1000Kitap Logosu
Louis Ferdinand Celine
Louis Ferdinand Celine
Louis Ferdinand Celine

Louis Ferdinand Celine

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.8
1.065 Kişi
2.766
Okunma
560
Beğeni
20,5bin
Gösterim
Tam adı
Louis-Ferdinand Destouches
Unvan
Fransız yazar ve doktor
Doğum
Courbevoie, Fransa, 27 Mayıs 1894
Ölüm
Meudon, Fransa, 1 Temmuz 1961
Yaşamı
Louis-Ferdinand Destouches veya kalem adıyla Louis-Ferdinand Céline (27 Mayıs 1894 - 1 Temmuz 1961), Fransız yazar ve doktor. Céline, yazarın büyükannesinin ismidir. Yeni yazı tarzı ile Fransız ve Dünya edebiyatını geliştirmiştir. 20. yüzyılın en etkili yazarlarından biri olarak kabul edilir. Gecenin Sonuna Yolculuk adlı kitabı Le Monde 'un Yüzyılın 100 Kitabı listesi'nde de 6. sırada yer almıştır. Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Louis-Ferdinan...éline
Filiz
Gecenin Sonuna Yolculuk'u inceledi.
530 syf.
·
26 günde
·
Beğendi
Uzun bir okuma serüveni oldun bana Gecenin Sonuna Yolculuk.Aramıza başka kitaplar girdi. İyi ki de girdi belki ısrarla okumaya kalksaydım bu keyfi alamayabilirdim senden. Açıkcası başlarda pek anlaşamadık gibi gelse de sonrasında okudukça sevdim, sevdikçe okudum seni. Okurken hep bana Tutunamayanlar'ı hatırlattın. Louis-Ferdinand Celine'in 1932 yılında yazdığı Gecenin Sonuna Yolculuk yazarın ilk ve en çok ses getiren kitabı. Le Monde'un Yüzyılın 100 Kitabı Listesi'nde de 6. sırada yer alıyor. 2002 yılında Yğit Bener tarafından sancılı bir çeviri sürecinden sonra (bu süreci kitabın sonunda yer alan çevirmenin son sözünden okuyoruz) Yapı Kredi Yayınları tarafından Modern Klasikler kategorisinde yayınlanlanarak okuyucu ile buluşturuluyor. Asıl adı Loius-Ferdinand Destouches olan yazar tıp doktorudur aynı zamanda. Tıpkı kitaptaki esas oğlan Ferdinand Bardamu gibi. Céline ise yazarın babanesinin adıdır. 20.yüzyılın en etkili yazarlarından biri olarak kabul edilen yazar yaşadığı dönem itibariyle iki dünya savaşı görmüş, 1912'de yükselen milliyetçilik akımının etkisiyle Fransız ordusuna katılmış 1914'e kadar orduda pasif görevler almıştır. Ordudan ayrıldıktan sonra çalıştığı şirket tarafından Afrika'ya gönderilmiş ardından Fransa'ya dönerek tıp eğitimini tamamlamıştır. Kitabı okuyanlar anlayacaktır, okumayanlar içinde küçük bir spolier olacak belki ama bu noktada kitabın otobiyografik öğeler taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Céline yükselen Nazi Almanya'sının da etkisi ile Fransa'ya döndükten sonra bazı el kitapçıkları basar. Bu kitapçıklarda kuvvetli bir antisemitizm, ırkçılık ve yobazlık göze çarpar. Bu düşünceleri nedeniyle Céline uzun yıllar Danimarka'da sürgün yaşar ve Fransa'da hala tartışılan bir yazardır. Gecenin Sonuna Yolculuk yeraltı edebiyatının ilk örneklerinden kabul ediliyor. Günümüzde yeraltı edebiyatının geldiği nokta itibariyle her ne kadar bugün o kategoriye çok uygun olmasa da o zaman için gerek kullanılan dil, sokak ağzını ve argoyu kullanması, gerek karakterler bakımından gerekse zaman zaman yarattığı tekinsiz durumlar kitabın yeraltı edebiyatı olarak değerlendirilmesinin etkenleri olsa gerek. Baş karakter Ferdinand Bardamu, hayatı hep bir yere varmaya çalışmakla geçen, ne aradığını bilmeyen, davranış olarak pek de etik davranışlar sergilemeyen (hatta hiç sergilemeyen), varoluş karşısındaki çaresizliği dibine kadar yaşayan bir adam. Ne bir yaşam tutkusu var, ne sevmeyi ne de sevilmeyi becerebiliyor, ne de bir yerlere tutunabilmeyi. Bardamu bu hayatta Tutunamayanlardan. Kitabı Bardamu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndan başlayan, oradan Afrika'ya, Amerika'ya ve tekrar Fransa'ya uzanan yaşam öyküsü olarak anlatmak haksızlık olur kanaatindeyim. Nitekim kitapta çok daha fazlası var. Gecenin Sonuna Yolculuk'un okunması kolay bir kitap olduğunu söyleyemem kendi adıma. Bana okuma deneyimi açısından Tutunamayanlar'ı da hatırlattı bu yönüyle. Hakan Günday bir söyleşisinde kitapla ilgili "Bardamu bir gösteridir. Bittiğinde ne yuhalanabilen ne de alkışlanabilen bir gösteri." diyor. Kitap için çok doğru bir tespit bencede. Kitabın çevirisi ile çeviriyi yapan Yiğit Bener, Dünya Kitap Yılın Çeviri ödülünü almış ve çok da başarılı bir çeviri yapmış. Kitabın sonunda çevirmenin sonsözü okunduktan sonra bazı taşlar kesinlikle yerine daha iyi oturuyor. "Herkesin derdi kendine, dünyanın derdi hepimize" diyor yazar. Kolay olmayan ama mutlaka okunması gereken bir kitap Gecenin Sonuna Yolculuk. Okuyacaklara keyifli okumalar olsun.
Gecenin Sonuna Yolculuk
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
69
Süha Demirel
Gecenin Sonuna Yolculuk'u inceledi.
573 syf.
HERKES BU EŞSİZ ESERİ OKUSUN DİYE!
Louis-Ferdinand Céline’in “Gecenin Sonuna Yolculuk” Romanı ve “Yiğit Bener Çevirisi” Eleştirisi onsraman.files.wordpress.com/2014/06/cem-kanyar_... “Sonuçta savaş dediğiniz şey, anlamadığınız ne varsa odur.” Louis-Ferdinand Céline (Desen: Cem Kanyar) *** Gecenin Derinliklerine Bir Yolculuk: İlk Türk romanını kim yazdı diye sorulduğunda, 1870’lerde; Ahmed Midhat, Şemsettin Sami ya da Namık Kemal’di deriz. Ayrıca Mihailidis’in, Karamanlı Rum Türkçesiyle (Rumca harflerle) yazdığı “Seyreyle Dünya” da o yıllarda basılmıştır. Aslında Türkçe ve tarihteki ilk romanımızı Ermeni alfabesiyle 1851’de yayınlayan kişi bir Ermeni vatandaşı olan Vartan Paşa’dır. 19. yüzyıl Osmanlı ve Türk Edebiyatında, Yusuf Kâmil Paşa ilk roman çevirimizi, Fenelon’a ait olan Telemak’ı, Türkçeye, “Tercüme-i Telemak” adıyla çevirerek yapmıştır… İncelemesini yaptığım ve çevirisi Yiğit Bener tarafından yapılan Gecenin Sonuna Yolculuk (GSY) romanı, 2002 yılında YKY’de yayınlandı. GSY romanıyla Fransız edebiyatına, günlük konuşma diliyle argoyu sokan, asıl mesleği tıp doktoru olan yazarımızın gerçek adı Louis Ferdinand Auguste Destouches’dir (1894-1961). ‘Céline’ aslında yazarın babaannesinin adıdır. GSY’de yazar, Paris banliyösündeki bir muayenehanede çalışan, fukara doktoru olan gezginci Ferdinand Bardamu ile hayta kankası Robinson’un etraflarında bulunan herkesin yaşam öykülerini anlatır. Céline, romanlarının dilini “konuşan dil” olarak tanımlar. Romanın 2001 yılında, yüzlerce sayfalık el yazmaları müzayede yoluyla Fransız Milli Kütüphanesi tarafından satın alınmıştır. Bu el yazmalarını daha sonra, Paris’te bulunan Gallimard Yayınevi, epey yüklüce bir ödeme yaparak tüm basım haklarını satın almıştır. Yiğit Bener (1958 Brüksel-), akademisyen, yazar ve çevirmendir. Bener de Céline gibi Tıp eğitimi almıştır. Lakin eğitimini, 1980 kargaşa döneminde yarım bırakarak yurtdışına gidip uzunca bir süre orada yaşamıştır. Bener, GSY çevirisini toplam 2,5 yıllık bir sürede tamamlarken eş zamanlı olarak yazdığı kendi romanında, iç sesler ve kullanılan dil Céline’in sesi ve dili olmaya başlayınca yazmayı durdurup GSY çevirisi Temmuz 2002’de basıldıktan sonra romanını yazmaya devam etmiştir. Bu arada kendi romanındaki başkahramanın adı da Selin’dir (Yiğit Bener, Kırılma Noktası, 2006, Can Yayınları, 256 Sf.). Evrensel Hırtlığın Romanı: Céline, GSY romanını yazmaya –kayıtlara göre- 1929’da yani 35 yaşlarında başlar. 1932’de tamamlar ve yayımlatır. Yazar, hazırlık aşamasıyla beraber 50 bin sayfalık el yazması tutan bu romanı için uzunca bir süre ter döker. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını gören yazar, ilkinde cephedeyken ayağından ciddi şekilde yaralanıp ameliyat olmuş ve ayağında bir emare kalmıştır. Bu yara yüzünden ordu onu çürüğe çıkarmış ve göğüs göğüsse savaşmaktan yırtmıştır. Hikâyesi 1910-1930 arasında geçen romanın ilk yarısında, Bardamu’nun 1. Dünya Savaşı ile Afrika-Amerika gezileri; ikinci yarısında ise; Paris’e dönüşünü ve orada kemale erişi anlatılır. Yazarın kendi gerçek yaşamıyla örtüşen ve hayal ürünü olan birçok nokta vardır romanda. En büyüğünden bir isyan çığlığı atmaktadır Céline: “Ben konformist bir adam değilim” der. Bu isyanın altında üç ana ruh hali vardır: SAYGI – SAFLIK – KADERCİLİK. Kitabın genelinde de anarşist bir söyleme sahiptir yazar. Anarşizm ve Konformizmi çiftleştirip kendisi için yeni bir melez tür yaratmıştır Céline. O günlerin Fransa’sının kuralcı ve gelenekçi edebiyatın aksine, O, sokağın dilini, açık saçık küfürlü dilini tercih etmiştir. Başkahramanını dillendirirken: Konuşma Dili + Sokak Dili + Kaba Bir Fransızca = Céline’in alter egosu yani alt edebi benliği “Ferdinand Bardamu” hayat bulmuştur. Céline: “Savaş tüm kötülüklerin anasıdır” der. “Savaşlar, insanların tüm iyimserliklerini altüst eder”. Özellikle Bir ve İkinci Dünya Savaşları, tüm dünyada, Aydınlanma ve Devrim çağının, neredeyse beş yüz yıllık getirilerini yerle bir etmiştir. Céline, Bardamu’nun ağzıyla şöyle konuşur: “Adeta boş bir insan olmaktan hep ürkmüşümdür, yani var olmak için ciddi hiçbir nedenimin olmamasından.” Romanında, Avrupa’daki savaş illetini, Afrika’daki yoksunluğu, hem sömürgeci beyazların hem de zenci halkın ne enayi olduklarını, Amerika’nın ise; ne derece büyük vahşi kapitalist bir makine olduğunu anlatır. Afrika’da ve Amerika’da çok kısa süreler kalır. Gerçek hayatta Amerika’ya, çalıştığı Birleşmiş Milletler Sağlık Teşkilatı adına gözlemci olarak gidip Ford’un fabrikasını ziyaret etmiştir. Ama romanda, bu fabrikada rondela vagonlarını itekleyen bir işçidir. Bir Céline uzmanı olan akademisyen Henri Godard, Céline’in Fransız roman dili üzerinde yaptığı büyük devrimi savlarcasına şöyle demiştir: “En kalıcı devrimler dil ile gerçekleştirilmişlerdir.” Céline’in GSY’deki kahramanları, gerçek sokaklardaki insanlar gibi konuşurlar. Céline kişiliği gereği; benmerkezci-sosyopat, çıkarcı, bencil bir hergeledir. Özellikle de bir Yahudi düşmanı, antisemit bir ırkçıdır. Çağdaşları Malraux, Sartre, Gide, Aragon ve Camus ile bu yüzden çok kapışırlar. Özellikle de Camus ve Sartre’ın Libération gazetesi üzerinden direkt Céline’i hedef alan ahlak ve edebi seviyesi oldukça düşük makalelerine, Céline de aynı seviyede ve sertlikte, Fransa dışından, 1942-1947 arası hapis ve sürgün hayatı yaşadığı Almanya ve Danimarka’dan (Baltık sürgünü esnasında) cevap verir. Bu it dalaşı yıllar boyu sürer. Céline: “Her alanda asıl yenilgi unutmaktır. Özellikle de sizi neyin gebertmiş olduğunu unutmak, insanların ne derece hırt olduklarını asla anlayamadan gebermektir!” der. Bardamu, Amerika’dan Paris’e geri dönüp tıp eğitimini tamamlar ve doktorasını verir. Clichy’de Garenne-Rancy’de bir muayenehane açar kendine. Çok sevdiği o meşhur kedisinin isim babası –habisli tifodan 7’sinde ölen- küçük oğlan çocuğu Bébert ile burada tanışır. Mahallenin tüm yoksullarına vizite ücreti al(a)madan uzunca bir süre hizmet verir. Evdeki koltuk-kanepesi, gramofonu, plakları ve bisikleti rehinciye gidince kiralarını ödemek adına, artık dayanılmaz noktaya ulaşır ve devlet dispanserinde doktorluk yapmaya başlar. 1931’de dispanserin sekreterine elli bin sayfalık el yazmalarını daktilo ettirir. Günümüzdeki yayıncısı Gallimard ve diğer büyük yayınevleri kitabını o günlerde basmak istemezler. Céline, yayınlatacak birini bulur (yayıncı Robert Denoël; aslen Fransız olan editör, 2 Aralık 1945’de Paris’te uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür) ve 15 Ekim 1932’de GSY basılır. Epey sükse yapar ve çoksatar ilk romanı. Lakin 1934 sonrası yazdığı, kendi deyimiyle paçavralar, ırkçı söylem içeren Yahudi düşmanı deneme-makale vb. yazıları yüzünden çok tepki alır. 1941 yılına geldiğimizde, Fransa’nın lider koltuğunda, Hitler yanlısı-yandaş Vichy Hükümeti vardır ve Céline’in tüm kitapları kapış kapıştır. Ama bu zevk-ü sefa yılları 1942′de, Céline’in öldürülme korkusuyla Baltık diyarına kaçmasıyla 5-6 yıllığına son bulur. Romanda, Bardabu, sevgilisi Molly ile konuşurken aklından geçenler Céline’nin bir kaçış edebiyatçısı olduğunun itirafıdır (Molly aslında, romanını adadığı Amerikalı dansçı kız Elizabeth Craig’tir; Craig, Céline’in gerçek hayatta da ilk eşidir): “Ona hak veriyordum. Hatta beni yanında tutabilmek için sarf ettiği bunca çabadan ötürü utanıyordum bile. Sevmesine seviyordum onu, elbette, ama o marazi takıntımı daha çok seviyordum, o her yerde kaçma arzusunu, bilmem neyin peşinden giderek, salakça bir kibrin etkisiyle olsa gerek, bir nevi üstünlük inancıyla” “Edebiyat, insan ruhunun keşfidir” den hareketle; Céline’in romanı irrite edici, leş, kokuşmuş, inatçı, huysuz; diğer yandan da iç gıcıklayıcı, neşeli ve pıtır pıtırdır. Céline asla bir devrimci olmamıştır. Dünyayı daha iyi bir yer haline getireyim çabasında bir nihilist te değildir. Onun derdi düzeni yaratan insanlarladır. O, yirminci yüzyıl romanının en büyük biçemcilerinden biridir. Çeviriye Dair: Çevirmenin yazara aşkı genelde platoniktir. Önce âşık olur yazara. İdealindeki aşkı yakaladığında artık kendisi yazar olur. Yazara da ihtiyacı kalmaz. Çevirmen Şadan Karadeniz’in dediği gibi: “Çevirmenle çevirdiği metin arasında bir tür ‘symbiosis’ oluşur.” Çevirmen yazara evirilip dönüşür. Aynen Kafka’nın “Değişim” inde, Gregor Samsa’nın bir böceğe dönüşmesi gibi. Bener ve Céline’in hekimlik geçmişleri, ikisinin de edebiyatçı olmaları bu dönüşümü daha da kolaylaştırmıştır. 2002′de GSY çevirisi ilk yayınlandığında birçok kafadan ses çıkar. Suya sabuna dokunan pek ciddi ve detaylı eleştiri de yoktur! Benim incelediğim eleştiriler Vivet Kanetti, Ömer Egi ve rahmetli Yıldırım Keskin’inkiler. Kanetti ve Egi, Bener’in Sonsöz’üne takılıp, yapmasa daha iyi olurdu diye eleştirmişlerdir. Keskiner ise; baltayı taşa vurmuştur! Kitabın adının “sona” değil de “uca yolculuk” olması gerektiğini söylemiş ve kanımca kritik bir hataya düşmüştür. Ayrıca Céline’in antisemit olduğuna dair Henri Godard’ın Türkçe çeviri romana yazdığı önsözde buna hiçbir vurgu yapılmadığı eleştirisini getirir. Bener, bunların tamamına, altına imzamı koyabileceğim, delilli-ispatlı yanıtlar vermiş ve gelen eleştirileri kolaylıkla savuşturmuştur. Her şeye karşın, kim ne derse desin, Bener, usta işi bir çeviri yapmıştır. Çevirisinin, kanımca, aksayan yönleri de var. Her çevirmen, metnini çevirirken kendi kararlarını alır, doğru veya yanlış. Hiç kimsenin bir çevirmene “onu değil de şunu kullanmalıydı, bu şekilde doğru olurdu” deme hakkı da yoktur! Ama yine de bu, çevirmenlerin yapıtlarının eleştirilmeyeceği anlamına gelmemelidir. Bundan hareketle, gözüme çarpan bazı çeviri sıkıntılarını aşağıda sizlerle paylaştım. Aslında sıkıntı değil de, Bener, metni çevirirken Céline’e dönüştüğü için bazı hafif lakırdılara bile bazen ağır bir argoyla karşılık vermiştir. Hemen tüm metinde, Bener, Türkçe sözcük tercihlerinde, toplumun yaşça ileri kesiminin bildiği ve sıkça kullandığı, genç kesimininse bihaber olduğu ağdalı sözcükleri tercih etmiştir. Ayrıca çevirmen, dipnotlarında da belirttiği gibi, Céline’in kendi uydurma özel isimlerine (neolojizm) yine kendince uydurma karşılıklar vermiştir. Bener’inkiler yanlıştır demiyorum elbette. Yine de Bener’in bulduğu karşılıklar yeterli ve eğlencelidir. Çeviri metnine kuramsal bir bakış atarsak; her ne kadar Bener, çeviri kuramlarına yürekten inanan bir kişi olmasa da, kendisinin yazılı çeviri üslubunu, ister istemez konferans çevirmenliği yönü de etkilemiştir. Çevirmen Bener’in “Erek Dil” kaygısı bu yüzdendir. Zira Bener’in esas uzmanlık alanı olan konferans çevirmenliğinde hedef, anlamı erek kitleye aktarmaktır. Bu hem hedef dilden kopuşu gerektirir hem de eşzamanlı bir süreç içinde yapılması gerekir. Zaten bu yüzden Fransızcası “interprétation de conférence” dır, “traduction de conférence” değildir. Özetle tüm çeviri metninde tek bir kuram hâkimdir: Gideon Toury’nin “Erek–Odaklı Çeviri Kuramı”. Bener, en doğru yolu seçerek bu çeviri metnini, Türk okuyucuların takdirine sunduğunu çok iyi bildiğinden, olası şikâyet ve eleştirilerden de kaçınmak adına, erek dilin okuyucusunun anlayacağı şekilde çeviri yaparak onların dilinde kullanılan hemen tüm eski-yeni sözcükleri kullanmıştır. 30 yaş altındakilere bu eski sözcükler çok hitap etmese de, 50 yaş ve üstü Türk okuyucusuna hemen hiç yabancı gelen sözcük yoktur. Bazı çok zorlama –Fransızca sözcüklere Türkçe- karşılıklar vardır metinde. Bener’in haklı olarak, 1930’ların ortamında yazılan bir metni, 21. yüzyıl okuyucusuna, o eski zamanın tadıyla ve konuşma diliyle vermek gayretkeşliği ağır basıyor çeviride. Bu durum metnin genelinde olsa da özellikle sayfa 466-486 arası Dr. Baryton ile Dr. Bardamu’nun yaptıkları derin konuşmalarda yoğun şekilde görülen çok eski sözcükler (Arapça-Farsça) benim okuma akışımı sekteye vurdurdular. Bununla beraber, Türkçede kullanılan bazı çok yeni sözcükler de var metinde ve zıtlık yaratıyorlar. Céline’in kullandığı Fransızca sözcüklerde, o güne dek kullanılmayan ifadelere, sözcük kalıplarına, yeni sözcüklere rastlıyoruz. Bener yine de Türkçeyi zorlayarak yazarın üslubuna sadık kalmıştır. Çünkü aynı zorlamalara, yeniliklere, artık kullanılmayan sözcüklerin edebi dile sokulmasına Céline’de de rastlarız ve romandaki argo yaşayan bir argo değil, kurmaca, yazar tarafından gerçeğine en yakın biçimde oluşturulmuş bir argodur. Bener de bunu mümkün olduğunca yapmaya çalışmıştır. Çeviride Aşırı Zorlama (ÇAZ) ve Eski/Yeni Sözcüklerin [EYS] Bir arada Kullanılıp Zıtlık Yaratmasına Örnekler: kıyın, kıyın [zulüm] (sf225) [ÇAZ] delişmen [güçlü, hareketli] kentin içinde (sf227) [ÇAZ] addedilmelidir [EYS] (sf240) onulmaz [iyileşmez] bir melankoli (sf244) [EYS] büyük çapaçul [düzensizlik] uyarıcılara (sf256) [ÇAZ] kostaklanarak [zarif, kibar] geldiğini (sf258) [ÇAZ] daha önceden de ayrımsamıştım [EYS] (sf262) umumhane [‘kârhane’ tercih edilebilirdi] (sf266) [ÇAZ] oraya buraya siymeyi [sataşmak; kedi-köpek işemek] tercih ediyor (sf286) [ÇAZ] aracını pey [avans] sürüp (sf253) [ÇAZ] anne de köseğini [ucu yanık odun] sallar (sf297) [ÇAZ] duhuliye [giriş ücreti] resmi gişelerinde (sf325) [ÇAZ] sölpük sölpük [gevşeyip kendini koyuvermiş] sarkıyorlar (sf332) [ÇAZ] bir düşük vakası süreğenleşiyordu [müzminleşmek] (sf335) [ÇAZ] (SD: “sürüp gidiyordu” veya “uzayıp gidiyordu” denebilirdi) Kıpır kıpır ayaklar, kimisi teşne [susamış] kimisi diklenen (sf348) [ÇAZ] Heyecanlardan oluşan bir çıfıt [Yahudi; hileci, düzenbaz] çarşısıydı (sf365) [ÇAZ] sağlıklı olmak denilen şey olsa olsa ehvenişerdir [kötü olanların içinde iyisi] (sf372) [ÇAZ] Pek berbat dişleri vardı, Papazın, kağşamış [eskimiş], sararmış ve yeşilimtırak kefekiyle [yumuşak taş] iyice kaplı, yani sıkı bir dişeti yangısıydı [iltihap] bu (sf375) [ÇAZ] Olağanüstü gaitalar [insan dışkısı] (sf425) [ÇAZ] “brizbizlerle” [ince perde] (sf443) [ÇAZ] allamelik [çok bilgili] taslayan yaşlı biri (sf444) [ÇAZ] ibate de [barındırma] gayet düzgündü… zımnen [dolaylı olarak] elbette (457) [ÇAZ] “ezcümle, sarfınazar, hayırhah, mültefit, alicenaplık, nefaset, sarih, müzevir..” liste uzayıp gidiyor… Çeviride Anlamın Yok Edilmesine Örnek: Tahsin Saraç, Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük (Adam Yayınları-4.Basım Eylül 1992) Couillon: s. ve er. hlk. Aptal, enayi dümbeleği. P.547 Un peu mal au coeur elles en ont, mais elles posent quand même par six degrés de froid, parce que c’est le moment su-prême, le moment d’essayer sa jeunesse sur l’amant définitif qui est peut-être là, conquis déjà, blotti parmi les couillons de cette foule transie. Sf.530 Mideleri biraz bulanmıyor değil, ancak yine de altı derece soğukta hava atmaya devam ediyorlar, çünkü bu an işte o belirleyici an, gençliklerinin nihai sevgilinin üzerinde deneme anı, o belki de burada bir yerlerde, bu donmuş güruhun içindeki dalyarakların arasına sokulmuş bekliyordur, çoktan tavlanmış. “Petkam” Meselesi “Petkam sıkmıyor” . Tahsin Saraç, Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük (Adam Yayınları-4.Basım Eylül 1992) Estomac: (er) 1. Kursak, mide 2. Göğüsle karın arası, karın boşluğu 3. Gözüpeklik, yüreklilik, cesaret. [Avoir de l’estomac: Yürekli, gözüpek, cesur] P.265 J’ai perdu l’estomac Sf.264 Artık petkam sıkmıyor [SD: “Artık cesaretim yok” denebilirdi]. *** Bener Tarafından Kaleme Alınan “Sonsöz” Hakında: Bener, roman bittikten hemen sonra tam on sekiz sayfalık bir SONSÖZ yazmayı uygun görmüştür. Céline’in alter egosuna yani alt edebi benliği olan Bardamu’ya yeniden can verip, onunla beraber kendisi de bir masanın etrafına beraberce oturmuş; yazarı, eleştirmenleri, okurları, çevirmenin kendisini, tüm edebiyat dünyasındaki zebani ve melaikeleri hem eleştirip hem de onlardan gelmesi muhtemel tenkitleri şimdiden göğüslemek adına, Bener kendine bir oto savunma mekanizması oluşturmuştur. Kitap dile gelmiştir! Bener adeta: “Hakkım olan övgüyü sizlerden bekliyorum, lütfen mesnetli eleştirin beni, ayrıca romanı okurken yazarıma önyargıyla yaklaşmayın lütfen. Evet, o bir sosyopat, o bir narsist, o bir şirret, o bir münzevi, o bir faşist, o bir antisemit yani bir Yahudi düşmanı, bunlar doğru tamam. Ama o aynı zamanda büyük ve eşsiz bir edebiyatçı, itin önde gideni bir anarşist, mahallenin hastalarını bedavaya tedavi eden iyi kalpli doktoru, o iyi bir sevgili, o bir hayvan dostu, o iyi bir eş, o bir yenilikçi, o bir çığır açıcı, o bir edebiyat mucidi, onun eşi ve benzeri yok! Bunu da kabul edin lütfen” demiştir okurlarına ve edebiyatçılara. Bener ayrıca, Céline’in çağdaşlarıyla ne kadar kavgalı da olsa onlara yol gösterici olduğunu açık etmiştir SONSÖZ’ ünde. André Malraux’un “İnsanlık Hali”, Albert Camus’nün “Yabancı”, Jean-Paul Sartre’ın “Bulantı” romanlarına da ilham vermiştir belki de Céline. Ayrıca Céline, bazı kitap-makale ve söylemlerinde yaptığının aksine; bu romanında tek bir antisemit söylemde dahi bulunmamış, tek bir tane bile Yahudi düşmanlığı içeren sözcük kullanmamış, üstü açık veya kapalı sezindirmeye dahi gitmemiştir. Céline’in sadece bu roman referans alındığında, avukatı, pekâlâ da, taş gibi Bener’dir. Bununla beraber, Bener verdiği emeğin karşılığını dobra dobra istemektedir. Buna ister para, ister övgü, ister hatırlanmak kaygısıdır deyiniz. Ben şöyle diyorum: “Bilinmek, gelecekte hatırlanmak ve iyi anılmak istedim!” demiştir Bener. İyi de anılacaktır, hiç kuşkusu olmasın… İnceleme: Süha Demirel, İstanbul, 6 Aralık 2013. Not: Yıldız Teknik Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Görevlisi Sayın Yar. Doç. Dr. Lale Arslan Özcan Hocama, bu çalışmamdaki değerli katkılarından ötürü sonsuz şükranlarımı sunuyorum. *** Kitap Künyesi: Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Louis-Ferdinand Céline “Voyage Au Bout de la Nuit” Çeviren Yiğit Bener 574 Sayfa Çeviriye Temel Alınan Baskı “Edition Gallimard, Bibliotheque de Pléiade, 1981” YKY’de 1. Baskı Temmuz 2002, YKY’de 11. Baskı Ekim 2013 (Tüyap-Beylikdüzü 2013 Kitap Fuarında dağıtılan baskı). *** Emin Kahveci’nin 9 Haziran 2014 günü, incelemem için yaptığı yorum aşağıdadır: “Romanın 2001 yılında, tam 50 bin sayfalık el yazmaları Fransız Milli Kütüphanesi’nde bulunmuş ve bu el yazmalarının telifi için Fransa Paris’te bulunan Gallimard Yayınevi tam 10 milyon Amerikan Doları ödeme yaparak tüm basım haklarını satın almıştır.” Baştan aşağı yanlış. El yazması İngiliz bir sanat koleksiyonerinin kişisel arşivinde bulunmuş ve açık artırmada 1.5 milyon dolara satılmıştır. Fransız Milli Kütüphanesi, verilen en yüksek teklifi eşleme hakkı olduğu için aynı ücreti ödeyerek sahibi olmuştur. El yazması 50 bin değil, 876 sayfadır. Mantık da 500 civarında sayfası olan bir eser için 50 bin sayfa el yazmasının abartı olacağını söylemektedir. kaynak: news.bbc.co.uk/1/hi/entertainment/... Ayrıca Danimarka “Baltık diyarı” değildir. Celine de buraya iltica etmiştir. Midemin kaldırdığı kadarıyla baktığım süre içinde bulduğum maddi hatalar bunlar. Yüksek birikim ve akıl kamaştıran edebi cesaretinize arz ederim.
Gecenin Sonuna Yolculuk
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
31
Yiğit
Gecenin Sonuna Yolculuk'u inceledi.
574 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Gecenin başlangıcına yolculuk..
Şiişşt.. Sana sesleniyorum.. Evet sana.. Yan yan bakma öyle.. Çok istedin benden bu incelemeyi.. Evet sana saygıdeğer okuyucu.. Çok istiyorsun bu kitabı okumayı.. Ama cesaret edemiyorsun.. Şimdi seni uyandırma ve cesaretini toplama vakti.. Bir erkek gözünden anlatacağım ve yaşatacağım bu kitabı.. Şimdi kendini o her gece yaşamış olduğun o bomboş yalnızlığının hüküm sürdüğü sadece kendi çığlıklarının yankılandığı duvarların bulunduğu evinde o her gece en sevdiğin koltuğuna otur kendini geriye yasla ışıkları kapat ve hemen yanında bulunan lambaderini aç ve kelimelerimi okumaya başla.. Her gün karşılaştığın önünden geçerken gözlerin ile süzdüğün acaba denesem mi, teklif etsem mi, red eder mi ya da beni hayatının içine kabul eder mi dediğin o güzellik tam karşın da.. Bırak artık kendini ne olacaksa olsun.. Geç karşısına ve seni istiyorum de.. Ne olacak en fazla sen de kimsin cevabını alırsın.. Ama olsun hiç yoktan içinde keşke kalmayacak.. Cesaretini topla.. Teklifini et.. Al artık o kitabı.. Baktın o güzellik seni kabul etti.. Bakmadı güzelmisin, çirkinmisin sadece münderecatını gördü.. İçin kıpır kıpır.. Başladı mükemmel bir heyecan.. Her yer de o.. Gecen gündüzün o.. Mutlusun akıp gidiyor hayat.. Zamanı durdurdunuz hatta önüne geçtiniz birlikte.. İşte ilk 80 sayfanın sana bahşettiği anlar.. Sonra bir birini tanıma.. Birlikte kararlar verme.. Hataları, doğruları birlikte yapma.. Ama bir sıradanlık.. Bu kadar istediğin hayal ettiğin gece kafanı yastığa koyduğun o ilk an aklına gelen güzellik artık sıradanlaşmaya başladı.. Bir sıkıntı var.. Bilmiyorsun ne olduğunu.. Sanki kandırılıyorsun sanki artık sen kendin değil onun olmanı istediği gibi davranıyorsun.. Bu sen değilsin, kabul edemiyorsun.. Her gün sıradan ve stabil geçmeye başladı.. Bir yerde sıkıntı var.. Son 50 sayfaya kadar alacağın tad.. Ve son bölüm.. Son 50 ' lik.. Terk edildin.. Seni sen olduğun için değil kendi acılarını unutmak için sevmiş ya da sevdiğini zannetmiş.. Seni yaraladı.. Seni üzdü.. Ve seni terk etti.. Akıyor kanın içinde usul usul.. Canın yanıyor.. Bağırmak istiyorsun duyan yok.. Ve yine yalnızlık.. Ağır geldi bu güzelliğin son sayfaları.. Afalladın..Nabzın düzensizleşti..Şimdi derin bir nefes al ve kitabı kapat.. Şimdi en başa dönelim.. Sana o en sevdiğin koltuğa otur deyip ışıkları kapat lambaderini aç dediğimde dinlemedin değil mi.. Ama gün içinde o kalabalık yoğun hayat temposunda güneşin vermiş olduğu ışığın yardımıyla kendini hep toplum içinde mutlu hissediyordun değilmi..Fark edemiyordun aslında olan biteni.. İşte burada devreye akşam eve gidince o çok sevdiğin koltuğuna oturduğunda sen az önce beni dinlemesen de güneş ışıklarını kapatıp ay lambaderini yakar.. Ve o ayın masum ışığında yine kalırsın tek başına yalnızlığınla..Oysa gecenin sonuna yolculuk değil gecenin başına yolculuk başlar senin için.. Yazarın da dediği gibi.. Değer taşıyan tek hikaye vardır, o da bedelini sizin ödediğinizdir.. Ama üzülme bu da benden sana gelsin.. Çok değer verdiğim bu hayat için nadir olan mükemmelliğin dediği gibi.. Ama sen en tertemiz yüzsün.. Ay gibi.. Ve ay güneşten daha güzel.. Saygı değer okuyucu..
Gecenin Sonuna Yolculuk
OKUYACAKLARIMA EKLE
19