Mahmut Coşkun

Mahmut Coşkun

Yazar
9.1/10
22 Kişi
·
48
Okunma
·
7
Beğeni
·
196
Gösterim
Adı:
Mahmut Coşkun
Unvan:
Türk Öğretmen, Radyo Progamcısı, Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1989
1989 Yozgat doğumlu. MEB’de Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni. Radyo programı ve seslendirmeler yaptı. Yarın, Muhayyel, Türk Edebiyatı, Yolcu dergilerinde öyküleri yayımlandı.
“Ailesizlikten değil, aileye önem verdiği için bunları söylüyordu Agâh. Bu çağın, insanları nasıl da algılarla yönettiğini, gencecik beyinlerin kelli felli adamların kişisel hırsları yüzünden nasıl da savrulduğunu görmek istiyordu. Kendilerinde olmayan değerleri bağıra bağıra anlatarak o değerlere sahip olduğu sanılsın isteyen ideoloji simsarlarını, hayatta başka hiçbir şey yokmuş gibi bir aşkın uğruna savrulup gidileceğini anlatıp duran romantikleri, durmadan kanayan, kanadığını ve yarasını herkese gösteren ilgi köpeklerini anlatmak istiyordu. Aile kendini koruyamazsa herkes ama herkes istisnasız bir başka fikrin kulu olacaktı, oysa insan kıymetliydi, başkalarını fikirlerini sırtında taşıyamayacak kadar kıymetliydi.”


“İnsanlar eksik duygulardan değil bilinçle; ideoloji pazarlamacısı, başkasının fikir kölesi, maddenin ve daha çok kazanmanın kulu oluyordu. İnsanlar, bilerek ve isteyerek sürüleşiyordu. Agâh, gözlerinden sapır sapır yaşlar dökülürken uğulduyordu. Bunları notlarına eklemezse inandığı her şeye ihanet edecekti. Bu çağa yenilmişti. Ve her mağlup gibi yenilginin kaydını tutmalıydı. “

...

“Ben bu çağa ve inandığım her şeye karşı kaybettim.”
“Ellerin uzak durmasın bana
Sırtımda umutsuz medeniyet ağrısı
Dokunamazsam ince parmaklarına
Yutar beni gelecek çağrısı
Dur ve lütfen biraz anla
Tarihten ve andan kaçışın yılkısı
Yükümden ve çağırıdan kaçışım sana
Bir olmazsak nasıl geçer zihnimin karası
Ellerim uzak kalmasın bana”
“Ellerin,
Semâda şehadet,
Minareler,
İmanıma saplanmış birer hançer.
Gözlerin,
Mabedim kir, yüreğimde nur.
Gözlerin, benliğimde kubbe,
Kubbe içinde dervişler, hatmeler..
Gözlerin,
Zikirlerimi düğmeleyen zincir.
Ellerin,
Gözlerime çekilmiş birer mil...”
“Sadece önümden geçip gitse de onu sevebilirdim. Güzelliği, zekâsı umurumda değildi yalnızca onu sevme haline razıydım.
Aylarca hiç kimseydi, kim olduğunu, ellerini, saçlarını umursamadım. Ama göz göze geldiğimizde bakışlarına kayıtsız kalamadım.”
256 syf.
·8 günde·Puan vermedi
“Yaşamak vuruldu sırtıma, gözlerine kayıtsız kalamadım.”
Selam.. Kitabı instagrama paylaşırken şöyle bir girizgah yazmıştım, “Spesifik konusu, tarihi yarım adadan başlayıp, Balat’a uzanan coğrafyasının, okuru absorbe eden dokusuyla, uzunca bir okuma yaptığım “Başka Biri Olmanın Romanı” tam manasıyla, hayat sancısı, yaşamak ağrısı çeken baş karakter Agâh’ın penceresinden, en küçük toplumsal birim aileden başlayıp, tüm biçimlendirmelere karşı duruşun öyküsü. Dünyanın insanı şekillendirmesine bir reddiye diye nitelenmesi, akademisyen olarak “düşünce” özgürlüğünü, kişilerin var olan ideolojilerin kıskacından hariç de, fikirleri olması gerektiği düsturu ile idealleri doğrultusunda “düşünme, yaşama, harekete geçme” halinin, kendi yaşantısına olan darbeleri göğüsleyip, devam etme çabasını, hüzünle okudum. Hayatına direkt ya da endirekt tesir etmiş bir avuç karakterin de katkısıyla, kendi içindeki kuyuya düşen karakteri, kitap boyunca besleyen; masalları, öyküleri küçük hikayeleri ile bir akıl hocası, tüm direnişlerine rağmen sevdaya düştüğü sevgilisi, birkaç öğretim görevlisi ve bir o kadar öğrencisi, hayatlarına önce dışarıdan bakıp, sonra o dünyaya kendi tezini doğrulamak için ucundan kıyısından dahil olduğu kapı komşuları, onun hikayesinin nihayetlendiği yerde başka bir akademisyenin dış ses, dış bakış olarak noktaya vardığı, zarifçe beslenmiş bir konu ve karakter omurgasına sahip. Hem akademik sarsıntıların, hem kişisel düşünce ve tercihlerin, özenle dokunmuş harita üzerinde ilerleyişi, yavaş, sakin ve ruha dokunurdu. Saygılarımla..
256 syf.
·10/10
Şiir ve hikaye türlerinde çıkan pek çok yayın yanında yayınlanan roman sayımızın gerek nitelik, gerekse nicelik olarak yeterli olmadığı uzunca bir zamandır dillendirilmektedir. Özellikle genç yazarlarımızın art arda çıkan yeni romanları bu olumsuz durumun değişmeye başladığını, romanımıza artık umutla bakmaya kapı açtığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu minvalde ilk romanı ‘Yakarım Gül Satanlar Bahçesini’ ile TYB Roman Ödülünü almış olmanın etkisiyle dikkatleri üzerinde toplayan bir isim oldu Mahmut Coşkun. Roman kurgusu ve tekniği üzerine yüksek lisans çalışmaları da yapan Coşkun ilk romanında genç bir gazeteci ile iki arkadaşının hayat mücadelesini sürükleyici bir kurgu ve dikkate değer bilgi ve mesajlarla iç içe vererek büyük beğeni kazanmıştı. İlk romanında konuyla bağlantılı olarak yazılmış makale tarzı yazılar, Mahmut Coşkun’un sadece kurguya dayalı metinler değil düşünce yazılarını da başarıyla yazabildiğini kamuoyuna gösteren somut bir gösterge oldu. Yaratıcı yazarlık atölyelerinde dersler veren Coşkun önde gelen edebiyat dergilerinde toplumsal ve edebi konulardaki yazılarını da devam ettiriyor. Onun ilgi alanının geniş olması romanlarının sadece bir roman olarak okunamayacağı ve değerlendirilemeyeceği, başta sosyoloji ve psikoloji olmak üzere çeşitli bilim dallarında yan okumalarla desteklenmesinin şart olduğunu gösteriyor. Asıl uğraşı alanı İktisat olan Mustafa Özel’in yakın zamanlara kadar bir boş zaman eğlencesi olarak bakılan romanlardan topluma ve yaşama dair pek çok bilginin elde edilebileceğini, analizlerin yapılabileceğini ortaya koyması ve bu anlayışta iktisat ve siyaset üzerinden roman okumalarını yayınlaması türe yaklaşımı farklı bir boyuta taşıdı. Özel’in ‘Eğer elinde olsa akademideki tüm tezleri roman okumaları şeklinde yaptıracağını, bunu yapan akademisyenlerin de elini öpeceğini’ savunmaya kadar giden yaklaşımı sosyoloji, psikoloji destekli eleştirel çalışmalara ivme kazandırdı.
&&&
İlk romanında ağırlıklı olarak dostluk, özlem gibi bireysel konuları merkeze alan Mahmut Coşkun ikinci romanında aile kavramı başta olmak üzere akademinin sorunlarını, toplumsal ilişkilerdeki dayatmaları ve menfaatçiliğin temel huy haline gelmesi sorunsalını masaya yatırıyor. Dünyanın insanı şekillendirmesine ve dayatmalarına, önyargılara Agah Yılkı karakteri ile bir reddiye sunan Coşkun, özgürce düşünmenin ve kendi fikirleri ile var olmanın insan hayatında ne denli önemi haiz olduğunu üstüne basa basa vurguluyor romanında. İnsanı insan yapan erdemlerin mücadelesini verenlerin ne gibi sorunlarla karşılaşacaklarını da gösteren genç romancımız aile kavramına hiç alışık olmadığımız bir tavırla dikkat çekiyor; toplumların ayakta kalabilmesi ve kalkınması noktasında aile kurumunun ele geçirilebilir en kolay ve etkili müessese olduğunu, dolayısıyla en başta aile konusu üzerinde durmamız gerektiğini savunuyor.
&&&
Yeni nesil roman ve hikaye yazarlarımızın aile kurumuna yaklaşımlarına baktığımızda iki damardan akan bir tutum göze çarpıyor. Öykücüler roman yazarlarımıza göre aileye daha büyük bir önem atfediyorlar, hususen baba figürünü olumlu gösteren olumlu ve sevgi dolu naif bir dil kullanıyorlar; romancılarımızda ise aileye ağırlıklı olarak uzak duran, özellikle babayla problemlerin ön plana çıkarıldığı katı bir ele alış gözlemliyoruz. Örneğin; Fatih Baha Aydın ikinci romanı ‘Karanlıkta’ da ‘aile bir cehennemdir’ tezi çerçevesi dahilinde özellikle babayı evladına zarar veren, evlatların babalarını görmek ve hatırlamak istemedikleri şekilde olumsuz bir tip olarak çizer. Romanın kahramanı Deniz’in yaşadıkları üst perdeden okura aksettirilir, ailenin açtığı yaralar bir ömür boyu taşınır, nihayetinde Deniz intihar etmek zorunda kalır. Mahmut Coşkun’un bu yazımızın asli konusu olan ‘Başka Biri Olmanın Romanı’nda da aile önem verilmeyen, hatta ailesizliğin, kimi kimsesi olmamanın bireyi özgür kılan olumlu bir durum olduğu gösterilir son ana kadar. Neyse ki romanın final bölümünde kahramanımız Agah Yılkı’nın iç dünyasındaki bastırmak zorunda kaldığı gerçek duyguları ortaya çıkar. Mahmut Coşkun kahramanlarını okura yansıtma şekliyle de aileye olumlu yaklaşım sergileyen yazarlar tarafında konumlandırır kendini. Bu konudaki örnekleri daha da çoğaltmamız mümkün, biz bu örneklerle iktifa etmiş olalım.
&&&
Agah Yılkı ana dalı tarih başta olmak üzere sosyolojik çalışmalar da yapan çalışkan ve aykırı bir akademisyendir. Annesini ve babasını küçük yaşlarda kaybetmiş, bir yetim olarak devlet yurtlarında yetişmiş, kimi kimsesi olmamayı kendince bir avantaja çevirerek aile ve birliktelik gibi temel dinamiklere alışık olmadığımız uzaklıkta bakan bir karakterdir. Çalıştığı üniversitede daha çok şahsi menfaatlere ve genelin düşüncelerine göre şekil almış farklı ideolojilerie dahil olan öğrenciler ve hocalar vardır. Hür olmayı, kendi inandıkları değer yargıları çerçevesinde var olmayı öğrencilerine öğretmek için çırpınan Agah Yılkı çevresindekileri ve öğrencilerini ideolojilerin anaforundan kendi olmanın kıyılarına getirme mücadelesinde doğal olarak doğru anlaşılmaz çoğu zaman, çeşitli sorunlarla karşılaşır. Başı sıkıştığı zamanlarda yanında bulunan ve kendisini en iyi tanıyan, anlayan yakın dostu Sühan hocanın ön ayak olmasıyla onun yüksek lisans öğrencisi Nihal’le yakınlaşmaya başlaması yaşamının dönüm noktası olur. Nihal hali vakti yerinde bir ailenin ferdidir, babası büyükelçi annesi öğretmendir. Sorumluluklarının bilincinde, kendini iyi yetiştirmiş akıllı bir kız olan Nihal sayesinde Agah o zamana kadar inandığı değerleri ve yaklaşımları farklı bir şekilde değerlendirmeye başlar. Romanın bu aşamasında Sühan’ın anlattığı hikaye ve kıssalar Agah’ın nerde nasıl davranması ve ne şekilde kararlar almasına rehberlik eden mesajlarla yüklüdür ki okuyucular da bunlardan kendilerine bir pay çıkaracaklardır. Mahmut Coşkun’un ilk romanında kahramanına etkileyici bir üslupla düşünce yazıları yazdırttığını belirtmiştik. Bu romanında Sühan’ın anlattığı hikayeler Coşkun’un iyi bir anlatıcı olduğunun nişanesi, sanırım bu tarzdaki ara metinler romancılığının ayrılmaz bir parçası olacak, ki biz bunu son derece olumlu bir tarz olarak düşünüyoruz, kitapları sadece bu metinler için bile okunmaya değer kanaatindeyim.
Üniversiteye yeni atanan ve Agah’la aynı odada çalışması uygun görülen Yakup isimli doçentin gelişi romanı başka bir çizgiye taşır. Yakup; artık üniversitede çalışmayan Agah’ın odasında bulduğu notlar ve mektuplar sayesinde altı aydır ortalarda görünmeyen Agah Yılkı’yı araştırmaya başlar. Bulduğu yazılar onu cezbetmiştir, öğrencilerinden ve Agah’ın kapı komşususu da olan Sühan’dan yeterli bilgileri alamayan Yakup nihayetinde Agah’ın yaşadığı evi bulur ve evine girer. Evde bulduğu notlar Agah Yılkı’nın geçmişine, ailesine, roman boyunca okuduğu etkileyici şiirlerin sahibine dair gizemli ve şaşırtıcı gerçekleri gözler önüne serecektir.
&&&
Mahmut Coşkun ilk romanına göre daha kalabalık bir şahıslar kadrosu, daha detaylı çizilmiş ve okuyucu tarafından içselleştirilmeye imkan tanınmış tiplerle karşımızda ‘Başka Biri Olmanın Romanı’nda. Agah’ın Nihal’e olan ilgisini yansıtan sarsıcı bir mektupla başlayan romanın geriye dönük ve atlanan zaman dinamizmi içindeki kurgusu devamlı yenilenen ara gelişmelerle canlı tutulur, ‘neyin ne olacağı’ sorusunun cavabı roman boyunca okuyucuya arkadaşlık eder.
Gelişmeleri heyecan içinde takip eden okuyucu İstanbul gezisine de çıkarılır yazar tarafından. İstanbul’un gezilebilecek yerlerinden bazılarını başarılı tasvirlerle gösterir yazar. Bu detayların romanda anlatılan mekanları görme isteği uyandırdığı tartışılmaz, zaten iyi bir edebi metnin özelliklerinden biri de yeni çağrışımlara ön ayak olması değil mi?
&&&
‘Sadece önümden geçip gitse de onu sevebilirdim. Güzelliği, zekası umurumda değildi; yalnızca onu sevme haline razıydım. Aylarca hiç kimseydi; kim olduğunu, ellerini, saçlarını umursamadım. Ama göz göze geldiğimizde bakışlarına kayıtsız kalamadım.’ diye anlattığı Nihal’le Agah’ın yaşadıkları ve tartışma konuları Sühan’ın anlattığı hikayeler derecesinde üzerinde durulmaya değer bilgiler ve mesajlar içeriyor. Hepimizin hayatının vazgeçilmezi olan temel konuları, en başta da aile kurumunu tüm boyutlarıyla irdeleyen ikilinin aktarımları bir düşünce kitabı okuyormuş hissi verir. Agah’ın ailenin ele geçirilebilirliği üzerine düşünceleri ile temel prensipleri arasında bir paralellik kuramayan okuyucu işin gerçeğini romanın şaşırtıcı finalinde öğrenecektir.
Agah karakteri bünyesinde sadece aile konusu dillendirilmez romanda; ideolojik saplantılar ve dayatmalar karşısında gençlere ne şekilde yön verileceği vazifesini yerine getiremeyen akademinin tam da merkezine temerrüz etmiş cemaat ve parti odaklı siyasi tutumlar neticesinde öncelikli sorumluluklarını bir kenara iten zihniyet yapısı; şahsi menfaatleri, rehavet ve boş vermişliklerinin kaçınılmaz sonucu olarak ülkenin kalkınmasına dair çabaları terk etmiş görünen akademisyenler gündeme taşınır. Mahmut Coşkun bu konular üzerinde kalem oynatırken belli bir ideolojinin bayraktarlığını ve dayatmasını yapmaz, farklı ideolojilerdeki isimleri bir arada vererek objektif bir tutum takınır, işin özünü unutturmamaya çalışan bir tutumla yaklaşır konuya.
‘Başka Biri Olmanın Romanı’nda fikir telakkileri ve kurgu başarılı bir şekilde birbirine yedirilerek aktarılır. Temponun bir an bile düşmediği sürükleyici kurgu yanında Sühan’ın anlattığı hikayeler ile Nihal’le Agah’ın konuşmalarında dillendirilen ciddi konular zevkle ve faydalanılarak, üzerinde düşünmeye sevk etmeye dönük mahiyette ele alınır. Agah’ın sürekli alıntılar yaptığı ve roman boyunca okuduğu etkileyici şiirlerin gizemli sahibini faş etmek okurla roman arasına girmek olacağından imtina ediyoruz bunu açıklamaktan. Sadece şunu söylemeliyiz ki, şaşırtıcı ve sarsıcı bir final okuyucuyu beklemektedir.
&&&
Romanda gereksiz hiçbir ayrıntı, cümle ve betimleme yok, her şey yerli yerinde; nazar boncuğu babında değerlendirebileceğimiz bazı imla ve noktalama yanlışları müstesna. Kendi dilini ve üslubunu bulmuş ve bunu kanıksamış görünen Mahmut Coşkun’un yeni romanlarını heyecanla beklediğimizi belirtirken, romanımızın başarılı, dilini ve üslubunu bulmuş yetkinlikte bir isim kazandığını, Türk romanının yarınlarına umutla bakabileceğimizi sevinçle vurgulamak istiyorum.
152 syf.
·9/10
Hayatımız boyunca kararlar alıyor, sekteye uğruyor, hedeflerimizi yeniliyoruz, uygulamak didindikçe didiniyoruz ya da belli bir müddet sonra pes edip kenara çekiliveriyoruz. Planlarımızın gerçekleşmemesi zaman zaman hayatımızda büyük bir boşluk, pişmanlık duygusu oluştururken, gittikçe agresif bir hüviyete bürünüyoruz. Bizi yoran hayat gerçeklerinden biri de maskeli dolaşmamız, yani sahte davranışlar sergilememiz, etrafımızdakilere farklı ve güçlü görünme gayreti, bunun da bize dönüşü yorgunluk, bezginlik, potansiyelimizi heba etmemiz. Her iki durum da günden güne yaşamımızı çekilmez kılmaya başlar, ömrümüzden ömür gider.
Genç romancı Mahmut Coşkun ilk romanı ‘Yakarım Gül Satanlar Bahçesi’nde çoğumuzun hayatında var olan ve sürekli boğuştuğumuz bu türden duygulara yoğunlaşıyor, yani bize bizi anlatıyor. Toplumsal ve bireysel mesajları sürükleyici bir kurguyla bütünleştiren Coşkun ilk romanı ‘Yakarım Gül Satanlar Bahçesi’ile 2018 yılı Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülüne layık görülerek başarısını tescil ettiriyor. Gerçekten de üslubunu oturtmuş olgun bir yazarla karşı karşıyayız.
Neşet yerel bir gazetede muhabirdir, sosyoloji bölümü mezunudur, Muzaffer ve Müzeyyen isminde iki arkadaşı vardır dünyasında sadece. Çocukluk olayları ve ailevi durumuyla ilgili detaylar okuyucuyla kitap arasına girmek olacağından detaylara girmeyelim. Neşet, hayatı boyunca günü kurtarmaya çalışan, hayal dünyasında yaşayan, çalıştığı gazetede de büyük beklentilere rağmen dikiş tutturamamış, topun ağzında bir karakterdir. Bir gün önüne büyük bir fırsat çıkar, yazdı(rıldı)ğı makaleler patronun da insanların da ilgisini çeker, fakat işler arapsaçına döner.
‘Yakarım Gül Satanlar Bahçesi’ entrikalarla örülü bir roman, okuyucuyu içine çekiyor, sürüklüyor, bir daha da bırakmıyor ama bundan daha önemlisi ‘kim kötü, kim iyi; kim ezen, kim ezilen’ şeklinde sorgulamalar içinde buluyor kendini okuyucu. Romanın sürükleyici kurgusu yazarın usta işi hamleleriyle sosyolojik mesajların arada kaynamasını ortadan kaldırıyor.
Kitabın isminden mülhem Neşet, çoğunluğu kendinden kaynaklanan hatalarla gül bahçesindeki güllerin dikenleriyle içini kanatıyor, gülün güzelliklerinin tadına varamıyor; çocukluk travmalarını atlatamıyor, ailesinden de, en büyük dayanağı iki arkadaştan da oluyor. Neşet karakterini başarıyla çiziyor Coşkun, Neşet’le o denli özdeşleşiyoruz ki kızıyoruz ona, tahammül edemiyoruz, ‘bu kadar da olmaz’ cümlesi hiç eksik olmuyor içimizden
‘Yakarım Gül Satanlar Bahçesi’ özellikle Mustafa Özel’le farklı açılardan bakmayı hatırladığımız roman türünün iyi okunduğu ve anlaşıldığı takdirde okunması meşakkatli fikir kitaplarının mesaj ve bilgilerini daha etkili bir şekilde verdiğini ispatlayan romanlardan; hayatını ve yaşadığı toplumu gözden geçirmeye, sorgulamaya zorluyor okuyucuyu. Şiirsel bir dille kurulan manifestovari epeyce bir cümle var kitapta, ayrı ayrı düşünülmesi gereken:
‘Yaşamak için yapılan her şey aslında taklittir’
“İnsanlar hoşlarına giden şeyleri çabuk unuturlar, rahatsız oldukları ise beyinlerine çakılmış bir çivi gibi hep orada durur.”
‘Onları hayatımdan çıkarsam, hayatım kalır mı bilmiyorum. Benim derdim başka aslında. İkisine varmak değil derdim. Değiştiremedim ya hiçbir şeyi, ondan böyle oldu her şey.’
‘Anlatmıyorum ama sormuyorlar, soruyorlar ama fark etmiyorlar, görüyorlar ama müdahale etmiyorlar. Yavaş yavaş kayıp gidiyorum ellerinden, dert etmiyorlar. İçime kapanmadığımı, içime küstüğümü bilmek istemiyorlar. Var olamamanın beni öldürdüğünü hissetmek istemiyorlar’
“Benim sorunsalım da burada başlıyor, birey toplumu oluşturuyor, toplum bireyi şekillendiriyor, bütün bir topluma fikir vermek, onu eğitmek imkansız. Ama bireyi eğittiğinde toplumu da eğitirsin ve o toplum, içindeki bireyi iyi yönde yetiştirir.” Romandan aldığımız bu cümleler meramımızı somutlaştırmak için yeterli sanırım. Her biri ayrı ayrı yazı konusu olabilecek türde ifadeler bunlar.
İlk romanıyla ödül alan bu genç yazarın ikinci romanıyla başarısını sürdürüp sürdürmediğinin cevabını da birlikte arayalım bir başka yazıda…
149 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Mahmut COŞKUN, kitabında toplumumuzun yaşadığı sosyolojik sorunları kurgu yöntemiyle çok başarılı şekilde anlatmış. Önyargı ve zanlarla yaşadığımızı, okumadan fikrimizin olduğunu, sorgulamadan inandığımızı, yaşam sürecinde oluşturduğumuz alışkanlıklarımızla devam ettiğimizi, birey eğitiminin yaratacağı değişimi, kırgınlık ve küskünlük hakkındaki algımızı ve yaklaşımımızı çok iyi şekilde romana aktarmış.
.
Yazarın ilk kitabı olarak çok güzel ve başarılı bir başlangıç olmuş. Kitap, sade ve sürükleyici anlatımıyla rahatça okunabilecek bir kitaptır. Herkes, anlatılanlardan kendisine düşen bir pay çıkaracaktır.
.
Mahmut COŞKUN, “Yakarım Gül Satanlar Bahçesini” kitabıyla, Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2018 Yılı “Yazar, Fikir Adamı ve Sanatçıları” ödüllerinden roman dalındaki ödülün sahibi olmuştur.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mahmut Coşkun
Unvan:
Türk Öğretmen, Radyo Progamcısı, Yazar
Doğum:
Yozgat, Türkiye, 1989
1989 Yozgat doğumlu. MEB’de Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni. Radyo programı ve seslendirmeler yaptı. Yarın, Muhayyel, Türk Edebiyatı, Yolcu dergilerinde öyküleri yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 48 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 44 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.