Mario Vargas Llosa

Mario Vargas Llosa

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.2
698 Kişi
okuyor-dolu
1.552
Okunma
v3_begen_dolu
144
Beğeni
goz
7,5bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Unvan
Perulu roman, öykü ve oyun yazarı, eleştirmen.
Doğum
Arequipa, Peru, 28 Mart 1936
Yaşamı
Mario Vargas Llosa, ("Yosa" şeklinde okunur) (d. 28 Mart 1936 Arequipa, Peru) Perulu roman, öykü ve oyun yazarı, eleştirmen, 2010 yılında Nobel Ödülü kazanmıştır. Dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochabamba'da yetişti. Lima'daki askeri bir okuldan mezun oldu. Lima San Marcos Üniversitesi'nde edebiyat eğitimi gördü. İspanya'da Madrid Üniversitesi'nde doktora yaptı. Yayınlanan ilk eseri 1952'de basılan İnkanın Kaçışı adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. Cuadernos de Composiction ile Literatura dergilerinin yayın kadrosunda yer aldı. 1959-1966 arasında Paris'te yaşadı. İlk romanı Kent ve Köpekler 1963'de yayınlandığında büyük ilgi gördü. Birçok dile çevrildi. 3 yıl Londra'da yaşadı. 1969'da ABD'de Washington Üniversitesi'nde ders verdi. 1970'te Barselona'ya yerleşti. 1974'te Lima'ya döndü. 1990'da Demokratik Cephe'nin adayı olarak katıldığı Peru başkanlık seçimlerinde başarılı olamadı. Latin Amerikalı yazarların en tanınmış ustalarındandır. Latin Amerika'nın kır ve kent yaşamını, değişik insanlarını anlatan romanlarında kendine özgü bir üslup kullandı. Gerçekçiliği ve anlatımdaki ustalığıyla başarı kazandı. 2010 Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır.
kamera
Teke Şenliği
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Üvey Anneye Övgü
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Genç Bir Romancıya Mektup...
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Kelt Rüyası
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Cennet Başka Yerde
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Hınzır Kız
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
kamera
ucnokta_yatay-1
552 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Trujillo Çağı!
Okuma grubumuzun Ekim kitaplarında Teke Şenliği vardı. Kitap hem yıllar sonra ikinci okumam hem de bu okuma sayesinde bir inceleme yazmama da vesile oldu. O halde başlayalım! Rafael Leonidas Trujillo Molina, nam-ı diğer Teke! Aslen bir telgraf operatörü iken 1918'de ABD'nin kurduğu Ulusal Muhafız Birliği'ne girer. 1916 ve 1924 yılları arasında ABD Deniz Piyadeleri tarafından eğitilir. Ve nihayet 1924’de ABD Deniz Piyadeleri Dominik’i terkettiklerinde bu birliğin başına geçer. 1930'da seçimlere giren Trujillo, Başkan Vasquez'i bir siyasi darbe ile de devirir. ABD'yi de arkasına alarak Başkan olur. İşte her şey o günden sonra başlar. Hemen kendi gizli polis örgütünü kurar ve tüm kirli işlerini buradakilere yaptırır. Tutuklatır, öldürtür, evlerinde otellerde uygunsuz vaziyette düşmanlarının cesetleri bulunur ve işkence ettirir! 31 yıl boyunca hüküm sürer saltanatı Teke'nin. Ülkesindeki şeker sanayisinin %65'ini elinde tekelinde tutar. Öyle ki Dominik işçilerinin neredeyse tamamı Trujillo'ya ait topraklarda çalışır. Halkını köleleştirir ama lüksünden asla vazgeçmez. Demokrasi adı altında yaptıklarına BAŞKOMUTANLIĞI ÜSTLENMEK de dahildir! Yüksek rütbelere yakınlarını getirir hattâ siyasi karşıtlarını bile öldürtür. ABD'nin desteğine rağmen, halk diktatörden nefret eder. Kendi içlerinde savaş da verirler ona karşı. 14 Haziran Hareketi de bunlardan biridir. Bu ayaklanmanın başında Manuel Tavares vardır. Direnirler, sömürüye karşı çıkarlar, savaşırlar. Ve en nihayetinde 14 Haziran Örgütü kurulur. Kuruluşun en büyük etkenlerinden biri; 2 - 8 Ekim 1937'de yaklaşık 20.000 Haitili toprak işçisinin katledilmesidir. Maydanoz Katliamı yazarak detaylarına ulaşabilirsiniz. Kuruluşa öncü olanlar, bazı okurlar ve tarihe ilgi duyanlar tarafından da bilinen Mirabel Kardeşler'dir! Broşürler dağıtırlar, katledilenleri unutturmamak için ne gerekirse yaparlar. Ancak Trujillo buna da bir yanıt hazırlamıştır, bakınız: "Ülkenin en büyük sorunu Mirabel Kardeşlerdir" der. Tutuklanan kardeşler bir süre sonra serbest bırakılır. Ancak eşleri 14 Haziran Hareketi'nden dolayı Santo Domingo'da tutukludur. Eşlerini görmeye giden Mirabel Kardeşler, ziyaretten dönerken 25 Kasım 1960'da dövülerek öldürülür! Ve bir aracın içinde uçuruma atılır cesetleri. Diktatör ise bunun bir "trafik kazası" olduğunu söyler! Ama bunu kimin yaptığını hepimiz biliyoruz değil mi! Şimdi bu kadar anlattıysak geçelim kitaptaki duruma. Ve gerçekle kitabı birbirine bağlayalım böylece. Llosa'nın Teke Şenliği'nde de bu olayları ve Trujillo'nun emrindekileri okumakla başlıyor her şey. Üç farklı bakıştan okuyoruz ülkeyi ve durumları. Bunlardan ilki Teke'nin has adamlarından biri olan Agustin Cabral'in kızı Urania, diğeri Teke'nin kendisi ve sonuncu ise Teke'ye suikast düzenleyenler. Trujillo'nun 1930 ile 1961 yılları arasındaki iktidarında 14 yaşında ülkeden ayrılan Urania, 1996'da tam 49 yaşında ülkeye geri döner. Anlatmaya başladıkları, 31 yıl süren ve yaklaşık 50.000 insanın öldüğü diktatörlüğü gözler önüne serer. Babası ve ailesi ile yüzleşir Urania. Daha önce anlatmadığı sırlarını anlatır onlara. Kurgu kahramanlar ve Teke de işin içine girince olaylar neredeyse gerçeğe bürünür. Teke'nin yaptıkları yanına kalmamalıdır. Dominikli kahramanlar, Trujillo'nun bir güzergâhtan geçişini 30 Mayıs 1961'de bir araçta beklemeye başlar. Tek amaçları vardır, intikam almak. Kelebekler'in, Mirabel Kardeşler'in, 14 Haziran'ın, ölümlerin, zulümlerin intikamını almak isterler. Teke ise her şeyden, düzenlenecek suikastten habersizdir. Onu devirecek kimse yoktur, emrinde komutanlar ordular vardır, ölüm kararını verdiği görünmez cesetlere basa basa yürür Trujillo! Ezdikleri tarafından ihanete uğrayacağını düşünmez, bu iktidar ya onunla tiranlıkla devam edecektir ya da bir yerde sona erecektir. Yer içer, giyinir, parfümler sürünür, emrindekilerin eşlerine zorla sahip olur, gencecik kızları rahat bırakmaz Teke. Yani kılıf ne olursa olsun diktatör diktatördür! Ülkenin kaynaklarını yiyen, kendine evler çiftlikler yaptıran Trujillo sonunda San Cristobal'daki çiftliğine giderken makineli tüfekler ile öldürülür! Kim ne derse desin, bu saltanata halk da izin vermiştir. Ayaklananlar kadar susanların da bunda payı büyüktür. Korkunun insana yaptıramayacağı şey yoktur ve Trujillo bu korku dağının en tepesinden halkını izlemektedir! Teke'nin izleri silinse de bıraktığı enkaz unutulmayacaktır! İşte böyle bir iktidarı, bu denli acımasız bir diktatörü büyük bir metinle anlatır Llosa. Gerçeğe, tarihe bağlı kalarak oluşturduğu öyküsüne eklediği kahramanlarla kalbimizi çalar. Yaptıkları ile unutulmayan bir diktatörün aslında nasıl da acizce davranışlar sergilediğini anlatır okuyucuya. Her cümlesinde farklı detaylar keşfettirdi bana ikinci okumamda da ve hep aklımdan malûm şeyler geçti. Kıyaslamak, anlamak, diktatör tanımını daha yakından incelemek isteyen ve henüz bu kitapla tanışmamış olanlara mutlaka tavsiyemdir.
kamera
Teke Şenliği
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
yildiz
9.1/10 · 411 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
491 syf.
·
5 günde
bazı kitaplar var, insan okurken hikayenin geçtiği yere atmak istiyor kendini. teke şenliği de öyle işte. sevgili
kamera
fazi
' nin tavsiyesi ile okuma listeme aldığım ve tesadüfen elime geçen bu kitap, iyi ki okumuşum dedirtti. bir ülkenin zorba gününü, istismar defterini, katliam üstatlarını sayfalara nakledip insanın güne, geleceğe dair umudunu ne feci yaşantılamalar üzerinden kurduğunu hatırlatıyor ve eğer bir diktatörün soluğunu ensenizde hissetmişliğiniz varsa derinden sarsan da bir kitap bu. mario vargas llosa'nın neden nobel edebiyat ödülüne layık görüldüğünü içselleştirebilmek için gözden kaçırılmaması gereken bir eser. 491 sayfalık uzun bir roman olmasına rağmen hemen hemen gereksiz bir kelime bile yok. oldukça akıcı. tarih ve kurguyu bu denli başarılı bir anlatım tekniği ile harmanlayabilmek ancak llosa gibi yazarların başarabileceği bir iş. okunması gereken bir yapıt. çevirisi de oldukça yetkin. bu kitabı okurken aklımda sürekli "tarih tekerrürden ibarettir." sözü yankılanıp durdu. 1930-1961 yılları arasında yaşanan olaylar, elli sene sonra da binlerce kilometre ötede hayat bulabiliyor. ederinden fazla değer gören tıynetsiz akrabalar, yalakalıklarıyla koltuk sahibi olanlar, ilk ters hareketiyle gözden düşen yandaşlar, hatta işin ilerleyen boyutlarında "ayakkabı kutuları"yla ülkeden para kaçırmaya çalışan akrabalar var. coğrafyanın etkileri, belki sonuca ulaşma biçimimizi değiştiriyor ama yolumuz tek bir sona çıkıyor aslında. kitabın en büyük güzelliği de otuz sene sonrasını da okuyabiliyoruz. yaraları kapanmayan insanlar var seneler sonra bile. insanlar değişmediği, beyinler gelişmediği için değişmeyen hayat standartları var. sorun baştakiler değil, güdülmeye meyilli halk aslında. önce kendimizi sonra evlatlarımızı iyi yetiştirmeliyiz ki, kimse üç kuruşluk aklıyla hayatlarımız üzerinde kumar oynayamasın. ama koyun olmaya meyilliysen biri gelir çoban olur illaki. gelelim konusuna; roman, birbirlerine sımsıkı dokunmuş, iç içe örülmüş üç ayrı anlatıdan oluşuyor. ilki, 14 yaşındayken ayrıldığı ülkesine 35 yıl sonra dönen urania cabral'ın anlatısı. urania, romanın tek 'yaratılmış' kişisi. new york'ta başarılı bir avukat. bir zamanlar trujillo kenti diye anılmış olan başkent santo domingo'ya neden geri döndüğünü açık seçik bilmese de, geçmişini anlamlı kılma gereksinimi duyduğunun belli belirsiz ayırdında. ama geçmişi anlamlı kılmak, hem bir dönemin ürkünç anılarını yeniden yaşamayı, hem de tüm bağlarını kopardığı, bir zamanlar trujillo'nun senato başkanlığını yapmış kötürüm bir babayla yeniden karşılaşmayı gerektiriyor. romanın ikinci odağı, trujillo ve çevresi. yaşamının son gününde, tüm bir yaşamının üç boyutluluğuyla içerden tanıyoruz diktatörü. üçüncü anlatı ise, trujillo'ya suikast düzenleyenlerin anlatısı. sahil yoluna çektikleri arabanın içinde, trujillo'nun oradan geçmesini bekliyorlar. az sonra, arabasıyla san cristobal'daki çiftliğine gitmekte olan trujillo'yu makinelilerle tarayacaklar. bu süre içinde, suikastçıların tek tek öyküleri dökülüyor sayfalara. onların öyküleri, suikasttan sonra gördükleri işkenceler, urania'nın yeniden yaşadıkları, trujillo rejiminin korkunç terörünü romanın 'başkişisi' kılıyor. üç kanaldan anlatının yer aldığı üç gidişatın aynı gerçeklikte farklı yazgıları paylaştığı bu kitapta ister istemez o günlerin dominik cumhuriyeti ile bugünün türkiye'sindeki benzerlikleri görmek zorluyor kişiyi. hani aradan yıllar geçmiş diyorsunuz hala bir diktatörlüğün izleri mi var ülkemin üzerinde? bu can sıkıyor! sansürler, faili meçhuller, zorbalıklar, işkence ve işkencenin en acımasızı olan tecavüzler hala ben buradayım bir yere gitmedim diyor ya ülkemizde işte bunlar apansız birbiri üzerine yığılarak hatırlanıyor kitap üzerinde yol aldıkça. okuyucu için hem akışı hasebiyle merak uyandıran hem birtakım önsezilerle parçaları ufak ufak birleştirmeye yardımcı olan, o düşsel geleceğin kurgusu nasıl acılar üzerine inşa edilip bunu gösteren ve yeni gerçeklikler içindeki marazları bulduran mutlaka okunup belleğe kazandırılması gereken bir kitap, diyip kitabın şahsıma aksetme betimini noktalıyorum. ve belirtmek istediğim son şey de şu; bu kitap benim için bir defa okumakla kalınamayacak kadar kıymetli bir yere yerleşti şimdiden. mutlaka okuyun isterim siz sevgili okur. kitabın filme uyarlaması da var. adı da la fiesta del chivo (tanrıların ziyafeti). ilgililere duyrulur..
kamera
Teke Şenliği
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
yildiz
9.1/10 · 411 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
856 syf.
·
8 günde
#1001kitap~~~
~~~MarioVargasLlosaKülliyatı~~~ NobelEdebiyatÖdüllü Perulu roman, öykü ve oyun yazarı MarioVargasLlosa Külliyatını bitirmek istediğim yazarlar arasında olup toplumsal olaylarda iktidar gerçeğini de her daim yansıtan Latin Amerika gerçeğiyle yüzleştiren yazarlardan 1idir ki bu bölge edebiyatında yüzleşmeyen yazar yoktur muhtemel, yaşadıkları tüm baskılar düşünülünce, aynı biz gibi olan bu coğrafyadaki insanların öykülerini okurken insan çok da şaşırmıyor ki bizzat yaşadığımız durumlar olunca!!! belki de oyüzden çok seviyor olabilirim Latin Amerika Edebiyatını... Latin Amerika gerçeğini zaten biliyoruz ama o bölgede 1 de Brezilya gerçeği var ki en karmaşık en kargaşalı toplum olarak zihnimde hep canlandırıyorum zira başka 1yazardan okuduğum Mucizeler Dükkanı ile bu bölgeyi tanıyınca Brezilya diyince kargaşa, tutku, şiddet, fanatizm, ayrımcılık ve melezlik sorunu!!! hemen aklıma gelen durumlardır ki kitapta tam da bu tüm durumların anlatıldığı modern trajedinin kendisi olup, dökülen kanlarla kararan, savaşın oluşturduğu yaygarada tüm yaşananların anlam verilmeden şaşkınlıkla herşeyi kabul eden "uyutulan halk" modelinde savaşın gidişatında umrunda olmayıp hala mutlu olanabilmesi beni en çok etkileyen durumdur... 19.yüzyil Brezilya'sının derinlerinde Canudos adlı 1yerin varlığıyla dünyanın bütün lanetlilerinin; hayat kadınları, dilenciler, haydutlar ve tüm ayaktakımının evi olup, tarih ve medeniyetin olmadığı bu bölge paradan, vergiden, evlilik kurumundan, nüfus sayımından muaftır ki özgürlükçü 1cennetin profilini çizen ve Brezilya hükümetinin ne olursa olsun yok etmeye ant içtiği 1eyalet olmuştur, iktidarın yaşananlar karşısındaki umursamazlığıyla insan dehşete düşüyor kanlı şenlikler olurken, herkesin kendi aleminde olmasıyla... Müritlerin gruplar halinde Antonio'yu takip ettiği ve yer yer gidilerek ahitlerin 1leştirilirip eskilerle ve yeniler oluşturularak, verilen vaazlarla herkesin yoksul olduğu ve vardıkları yerlerde verilen yiyeceklerle yaşamlarını sürdürürken  Antonio nun vaaz verdikçe grubun büyüdüğü ki vaaz ettiği 1pişmanlık olup, cumhuriyetçiliğin reddiydi. Devlet güçlerine direnerek bundan dolayı ortamda zarar oluşsa da bu duruma aldırış etmeden Dünya Sonu Savaşı tarihi olaylar etrafında kurgulanmış 1hikaye olup Hıristiyanlığın erken gelişiminin 1temsili ifadesidir... Okuduğum dönemle alakalı ya da gerçekten öyleydi başta beni okurken zorlasa da son 300sayfayı soluksuz okudum belki de Brezilya'nın zorluğu ve kargaşasından olsa gerek benim 1adim geri duracağım tek Latin Amerika coğrafyası olacak zira ben Brezilya ile hiç okurken anlaşamıyorum, her defasında beni zorluyor ama zorlu ve bol katmanlı kitap okumak isteyenlere ve Llosa severlerin seveceğini düşündüğüm 1kitap olacağı için tavsiyemdir ama yazarla tanışmak için bu kitabı tercih etmeyin derim :-))) Ölmeden önce okunması gereken 1001kitap listesinde olup yeni çevrilen 1kitaptir "Dünya Sonu Savaşı", herkese sağlıklı!!! mutlu huzurlu keyifli okumalar...
kamera
Dünya Sonu Savaşı
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.6/10 · 34 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
448 syf.
·
3 günde
#1001kitap~~~
Nobel Edebiyat Ödüllü külliyatını bitirmek istediğim benim çokça sevdiğim yazar olan Mario Vargas Llosa, dedesinin konsolos olarak görev yaptığı Cochabamba'da yetişti. Lima'daki askeri 1okuldan mezun oldu. Lima San Marcos Üniversitesi’nde edebiyat eğitimi gördü. İspanya’da Madrid Üniversitesi’nde doktora yaptı. Yayınlanan ilk eseri 1952'de basılan "İnkanın Kaçışı" adlı oyundu. Ardından çeşitli dergilerde öyküleri yayınlandı. Gazetecilik ve televizyonculuk yaptı. "Cuadernos de Composiction" ile "Literatura" dergilerinin yayın kadrosunda yer aldı. 1959-1966 arasında Paris'te yaşadı. İlk romanı "Kent ve Köpekler" 1963'te yayınlandığında büyük ilgi gördü. 1çok dile çevrildi. Bu kısma kadar olan bilgiler Wikipedia bilgisidir, zira ben yazar hakkında detaylı bilgi edinmezsem o kitabı yarım okumuş gibi kabul ediyorum, benim sacma takıntılarımdan 1i, yazar hakkında bilgi edinirken edindiğim bilgilerin kaynağını buradan yazmak bana saçma geliyor yazarın adını yazınca 1suru bilgi önümüze dökülüyor zaten, kaynak belirtmek de nebilim insanlar kendi işine bakmadan beni eleştirmeye devam ediyor saçma egolarıyla, ben bilgi verme kısmında kaynak belirtmenin saçma olduğunu düşünüyorum, yazarla yaşamadığıma göre elbet internet bilgisi olacak yani, tabi yazarla yaşayıp bilgi aktarmayı daha çok isterdim fakat hepsine yetişecek vaktim de gücüm de yok :))) Kent ve Köpekler kitabı yazarın ilk romanı olup, dünyanın her yerinden eleştirmenler tarafından da son yılların seçkin Latin Amerika romanlarından 1i olarak kabul edilmiştir. Yazarın kendi vatanı olan Peru'da, hicivli anlatımıyla sunduğu hikaye olarak görülürken ki genelde yazarın tarzı da öyle :))) Lima Askeri Okulu'nda 1öğrenci topluluğu arasındaki deneysel ve karmaşık çoklu bakış açısı kullanarak dikkat çeken anlatımı şeklinde ifade edilen kitap, Akademi portresinin aktarımını okadar gerçekçi sunmuştur ki, Peru'yu karalama planı olarak kınanan 1kitap olmuştur yetkililer tarafından... Yaşananlar, Peru'nun Lima kentindeki Leoncio Prado Askeri Akademisi'nde gerçekleşiyor. Orada, askeri akademinin can sıkıntısından ve boğucu hapsinden kurtulmak için 1çember oluşturan öfkeli öğrenci grubunun, hırsızlıkla başlayan, cinayet ve intihara yol açan olaylar zincirini başlatır. Öğrencilerin kabusla geçen hayatını büyük 1doğruluk ve güçle sunar: acımasızca kullanılan haklar, tuvaletlerde poker, içki yarışmaları; ve her şeyden önce, bozulan ya da uyulan, ancak yok edebilecek garip askeri durumlar. Edindiğim bilgilere göre kitap o ülke ve akademi adına o kadar küçük düşürücü olarak kabul edilmiş ki, Leoncio Prado Askeri Akademisi'nde resmi 1 törenle bin kopyasi yakılmış nekadar tanıdık 1durum değil mi, gerçekler yazılınca yakma eylemine girilmesi, 1yandan öyle düşünülürken 1yandan da aynı yıl kitap, İspanyol dilinde en iyi kurgu çalışmasına verilen 1ödül olan Biblioteca Breve Ödülü'nü almıştır. Askeri Kolejden, And Dağları'na, kızılderili, melez, zencisine 1çok konuda yine cümle arasında vurgusuyla ırkçı söylemlere ve güç savaşlarına göndermeleriyle, çok ince detaylar vardı, aslında çok da uzağında olmadığımız ifadeleriyle askeri birlik yapısı adına da bizden bazı durumları da okur gibiydim, oyuzden Latin Amerika Edebiyatı'nda çok da farklı gelmiyor okuduklarım genelde :))(( "Kean: 'Korkak olduğumuz için kahramanı oynarız, kötü olduğumuz için de ermişi; yakınlarımızı öldürme isteğiyle yanıp tutuştuğumuz için katili oynanız, doğuştan yalancı olduğumuz için oynarız." JEAN-PAUL SARTRE nin etkileyici cümlelerinin girişiyle başlayan ve daha ilk sayfalardan sevmeme neden olan Kent ve Köpekler, başkent Lima'daki Leoncio Prado Askerî Okulu'nda edindiği kişisel deneyimlerden yola çıkarak kaleme aldığı romanı olup ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasındadır. Ben yazarın dilini ve üslubunu sevdiğimden yine çokça severek okudum tüm yaşananların gerçekliğiyle... Külliyatta son kitaplar kalırken yazarın yeni kitabının çevriliyor olması benim için daha da heyecan verici oluyor, temennim ""Yeşil Ev""in de tekrardan basılır olması :))) Herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar dilerim...
kamera
Kent ve Köpekler
kamera
Mario Vargas Llosa
ucnokta_yatay-1
yildiz
7.6/10 · 73 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;