M. Mustafa Çakmaklıoğlu

M. Mustafa Çakmaklıoğlu

YazarÇevirmen
10.0/10
2 Kişi
·
8
Okunma
·
2
Beğeni
·
81
Gösterim
Adı:
M. Mustafa Çakmaklıoğlu
Tam adı:
Muhammet Mustafa Çakmaklıoğlu
Unvan:
Prof. Dr. Yazar
Doğum:
1970
İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Mezunu. Eserleri:Hakikat Yolcusunun Son Durağı,Kalp Aynası,İbni Arabi'ye Göre İbadetlerin Manevi Yorumları,İbni Arabi'de Ma'rifetin İfadesi.
Biz burada sadece ibâdetler boyutuyla ve İbnû'l-Arabî özelinde konuyu ele almaya çalışacağız. İbnû'l-Arabî özellikle Fütûhâtta zikrettiği ibâdetİerle ilgili her bir zahirî hükme bir de bu cihetten yaklaşmakta ve zengin derunî yorumlar sunmaktadır. Çünkü İbnû'l-Arabî nazarında şeriat; her konuya, ibâdetlerle ilgili sırrî mânâlara imâyla bile olsa bir şekilde işaret etmiştir. Bu işaretleri bilen bilir, bilemeyen bilmez. Ona göre bu işlerin sırlarını sadece keşf ve Vücûd (Hak) ehli bilebilir. Zaten kendisinin bir tanımına göre de tasavvuf, şeriatın âdâbına zâhiren ve bâtınen vukûfiyetten ve her şeye, kendisine lâyık olduğu şekliyle muamele etme anlamına güzel ahlâktan ibarettir,
M. Mustafa Çakmaklıoğlu
Sayfa 20 - İnsan Yayınları, 1. Baskı, 2011- İbn Arabi Kitaplığı:11
Kalp, fıtraten sürekli cilâlı, parlak ve saftır... Kalbin zâti cilâsı ilimdir desen, buna imkân yok. Kalbin asli cilâsı, bizzat ilmin kendisi değildir; fakat ilmin husülünün(ortaya çıkmanın) sebebidir. Tıpkı ma'lumun kalpte zuhürunun ilmin husûlünün sebebi olması gibi. İlim, bilinen şeyi kalpte hâsıl eden sebeptir desen buna da imkân yok. Yine ilim, ma'lumun nefse tab” olunmuş bir misâlidir desen, ki bu ma'lumun tasavvurudur, bu da mümkün değil. Öyleyse sana “ilim nedir?” diye sorulursa şöyle de: İlim bilinecek şeyin, eğer idrâki mümkün ise bizâtihi nasılsa öylece idrâk edilmesidir. Fakat idrâki mümkün değilse o zaman idrak edemeyeceğini bilmek ilimdir.”272
İnsan aceleci (pek hırsli ve sabırsız) yaratılmıştır.Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır,feryat eder.Ona imkân (hayr/mal) verildiğinde ise pinti kesilir.” (Me'âric 70/19-21). Dolayısıyla insan yaratılışı itibarıyla hırslı ve cimridir. Bir diğer ayette de “nefsinin cimriliğinden korunmuş kimse...” (Haşr 59/9) denilmek süretiyle cimrilik doğrudan insanın nefsine nisbet edilmiştir. Öyleyse cimrilik insanın yaratılışında ve tabiatında vardır. İbnü”l-Arabi insanın bu özelliğini de varlık ve varoluş anlayışıyla ilişkilendirerek açıklar. Şöyle ki insan, vücüdunu Allah'ın mutlak vücüdundan istifadeyle kazanmıştır. Hal böyle olunca insan henüz varoluş düzeyinde bile verme değil alma, kendisinden faydalanılan değil kendisi istifade eden bir özellikte yaratılmıştır. Dolayısıyla Şeyhü”l-Ekber'e göre kulun hakikati, yaratılışı tasaddukta bulunmayı gerektirmez. İşte sadakanın, zekât vermenin burhân oluşu bu noktada ortaya çıkar. Kul zekâtını verdiğinde, onun bu zekâtı Allah'ın kendisinde yaratmış olduŞu nefsinin cimriliğinden korunmuş olduğuna bir burhândır, açık bir delildir. İşte bu sebeple zekât ya da en genel anlamıyla sadaka bir burhândır.*26
Bu anlamda İbnü'l-Arabi'nin ifadesiyle, tıpkı varlıkta olduğu gibi kelâmda da birlik (vahdâniyyetü”l-kelâm) asıldır, hakıkidir. Farklılık ise bu sonsuz ve yegâne kelâm sıfatının tecelli yerlerinden kaynaklanmaktadır.* Bu itibârla mahlükât içerisinde, sonsuz ilâhi hitâbın en mükemmel tezâhürüne sâhip olan insanı beşeri lisanı, kuşlara (Neml 27/16) ve insanın derisine (Fussile 41/21) nisbet edilen “nutk”, karıncaya (Neml 27/18) ve yer. göğe (Fussilet 41/11) nisbet edilen “kavl”, âlemdeki canlı-cansız her şeye nisbet edilen ve yine bir söz cinsinden olan “tesbih” (İsrâ 17/44), bütün bu hitap ve söz şekilleri, Allah (cc.)'ın sonsu kelâmının farklı şekillerdeki tecellilerinden başka bir şey değildir. Biz, kelâmın Zât'a nisbetini değil, ancak bu farklı görünümlerini idrâk edebiliriz.?53 Öyleyse kâinâttaki her bir söz Allah'ın kelâmıdır. 954
“Bir hareketliden (müteharrik) hareketin çıkması câiz olduğu gibi çıkmaması da câizdir. Böylece hareket, varlığında bir tercih ediciye muhtaç kalır.” İşte İbnü'l-Arabiye göre Allah'ı bilen bir kul, O'nu câiziyyet/olabilirlik hükmünün altına sokmadığı, bir diğer ifadeyle O'nu imkân dairesine sokmadığı bu ikinci bilgisiyle, tam aksine bir hüküm içeren ilk bilgisinden temizlenmesi/gusletmesi gerekir,7!
İbnü'l-Arabi'ye göre eşyayı olduğu gibi idrâk eden yeti, kalptir. O, ilmi şu şekilde tanımlar:

“İlim, kalbin herhangi bir şeyi, o şey bizâtihi kendi içinde ne ise; ister ma'dûm, ister mevcut olsun, o şekilde elde etmesidir. Bilen kalptir, ilim ise kalbin elde etmesi gereken bir sıfat.” 623
İbnü'l-Arabi, teyemmümün bir temizlik çeşidi olarak ruhâni düzeydeki yansımalarını da genel olarak kulluk, ilim/ ma'rifetullâh ve iman merkezli olarak açıklamaya çalışır. Bir kere o, teyemmüm ile gerçekleşen temizliğin toprak ile yerine geliyor oluşunu, topraktan yaratılması geçeğinden hareketle insanın yaratılışıyla alâkalı olarak açıklar. Zira Şeyhü”lEkber'e göre rühâni anlamda temizlik iki şeyle gerçekleşir: Hayatın sırrı, yani su77 ve insanoğlunun atası ilk insanın yaratıldığı asıl, yani toprak. Dolayısıyla ona göre hayatın sırrı su ile husüsi ya da umümi anlamda abdest almak rühâni perspektiften el-Hayy ve Kayyüm'u müşâhede etmek anlamına gelirken toprak ile teyemmüm etmek ise, insanın yaratıldığı asıl olan toprak ile gerçekleşmesi hasebiyle kulun Yaratıcısını tanıyıp öğrenmesi kastıyla kendi zâtını, kendi nefsini düşünmek ve araştırmaktan başka bir şey değildir.” Dolayısıyla teyemmüm bahsinde zikredilen rühâni temizlik evvelâ, tasavvufi literatürün ma'rifet bahislerinde sıkça tekrarlanan “Nefsini tanıyan Rabbini tanır.” sözüne denk düşmektedir.
Açıktır ki İbnü”l-Arabi, temizlik bahsinde insanın bedeniyle alâkalı olarak zâhirde gerçekleşen temizliğin yanı sıra her bir vesileyle insanın iç dünyasında, kalbinde, nefsinde ya da ruhunda, en genel ifadeyle insanın hakikatini ve Hakk'a bakan yönünü ifade eden “latife”sinde gerçekleşen manevi temizlikten bahseder. Söz gelimi Şeyhü'l-Ekber'in, insanın iç organlarındaki (bâtın) pisliğin, sıkıntının (eza) giderilmesinin ardından suyla cinsel organların temizlenmesinden bahsederken aniden insanın iç dünyasıyla (batın), zihniyle, fikriyle, gönlüyle alâkalı olan bir diğer temizlikten bahsetmeye başlaması çok kolaydır.52 Zira Şeyhü”l-Ekber için, insanın fiziki anlamda bedeninin iç organlarıyla ruhâni anlamda iç dünyasını ifade etmede aynı kökten kelimelerin (batın/bâtın) kullanılıyor olması bunu yapması için yeterli ve geçerli bir sebeptir.

Hal böyle olunca, insanın fiziki anlamda içinde barındırdığı sıkıntı ve pisliğin suyla temizlenmesine mukabil ruhâni anlamda iç dünyasındaki gönle ilişen kötü düşünceler ve insanı hakikatten uzaklaştırıp saptıran şüphelerden ibaret olan pislik ve sıkıntılıdan da mânen temizlenmek gerekecektir ki bu da, yukarıda zikri geçen “şeytanın pisliği”nden, onun gönle verdiği vesvese, şüphe ve kötü düşüncelerden temizlenme anlamına gelecektir. İşte kalbin bu şekildeki bir pislik ve ezâdan temizlenmesi ise, şeytandan gelen vesvese ve şüphelere son vererek her yönden Allah'a sığınma (isi/âze) ile gerçekleşir.? Bu açıdan bakıldığında da abdest ya da gusüle istiâze ve besmele ile başlanması ise hakikati itibarıyla şeytandan gelen her türlü pislik ve sıkıntıdan kalbi temizlemek anlamına gelecektir. /
lazcuk
lazcuk Hakikat Yolcusunun Son Durağı Nifferi’ye Göre Vakfe'yi inceledi.
294 syf.
·3 günde·10/10 puan
Mustafa Hoca'dan İslam Tasavvufunun gizli hazinelerinden birini daha gün yüzüne çıkarmasıdır bu kitap. Hakkında fazla bilgi olmayan sufi Nifferinin özellikle https://1000kitap.com/yazar/muhyiddin-arabi 'ye olan etkisi ile adını duyduk. Eserde sülukun nihai mertebe olarak varacağı vakfe ve bunun sınırı olan mevkif ile bunların tasavvufi hayat ve düşüncemize etkisi anlatılmaya çalışılıyor. Tasavvuf ile ilgilenenlere duyurulur.

Yazarın biyografisi

Adı:
M. Mustafa Çakmaklıoğlu
Tam adı:
Muhammet Mustafa Çakmaklıoğlu
Unvan:
Prof. Dr. Yazar
Doğum:
1970
İlahiyat Fakültesi Temel İslam Bilimleri Mezunu. Eserleri:Hakikat Yolcusunun Son Durağı,Kalp Aynası,İbni Arabi'ye Göre İbadetlerin Manevi Yorumları,İbni Arabi'de Ma'rifetin İfadesi.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 8 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 11 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.