Giriş Yap

Martin Heidegger

Yazar
Derleyen
8.0
485 Kişi
Unvan
Alman Filozof
Doğum
Baden, Almanya, 26 Eylül 1889
Ölüm
Freiburg İm Breisgau, Almanya, 26 Mayıs 1976
Yaşamı
26 Eylül 1889'da Baden eyaletinde doğdu. Çocukluğundan itibaren dine ve felsefeye eğilimli biri olarak yetişti. Felsefi çalışmalarıyla olduğu kadar, yaşamı ve çeşitli dönemlerde sergilediği politik tutumlarıyla da tartışma konusu oldu. Felsefi yetkinliği ve önemi yadsınamazken politik konumları dolayısıyla sürekli sorunlu bir ilişkinin taşıyıcısı oldu ve bu durum çoğu zaman felsefi çalışmalarının tam olarak değerlendirilmesini gölgeledi. Freiburg Üniversitesi'nde Katolik ilahiyatı ve Hristiyan felsefesi okudu ve 1914 yılında ilk çalışması ve doktora tezi, "Psikolojide Yargı Kuramı" ile dikkat çekmeye başladı. 1923'te Marburg Üniversitesi'nde profesör oldu. 1927 yılında "Varlık ve Zaman" yayımlandı ve yayımlanışından itibaren yalnızca varoluşçu felsefe açısından değil, 20.yüzyıldaki bir bütün felsefe tartışmaları bağlamında bir şekilde etkili oldu. Heidegger burada, bütün bir Batı Felsefesi geleneğini metafizik olmakla eleştirdi, ki sonrasında postmodern felsefe bu argümanı başka düzlemelerde yeniden değerlendirecektir. 1933 yılından itibaren Nazilerin iktidara gelmesiyle birlikte Heidegger Nazi Partisi'ne katıldı. Bu dönemde Freiburg Üniversitesi'nde rektör oldu. Heidegger'in bu dönem boyunca izlediği politika her zaman tartışma konusu olmuş ve onun çalışmalarının değerlendirilmesine gölgeler düşürmüştür. Nazilere katıldığı gerekçesiyle 1945'te üniversiteden uzaklaştırıldı ama sonra 1952'de yeniden üniversiteye dönebildi. Daha sonra yanlış yaptığını söylemesi de üzerine düşen gölgelerin sona ermesini sağlamamıştır, ancak bununla birlikte onun teorik çalışmalarının değeri her zaman kendini buna rağmen korumuş ve felsefe açısından önemli yerini muhafaza etmiştir.
640 syf.
·
15 günde
·
9/10 puan
Sonunda herkes ölür ama şimdilik sıra bizde değil.
Zamanın ruhunu varlığın üzerine giydiren bir kitap okudum. Yazar, herkesin hayatına dokunan cümlelerini birbiri ardına sıralarken, üzerinize oturmayan ruh kıyafetini elindeki cümle makasıyla ölçüp biçip varlığınızın üzerine tam olarak oturan bir elbise haline getiriyor. Bu kitabı ancak bu cümlelerle anlatabilirdim. Tavsiye ederim. Yorum ve incelemelerde buluşmak üzere, kitapla kalın…
Reklam
56 syf.
·
Puan vermedi
"yanlış” olmasaydı “doğru” olamazdı, çünkü doğru yanlışa karşı mücadele demektir; “fena” olmasaydı “iyi” istenilmeyen bir şey olurdu, çünkü iyi olanı istemek “fena” olanı değiştirmek demektir. Aynı şekilde “hiçlik” kavramı olmasa varlıktan bahsedemezdik, çünkü varlığın sınırı hiçliktir. ''Varlık Nedir'' sorusunun cevabını arayan çünkü ona göre daha önceki filozoflar bu soruyu sormamışlar ve ontolojik açıdan karşılaştırma yapmadıklarını savunur. Eseri okurken varlığı ontolojik açıdan kısmen de epistemolojik açıdan ele alan heidegger: farklı bir perspektiften bakmamızı sağlıyor. Çünkü varolan, bütünlüğün içinde erir ve hiçliğin baskısı kendini hissettirir der heidegger.
112 syf.
·
12 günde
Düşünmenin Gereksindiği : SÜKÛNET… #150581408 Düşünmek, dile getirildiği zaman herkesin başarıyla meydana getirdiği bir eylem gibi görünse de, asıl manasına baktığımızda o kadar da basit bir eylem olmadığını, aslında sahip olduğu derinliğin herkesçe çözümlenemeyen karmaşık bir denklem olduğu bir serüven zannımca. ' İnsan düşünen bir varlıktır. ' diyoruz hep fakat gerçekten de düşünüyor muyuz acaba? Elbetteki düşünüyor, hedefler oluşturuyor, sorunları tespit edip çözümler üretiyoruz. Fakat ne oranda..? Gerçekten yeterli mi bu düşünmeler yoksa yaşamın gerektirdiği kadar mı acaba..? Neden mi bu kadar önemli bu düşünme eylemi..? Çünkü savunduğumuz veyahut oluşturduğumuz düşünceler bizleri var etmekte. Biz insanları diğer canlılardan ayıran asıl eylem halini kılmaktadır. Oysa gerçekten ayrılıyor muyuz düşün alemlerimizde, savunduklarımız bizim düşüncelerimiz mi acaba.? Bu noktada görüyoruz ki dünya, kendisine ait olmayan düşünce yapılarını sahiplenmiş, onların arkasındakileri görmeden ölesiye savunan ve gölgesine sığınan insanlarla dolu.. Birey olarak kendi düşünce aleminin ve potansiyelinin farkında olmama ve bu yolda pasif biçimde yaşama ise biz insanları ele geçirmiş durumda.. Konu düşüncenin gücü ve önemine geldiğinde işte bu karmaşanın çözümü, en azından anlama yaklaşmanın yolu bu eserden geçmekte.. Schopenhauer 'a düşkünlüğüm ile elime aldığım "
Düşüncenin Çağrısı
" yalnızca Arthur Schopenhauer değil aynı zamanda Martin Heidegger ve Immanuel Kant' ın düşünce üstüne yazılarından oluşan öğretici bir derleme bu konuda.. Üç büyük filozofun geniş fikir dünyalarını yansıttıkları bu eseri okumak ise muazzam bir zevk zannımca. Her düşünceyi burda aktarmak zor olacağı için filozofların düşünce hakkındaki görüşlerini yansıttıkları birer cümleyi alıntılamak yerinde olacaktır sanırım kısaca.
Arthur Schopenhauer
der ki, “Bir kütüphane çok geniş olabilir; fakat eğer düzensiz ise küçük ama derli bir kütüphane kadar kullanışlı ve yararlı değildir. Benzer şekilde insan çok büyük bir bilgi yığınına sahip olabilir, fakat kendi kendisine üzerinde düşünerek bu bilgiyi gerektiği gibi işlememişse bu bilgi, üzerinde tekrar tekrar ve uzun uzadıya düşünülmüş çok daha küçük bir bilgi miktarından daha kıymetsizdir.” #150203771
Martin Heidegger
der ki, "Düşünmeye muktedir olmak için onu öğrenmeliyiz. Nedir öğrenme? İnsan yaptığı her şeyi kendisine özsel olarak seslenene cevap verecek tarzda bıraktığında öğrenir. Üzerine düşünülecek ne ise ona kulak kesilerek düşünmeyi öğreniriz." "Düşünceye çağıran zamanımızda en çok düşünce uyandıran, hâlâ düşünmediğimizdir." #150422918
Immanuel Kant
der ki, "Kişinin düşünerek yönünü tayin etmesi ne anlama gelir? Kendini yönlendirme sözcüğünün asıl anlamı diğerlerini bulmak, harfi harfine gündoğusunu bulmak için verili bir doğrultuyu (ufku bunların dördüne bölersek) kullanmak anlamına gelir." #150566853 Bunlar gibi milyonca düşünce yığınından oluşan bu eseri okurken gerçek anlamda derinlemesine düşünmek için bol bol vaktiniz olacak sanırım. Şahsen ben okurken zaman zaman durup düşündüm, kendimle münakaşaya girip sorguladım ve en sonunda düşünceleri kendi düşün alemimde demleyip anlamlandırdım ve heybeme kattım. O sebeple ki okumak kadar bu eserle düşünmekten de büyük zevk aldım. Dil ve anlatım konusunda ise kitaptaki düşünmeye vurgu kadar derin bir karmaşa söz konusu benim nazarımda. Doğal olarak filozofların düşünce yapıları farklı olduğundan elbetteki yazım tarzları da bu konuda farklı. Schopenhauer daha anlaşılır ve istediğini size cümleleri ile aktarmayı hedeflerken, Heidegger ve Kant yazın ve düşünce aleminde daha da karmaşık ve zincirleme bir düşün hedeflemektedir. Fakat kitapta filozofların görüşlerinin sıralanış biçimi ve düşüncelerin kümülatif aktarımı okuyucuya anlama bakımından muazzam bir zemin hazırlamaktadır. Kıcacası kitabın adının da simgelediği gibi bu eser düşünmeye bir çağrıdır adeta. Ben de düşün alemini, sorgulamayı ve anlamlandırmayı sevenlere bu kitabın çağrısı aracılığı ile seslenmek istiyorum o sebeple. Okumalısınız kesinlikle.. Buyurun, içeriğe dair birkaç alıntıya; #150206499 #149150727 #149239765 #150197905 #150268325
80 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Kitabın ana metnini pek anlayamadım. Kitabın giriş bölümü daha anlaşılır olmakla birlikte, kanımca dil sebebiyle ana diyalog metni karmaşık ve anlaşılması çok zordu. Okudukça kafam daha da karıştı. Aslında metin gayet anlaşılabilir. Ancak kelimelerin karşılığının dilimizde terim olarak bulunmamasından sanırım aynı kelimeyi farklı anlamlara karşılık kullanmışlar. Bu da metnin genel anlamını anlamayı çok zorlaştırıyor. Almancam olsa da keşke anadilde okuyabilseydim. Metnin sonunda dille ilgili çevirmen bölümü anlamaya yardımcı olsa da metni anadilinde okumak çok farklı olacaktır. Diye düşünüyorum
Reklam
73 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
""DÜŞÜNMEK NE DEMEKTİR Alman filozof Martin Heidegger tarafından yazılmış çok çok güzel bir eser. Heidegger’in günlük dilde kullandığımız konuşma diliyle felsefe yapması, metafizik düşünce üretmesi anlaşılmasını hem zorlaştırmakta hem de üzerinde dikkatle durulduğunda kolaylaştırmaktadır. Günlük dilde kullandığımız kelimelerden DÜŞÜNMEK ‘in anlamı üzerinde kelam eden filozof, felsefe tarihindeki anlamlarını irdeleyip Nietzsche felsefesine yoğun göndermeler yaparak (Özellikle Böyle Buyurdu Zerdüşt eseri) kavramın anlamının orjinalini ortaya çıkarmaya ve bu anlam dünyası ile insanı anlamaya/anlamlandırmaya, iradeyi anlamlandırmaya, insan olmanın neye denk düştüğünün keşfini yapmaya çalışmaktadır . Kitabın en çok dikkatimi çeken önemli mesajı şu oldu: İnsan , düşünerek bilgi üretmiş ve bunu teknik olarak ürüne dönüştürmüştür. Ancak burada bir terslik farkediyor filozof . İnsan, düşünmek ile ürettiği ve örgütlediği bu bilgiye adeta kendini mahkum ederek düşünmekten uzaklaşmış ve bunun neticesinde içinde düşünmenin olmadığı bir sürü sorun çözümünün mekanikliğinden kaynaklı çözümsüzlükler/savaşlar/savaşa endeksli barışlar/barışa endeksli savaşlar/kördöğüşler... yaşamaktadır. Düşünmenin ne olduğunu unutan/düşünmekten uzaklaşan insan gittikçe kendi ördüğü ağlara takılarak, zamansallığını unutarak kendini pasifleştirmekte, kendisine insan olma hüviyetini kazandıran etkinlikten uzaklaşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında 2500 yıl önceki insanın dünyaya bakarken duyduğu düşünme ihtiyacı ile bu gün bizim duymamız gereken düşünme ihtiyacı arasında bir fark yoktur. Halbuki bu günkü insanlar, sanki tüm sorunları çözülmüşmüş gibi rehavete kapılarak/kendilerini süregelen düşüncelerin neticelerine emanet ederek /düşünmeyerek gittikçe “çölleşmektedir”. Bu açıdan içimizdeki çöl gittikçe büyümektedir. Bu çölleşme teoloji dahil tüm bilgi alanları için geçerli. Zaten hakiki anlamda düşünmek, diğer düşünenlerin düşüncelerini tekrar etmekten ziyade kişinin kendisinin yeniden düşünmesiyle anlamına denk gelmektedir. Çağımızın en büyük özelliği/hastalığı , düşünülmemesidir.""
2
10
92 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42