Louise Charles Royer

Louise Charles Royer

Yazar
10.0/10
1 Kişi
·
1
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
İnsan Harası, ilk kez; Refik Erduran, Ertem Eğilmez ve Haldun Sel’in çabalarıyla 1953 senesinde kurulan Çağlayan Yayınevi tarafından yine aynı sene içinde Türkçeye B.Ersoy tarafından çevrildi.1953 ve 1956 yılları arasında birçok baskı yaptı.1960 yılında,“Gazeteci Kitap ve Yayınevi” ne ait olan baskısı,Oktay Akbal’ın iddiasına göre,yüz binden fazla sattı.Kitap kültürünün tam oluşmadığı altmışlı yıllarda,Türkiye’de böylesine bir satışın olması şaşırtıcıydı.Bu tarihi-kurgu roman, Nazilerin üstün insan ırkı (Ari veya Aryen ırk) yetiştirmek amacıyla kurdukları bir insan çiftliğini anlatmaktadır.Üstün ırk yaratmak gayesi ile Ari ırkının genç ve güzel kadınları ile savaşlarda kahramanlık göstermiş güçlü kuvvetli ve sağlıklı damızlık erkekleri, Führer’in emriyle,bir araya getiren bir tür “Épuration” yani arıtma,arındırma veyahut “Öjen Çiftlikleri”.

“Pemberotik” ya da diğer adıyla “Rozerotik”[1] kitaplarının yazarı Fransız Louis-Charles Royer,hayalet gibi bir yazardır.İlerleyen satırlarda,2010’da yapılan son çevirinin sahibi,akademiden sevgili Hocam Emine Bogenç Demirel[2] ile yazarı irdeleyeceğiz.

Tek Kitap,Altı Farklı Çeviri:

Çağlayan Yayınevi 1953 basımı 135 sayfa ve 1954 basımı 144 sayfa,Çeviri: B.Ersoy
Başak Kitabevi 1976,168 sayfa,Çeviri:Başak Kitabevi Tercüme Bürosu
Gazeteci Kitap ve Yayınevi,1960,128 sayfa,Çeviri:Kayhan Taşkıran
Demet Yayınları,1962,111 sayfa,Çeviri:?
Eros Yayınları,1977,192 sayfa,Çeviri:?
İnsan Harası–Hitler’in Kızları,Delta Kültür Yayınevi,2010,159 sayfa,Çeviri:Emine Bogenç Demirel

Romanın Hikâyesi

Genç,sağlıklı ve güzel kadınları kendi arzuları dışında-zorla;İkinci Dünya Savaşında kahramanlıklar gösterip madalya kazanmış sağlıklı ve tabiri caizse damızlık askerleri (eğitim veya zekâ seçici bir ölçüt değildir,yeter ki güçlü-kuvvetli olsunlar) ise kendi komutanlarının emriyle;iki Alman subayı-biri Albay Kont Gunther von Kolz ve bir diğeri Tabip Subay Doktor Heinrich Würzer-Führer’in yazılı emri eşliğinde tüm Almanya ve Fransa’daki cephelerden toplayıp,İnsan Harasına dönüştürülmüş,Bavyera’daki Venüs Köyünde bulunan W… Manastırı’na göndermektedir.Haradaki askerler,beğendikleri güzel ve sağlıklı bir kadını seçip (sanki bir genelevde kadın seçer gibi) on gün boyunca bu kadınları maddi ve manevi hizmetlerine almaktadırlar.Tek görevleri vardır askerlerin:Kadınını gebe bırakmak!Zira gebe kalan genç bakireler ya da kadınlar (kızlar için ölçüt;yaşları 25’in altında olmalı),Führer’lerinin ırkçı-sapık fikirli yeni model Almanya’sı için topuz gibi oğlanlar ve nur yüzlü kız çocukları doğurup bunları eğitimleri için orduya teslim etmek zorundadırlar.Bu tuhaf çocuk fabrikasında,hemen her türlü cinsi sapıklık ta mubahtır:Kadınlar arasında eşcinsel ilişkiler,kalabalık seks partileri vs.İnsani tüm duyguları dışlayan,adeta bir savaş makinesine yedek parça üreten “İnsan Haralarını” anlatan,kısmen erotik bir hikâyedir “İnsan Harası”.

Neden Farklı Çeviriler?

Altı farklı yayınevinden çıkan bu romanın iki çevirisini inceleme şansı yakaladım.İlki B.Ersoy’un 1953 tarihli “İnsan Harası” adıyla yayınlanan çevirisi;ikincisi ise Sayın Hocam Emine Bogenç Demirel’in 2010 tarihli “İnsan Harası-Hitler’in Kızları” adıyla basılan çevirisidir.Aynı romanın iki çevirisi arasındaki farklar ciddi boyuttadır.Orijinal metindeki birçok olayın-1953 basımında-çevriye hiç alınmaması düşündürücüdür.Elbette 1953 yılı,Menderes Hükümeti,o günün konjonktürel durumu,Almanya Hükümeti ile bizimkilerin iyi geçinme telaşı ve tabii ki erek okuyucu kitlenin beklentileri göz önünde tutularak ilk baskıda yapılan çok kritik SANSÜRLER göze çarpmaktadır.

İncelediğim iki çeviri arasındaki çok kritik fark;birinci çeviride –normalde kitapta üç ana bölüm ve her bölümde alt dört kısım vardır-ilk bölümde bir kısmın neredeyse tamamı,çeviriye hiç alınmamıştır (sayfa 15-20 arası,BE çevirisi).Ayrıca yine ilk çeviride bazı paragraflar hiç çevrilmemiş ve atılmıştır (sayfa 45 veya 105 gibi).Yine ilk çeviri,ortalamanın epey altında edebi bir yazınsal dildedir.Duygular,betimlemeler çok mekaniktir.Ama Demirel’in çevirisinde,hem tüm orijinal metnin birebir çevirisi yapılmış,hem de bu vasat ama irrite edici hikâyeden oldukça edebi bir çeviri metni ortaya çıkarılmıştır.Demirel’in çevirisinde 143-144 numaralı sayfalarda SS subaylarına atıf yapılmakta,kader mahkûmu çocuk makinesi iki genç kız,sevgililerine mektupla feryat ederken,bu anlatılanlar B.Ersoy’un çevirisine–ilginçtir-hiç alınmamıştır.

1953 çevirisindeki sansür;1.Bölüm-2.Kısımda,Öjenizm yani “Irksal Temizliğin” tarifinin ve tarihi durumunun açıklamasının yapıldığı ama çeviri metne hiç alınmadığı görülmektedir.Demirel’se;1895’te Alfred Ploetz’in eseri olan Irksal Temizliğin Temel Taslağı (Grundlinien Rassenhygenie) kitabında Öjenizm biliminin,Führer’in de yardımıyla,1934’den itibaren Alman üniversite eğitimine adapte edilmesi konusu aynen orijinal metinde olduğu gibi çeviri metne almıştır.Hatta B.Ersoy kendi çevirisinde,bir nevi otosansür yapıp–muhatapları Alman asker ve kadınları olduğundan sanırız-“Pezevenk hiç vakit kaybetmedi” (Sf.112 EBD,Sf.96 BE) ya da “kapatma,orospu” demekten bile kaçınmıştır.

B.Ersoy çevirisinde hiç olmayan dipnotlar,Demirel’in çevirisinde okuyucunun yardımına koşmaktadır.Fransızca metinde Almanca yazılan veya savaşla ilgili Fransızca teknik sözcükler,çevrilmeden aynen yazılıp dipnotlarla açıklanmaktadır.Ayrıca Demirel,kitabın hemen sonuna “Birkaç söz” başlığında bir sonsöz notu ekleyerek,kitabın geçtiği süreçleri,macerasını,toplumsal gerçeklerle uyum içinde bazı göndermelerin sansüre maruz kalmasını,sade bir şekilde kitabın okuyucularına aktarmak istemiştir.

***

İNSAN HARASI–HİTLER’İN KIZLARI’NIN ÇEVİRMENİ EMİNE BOGENÇ DEMİREL İLE YAPTIĞIM RÖPORTAJ

Nereden aklınıza geldi bu kitabı çevirmek? Hikâyesi nedir çeviri sürecinizin?

Bu kitapla,Lisans Bitirme tezim sayesinde tanıştım.Fransızcadan Türkçeye çevrilmiş yapıtlarla ilgili bir bibliyografya çalışmasıydı.Çeviri Sosyolojisi alanındaki çalışmalarıma ilk itiş gücünü veren de bu tezdir.Oradaki kitapların yıllara göre dağılımı,yeniden üretimleri ve arkalarındaki politik,sosyal,ekonomik, kültürel değişkenler,kaynak/erek araştırmalarına yöneltti beni.1950-1975 yılları arasında Türkiye’de popüler ürünlere olan ilginin artması ve Louis-Charles Royer’nin yapıtlarının tekrar tekrar çevrilmesi,Doçentlik çalışmamı bu konular üzerine yapmamda etkili oldu.Daha sonra,Delta Yayınevi de yazar Royer üzerine yapmış olduğum bu çalışmalar nedeniyle bir çeviri önerisi getirdi.

Yazardan biraz bahseder misiniz? Kimdir Louis-Charles Royer? Ve kimin yazarıdır,kimler için yazmıştır?

Yazar,sizin de söylediğiniz gibi uzunca bir süre benim için de hayaletti.Ancak Paris’te Milli Kütüphane’de ve IMEC’de yapmış olduğum araştırmalar sonucunda döneminin önemli yazarlarından biri olduğuna fark ettim ve ayrıca birçok kez sansürlendiğine de.İnternet ortamındaki araştırmalarımla Fransa’nın Rennes şehrindeki bir kitap satış sitesinden yazarın kitaplarının orijinallerine ulaşma olanağı buldum.Özellikle roman,öykü,tarihsel öyküler yazan Louis-Charles Royer 1885 yılında doğmuş;ancak ölüm tarihiyle ilgili hiçbir bilgi yok.Dünyanın her köşesinden esinlendiği AŞK’ı yazan Louis-Charles Royer,kadını aşkın,arzunun, tutkunun,baştan çıkartmanın nesnesi olarak görür.Tenten’in Hergé’si gibi anlatılarında farklı ülkelerden beslenen yazar,döneminin modasına uygun,kadın kahramanlarıyla egzotik yolculuklara çıkar.Bu yapıtlarıyla geniş okur kitlelerine ulaşmayı da başarır.

Romanın vermek istediği mesaj sizce nedir? Kurgusunu nasıl buldunuz?

Roman,Nazilerin üstün ırk yetiştirmek amacıyla ne kadar insanlık dışı ve akıl almaz projeleri düşünüp,gerçekleştirdiklerini vurguluyor kuşkusuz.Her ne kadar popüler bir ürün görünümünde olsa da döneminin bilimsel,sanatsal gelişmelerine gönderme yapan,politik değişimleri anlatan ilginç bir kitap.Yazarın sürekli kullandığı devrik cümlelerle örtüşen bir kurguya sahip olup,bölümlerin başlıkları okuru sürükleyici bir örgü içine alıp götürüyor.Bu arada,“Hara” terkedilerek başka ülkelere kaçırılan oralı çocukların yıllar sonra öykülerini fark etmeleriyle ilgili yazılar da uluslararası dergilerde konuyu tekrar gündeme taşımayı başarmıştır.

İki çeviri arasındaki bu derece ciddi farklar,“Sansür” için ne diyeceksiniz?

Zaten bu fark beni çeviri yapmaya yöneltti diyebilirim.Hele diğer çeviriler tam kopyala/yapıştır yöntemiyle yapılan ürünler.Yüksek Lisans öğrencilerimle diğer beş çeviri üzerine yapmış olduğumuz çalışmalar,arkalarındaki dönemlerin koşulları konusunda ilginç karşılaştırmalar yapabilme olanağı da verdi bize. Sizin de değindiğiniz gibi çevirideki eksiltmelerin politik nedenleri olduğu kuşkusuz.

Çevirinizde bu derece özenli bir dil kullanmanız takdire şayan. Dili bu derece duygulu kullanma edimini nasıl elde ettiniz?

Yazınsal çeviri,tabi ki özel ve çok emek isteyen bir alan.Edebiyat sevgisi ve bilgisi olmadan olmaz diye düşünüyorum.Burada,kariyerim boyunca dille sürekli uğraşmamın getirdiği bir avantajdan da bahsedebiliriz.

1953’te 1 TL’ye satılan bu tip metalaşmış kitaplar günümüzde de var.Herkes okusun diye siparişle yazılan ya da kolaya kaçılıp intihal yapılan ve sudan ucuza satılan kitaplar var.Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Bence o günkü koşullar çok farklı;aynı arka plan geçerli değil.1953’te Refik Erduran’ın dediği gibi öncelikle saygın kitaplar basmak üzere kuruluyor Çağlayan Yayınevi.Nazım Hikmet’in isteği de zaten bu doğrultuda.Ertem Eğilmez’in Louis-Charles Royer’yi keşfetmesiyle yayınevinin de biraz sermaye oluşturması serüveni böyle bir ürün macerasına taşıyor yayınevini.Şimdiki yapıtların,bu kadar bilinçli edebiyat sevgisiyle,bilgisiyle,gerçek edebiyatçılarla yani gerekli kültürel alt yapıyla ve aynı önceliklerle yaratıldığını sanmıyorum.

Edebiyatın Felsefe ile Sosyoloji arasındaki bağı sizce nasıl olmalı?

Bu üçlü,ayrılamaz ve birbirini sürekli besler. Felsefe olmadan düşünemeyiz;edebiyatın tadını alamayız;sosyoloji olmadan hiçbirinin arasında ilişkisellik kuramayız.Dolayısıyla günümüz gençlerinde sıkça tanık olduğumuz,merakları oluşamayan ya da olanak bulamayan,bilgilerin ayrı ayrı çekmecelere kullanılmadan depolandığı durumdan bahsediyorum.Bilgiler arasındaki geçişliliği olanaklı kılmak ve bu bilgileri günlük pratiklerimizde kullanabilmek için, söz konusu alanları içselleştirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

Yeni çeviri çalışmalarınız var mı? Bahseder misiniz?

Çeşitli çeviri önerileri alıyorum; ancak şu anda akademik önceliklerimden dolayı zaman ayıramıyorum. İlk fırsatta tekrar bir çeviri yolculuğuna çıkmak istiyorum.

İnceleme ve Röportaj: Süha DEMİREL, 26 Ocak 2014.

***

Kitabın Künyesi:

İnsan Harası
Hitler’in Kızları
Louis-Charles Royer
DELTA KÜLTÜR YAYINEVİ
Çeviren: Emine Bogenç Demirel
Yayın Yılı: 2010
160 sayfa
13,5×21 cm
Karton Kapak
ISBN:9944216364
Dili: TÜRKÇE

[1] Prof.Dr.Emine Bogenç Demirel’in türettiği bir sözcüktür.

[2]Prof.Dr. Emine Bogenç Demirel, Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı Bölüm Başkanıdır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Louise Charles Royer
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okudu.