M. Hayri Kırbaşoğlu

M. Hayri Kırbaşoğlu

YazarÇevirmen
9.0/10
22 Kişi
·
84
Okunma
·
17
Beğeni
·
1.136
Gösterim
Adı:
M. Hayri Kırbaşoğlu
Tam adı:
Hayri Kırbaşoğlu, Mehmet Hayri Kırbaşoğlu
Unvan:
Türk İlahiyat Profesörü, Araştırmacı Yazar, Akademisyen
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1 Haziran 1954
İlahiyat profesörü, akademisyen, yazar. 1 Haziran 1954, Manisa doğumlu. Ali Rıza Çevik İlkokulu (1965), Manisa Lisesi
(1972), Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi (1978) mezunu. Doktorasını Ankara Üniversitesi SBE’de “Ashabu’l Hadis’e Göre
Allah’ın Sıfatları Problemi” (1983) adlı tezi ile tamamladı. Akademik kariyerini tamamlayarak profesör oldu. DİB Başkan
Danışmanlığı (1988-1989) yaptı. Çalışmalarını AÜ İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi olarak sürdürdü.
Makaleleri, kurucuları arasında yer aldığı İslâmi Araştırmalar (editör yardımcılığı ve yayın kurulu başkanlığı), İslâmiyat,
Bilgi ve Hikmet, İslâmiyat (yayın kurulu başkanlığı, yazı kurulu üyeliği), AÜ İlâhiyat Fakültesi Dergisi, İlim ve Sanat, Diyanet
Gazetesi, Liberal Düşünce, Yeni Türkiye’de yayımlandı. OSTİM TV ve TRT’de birer yıl haftalık dini programlar hazırlayıp sundu.
Çok sayıda bilimsel toplantıya katıldı. Özellikle hadis, sünnet gibi konulardan hareketle çağdaş İslâm düşüncesi üzerine
yorumları oldu. Çok sayıda mezuniyet, yüksek lisans, doktora tezi yönetti.
Özetle iman bir defa kazanıldıktan sonra, ona ne kadar aykırı davranılırsa davranılsın, kaybedilmesi asla söz konusu olmayan tapulu bir mülk değildir. Tam aksine İman Salih amellerle sürekli ispat edilmesi gereken, bu yapılmayıp, tam tersi istikamette hareket edildiğinde, kaybedilmesi ihtimal dahilinde olan bir şeydir.
İslam düşüncesiyle ilgili her alanda bugün yapılanlar, ileriye doğru atılmış adımlardır; ancak bu adımlar, hiçbir zaman durmamalı veya yerinde saymamalı, her yüzyılda Müslüman ilim adamları ve münevverler, daima ileriye doğru yeni adımlar atmalıdır. Aksi takdirde ne hâllere düşebileceğimizi görmek için ister tarihe, ister tarihin bir uzantısı olarak günümüze bakın, size yeterli dersi verecektir.
İslam '' Bütün Müslümanlar kardeştir'' diyor ama toprak ağaları ile köylülerin, petrol zengini ülkelerle, fakirlik, açlık ve sefalet pençesinde kıvranan İslam ülkelerinin ne kadar kardeş oldukları ortadadır.Bazı istatistiklere göre bir takım İslam ülkelerinde açlıkla karşı karşıya bulunanların oranı %20' le re varmaktadır ama onların '' Din Kardeşleri'' sıcacık ve yumuşacık yataklarında, karnı tok ve huzur içerisinde uyuya bilmekte, üstelik bunu yaparken de ne vicdan azabı çekmekte, ne de bu sebeple uykuları kaçmaktadır.
Birtakım rivayetlerin eleştirilmesini 'küfür-iman' alanına çekmek, son derece yanlış ve tehlikelidir. Bilakis aynı hadisi bazıları gerekçelerini beyan ederek kabul, bazıları da gerekçelerini beyan ederek reddedebilir ve her iki tarafın bu durumda söyleyebileceği tek söz, "Bana göre sen hata ediyorsun," olabilir, yoksa birbirlerinin din ve imanına ilişmek Müslümanın şiarı olamaz.
Hiçbir yenilik teşebbüsünün sorumluluğu, İslam düşüncesinin problemleri karşısında vurdumduymaz bir tavır sergileme sorumsuzluğunun vebalinden daha büyük olamaz. Kaldı ki, hata yapmak istemeyen, büyük ihtimalle, hayatta hiçbir şey yapamayacaktır.
Bırak çalışmayı, emret oturduğun yerden,
Yorulma, öyle ya, Mevlâ ecîr-i hâsın iken!
Yazıp sabahleyin evden çıkarken işlerini,
Birer birer oku tekmîl edince defterini;
Bütün o işleri Rabbim görür: Vazîfesidir…
Yükün hafifledi… Sen şimdi doğru kahveye gir!
Çoluk, çocuk sürünürmüş sonunda aç kalarak…
Hudâ vekîl-i umûrun değil mi? Keyfine bak!
Başın sıkıldı mı, kâfi senin o nazlı sesin:
” Yetiş!” de kendisi gelsin, ya Hızr´ı göndersin!
Evinde hastalanan varsa, borcudur: Bakacak;
Şifâ hazînesi derhal oluk oluk akacak.
Demek ki: Her şeyin Allah… Yanaşman, ırgadın O;
Çoluk çocuk O´na âid: Lalan, bacın, dadın O;
Alış seninse de, mes´ûl olan verişten O;
Denizde cenk olacakmış… Gemin O, kaptanın O;
Köyün yasakçısı; şehrin de baş muhassılı O;
Tabîb-i âile, eczâcı… Hepsi hâsılı O.
Ya sen nesin? Mütevekkîl! Yutulmaz artık bu,
Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu?
Hudâ’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cür´ete… Ha?

Mehmet Akif Ersoy

(Alıntı kitaba sadık kalınarak yapılmıştır.)
Yahudilik ve Hıristiyanlıkta olduğu gibi, İslam geleneğinde de, kaynağından çıkan her suyun akarken kirlenmesi gibi, orijinal İslami öğretinin de bir tür kirlenmeye maruz kaldığı tarihen sabittir.
Asrımızda ulema dediğimiz zevata, nazar-ı dikkatle bakılır ve bu hadîs-i şerîfin meali dahi düşünülüb hatırlanır ise, adı geçen ulemaya aktarıcı, anlatıcı veya tarihçi diyebiliriz, âlim diyemeyiz; çünkü, "Filan böyle demiş"ten başka bir sermayeye mâlik değillerdir. Pek çoklarıyla görüştüm ve en meşhurlarıyla dostluk kurdum, onların içinde, "Ben de böyle diyorum, mesleğim (yolum) da şudur," diyen görmedim. Bunları nasıl uyarmalı ki canım ! Maksâd-ı seniyye-i Muhammediyye bildiğiniz gibi değil ! Yürüdüğünüz yolla onun hiç münasebeti yok. Açık açık dudakları oynatarak, salavat-ı şerîfe sözünü çok söylemek hüner değildir. Çünkü ucunda cisimle, malla, canla bir fedâkarlık yok. Sadece dudak oynatmakla kazanılacak sevabın neticesi olan hazır cennete kim olsa gitmez ! Salavat-ı şerîfeyi kavlen çok tekrarladığımız gibi, fiilen de yapmalıyız.
Yetmişli yıllardan itibaren köyden kente göçün hızlanmasına paralel olarak şehirlerde Menderes-Demirel’in temsil ettiği muhafazakâr/dindar politik görüşün alternatifi olarak daha siyasi ‘İslamcı’ bir politik hareket gelişti. Bu politik hareket doğal olarak şehirlerde esnaf/işadamı kesiminde de kendine taraftarlar edindi. Bu insanlar muhtemelen bir yandan kendi ideolojilerinin propagandasını yapmak, bir yandan da mütedeyyin insanları ‘müşteri’ edinmek için İslam dini/düşüncesinin önemli kavramlarını şirketlerine, işyerlerine ve ürünlerine isim/marka olarak vermeye başladılar. Bu furyadan Allah ve Peygamber dışında bütün önemli İslami/dini kavramlar nasibini aldı: İslam, şeriat, tevhid, Tekbir, ihlas, Mekke-Medine, hicret, miraç, cihad, zemzem, hicab, tesettür, iffet... vs. İslam (Kitabevi, Cenaze işleri), Tevhid (Kitabevi...), Tekbir (Giyim), İhlas (Holding), Medine (Turizm Şirketi), Medine (Hurmaları) Hicret (Giyim, Kitabevi), Miraç (Asansörleri), Cihad (Köfte salonu), Zemzem, Mekke (Kola), Hicab, Tesettür, İffet (Giyim), Şeriat (Mayo, Haşema)... Bunlardan biri üzerinde biraz durmak istiyoruz: “Tekbir Giyim”. Tekbir, bilindiği gibi İslam’ın temeli olan ‘tevhid’in parolasıdır: “Allahu ekber” Kanaatimce bu kavramın bir tekstil (giyim) şirketine isim/marka yapılması, İslam dinine ve onun temel inanç ilkesi olan Allah’a yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Bir yönüyle bana tevhid’ e şirk koşulmuş gibi gelmektedir. Artık “tekbir” dendiği zaman aklımıza sadece “Allahu ekber” gelmiyor aynı zamanda “Tekbir Giyim” ve onun defilelerde istihdam ettiği güzel manken yüzleri ve desenli eşarplar geliyor. Biraz önce Allah ve Peygamberin bu istismar çarkının dışında kaldığını söylemiştir. Aslında bu fütursuzluk, Allahın ismini de kullanmadan kaçınmadı. Bir holding ortaklarına ve mudilerine dağıtmak üzere hazırlamış olduğu dosyanın iç kapağına “En büyük ortağımız Allah’tır” diye yazmaktan çekinmedi. Holding kısa sürede bir sürü yolsuzluk ve dümenle iflas edince, (haşa) en büyük ortak da bir anlamda iflas etmiş oldu.
Benzer bir istismar çarkı bugünlerde küresel düzlemde ve Türkiye’de İslamcılığa ve fundamentalizme panzehir olarak Mevlânâ ve Mesnevi üzerinden yürütülmektedir. Budizme benzer, kemiksiz, kılçıksız, kuralsız, (Şeriatsız) hatta ‘Allah’sız (vahdet-i vücut) alternatif, ‘light’ bir İslam üretilmeye çalışılmaktadır. Türkiye ise vaktiyle Necip Fazıl’ın dediği gibi, Mevlânâ’yı “Turist terliğine” çevirmeye çalışmaktadır. Terlik olmasa da, turistlere yönelik ‘Sema’ gösterileri ve Mevlânâ takıları piyasa yapmaya devam ediyor. Bu profesyonel kreasyonlar karşısında Konyalı küçük esnafın üretmiş olduğu “Mevlânâ şekerleri” ve “Mevlânâ pidesi” artık masum kalmaktadır. İlhami GÜLER
Zira haksız yere bir kazanç veya servet elde edenlere karşı, "Nereden buldun?" sorusunun sorulmasını içtenlikle tasvip edenlerin; aynı soruyu, maddeden daha önemli olduğunu söyledikleri dinin kaynaklarından olan hadis konusunda, "Nereden bildin?" şeklinde tekrarlamaları gerekmez miydi?
224 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Muhammed İkbal Hz Peygamber(sav) için şöyle demektedir: "İslam peygamberini Eski dünya ile modern dünyanın ortasında durmuş görmekteyiz Hz Peygamber sallallahü ve sellem bildirmiş olduğu Vahyin kaynağı bakımından eski dünyaya, fakat bildirmiş olduğu Vahyin ruhu bakımından modern dünyaya bağlıdır." yazar Muhammed Abduh 'un bu sözünden esinlenerek Hz Peygamberin (sav)sünnetinin her çağda ,yeniden yorumlanması gerektiğini bildirmektedir. Kitapta sünnetin 21. yüzyıl şartlarında yaşanılabilir bir hale getirilmesi ve hayata geçirilmesi konusunda teorik ve pratik deneme çabaları anlatılmaktadır.
288 syf.
Şimdi size kitaptan sadece bir paragraf alıntı yapacağım ve kitabı neden okumanız gerektiğini anlatmış olacağım :)

İslam Marksın afyonuna dönüştürülüyor.

%99'u Müslüman olduğu söylenen ülkemizde, siyasetin ticaret haline geldiği, mücahitlerin mütahitlere dönüştüğü, tasavvuf ehlinin tasarruf ehli hâlini aldığı, israfın, lüks tüketimin, tüketim çılgınlığının, kazandığından fazla harcamanın, şatafatlı ve gösterişli iftar sofralarının yaygınlaştığı, kısacası bir "abdestli kapitalistler" sınıfın doğmaya başladığı, buna mukabil işsizliğin %9-10 larda seyrettiği, fakirlik sınırında 25 milyon insanın yaşadığı, açlık sınırında 2,5 milyon insanın süründüğü, buna mukabil lüks tüketim arttığı, içki tüketiminin ve uyuşturucu kullanımının baş döndürücü bir hızla yükselişe geçtiği, alkolizmin yaygınlaştığı, özellikle yönetici tabakaların yolsuzluklara bulaştığı bir toplumda, dinin yani İslam'ın bütün bu ahlaksızlıklara karşı bir başkaldırı kaynağı olacak yerde, kitlelerin bunları kanıksamasını sağlayan bir afyon haline getirildiği veya getirilmek istendiği gün gibi ortadadır.
343 syf.
·Puan vermedi
Hz. Peygamberin sünnetini saç, sakal bırakmak, tabağı bitirene kadar sömürmek, hacı yağı sürünmek, gözlere sürme çekmek, cübbe giyinmek, sarık sarmak olarak algılayan bir zihniyetin oldukça etkili bir eleştirisi var.

Aslolan sünnetin yani peygamberin örnekliginin onun devrimci ve ahlaki yaşantısında olduğunu paylaşmanın, mücadele etmenin, yalanın hakim olduğu zamanlarda hakkı söylemenin gerçek sünnet olduğunu savunan bir kitap.
432 syf.
·7 günde·9/10
hayri kırbaşoğlunun antikapitalist ve anti emperyalist kimliği bu kitapta aslında olması gereken dinin çağ kötülüklerine karşı duruşunu omurgalaştırıyor.
343 syf.
Üzerinde defaatle durduğu şey “şekilcilik” . Sünnetin şaç sakal misvakla olmayacağını sünneti günümüz şartlarında değerlendirmek gerektiğini düşünüyor. Kitabı 3 sene önce okurken önyargısız severek okumuştum, şimdi yazarımız yazarlığı yanında siyasetle de çok haşirneşir olması hasebiyle şu an önyargılıyım:)
432 syf.
·33 günde·Beğendi·9/10
Yazarın da belirttiği gibi "yüzyıllardır birikmiş ve gerçek islam dininin dışına çıkmış daraltan ve de bunaltan yaklaşım ve kuralların" yeniden gözden geçirilmesi ve yorumlanması gerekliliğini söyleyen bir kitap. İlklerden biri olması değerini arttırmakla birlikte hem yazara hem de diğer bu konunun uzmanlarına çok çalışmayı ve yeni eserler verme görevini yüklüyor
448 syf.
·Beğendi·8/10
Hayri hc'nın muhalif tavrı kitaba yansımış. Zahid kevserinin kitaba yaptığı şerhi biri tercüme etse Keşke ama bu çeviri ile idare edeceğiz. Ibn kuteybe ihtilaful hadis konusunda temel denecek eseri yazmış. Günümüz güncel tartışmalı hadisle hakkında nihai açıklamaları bulabilirsiniz

Yazarın biyografisi

Adı:
M. Hayri Kırbaşoğlu
Tam adı:
Hayri Kırbaşoğlu, Mehmet Hayri Kırbaşoğlu
Unvan:
Türk İlahiyat Profesörü, Araştırmacı Yazar, Akademisyen
Doğum:
Manisa, Türkiye, 1 Haziran 1954
İlahiyat profesörü, akademisyen, yazar. 1 Haziran 1954, Manisa doğumlu. Ali Rıza Çevik İlkokulu (1965), Manisa Lisesi
(1972), Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi (1978) mezunu. Doktorasını Ankara Üniversitesi SBE’de “Ashabu’l Hadis’e Göre
Allah’ın Sıfatları Problemi” (1983) adlı tezi ile tamamladı. Akademik kariyerini tamamlayarak profesör oldu. DİB Başkan
Danışmanlığı (1988-1989) yaptı. Çalışmalarını AÜ İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi olarak sürdürdü.
Makaleleri, kurucuları arasında yer aldığı İslâmi Araştırmalar (editör yardımcılığı ve yayın kurulu başkanlığı), İslâmiyat,
Bilgi ve Hikmet, İslâmiyat (yayın kurulu başkanlığı, yazı kurulu üyeliği), AÜ İlâhiyat Fakültesi Dergisi, İlim ve Sanat, Diyanet
Gazetesi, Liberal Düşünce, Yeni Türkiye’de yayımlandı. OSTİM TV ve TRT’de birer yıl haftalık dini programlar hazırlayıp sundu.
Çok sayıda bilimsel toplantıya katıldı. Özellikle hadis, sünnet gibi konulardan hareketle çağdaş İslâm düşüncesi üzerine
yorumları oldu. Çok sayıda mezuniyet, yüksek lisans, doktora tezi yönetti.

Yazar istatistikleri

  • 17 okur beğendi.
  • 84 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 54 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.