Mehmet Barış Albayrak

Mehmet Barış Albayrak

YazarÇevirmenEditör
8.5/10
74 Kişi
·
204
Okunma
·
1
Beğeni
·
206
Gösterim
Adı:
Mehmet Barış Albayrak
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye
İstanbul'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi ve Tübingen Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Felsefe okudu. Alman İdealizmi ve Romantik Dönem üzerine çalışmayı seviyor, çeviri ve editörlüğün dışında, alternatif eğitim tarihi ile ilgileniyor.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
76 syf.
·2 günde
Novalis ... Asıl adı: Georg Friedrich Philipp Freiherr von Hardenberg. Erken dönem Alman Romantik şairi ve düşünür. Kitabın tanıtım bülteninde yazdığı gibi: "Bu kitabı oluşturan metnin özel boyutu yakıcı: Şair, insan, düşünür kaynaşmış, bütünleşmiş hayliyle karşımızda."

Öldüğünde henüz 29 yaşındaydı. Henüz 13 yaşında nişanlandığı tek ve biricik aşkı olan Sophie'yi 2 yıl sonra veremden kaybederken, kendisi de tam 4 yıl sonra onunla aynı hastalığı ve kederi paylaştı.

"Akşam Sophie'ye gittim. Orada tanımlanamaz bir sevinç içindeydim. Şimşek gibi çakan coşku anları. Mezarı bir toz gibi içime çektim. Yüzyıllar birer an gibiydi. Sophie'nin varlığı hissediliyordu, sanki her an önümde belireceğine inanıyordum." (s.28 | 13 Mayıs)

Sophie'nin hastalığının ağırlaşmaya başladığı 1796 yılında yazılan bu günce; "Klarisse" başlıklı metinle başlıyor. Bu metin Novalis 'nin sevgilisi Sophie'yi betimlediği bölüm.

"Hep mutlu olmamı istiyor. Yaraları görmemeliymişim. Kendisine sen dedirtmiyor." (s.14)

13 yaşında genç bir kadın... ve onu öyle güzel betimliyor ki! Seven bir adam, sevdiğini anca böyle güzel anlatabilir. Okurken hem utandığım (ki adı üzerinde bu bir Mahrem Günce .) hem de bir türlü kopamadığım kitap. Net ve sek bir anlatım, tane tane yazılan her bir cümle. Acısı keskin bir yara. Kitap boyunca Novalis sürekli bir "karar" aşamasında. Okuyan herkes bunu farklı yorumlayabilir elbette. Çevirmen notunda bunun belki de kendisini toparlamak adına olan bir düşünce olabileceğine değinirken bense nacizhane "intihar düşüncesi" olabileceği fikrindeyim.

"İnsanın kendine sabretmeye çalışması, kendi zayıflığını taşıması kadar zor bir şey yoktur. Tanrı herkesin yardımcısı olsun." (s.65)

Novalis 'i tanımak... birebir kendi yazdığı cümlelerle tanımak bence daha mantıklı. Okurken bile onun acısını, kafasının karışıklığını, yorgunluğunu, ailesiyle olan bağlarını hepsini hissediyor ve görebiliyorsunuz.

Mahrem Günce için "1789 yılında yaşanmasaydı yazılamazdı," yargısı boş yere öne sürülmemiştir.
112 syf.
·2 günde
Hegel günlükleri ile başlattığım Alman idealizmi serimin en enteresan filozoflarından birine geldi sıra Schelling. Şu bir gerçek ki Alman idealizmi saf bir Hristiyanlık duygusu ile sarıp sarmalanmış durumdadır. Özellikle Gottlieb Fichte ve Kant ile birlikte başlayan bu durum 19.yüzyıla kadar devam etmiştir. Schelling diğer arkadaşları gibi bu iki isimden hayli ile çok etkilenmiştir. Öğretmeni olan Fichte'in "Tanrısal İlhamların Eleştirisi" adlı eseri onda derin izler bırakmış ve teoloji ile ilgilenmesini sağlamıştır. Bu bir bakıma onun felsefe camiasında ki sonunu da hazırlamış oldu. Çünkü teoloji konusunda hayli vakit kaybediyor ve toplumu yönlendirebilecek fikirler üretemiyordu. Yine de ürettiği bu fikirler Hegel ve Kant kadar olmasa da onu Batı felsefesinde belli bir aşamaya taşımıştır.

Çok daha fazla uzatmadan Schelling'in felsefesine ve kitabına değinmek istiyorum. Bu kitap da Schelling' Batı felsefesi ve teolojisinde, özgürlük kavramına ve bunun değindiği iyilik-kötülük ilişkisi üzerine ifade edilen yanlışlıkları, bir çok felsefesi bakış açısının tarihçesini vererek anlatıyor. Açık bir şekilde anlaşılıyor ki Schelling çok radikal bir adım atıyor ve Tanrı'nın ilahi adaletinin kötülüğe izin verdiği ya da insanı belli bir sınavdan geçirdiğine dair görüşler ileri sürenler ile bir hesaplaşmaya tutuşuyor. Sanırım Hegel ile ortak payda'da buluştukları tek görüş bu olsa gerek. Nitekim Hegel'de "Genel olarak kötülüğün kaynağı, özgürlüğün sırrında aranmalıdır. " diye söylemektedir. Schelling'in kötülük anlayışına yakından baktığımızda şunu fark ederiz bu tıpa tıp Kant'ın "Radikal Kötülük" kavramı ile aynıdır. Kant'a göre İnsanda kötülük her hangi bir zayıflıktan, eksiklikten değil bizzat insan doğasına özgü bir temel yönelim taşır. Daha da detayına girip kafaları karıştırmak istemem. O yüzden İnsan özgürlüğü ve üzerine adlı bölüme geçmek istiyorum.

Schelling'in bu bölümde ortaya attığı bir kavram var "Communicativum sui" diyor ki ; "Tanrı'nın kendisiyle ve başka her şeyle, buna karşılık da insanın Tanrı'yla, en başta hissetme olmak üzere, iletişim halinde olması anlamına gelir." der ve devam eder "Sevgi, yalnızca Tanrı'nın insanlarla bağını kurmaz, Tanrı'nın kendini doğurmadan önce içinde bulunduğu kaotik yapıyı kendini zamansal bir düzen-süreç olarak tecelli ederek düzene sokması bakımından da temel bir öneme sahiptir." Buradan şu anlaşılmaktadır ki Tanrı ile İnsan arasında ki var olmadan önce ki iletişimin kaynağı sevgidir. Bu düşünceleri arasında Tanrı ve İnsan özü'nün bengiliği üzerine düşünceleri ise cabası çok karmaşık bir felsefesi olmasının sebebi de sürekli düşüncelerini değiştirmesinden kaynaklanıyor. Bu incelemeyi ne kadar detaylı yazarsam o kadar karmaşıklaşacak gibi duruyor. Heidegger'ın bu kitabı neden Batı felsefesinin en derin çalışmalarından biri olarak yorumladığını şimdi daha iyi anlıyorum. Kendime Not : Fichte okuduktan sonra geri dön ve bu kitabı bir daha oku.
256 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Hem Rönesans'ı daha iyi anlayabilmek hem de Da Vinci ile başlayarak sanat alanındaki cahilliğimi azaltmak için bu kitabı okudum.

Kitapta Da Vinci'nin hem hayatından ayrıntılı olarak bahsedilmiş hem de Da Vinci'nin eserlerinden en ufak detaylarına kadar bahsedilmiş. Ayrıca çağdaşı olan sanatçıların ürettiği eserlerden de hem bahsedildiği hem de bu eserlerin fotoğrafları konulduğu için Da Vinci'nin çağdaşlarına göre olan konumu çok iyi anlatılmış.

Kitapta Da Vinci'nin sadece resimlerinden bahsedilmemiş ayrıca çizdiği ve hayata geçmeyen savaş aletleri ve diğer mühendislik alanlarına dair tasarımlarına da bolca yer verilmiş. Bunların dışında insan ve hayvan anatomilerine dair çizimleriyle birlikte matematik ve geometri takıntısı nedeniyle yaptığı çizimlerine dair bolca fotoğraf ve açıklama da yer alıyordu.

Kitap içerik yönünden beni tatmin etti, sanat tarihçisi olmadığım için fazla yorum yapamam ama benim seviyemdeki birisi için çok doyurucu bir kitaptı. Ayrıca kitabın hem çevirisi hem de baskısı mükemmeldi. Kitapta Da Vinci'nin Michelangelo ile olan rekabetine bolca vurgu yapıldığı için Michelangelo'yu da çok merak ettim, onu da bu seriden okumayı planlıyorum.
112 syf.
·16 günde·9/10
Filozof Schelling'in eşi Caroline'nin ölümü üzerine yazdığı bir yas kitabı.Yalnızca yasla kalmamış ölüm üzerine güzel bir sorgulama yapmıştır. Kitap Tüm Ruhlar Günü, Bir Sonbahar Yürüyüşü ,Bir Noel Akşamı, İlkbahara Doğru ve İlkbahar olmak üzere beş bölümden oluşur. Clara isimli bir kadın, bir rahip ve bir doktor yürürken ölüm üzerine konuşurlar.Ruh beden ve tin üçlüsü arasındaki ilişkiyi çözmeye çalışırlar. Ölümden bahsederken aynı zamanda bu kitapta Schelling'in özgürlük kavramını da öğrenmiş oluruz.
96 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
National Geographic'te Genius isimli dizinin birinci sezonunda bu dâhi konu edilecekti. Ben de bu 10 bölümlük diziyi bir solukta izlemekteyken Credits'inde "Based on the Book: Einstein - A Genius Life" yazısını görünce kitabı araştırmaya başladım ve babalar günü hediyesi olarak almayı karar verdim. Ama eve gelip babama hediyeyi verir vermez kendimi tutamayıp ben okumaya başladım. Kitabın diziye çok güzel uyarlandığını söyleyebilirim. Ama kitap üzerinden konuşacak olursak; Einstein'i anlayabilmek ve ona birçok yönden, birçok farklı açıdan bakabilmek için en iyi kaynak bu tıpkıbasım belgelelerle dolu olan kitap olmalı. Yine de kitapta da dizide de eksil gördüğüm tek şey, ABD atom bombasımı kullandıktan sonra Einstein'ın bu duruma olan tepkisiydi. Bu konunun üzerinde daha fazla durulsaydı 10/10'luk bir kitap olurdu.
112 syf.
·10/10
Özgürlük koşulsuzluğun içinde varolabilir ancak. Arzu ve iştah tükendiğinde koşullar yeniden anlamlanmakta ve belirlenim olumsuzlamayla eş. İçsel zorunluluk özgürlüğü temsil ediyor ve bu da sevgi'ye bağlı görülüyor. ''İnsanın özü bizzat insanın kendi eylemidir.'' Yani kendi isteğinin , içten doğuşun kaynağı, kendi eylemlerimizin sonucu. ''Ben'' Schelling'e göre bu şekilde tanımlanmakta. Mücadele bittiğinde ölü halde oluyoruz yani. Yaşamak için içsel ve dışsal devinime ihtiyaç duyuyoruz. ''Mutlak birlik var olmak zorunda'' Buradan da anlaşıldığı gibi mutlak bir çizgi, bir sınır söz konusu ve bu sınırın temelinde sevgi var. Kötülük varoluşun basamaklarını oluşturan zeminin basamakları ve var olan, iyilik ile tanımlanmakta. Tüm basamakları çıktığımızda ulaştığımız zirve ise irade. Kötülük varlık olarak görülmüyor yalnız iyilik kendini var eden olarak anlamlandırılıyor çünkü, özümüzdeki itkiyi sağlayan şey esasen iyilik. Dürüstlük dindarlık ile temsil edilmiş. Özsel bilgi tinsel olanda aranıyor. çünkü; tin ve kader eş olarak ele alınmış. Tinin özü özgürlük ve sevgiden geçmekte. Başlangıçlar ilk zeminde ve zemini çizen kötülük (karanlık). Aydınlığa doğru yol almak, hasret çekmekle özdeşleştiriliyor,akla , idrak edemediğimiz iyiye hasret olmak ile. Nietzsche ve Heidegger'in adımlarında etkili olan Schelling tanınmaya değer.
112 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Felsefî bir novella (uzun hikaye) olarak tanmlanan bu eseri, Alman Filozof Schelling, karısı Caroline'nin ölümü üzerine kaleme almış.

Eser; Clara isminde bir kadın, bir doktor ve bir rahibin varlık-doğa-ölüm-òlüm sonrası hakkndaki diyaloglarından oluşuyor. Yazar inançlı bir Hristiyan olduğundan, meseleleri Tanrı ve ahiret odaklı ele almş.

Çevirisi daha iyi olabilirdi.

Konuyu ele alış biçimini ve meseleye bakış açısını da risale-i nurların tarzına benzettim.
76 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Bazen minicik bir kitap sizi bir dağın tepesinden aşağıya atabilir. O kitap bu kitap işte. Novalis'i tanımak herşeyden önce Goethe veya Shakespeare'i tanımak kadar etkili.
76 syf.
·7/10
Novalis'in 22 yaşında aşık olduğu Sophie 4 yıl sonunda veremden ölür. Novalis bu acı ile onun mezarını ziyaret ettikten sonra bu günceyi tutmaya başlar. Bu sayede biz de büyük bir düşünürün büyük bir acı ile sınandığı günleri gözlemleme şansına sahip oluruz. Lakin yüksek bir beklenti ile okunmaması gerektiği kanaatindeyim, elbette benzer acılar yaşamış olanları daha derinden sarsacaktır ancak metnin çoğu gün içerisinde yapılan alelade şeylerden oluşuyor.
172 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Nobel Ödüllü (1999)Alman yazar Günter Grass'ın -genellikle filme uyarlanmış "Teneke Trampet" eseri ile tanınan- yaşamını yitirmeden 2-3 gün önce tamamlayabildiği, kendisini, hayatı boyunca yaşadığı tecrübeleri aktardığı eseri;

"Sonluluk Üzerine"

Yazarın hastanede geçirdiği günleri tasvir ettiği, artık yaşamını yitirmekte olan Grass'ın psikolojisini, kaleminden düşen sözcüklerin, zamanının ne kadar değerli olduğunu, üretkenlikte sınırının olmadığını bizlere gösteren bir kitap.
Ve kitabın tasarımı o kadar güzel ki, içerisinde yazarın kendi çizimleri yer alıyor (hatta kullandığı mürekkebi mürekkepbalığından nasıl elde ettiğinden de bahsetmiş) aynı zamanda farklı tür konularda kısa anlatıları ve bu her bir anlatının konusuna uygun ardından bir şiir sizleri karşılıyor. Anlatılatıların içeriği değişiyor.Örneğin birinde mantarlardan bahsederken -Grass'ın mantar aşkı tarif edilemez- bir diğerinde kaybettiği arkadaşlarına özleminden, bir diğerinde kendinin değişmesinden bahsediyor. Çok akıcı eğlenceli bir kitap gerçekten.

Kitaptan bahsettiğimize göre beni çok etkileyen ve sizlerle paylaşmak istediğim kitabın giriş cümlesini de buraya bırakıyorum :)

KUŞ GİBİ ÖZGÜR OLMAK

Pipo içenin kalbi, ciğeri, böbrekleri, onu, perişan haldeki "ben"e serum bağlandığı, yan etkileriyle ilgili efsaneleri fısıldayan ve hacmi gitgide büyüyen bir yığın renkli, yuvarlak,ince uzun hapları yutmak zorunda olduğu tımarhaneye ara vermeksizin, sürekli gitmeye zorlarken; dik kafalı, somurtkan ihtiyar, "Daha ne kadar?" ve "Neden ki?" gibi sorular sorarken ve o sırada elinden ne fırçayla çizilen desenler ne sıralanan sözcükler düşerken; savaşlarıyla ve sivil ölümleriyle dünya elinden kayıp giderken, o yalnızca uyku, bir lokma kesintisiz uyku istedi -kendine-kendine yabancılaşarak, mızmızlanarak avuntu aradı; son çeşme de kuruyup gitmişken, ek işini gören bir esin perisinin suni teneffüs öpücüğü ıslattı beni; ve zaten sözcüklerin bunalttığı imgeler beni zorlarken, kağıt, kalem ve fırça elimin altındaydı, sonbahar havası karşılıksız teklifini sundu, suluboyalar akmaya başladı, keyifle çizıktirmeler yaptım, yeniden kötüleşmesinden korkarak, yeniden yaşamaya başladım şiddetli bir arzuyla.
Kendimi hissetmek. Tüy gibi hafif, kuş gibi özgür olmak, uzun zamandan beri çöküşe hazır olunsa da. Hayvanı dizginlerinden salıvermek. Şu ya da bu olmak. Ölüleri uyandırmak. Dostum Baldanders'in* hırpani kıyafetlerini giymek. Bile bile yanılmak. Mürekkepli gölgelerin altına sığınmak. "Şimdi" demek!
Sanki deri değiştirebilirim gibi geldi bana, ipi yakalarım ve düğümü keserim; sanki bu yeniden keşfedilen mutluluğun tekrarlanabilir bir adı varmış gibi.

* Kılık değiştirme özelliği ile bilinen Alman folk figürü.

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ediyorum sevgilerle... :))

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Barış Albayrak
Unvan:
Çevirmen, Editör
Doğum:
İstanbul, Türkiye
İstanbul'da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi ve Tübingen Üniversitesi'nde Psikolojik Danışmanlık ve Felsefe okudu. Alman İdealizmi ve Romantik Dönem üzerine çalışmayı seviyor, çeviri ve editörlüğün dışında, alternatif eğitim tarihi ile ilgileniyor.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 204 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 327 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.