik hayalleri, potansiyeli kendi elinde olmaktan çıkmıştır, kendi kaderini tayin eden en yakınıdır, ama çok acı ki, o bunun farkında bile değildir. Özellikle Türkiye’de geçmiş yıllara nazaran bugün daha az görülen vakalardan olsa da sıklıkla rastladığımız bir şey ne yazık ki.

Bir insan ki, aynı kişi olarak iki farklı ülkede dünyaya gelmiş olsun. Farklı bir coğrafyada, Din, kültür ve çevreden etkilenip yetişerek belli bir kültür düzeyine ulaşsın. İkisinin de kültür düzeyleri farklı olsun. Biri entelektüel bir aileden gelirken, diğeri orta sınıftan gelsin. Birinin her şey elinin altında olup, yurtdışına seyahat edebilirken, diğerininin hayatı 1 kilometrede geçsin, seyahat edip yeni yerler keşfetmek bir yana, dil eğitimini yeterli görmediğinden, olsa da maddiyatın elvermediğinden, o da olmasa ‘yarın’ düşüncesi nedeniyle her türlü refahsızlığı yaşasın.
Bu aynı kişiler bir araya geldiklerinde birbirlerine ne kadar zıt kutupta olduklarını düşünmek zor olmayacaktır. Yaşam standartları, refah ve kültürel konumlarının farklı oluşu, aynı ruhu yabancılaştırır kendilerine. Kader dediğimiz şey budur işte. Bazen elimizde değildir çünkü çok önceden yazılmıştır. Hayatta karşılaşılan bütün sevinç ve hüzünler Allah’ın kaderlerimize, dolayısıyla ruhlarımıza yazdığı bir gizdir.

Salome… Nietzsche’nin evlilik teklifini geri çeviren, büyük Alman lirik şairi Rilke’nin ömür boyu unutamadığı aşkı, Freud’un hayranlığını gizleyemediği bir kadın. ‘Sen nasıl bir kralsın’ dedirtti.
Lou Salome Feminist bir düşünce yapısına sahip; geleneklerin yolunu kabul etmeyip, entelektüel birlikteliği, ilişki birlikteliğinden üstün tutup, alışılmış şeylerin dışına çıkarak kendi düşünce dünyasını oluşturan bir kadın. Nietzsche Ağladığında ‘yı okumadan önce Arayışlar yerinde bir tercih oldu.

Salome’nin evlilik, aşk ve sadakate dair ilginç görüşleri var. Ona göre sadakat özgürlüğü engelleyerek aşkın kendisini yok etmesine neden olur. Evlilik sevginin katilidir ona göre. Birine bağımlı olmayı, ayak uydurarak yaşamayı, dolayısıyla sadakati reddeder. Sanatla uğraşmayı seven bir karakteridir Adine.
Gündelik işlerde becerikli olmayı önemsemeyen, sanatsal anlamda önem gören ve bu anlamda ilham arayan ve bu yüzden insanları kolayca mutsuz edebilen bir kadın. Tarih boyunca erkeğin kadına açık veya örtük tahakkümü, kadınınsa gönüllü katlanması olarak;
Erkeğe kayıtsız şartsız teslim olmakla, ondan bütünüyle bağımsızlaşma arasında gidip gelen bir kadının hikayesini anlatır Salome. Paris’te atölyesini kurmuş, sanatını yaşama mutluluğu, gençlik aşkına üstün gelmesiyle, kendini gerçekleştirme yoluna adayıp, özgürlüğün bundan geçtiğini düşünen bir karakter oluşturur.
Salome’nin benzer biçimnde yeni yetmelik döneminde ve hatta yetişkin yaşamında da bitmek tükenmek bilmeyen entelektüel bir merakın olduğu gerçeğidir. Duygusal tatmini entelektüel kaynaklarda bulur. Bu yüzden Filozof Renee ve Nietzsche ile bu entelektüel birliktelik için aynı evi paylaşmayı zevk sayabilmiştir.

Adine, ilk gençliğinde tutkulu bir aşkla bağlandığı kuzeni Benno ile nişanlıdır. Adine bu ilişkide ilk kez içine dehşet duygusu çökse de hemen onun arzularına teslim olur. Ancak sanattan ve kendi ideallerinden bu denli uzaklaşınca, Adine’de gittikçe artan bir solgunlaşma ve hastalık baş gösterir. Artık Benno’nun sevgisine çocukça güven duyamaz. Sonunda Benno nişanı bozar. Adine kendisini paramparça hissetmesine rağmen sonradan sanatını yaşayabilme mutluluğu onda ağır basar; sanat aşkının gençlik aşkından daha güçlü olduğu anlaşılır.
Adine’i kaybetmiş olmak bu yıllar içinde Benno’yu çok değiştirir. Sadece bir doktor olarak değil, sakat bir hastasını felsefe, edebiyat ve tarih öğreterek ruhen iyileştirecek kadar kendini geliştirmiş, hep Adine’in seviyesine yükselmeye uğraşmıştır. Şimdi de Adine’nin aşkını dilemektedir. Onun istemi karşısında daha önce olduğu gibi yenik düşme tehlikesini hisseden Adine, kendisine sarılmak üzere gelen Benno’yu, Klinger’in gravüründeki gürzüyle onu devirmek için gelen zırhlı adam olarak görür. Adine, içten içe duyumsadığı gibi neredeyse zorla tutulduğu o sevimsiz evde, tutkuyla sevilmeyi beklediği Benno’nun tutuklusu gibidir oysa.

Benno’nun gerçekleri kabullenmesini sağlayarak mutlu olmayı öğrettiği on dokuz yaşındaki sakat Barones Daniella, Benno’ya beklentisizce âşıktır. Sadece ders saatleri için yaşamak ona yeter görünmektedir. Aşkı yüceltecek derecede, kendisini alçakgönüllülükle Benno’dan çok aşağıda tutabilen ve hayalindeki durumu hiçbir zaman değiştirmeden bağlanır ona. Adine, bunun mutluluk olduğunu teşhis ettiği, mutluluğun hayata tam da bu gözlerle baktığını kavradığı anda onun resmini kıskançlıkla çizer. Çünkü yüceltme ya da aşağılamaların olmadığı eşit bir sevgi özlemi, geleneksel mutluluk yollarına sırtına çevirmiş, bambaşka mutluluk olanakları aramaktadır. Bulacağının garantisi olmasa da.

“Belki en başında birbirimizle başka türlü kaynaşabilirdik, mücadele etmeden, çekinmeden, birbirimizin veya diğerimizin üstün ya da aşağı olması söz konusu olmadan! Sadece gençliğimizin tazeliğiyle, duyduğumuz sevinç ve esrimeyle! Evet, Belki! Belki böyle bir aşk vardır, mümkündür ve güzeldir.” (s. 45)

Salome’ye beklentisiz ve saf bir şekilde sevgi duyan R. Maria Rilke’den başkası değil. Rilke’nin en güzel şiirlerini Salome için yazmış. Onunla tanışmadan önce ve tanıştıktan sonra diye ikiye ayırmış hatta. Kafkaokur’un bir sayısında rastlamıştım. Bitirir bitirmez tekrardan göz attım.

https://hizliresim.com/bLqddV
https://hizliresim.com/4G7vN4
https://hizliresim.com/ByJ5kv

Kadın cinselliğini denetim altında tutarak ona et parçasından ibaret gözüyle bakan erkeğin egemen düzeni, kadın nesilleri arasındaki kadınlık aktarımı için de baltalama mesajıyla feminizm rüzgarı esiyordu kitap boyunca. Kısa ama dolu bir kitap.
Keyifli okumalar.
70 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...aAIHyhaXag&t=38s

Arayışlar kitabını okuyup inceleme yaparken şu sözü kullanmıştım:BÜTÜN ÖZGÜR KADINLARA SELAM OLSUN! (#32856440)

Şimdi ne desem bilemiyorum o yüzden Etkinlik yapıp şu kadına herkesin hayran kalmasını mı sağlasak? diye ortaya bi' soru atayım :)

Arayışlar'a hayran kalıp dedim ki Feniçka'yı da okuyayım. Allahııııımmmm kitaba bi' başladım böyle bir kitap yok ya!

Her türden kitabı okumaya çalışırım ama hayatım boyunca ilk defa böyle bir yazara böyle bir üsluba ve böyle bir özgür kadına ilk defa rastladım.

Nietzche'nin evlilik teklifini neden reddettiğini bu kitap sayesinde anlayabiliyorsunuz :)

Lou Andreas Salome bu dünyada yaşamış ender kadınlardan birisidir. Bütün kitapları okunmalıdır istisnasız.
Her kadın ve her erkeğe yön gösterecek olan aydın bir kadın kendisi!
Bu yüzden HERKES OKUMALI!

Ayriyeten söylemeden edemeyeceğim, Feniçka ile aşırı benzerlik gösteriyorum :D Aşk ile özgürlük arasında ya da aşk ile eğitim arasında seçim yapması gerekince benim de yapacağımı yapıyor.

Neyseeee, yapalım mı şu etkinliği ne dersiniz? Herkes bi coşsun "Nasıl bir kadın bu ya! " diyerek :D

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
70 syf.
·Beğendi·8/10
Hayat hikayesiyle tanıdığım en sıradışı kadınlardan biri Salome;
Kendisi hakkında kitap dışı bir bilgi:

"Nietzsche’nin evlilik teklifini geri çeviren, büyük Alman şairi Rilke’nin ömür boyu unutamadığı aşkı ve Freud’nun çok açıkça hayranlık duyduğu Louise Andreas Salome, “herşeye kayıtsızca güvenen ve korku nedir bilmeyen bir sevecen” olan, sıradışı bir kadındır.''

Nietzsche ağladığında isimli kitapta Nietzsche ona şöyle der:
“Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın.”

Salome Fenya ile biraz kendini anlatmış; kendi hayatını belki, bir ilişkiye ve evliliğe bakış açısını..
Kısa ama derin anlamları olan betimlemeleri dikkatimi çekti. Onun dışında merak uyandırıcı bir anlatımı var.Kişiligindeki o baştançıkarıcılığı konuyu anlatırken de görebiliyorsunuz; ne anlatmak istediğine odaklanırken birden başka birşey anlıyorsunuz.Bunu onun psikanalistliğine doğrudan bağlayabiliriz.

Konuya genel olarak değinirsek Alman Max Warner'ın Rus asıllı Fenya(Feniçka)ile arkadaşlığı ve ilişkiler üzerine vardıkları kanılar diyebiliriz kısaca.

Kitap dönemin(Çarlık dönemi) yasakları içinde bir kadın ve erkeğin içinde bulundukları durumu ve onların bakış açısını analiz ediyor.Kadın evliliğe karşı duruşuyla Salome'nin kişiliğini yansıtmış bana göre.

Fena değil.Okuyabilirsiniz :)
Keyifle..
65 syf.
·Beğendi·8/10
Lou Andreas-Salome Ve Arayışlar


Lou Andreas-Salome (1861-1937) Rus asılı bir psikanalist ve yazar. Salome entelektüel bir ailede büyüdü. Teoloji, felsefe eğitimi için Zürih’te eğitim aldı. Salome’nin en cezp edici yanı şüphesiz zekâsıdır. Bunu eserlerinde görmek mümkün; yazdıklarıyla, hissettirdikleri ve de karakter analizleri ile bunu açıkça görüyoruz. Ve bunu kısa metinlerle başarması ayrıca takdire şayan. Salome’nin adı dünya devlerinden olan, toplumu yönlendiren ve şekillendiren bilim, sanat düşünürleriyle beraber anılmasında bu zekânın yeri yadsınamaz. Freud kendisinden şöyle bahseder: “Korkunç bir zeka... Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.” Zamanla Salome’nin adı Rilke, Tolstoy, Frued, Nietzsche ile aşk dedikodularıyla anılmaya başlandı. Bu büyük düşünürlerden en çok Nietzsche kendisinden etkilediği söylenir. Hatta Nietzsche’nin kadınlardan nefret etmesinin sebebi olarak gösterilir.
Çok zeki olan ve bu kadar büyük insanları etkileyen, bu sanatçının yazdığı eserler ister istemez ilgi çekiyor, insanı merakta bırakıyor, beni de eselerine yönlendiren bu merak olmuştu. Biz de çok okunmasa de en çok bilinen eserlerinden “Arayışlar” kitabı üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Küçük hacimli olan bu kitap; sanatsal değeri oldukça büyüktür. Salome mesleği gereği olsa gerek karakterlerini az ve öz bir şekilde okuyucuya anlatıyor, bunu yaparken de daha çok ruhsal bir durumla içselleşmiş bir anlattım yolunu tercih ediyor. Bunun bir sonucu olan duygudaşlık kavramı daha da belirgin hale geliyor. Okuyucu zorlanmadan karakterlerle bütünleşebiliyor. Karakterlerini de duygudaşlık kurmada oldukça yetkin bir şekilde ön planda tutabiliyor. “Bilinçle kavradığımız ve yaptığımız şeylerin, bireysel gelişimimizle hiçbir ilgisi olmayan gizli kalmış duygular izlenimlere kıyasla hayatımız üzerinde etkisi ne kadar da az (s.2)”
Kitabın konusu, her ne kadar aşk gibi görünse de anne- kız ilişkisinin çok kısa anlatıldığı, en merhametli, en sade, en akıcı ve gerçekçi kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Burada annesine, sanatına içtenlikle bağlı olan Adine’nin hikâyesini okuyoruz. “Sevgiyle özveride bulunmaya hazır, böyle iyi bir annem olmasaydı sahip olduğum özgür ve mutlu sanatçı yaşamını kurmam mümkün olmazdı(s.20)”. Yazar kahramanın hayatının belli bir dönemini anlatmakla kalsa da aslında anlatıldığı dönemin öncesini ve sonrasını da kitap içerisinde kısa cümlelerle anlayabiliyoruz ve burada bir ressam olan Adine’in şaşırtıcı olmayan, sıradan ama fazla mesaj yüklü hayatına konuk oluyoruz. Aşktan bahsedilecekse bu cümleden yolla çıkaracak bahsedilmeli ve illa iki beşerin aşkı olarak düşünülmemeli: “Ah, resim yaparken insan hep biraz âşıktır aslında. Bana hep insan resme içindeki âşık bir yanı döküyor gibi”(s.23). Neden böyle yazdığımı biraz açalım; Adine genç yaşta aşık olduğu Benno; işine aşırı düşkün bir doktordur. İşini her şeyin üstünde tutar, o ne kadar işine bağlandıysa Adine de zamanla o kadar ona bağlanır ta ki nişanlanıp nişanı kısa sürede atana kadar. Adine, nişandan sonra farklı şehirde kendini resme adar. Bu süreçte resim en büyük tutkusu olur ve bununla ayakta kalır. Sanat aşkı zamanla Benno’un aşkının önüne geçer, annesinin ve de Benno’nun tüm çabalarına rağmen eski hislerini yakalayamaz ve Benno’yu reddeder. Burada sanattın aşkından ve değişim gücünden bahsetmek yerinde olur şüphesiz.
Bu kısa kitap, zamanın sanat ve insan üzerindeki etkilerini tartışmaya açarken aslında ikili ilişkilerde bireyin davranışlarına ve bu davranışların sonuçlarına da değiniyor, zaman ve mesafe kavramlarını da araya serpiştiriyor. Bu kısa, akıcı kitaptan bir alıntı ile yazıya son verelim; “Daracık eski evlerin bazılarında o enfes çatı tepeliklerinin eksildiğini ve her yerde ucuz modernleşmenin çirkin pürüzsüzlüğünün dağılmakta olan güzelliklerin yerini aldığını gördüm. Brezeg de ilerliyordu demek! Daracık köşeleriyle sevdiğim o eski, bildik, küçük kent değildi artık. Yaşam tarzındaki gelişimin sıradan olanı çoğunlukla nadir olandan daha yararlı bulan pratik gereklilikleri burada da bazı güzellikleri engel olarak görüp yolundan kaldırmıştı(S.17) ”
65 syf.
"Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın."

der Nietzsche, Lou Salome için. Salome gücüyle, kudretiyle, zekasıyla Nietzsche, Freud, Rilke gibi düşünürleri kendisine hayran bırakan özgür ruhlu bir kadın. Dahası, Rilke Salome'ye daha erkeksi görünebilmek için adını Rainer olarak değiştirir. Nietzsche Roma'da Salome'ye evlenme teklifi eder lakin red cevabını alır. Neticede evliliğe inanmayan bir kadın.
"Evlilik ve ona eşlik eden sahip olma duygusu ve kıskançlık ruhu tutsak eder. Bunlar benim üzerimde asla egemenlik kuramayacak" der Salome.

Nefreti ve sevgiyi aynı anda yaşar Nietzsche. Salome'ye çirkince mektuplar gönderir. Salome yıllar sonra şunu yazar
"Kıyamete kadar olmak, düşünmek, yaşamak. Tut beni sımsıkı kollarında, verecek başka mutluluğun yoksa acılarını ver bana."
Bu yazıyı 6 kişi üzerine alınmış fakat Salome kime yazdığını hiçbir zaman söylememiş.

Freud ise Salome için şunu der.
"Onun yanına yaklaşan herkes varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir şekilde etkilenirdi. Kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi."

Tüm bunları okumanıza rağmen bu kadını ve eserlerini hâlâ merak etmediniz mi? Alın ve okuyun. Muhteşem bir kadın.
70 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Feniçka'yı çok severek okudum ve kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Öncelikle Fenya çok ilginç ve doğal bir karakterdi. Söylediği her sözün altında karakterini yansıtan bir derinlik vardı. Öyle çok sevdim ki her sözünün altını çizmek istediğim yerler oldu.

Kitabın ilk kısmı Paris'te, ikinci kısmı Rusya'da geçiyor. Ben özellikle ilk kısmına, orada geçen sohbetlere ve kadının asaletine bayıldım.

Rusya'da geçen kısımlar ise onun yaşadığı bir bocalama üzerinden ilerliyor: Toplumun istekleri ve özgürlüğe alışkın ruhunun arzuları...

Son kısımlar benim beklentimi pek karşılamadı. Birkaç minicik detay beni rahatsız etti ve böyle bitmesinden hoşlanmadım ama bunlar kitabı sevmeme engel olmadı. Arayışlar'ı da bir an önce okumak için sabırsızlanıyorum.
70 syf.
Erkek egemen akademik çevrede kendini yetiştirmiş slav asıllı bir özgür ruh Fenitschka. Aşkı birer kelepçe olarak takınmayı kabul etmiyor. Bir dans olarak görmek en sağlıklısı olduğunu düşünüyor. Hayatını aşktan başka bir şey bırakmayı tercih edemiyor ve aşkını bir kaba sığdırıp onu öteye atmaya kıyamıyor.

İnsanların kendi hakkındaki kötü düşüncelerini kâle almıyor , kendisini yönlendirmelerine ve daraltmalarına müsaade etmiyor.

Tek eşlilik, aşka sadakat, gönül eğlencesi, prangalar, kanatlanıp uçmak ve toprağa sıkı sıkıya basmak. Bu kitap saygılı münakaşanın dansını anlatıyor.

Özgür olmak adına severek ve okuyarak yaşayın. Sevgilerle!

Oğuz Beyiniz

Yazarın biyografisi

Adı:
Lou Andreas-Salomé
Tam adı:
Lou Andreas-Salomé
Unvan:
Rus Psikanalist ve Yazar
Doğum:
St. Petersburg, Rusya, 12 Şubat 1861
Ölüm:
Göttingen, Almanya, 5 Şubat 1937
Babası, Baltık – Alman kökenli ve sefarad bir Rus generaldi.

Yasa, kural, adet, gelenek ve görenekle hiç işi olmayan, başına buyruk bir insan olarak büyüdü.

Zürih’te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu.

Ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle henüz 21 yaşındayken, annesi onu, havası daha ılıman olur diyerek Roma’ya götürdü.

Malwida von Meysenbug annesinin çok iyi arkadaşıydı ve onun Roma’daki evine yerleştiler.

Malwida, radikal görüşleri olan ateşli bir devrimciydi.Nietzsche’nin ve ailesinin çok yakın arkadaşıydı. Hatta Nietzsche“İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını Malwida’nın Sorento’daki evinde yazmıştı.

Malwida, piskolojiyle ilginen ve atetist bir Schopenhauer takipçisi olan Paul Ree’nin de çok iyi arkadaşıydı. Hatta Nietzsche “İnsanca, Pek İnsanca” adlı kitabını yazarken, Ree de çoğu zaman Sorento’daki evde onlarla birlikte kalmıştı. Öyle ki, Nietzsche yaptığı birçok konuşmada, Ree’nin kitapla ilgili “babalık hakkı” olduğunu söylemiştir.

Ree, Malwida’yı Roma’daki evine ziyaret geldiğinde Lou’yla tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlişkileri kısa sürede tek taraflı bir aşka dönüştü. Ree ona evlenme teklif etti, ama Lou arkadaş kalmayı tercih etti. Buna rağmen aynı evde kalmaya başladılar. Çünkü Lou, Rusya’ya dönmek istemiyordu.

1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche’yi, Kasım ayına kadar süren arkadaşlıkları sırasında, özellikle "din"le ilgili sohbetleriyle derinden etkiledi ve kafeslenemeyen ruhuyla aklını başından aldı. Nietszche’ye çok büyük acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikayesi, İrvin Yalom’un “Nietzche Ağladığında” ve Lance Olsen’in “Nietzsche’nin Öpücükleri” adlı romanlarına konu oldu.

Yazar istatistikleri

  • 155 okur beğendi.
  • 1.545 okur okudu.
  • 41 okur okuyor.
  • 974 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları