1000Kitap Logosu
Mehmet Ali İzmir
Mehmet Ali İzmir
Mehmet Ali İzmir

Mehmet Ali İzmir

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
9.0
2 Kişi
5
Okunma
0
Beğeni
19
Gösterim
Unvan
Gazeteci/ Yazar
Doğum
Batman, 1976
Yaşamı
Gazeteci-yazar. 1976, Batman doğumlu. İlk ve orta öğrenimini burada gördü. 1998’de Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesinden mezun oldu. 1998-2000 yılları arasında Yeni Şafak gazetesinde daha sonra Gerçek Hayat dergisinde araştırmacı-gazeteci olarak çalıştı. “Haksızlığa karşı baş kaldırıp, coğrafyamın vahşi dağlarında o yandan bu yana gezinen, uğruna savaştığı namusu, onuru için bölgedeki feodallere karşı gelen ve ne yazık ki, feodallerin yanındaki devlet güçlerini de karşısına almak zorunda kalan bir Koçero... Onunla hiçbir zaman tanışamadım. Kitabında tanımayı düşündüğüm bu yiğidin yanına sokulmuş, dünyasına girmiş ve o dönemlerde benim kafamdan geçen soruları kendi diliyle anlatan Mehmet Ali İzmir’i okuyun. Okuyun ve kendinizi benim coğrafyamın kekikler, içkınlar, bıttımlarla dolu dağlarını, o dağların eteklerindeki yaşamı içinize iyice çekin.” (Coşkun Aral) ESERLERİ: Yeni Dünya Dizaynı (2003), Son Eşkiya Koçero (2004).
Seda Bera
Son Eşkiya Koçero'yu inceledi.
205 syf.
SON EŞKIYA KOÇERO
Muhtara sorarsanız Bizim serseri veli, Marabaya sorarsanız İşini bilmemiş deli, Köylüye sorarsanız Ekmeksiz garibin teki, Çocuklara sorarsanız Yüce dağlar aslanı, Kimsesize sorarsanız Hükümet bilir onu, Candarmaya sorarsanız Devletin dağlarda silah çatması, Vurguncuya sorarsanız Yolkesici yağmacı, Soyguncuya sorarsanız Devletin acizliği, Sağcıya sorarsanız Siktir et pezevengi, Solcuya sorarsanız Ferman padişahın dağlar bizimdir!!.. Bunca kimlik çatışması arasında kalmış Koçero gerçeğini öğrenmek için okudum kitabı:)) Sevgili Mehmet Ali İzmir, Batman doğumlu bir gazeteci-yazarımız. Kendisi, yıllar önce Batman'da yaşadığı yıllarda Selda Bağcan ve Ahmet Kaya'nın birlikte söyledikleri, Korkmazgil'in aynı adlı şiirinden bestelenmiş Koçero adlı türküyü dinler. Gerçekten yaşamış bir eşkıya olduğunu öğrenince de hakkında araştırmalara başlar. Hâlâ hayatta olan silah arkadaşları ile birebir görüşmeler yaparak yaşananları ilk ağızlardan dinler. Bir kitap oluşturacağını belirtince de oldukça tepki alır. Çünkü olaylara karışmış kişiler ve onların yakınları, kabuk tutmaya yüz tutmuş yaralarının tekrar kanamasına razı gelmezler. Zira ne kadar zaman geçmiş de olsa, yörede dökülen onca kanın ardından zaman bir nevi tedavi sağlamış. Bu nedenden ötürü yazarımız, olayları belgesel bir tarzda anlatmaktansa kendi kurguları ile harmanlayıp romanlaştırmanın daha doğru olacağına kanaat getirmiş. Mekan ve karakter isimlerini anlatıcıların hassasiyetleri doğrultusunda değiştirmiş, gerisine dokunmamış... 'Charles Macfarlane'in dediği gibi, insanoğlunun ortak meraklarından biri de eşkıyalardır. Ülkemizde olduğu kadar, dünyanın diğer bölgelerinde de yaşamları ve yaptıklarıyla halkın ilgisini üzerlerine çekmeyi başarmışlardır. Özellikle Bulgar, Arnavut ve İspanyol eşkıyalar bir dönem Avrupa kıtasındaki yerleşik otoritelere kök söktürmüşlerdir. İspanyol bir eşkıyaya ait olan şu sözler bu durumu bütün çıplağıyla açıklarlar; “Efendiler kalem kullanır, biz ise silah. Onların kaleleri şatolarıdır, bizimkiler ise dağlardır." Yaşadıkları zaman ve mekan içerisinde, kurulu düzenlerin ve yerleşik otoritelerin her zaman, en büyük tehdidi olmuşlardı eşkıyalar. Eşkıyalığın ilk olarak nerede ve nasıl başladığı sorusuna ise bugüne kadar verilebilen en mantıklı yanıt, "otoritelerin çıkmasıyla" olmuştur. Çünkü eşkıyalar, eşkıyalığa adım atış sürecinin başında genellikle yerel otoritelerin kurallarını ihlal ederek başlarlar dağdaki hayatlarına ve doğal olarak dağda kaldıkları süre boyunca da otoritelerle hiç bitmeyen bir çatışma içerisine girerler. Dönem dönem halkla çatışmaya giren ve onlara kan kusturan bir görünüme sahip olan eşkıyalar genellikle halkın belleğinde, dilden dile aktardığı türkülerinde romantik birer kahraman olmuşlardır. Eşkıyalar, çoğunlukla güçsüzün yanında durmuşlar, yaptıkları kahramanlıklarla kötülere korku salmışlardır. Türkiye'de de durum böyledir. Halk türkülerinin, yazınsal edebiyatın en önemli ve destansı özelliklere sahip anlatılarının konusudurlar. Köroğlu, Dadaloğlu, Çakırcalı, Demirci Mehmet Efe, Hamido, Hekimoğlu ve Koçero gibi onlarca efsane kahraman vardır halkın gündeminde her zaman...' İşte bunlardan biri, 31 yaşında hayata gözlerini yumduğu zaman, arkasında gözü yaşlı bir eş, beş çocuk ve hiç bitmeyen bir hikaye bırakan Koçero. Anlatayım dinleyin efendim... Asıl adı Mehmet İhsan Kilit...Hikayesi net olarak emin olunamasa da, 1933-1964 yılları arasına tekabül ediyor. O dönemler Siirt'in bir ilçesi olan Batman’da dünyaya gelen Kilit, yörenin meşhur Alikan aşiretine mensuptur. Yaşam tarzı olarak göçebeliği benimseyen bu aşiret, Kürtçe'de bu anlamı taşıyan Koçer lakabıyla bilinmekte ve dolayısıyla Mehmet İhsan Kilit de Koçero olan lakabını, aşiretinin ismimden almaktadır. 1950 yılında, henüz bıyıkları bile terlememiş bir çocukken, babası ile tartışan bir genci, yine babasına ait olan beylik tabancası ile vurarak cinayet işleyen İhsan, mahpusluk ile kanun kaçaklığı arasında gel gitler yaşar. Ve kısa bir kaçış sürecinden sonra, silahını kuşanarak dağlarda yaşamayı seçer. Yanına yöresine çok adam toplamaz, çünkü hem herkese güvenmez hem de "nerede çokluk, orada .okluk" felsefesine yürekten inanır. Yaşadığı köyde, köylüleri sömüren bir tefeciyi vurarak öldüren ve dağlara kaçan Şerifo'yu, bu yolda kendine yoldaş eder. İlişkileri zaman içerisinde öyle güçlenir ki, kan kardeş bile olurlar. Koçero'nun hayatındaki ikinci cinayeti de, yanlışlıkla bu kan kardeşi Şerifo'yu vuran Alo'yu öldürmesi olur. Haricinde herhangi bir cinayeti ya da illegal bir eylemi bulunmamaktadır. Her ne kadar dönemin sözlü ve görsel basınında ismi alaşağı edilmeye çalışılsa da halk arasında artık bir kahramandır Koçero... Misal, 25 Temmuz 1962 tarihli Cumhuriyet gazetesinin manşeti şöyleydi: "Azılı Koçero cahil halkın gözünde efsaneleşti!" Hakkında yakalama kararı ve vur emri olmasına rağmen uzun seneler yakalanamaz Koçero. Çok mu iyi kaçış planları yapıyordu ya da çok mu iyi muhafaza ediyordu kendisini.. Hayır... Oldukça rahat ve serbest bir hayat sürüyordu. Çünkü gerek kendi yöresi gerekse çevre yöre halkı tarafından çok sevilen Koçero, köylüler tarafından el üstünde tutuluyordu. En ufak bir baskında köylü tarafından saklanıyor, asla ele verilmiyordu. Koçero olan lakabı, halk tarafından Robin Hood'a dönüştürülmüştü. Koçero zenginden alır, yoksula verirdi lakin sözde değil özde... Dağ günlerinin birinde yolunu kestiği bir arabadan, dönemin bakanlarından Esat Kıratlıoğlu çıkar. Ne mallarına ne canlarına zarar vermez lakin bir şart sunar bakana; "Ağam senden ricamdır, açları doyurasın!"... Bu anıyı bizzat Kıratlıoğlu defalarca anlatmış ve Koçero'ya duyduğu saygıyı dile getirmiştir. Ve kaçınılmaz son... Türkiye'nin ilk akaryakıt istasyonu olan Garzan TPAQ tesislerine bir baskın planlanmıştır. Tesis bekçisinin karakola haber uçurması ile Koçero ve arkadaşlarına karşı pusu kurulur. Güvenlik güçleri ile girilen çatışmada, 31 yıllık hayatı boyunca sırttan vuranlara karşı mücadele etmiş olan Koçero, sırtından vurularak hayatını kaybeder. İlk haber, ağabeyi Nusreddin'e ulaşır. Olay yerine ulaşan Nusreddin, bekçi çadırının önünde, kan birikintilerinin ortasında, üzerine battaniye atılmış birinin yerde yattığını gördü, boğazı düğümlendi. Battaniyeyi kaldırdı, yüzünde kocaman bir gülümseme ile kardeşi, bir işçi battaniyesinin altında uzanmış yatıyordu... Bu kısa ama hareketli hayat, sinema ve edebiyat dünyamızda geniş yankılar uyandırdı. Uyandırmasa belki de, devlet tarafından sümenaltı edilecek ve haliyle Koçero'nun varlığından bile haberdar olamayacaktık. Başrollerini Yılmaz Güney ve Muhterem Nur'un paylaştığı bir sinema filmi var bu efsanenin. Film de tıpkı bu kitap gibi muazzam başarılı olmasa da, dönemin koşullarını ve Koçero'nun mücadelesini yüzeysel bazda öğrenmek adına izlenebilir. Kitabı, çok büyük bir edebi beklentiye girmeden, kaynak gözüyle okursanız, sizi tatmin edecektir. Koçero'yu hakkıyla destanlaştıran ise pek tabii ki Hasan Hüseyin Korkmazgil... Şiiri uzun, türküsü 10 dk...Lütfen okuyun, lütfen dinleyin.. youtu.be/rI3O_jdR9Jo
Son Eşkiya Koçero
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
18
Mustafa
Son Eşkiya Koçero'yu inceledi.
205 syf.
·
1 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
"gocunmayın güzel beyler hanımlar alınıp incinmeyin! koçero bir vatandır yaşanılır boydan boya koçero bir vatansızlık bir dağlaşmış yalnızlıktır koçero mavzerleşmiş bir haksızlık yanıtsız bir dilekçe! ben türkçe anlatamam o kürtçe anlatamaz farsça çıkmaz doruklara! gocunmayın güzel beyler hanımlar kan bulaşır ellerime/ben anlatamam!” Selda Bağcan bu şiiri hiç tanımadığı Koçero için okur ve hapis yatar. Bıyıkları terlememiş bu kahraman için bence yazacak başka bir tümce yoktur benim için. Anlatsam sayfalara sığmayacak bu destanı okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
Son Eşkiya Koçero
OKUYACAKLARIMA EKLE
4