Mehmet Ada Öztekin

Mehmet Ada Öztekin

YazarÇevirmen
8.3/10
186 Kişi
·
490
Okunma
·
2
Beğeni
·
583
Gösterim
Adı:
Mehmet Ada Öztekin
Tam adı:
Mehmet Adatepe Öztekin
Unvan:
Yazar
Doğum:
Antalya, 1975
Antalya'da ve İzmir'deki üniversite yıllarında özel radyolarda yöneticilik yaptı. "Gamlı Baykuş" isimli radyo programını hazırlayıp sundu. Senaristlik, yazarlık, çevirmenlik ve yönetmenlik yapmaktadır.
Hiç birisinin sana sahip olduğunu düşündüğün oluyor mu ya da bir şeyin? Evet, evet fark ettim onu. Her fark ettiğimde de gitmek istedim. Bazı insanlar aile kurmaya önem verirler yani buna değer verirler. Bazıları ise başka birtakım şeylere değer verirler. Bunlara değer verirken niye değer verdiğini düşünmezler toplumun içinde erimiş olan birey. Hem toplum koleje girmeyi bir değer olarak sunduğu için artık o kişiliğini yok sayma halidir; koleje girmek için yarışır, üniversiteye girmek için yarışır, iyi bir işe girmek için yarışır, güzel bir kadınla evlenmek için yarışır, devamlı bir yarış ve kazanma zorunluluğu. Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonius olduğunu düşün, Paris'e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu. Yalnız kaldığın o anda “ne oldu be, şimdi ne olacak?” diyorsan kaybedensin sen. Kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin. Peki bunun farkında olmak, yaşlı bir Kızılderilinin dediği gibi, hayatın bize sunamadıklarını mı sunar; yoksa bir radyo dinleycisinin dediği gibi, sanat diğer tüm şeyler gibi seks için midir? Yaşlı bir Kızılderili ne kadar yanılabilir? Bazen yanılabilir. Bazen susar. Bazen konuşmak ister. Bazen dinlemek ister. Bazen yalnız kalmak ister. Bazen arkadaş ister. Bazen gitmek ister. Gider bazen. Bazen gidemez. Bazen hiç gidememekten korkar.Bazıları sonsuz neşeye doğar. Bazıları sonsuz geceye. Bazen ölürsün. Bazen ölemezsin. Bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin. Bezen kendinden uzaklaşmak ister insan. Bazen gidersin, sırf dönebilmek için. Bazen ağlarsın bayağı. Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı.Bazen içiyorsun. Bazen çok ama çok fazla içmek istiyosun da bazen sen zaten içmeye gidiyosun. Bazen Acıbadem'den bir taksiye biniyorsun Kadıköy'e diyorsun, bazen yüzüne bile bakmıyor. Bazen bir kadın geliyor, oturuyor karşına ve ağlıyor. Kadınlar hep ağlıyor. Senin için oldugunu da bilip susuyorsun çünkü sen başkasına aşıksındir gözün başkasını görmüyor. Bazen en çok korktuğum şey bir kadının göz yaşıdır diyor, kendi adına, eğer çok sevdiyseniz diyor, yani çok sevdiysen, oysa bilmiyor ki sevmek de bir ân'a ait. Bir an bir ömre bedel bilmiyor.. Yani uzun lafın kısası sen benim için tüm o bazen'ler gibisin olmasan olmaz, olmazsan eksik, olmazsan koca bir hiç, benim için yaşamak sen, senin sandığından çok daha fazla seninle anlamlı, yani seviyorum hem de çok güzel seviyorum seni..
“İnsanın ruhu vücudunun en bitkin parçası... Ne zaman öleceğimizi bilmediğimiz için hayat sanki sonu olmayan bir yolmuş gibi gelir bize...”
Bazen susarsın. Hiç olmadığı kadar çok susarsın, o kadar çok konuşan insana inat, ufak bir tebessümdür konuştuğun. Gülmek değildir, acının dudaklar da bulduğu şekildir. Evet bazen susarsın çünkü farkındasındır.
290 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Neden çıktığı, kimin kazandığı bile hatırlanmayan 3. Dünya savaşından sonra yaşlı dünyamız daha fazla dayanamamış ve yaşanılması imkansız bir yer haline gelmiş.
Her yerde çöplükler, insanı yavaş yavaş çürüten bir toz ve yok olan doğal yaşam..

Bu yok olma, ilk olarak Baykuşlar ile başlamış. Baykuşlar karanlıklarda yaşayan hayvanlardır. Varlıkları pek belli olmaz. Bu yüzden yok oluşlarını da görmemiş gözler.
Kitapta bahsedilen baykuşlar bana fakir insanları anımsattı nedense. Bir savaş çıksa, önce onlar yok olur tek tek ve kimsenin ruhu duymaz. Böyle böyle yok olurlar, hiç var olmamış gibi..

Baykuşlar da yok oldu. Sonra arılar ölmeye başladı. Onu diğer hayvanlar takip ederken artık bu sebepsiz hayvan ölümleri farkedilmiş ve korumaya alınmışlardı.
Çünkü malum, göz önünde olana kolay kolay zarar gelmiyor bizim dünyamızda da..

Neyse.
Hayvan ölümleri, tozla kaplı dünya derken yaşanabilecek başka bir gezegen aranıyor ve Mars seçiliyor. Mars'a gitmeyi kabul edenler de, tıpkı insana benzeyen Android hizmetçilerle ödüllendiriliyor.
Yaşanamayacak bir gezegenden, yaşama gitmek ve giderken tam donanımlı bir hizmetçi tarafından ödüllendirilmek tabiiki insanların aklına yatıyor ve gidiyorlar. Ama IQ testinden geçebilirlerse..

Bu giden insancıklarımız şanslı görünüyor ama aslında tehlikedeler imiş.
Çünkü efenderini öldürüp dünyaya kaçan, dünyada ise tamamen insan gibi yaşayan android tehlikesi baş göstermiş.

Tehlike varsa çözüm de vardır.
Bu androidleri çeşitli testlerle tespit edip, onları emekliye ayırma adı altında öldüren ikramiye avcıları bulunmuş.

İkramiye avcısı Rick ve zeka testini geçemediği için dünyada yaşamaya mahkum bırakılmış İsidore'un hikayesi bu kitap..

Kitabın konusu çok güzel. Hatta harika.
Alttan alttan verilen dersler de kitabı harikalıktan muazzamlık boyutuna yükseltebilecek nitelikte.
Ama ufak bir eksiklik kitabı gözümde biraz düşürmedi değil..

Okuduğum kitapların genelinde, kahramanların duygularını aynen ben de yaşarım. Bu yüzden toplum içinde pek kitap okumam çünkü her an ağlayabilir, bağırabilir ya da gülebilirim.
Bazen çocuk kitaplarında bile yaşarım bunu ki, bu kitapta yaşayamadım. Duygular beni içine çekmedi. Rick ile birlikte ben de acı çekmek istedim, androidlerin korkusunu derinlerimde yaşamak istedim ama nafile.
Kitapta duygu eksikti..

Tabii birde henüz araştırmadım ama umarım kitabın devamı falan vardır. Sonu beni pek tatmin etmedi.
Aklımda sorulaar sorulaar. :(

Bilim kurgu severler için harika bir kitap tabiiki. Sevmeyenler bile keyifle okuyabilir çünkü malum, konusu ve olay örgüsü çok güzel. Ama fazla bir beklenti içinde olmayın yani.

Ha bu arada, sizce androidler elektrikli koyun düşler mi?

Keyifli okumalar dilerim.. ^^
290 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bilim Kurgu filmlerini çok severim. Keyifle izlerim. Ama daha önce kitabını hiç okumamıştım. İlk oldu son olmayacak. Keyif alarak okudum bu kitabı ve nefes almamı sağladı.

Marsta Androidler yaşıyormuş. Dikkatli olun Marstan arsa satın almayın. Ben bu sebepten dolayı almayacağım. ( param bol sanki alabilirim çaktırmayın:D)

Android nedir?(Bilmeyenler için) Robot.
Bu robotlarımız insandan farksız. İnsan görünümlü ve bunu belli etmeden, başarılı bir şekilde insanların arasına sızmışlar. Robotların yanında elektrikli hayvanlarımız da mevcut. Gerçek birçok hayvanın nesli tükenmiş. Arı ve baykuş mesela. Onların yerini, dışı hayvan içi kablo yığını varlıklar almış.
Bu kadar şeyle birlikte eksik olmayacaklar arasında uçan hava araçları var. Küçükken izlediğim Jetgilleri anımsadım. Sabah kalkıp ekran başına geçip, büyük bir zevkle izlediğim çizgi filmler arasındaydı. Özleyenlere gelsin :
https://youtu.be/n4R1VP1aMdc

Androidlere geri dönersek, bu insana benzer robotlar tehlikeli. Çünkü duygu ve hisleri yok. Tamamen yok etme odaklı bunlar. Bu yüzden ortada kaldırmak lazım.
Duygudaşlık ifadesi çok hoşuma gitti benim ve kitapta sıkça rastlıyoruz.
Nedir bu duygudaşlık? İnsanların birbirleriyle duygusal bağ kurmaları, empati yapabilmeleri, acıma ve merhamet hislerine sahip olmaları şeklinde özetlenebilir. Buradan çıkarılacak ise; insanı insan yapan duygular ve hislerdir.
İnsan olmak zor işte. Hele günümüzde...
Ben kitabı okurken, o donuk, hiçbir şeyden etkilenmeyen androidler ile günümüzdeki bizi karşılaştırdım. Hepimiz sahte bir üzülme ya da merhamet duyuyoruz birçok şeye. Hele ki sevgi... Sevdiğimizi söylediğimiz insanları, daha çok biz üzüyor ve yıpratıyoruz. Hayvanlara ise kitapta sıkça vurgu yapılmış; Onların önemi ve gerekli oluşuna... Biz ne yapıyoruz? Sokakta gördüğümüz hayvanlara bir nevi işkence ediyor, etmesek bile buna göz yumuyoruz. Bağlarımız kopmuş durumda. Gittikçe robottan bir farkımız kalmayacak hale geliyoruz. Aslında bu eser bilim kurgu türünün yanında, alttan alttan bize kendimizi sorgulamamızı sağlıyor. Üstelik 1968 yılında yazılmış bir kitap. O zamandan beri her yerimiz Android oldu. Bu kastettiğim tablet ve telefonlardaki sistem değil. Robotlar... Robotlaşmış insanlarız hepimiz. Biri gelse bize robotsun dese yok etmeliyim seni dese haksız sayılmaz...

Sonuca bağlarsak; bilim kurgu severlerin keyif alacağını düşündüğüm bir eser.
Keyifli okumalar, sağlıcakla kalın duygudaşlar.:)
290 syf.
·4 günde·9/10
Şimdi size, sırf kapağı bana ‘Elektromanyetik Teori’ isimli bir dersi hatırlattığı (çok saçma bir şekilde) ve hoş çağrışımlar yapmadığı için elime almak istemediğim ama okumadan da duramadığım bir kitaptan bahsedeceğim. Sırf bu sebeple pdf olarak okuduğum ikinci kitap olur kendileri. Ama öyle pişmanım ki. Ellerimde olmasının verdiği tat bambaşka olacaktı, eminim.
İnsan beyni ne kadar da farklı çağrışımlara gebe gördüğünüz üzere. Hepimiz bir şekilde böyleyiz işte. Her şeye kendimizce anlamlar yükler, sonra da ömür boyu onun izini taşırız. Peki, sizce bir android olsaydık nasıl olurdu? Yine de her şeye anlam yükler miydik bu kadar çok? Yoksa bir koyun sözgelimi, yalnızca bir koyun mu olurdu bizim için? Özellikle savaştan sonra geriye kalan sayılı canlı türleri bu kadar önemli iken? Onlara sahip olabilmek için servet dökmeye hazır, hatta yalnızca bir koyun alabilmek için sevmedikleri işlerde çalışan insanlar varken tutup canlı bir hayvanı çatıdan atıp öldürebilir miydik?

İnsanı insan yapan nedir? İnsandan hiçbir farkı olmayan çok gelişmiş bir yapay zeka ile karşılaşsanız nasıl ayırt edebilirsiniz onu? Çeşitli testler uygulanacağını düşünmüş sevgili Philip K. Dick böyle bir durumda. Bu testlerde bazı sorular soruluyor ve özellikle hayvanlar ile ilgili durumlarda verilen tepkilerin süresine göre karar veriliyor. Öğrenilmiş mi, içten mi yoksa. Çünkü o müthiş gelişmiş androidlerin insandan tek farkı; empati. Sen kendini başka bir canlının yerine koyabiliyor musun? İşte bütün mesele bu. Hatta, insanlığımızın doğası olan empati yalnızca canlılar ile kurulabilir? Peki bir androide empati duyabilir miyiz? Bunun cevaplarını arıyor aslında Philip K. Dick müthiş anlatımı ile. Bilim-kurguyu da bulacaksınız elbette içinde. Uçan arabalar- lazer silahları- gerçeğinden ayırt edilemeyen elektrikli hayvanlar… Müthiş bir macera sizi bekliyor, anlayacağınız. Kitabın konusu hakkında ayrıntılı bilgiler daha önce yazılmış incelemelerde çok güzel açıklanmış. Ben yalnızca bende oluşturduğu soru işaretlerini düşünmek istiyorum.
‘Kaybettiğimiz şeylerin kıymetini bilmek’ ne acayip bir cümle. Aksinin mümkün olmadığını bağırıyor resmen bize, kaybetmeden önce anlaşılmaz zaten hiçbir şeyin değeri. Pencereden bakınca bir toz bulutuyla kaplı çöl değil de yemyeşil ağaçlar ve karla kaplı dağlar görebiliyorum diye seviniyor muyuz hiç? Sevinebilmek için illa bir distopya mı okumamız gerekiyor? Bir gazete okumaya kalksak, aynı görevi görmüyor mu aslında? Kıyısındayız, bize uzak gelen bütün o distopyaların. Üzülmekten öte hiçbir şey yapmıyoruz ama.
290 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi ?
Bir çok kişi bu ne biçim bir isim deyip uzaklaşabilir kitaptan. Ancak Bilimkurgu dünyasında fazlasıyla hatırı sayılır bir film olan 1982 yapımı baş rolünü Harrison Ford'un oynadığı Blade Runner (IMDB 8.2) filmine konu olan kült bir kitaptır kendileri.

Konusuna biraz değinecek olursak, üçüncü dünya savaşı yaşanmış, bitki örtüsü ortadan kalkmış, bir çok hayvanın nesli tükenmiş, nesli tükenmeyenlerin de sayısı çok azalmıştır ve aşırı değerli hale gelmiştir. Dünya çok zor yaşanılır bir hale geldiği için de insanoğlu'nun büyük bir kısmı, kolonileştirilen Marsa taşınmıştır. Burada çok gelişmiş insan görünümlü androidler üretmişlerdir.
Kitabımız, bir grup isyancı androidin izinsiz olarak dünyaya gelişi ve android avcısı Rick Deckard'ın (Harrison Ford) onların peşine düşmesini ve bu süreçte yaşanan İnsan - Android iç çatışmalarını başarıyla sunuyor bize.

Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi ? Yüksek Şatodaki Adam'dan sonra okuduğum ikinci Philip K. Dick romanıydı ve kesinlikle bundan çok daha fazla keyif aldım. Dili ağır değil, 290 sayfa olmasına rağmen küçük boyutları nedeniyle bir en fazla iki günde okunabilecek türünün başyapıtlarından biri.
290 syf.
·3 günde·8/10
Kitaplar kadar sevdiğim,değer verdiğim diğer bir alan ise animeler.Gerek distopik kurguları,gerek zekice kurguları ve gerekse sürükleyicilikleri ile animeler yaşamımda büyük bir öneme sahip.Geçen yıl izlediğim ve konusu,içeriği ve felsefi bakımından en çok beğendiğim 3 animeden biri olan "Psycho-Pass" animesinde görmüştüm bu kitabı.Makhisima Sougo adlı bir anarşist "Anroidler Elektrikli Koyun Düşler mi kitabını bilir misin" demişti.Animedeki müthiş kurgunun bu kitaba dayandığını düşünerek,kitabı okumaya karar verdim ve yanılmadım.Animedek gibi yakın gelecekte insanlar ve insan yapımı,insan görünümlü androidler bir arada yaşıyor.3. dünya savaşı olmuş,bir çok hayvan nesli tükenmiş,hava kirliliği dünyayı yaşanmaz hale getirmiş.İnsanlar duygularını bile makine ile yaşamaya,duygudaşlık kutusuyla dert gidermeye ve çeşitli beyin fonksiyonları makinelerin eline bırakmıştır.Diğer gezegenleri koloni haline getirmiş fakat orada da dünyanın eski standardında yaşamlar elde edilememiş.İnsanlar zeka testine göre sosyal statülere ayrılmış.Zeka seviyesi düşük olanlara göç etme hakkı dahi verilmemiş.

Kurguya gelince,Rick Dechard adlı bir android avcısı vardır ve dünya düzenini bozmak için gönderilen insan görünümlü yasa dışı androidleri öldürmekle görevlidir.Ne var ki işi çok zordur.Onlara psikolojik test yapmadan insan mı android mi olduklarını anlamak çok zordur.Hatta soyut düşünme yeteneklerinin yanında,insanlardan daha hızlı beyin fonksiyonlarına sahip olduklarından Rick sürekli zorlanır.Ve müthiş bir kovalamaca kitapta kendini gösterir.

Hikayeyi anime kadar detaylı bulmasam da çok beğendim.Okurken hiç sıkılmadım.Tek oturuşta bitirelebilecek bir kitap ve 1990 yılından önceki en iyi Bilim-Kurgu romanı olarak bilinir.Roman senaryoya çevrilmiş ve Blade Runner(Bıçak Sırtı) adlı fillmle hayat bulmuş ve çok tanınmıştır.Teknolojinin distopyasını iliklerinizde hissedeceksiniz ve tükenen hayvan nesline özlem duyacaksınız.Rick'in bir koyun alabilmek için android'lerle savaşına tanık olacaksınız...Herkese tavsiye ederim..
268 syf.
·10/10
Film oyuncuları, yönetmeni, yapımcısı vs yapılan röportajları içeren kitabımsı. Olmasa da olurdu.

Ahu Türkpençe rolüne böyle hazırlanmış vay anasını.

Filmi tutunca kitabı da para kazandırmalı politikası amaçlanmış.
94 syf.
·5/10
Kimin öldüğü kimin ne hissettiği kimin ne düşündüğü önemli değildi büyük patron hatta patroniçe Veronika sadece pompa istiyordu.
Mehmet ada öztekin...
290 syf.
·Beğendi·9/10
Bayılarak okuduğum bir kitaptı. Günümüzde yazılmış olsa klişe denebilirdi. Ancak yazım tarihine bakınca bir şaheser olduğunu söylemek gerek.

Nasıl bir hayalgücü nasıl bir öngörü nasıl bir altmetin. Bu kitabı bana tavsiye eden arkadaşıma çok teşekkürler. Kitabın tek zayıf yönü edebiyatıydı. Belki de kötü bir çeviri bilmiyorum. Anlatım daha dolgun olabilirdi. Biraz yavandı dil. Ama hikaye ve kitabın verdiği mesaj muazzamdı!
290 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Philip K. Dick bir yandan modern dünyanın tüketime ittiği, ne istediğini bilmez insanları anlatırken öte yandan da androidlerin de bir ruhu olup olamayacağını irdeliyor bu romanında. Ayrımcılık, insanlık ve neyin "canlı", neyin "insan" sayılıp sayılamayacağına dair düşünmeye itiyor insanı Philip K. Dick.
290 syf.
·10 günde
İngilizce ödevim için okuduğum bir kitap.Tarzı çok farklı ve aynı zamanda kendine bağlayan bir üslubu var.Soluksuz okudum.Kurgusuyla,anlatımıyla benim gibi klasiklerin dışına çıkmayan birine bile kendini sevdirmeyi başardı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Ada Öztekin
Tam adı:
Mehmet Adatepe Öztekin
Unvan:
Yazar
Doğum:
Antalya, 1975
Antalya'da ve İzmir'deki üniversite yıllarında özel radyolarda yöneticilik yaptı. "Gamlı Baykuş" isimli radyo programını hazırlayıp sundu. Senaristlik, yazarlık, çevirmenlik ve yönetmenlik yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 490 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 493 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.