Mehmet Can Uğur

Mehmet Can Uğur

Çevirmen
8.3/10
173 Kişi
·
14
Okunma
·
1
Beğeni
·
124
Gösterim
Adı:
Mehmet Can Uğur
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
398 syf.
Goriot Baba, Paris'te kendi halinde makarna tüccarı olan bir adam. Hani Allah bazılarına "yürü ya kulum" dermiş ya, işte Goriot Baba'da almış yürümüş. Mal, mülk, altın, gümüş... Fakat bu garip adamın ahir ömründe hiçbiri gözüne gelmemiş. Malın mülkün, şanın şöhretin delisi, mecnunu olmamış. İmtihan bu ya, Goriot Baba bunlardan değil, evlatlarından sınanmış. Daha iki evladı küçükken zevcesini kaybetmiş, evlatlarına hem ana hem baba olmuş. Hatta onlara tanrı gibi tapmış. Hemde ömrünün sonuna kadar, sadakatle. Büyük bir şevkle. Hiçbir isteklerini ikiletmemiş. Bizim Anadolu'da derler ya, neyi çok seversen onunla sınanırsın diye, işte bu roman Goriot Baba'yı canından edinceye kadar yakasını bırakmayan evlat sınavını konu ediyor. Kızlarının zamanı gelince, Goriot Baba, iki kızını da karakteri kötü ama cüzdanı şişkin iki adamla evlendiriyor. Nerden bilsin garip? Hesapta kızları ömür boyu fakir fukaralık çekmeyecek, babanın içi rahat edecekti. Ama işler öyle gelişmemiş. Kader öyle bir ağ örmüş ki bu yüreği kızlarının ateşiyle yanan adama, şaşırıp kalmış. Damatları hayırsız çıkmış. Çocukları sosyetelerde, yasak ilişkiler, gösteriş, şan şöhret, para kazanma bataklıklarında günlerini gün etmişler. Elindeki bütün serveti kızları mutlu olsun diye harcayan Goriot Baba, kızları kendini istemeyince Paris'te mütevazı bir pansiyona yerleşmiş. Yine de kızlarına gücenmemiş. İşte bu pansiyonda, hırslarını hayata geçirebilme mücadelesi veren köy delikanlısı, öğrenci Rastignac ile tanışmış. Rastignac kadir bilen, merhametli bir çocuk. Goriot Baba'nın kızlarından birisine ilk başlarda farkında olmadan aşık olmuş Rastignac. Sosyeteye bu sayede girmek istemiş. Olaylar bu minvalde gelişmiş, yaşanmış. Günler günleri kovalamış. Goriot Baba'nın bir evladı da Rastignac olmuş. En sonunda Goriot Baba zayıf düşmüş, hastalanmış. Son nefesine evlatları gelmemiş. Geç kalmışlar. Cenaze töreninde de sadece Rastignac ve birkaç kişi katılmış. Hikaye burada bitmiş. Ve Balzac kitap yazılmaz, "yaşanırı" bizlere öğretmiş olmuş. İster okuyun, ister okumayın, umurumda değil. Herkes kendi hikayesini yazıyor bu dünyada. Selametle kalın...
144 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Youtube inceleme videosu: https://youtu.be/rgaowT8txz4


--Spoiler içerebilir--
Geçen hafta az kişinin bildiği kitaplardan bahsederken Vasat Edebiyatı 101 kitabını anlatmıştım. Yazar Taylan Kara Lem’in kitaplarını çok sevdiğini ve değerinin bilinmediğinden bahsediyordu. Ben de kitabı tatilde okumak üzere bavula ekledim.

Yazarın dili zor olmasına karşın başından itibaren sizi olayların içine çeken bir yanı da var. Ülkemizde hatta dünyada okuyucusu sınırlı bir yazar. Ayrıca kitaplarının çevirisi yazarın dili kadar zor olmuş. Doğal olarak yetersiz kalıyor. Astronot İjon Ticky profesör Tarantoga tarafından Kosta Rika’ya Gelecekbilim Kongresine katılması için gönderilir. Fakat kongre başladıktan sonra çok garip olaylar patlak verir. Protesto gösterileri başlar, silahlar patlar, Molotoflar atılır. Kongre dünya nüfusunun gelecekte yaratacağı krize karşı bir önlem planının hazırlanması için yapılır. Hazırlanan sunumların fazla zaman aldığı için önceden dağıtılmış broşürlerde maddeler belirtilmiştir. Bu yüzden konuşmacılar genellikle maddeleri açıklamak yerine rakamları söylemekle yetinir. İşin en ilginç kısmı ise maddelerin çıkardığı sonuçların tamamı dünyanın sonuna işaret eder.

Kongre Hilton’da yapılmaktadır ve sunumlar yapıldığı sırada artık işler çığrından çıkmaya başlar. Bütün bu olayların tamamı absürt bir yazım tarzıyla anlatılıyor. Onca olayın içinde sanki eğlenceli bir metin okuyor gibi olmanız muhtemel. Bir süre sonra otel bombalanır ve kahramanımız bir grup insanla birlikte kanalizasyona kaçar. Polis binayı halüsinojenik bir bomba kullanmasıyla birlikte kanalizasyonadaki herkes etkilenir ve Ticky’nin sanrılarına şahit oluruz. Ana tema içinde yer alan sanrılar kitap için kilit rol oynamaktadır.
Kahramanımız gözlerini açtığında kendisini bir siyahi kadının bedeninde bulur. Çok uzun sürmeden tekrar saldırı olur ve bu sefer kızıl bir adamın bedeninde uyanır. Halüsinasyonlar ve sanrılar arasında gidip gelen kahramanımız daha fazla zarar görmemek için dondurulur.

Uyandığında 2039 yılındadır ve muhteşem bir dünyadır burası. Savaşların bittiği, paranın hiçbir anlamının olmadığı fakat yeni bir dile alışmasının gerektiği bir dünyadır. Bu dünya ilaçlarla yönetilmektedir. Başta burası tamamen bir ütopyadır. Kullandığı ilaçlar sayesinde uyku düzenini ve ruhsal durumunu çok iyi düzeyde tutuyor. Ama dediğim gibi başta bir ütopya gibi duran bu dünya aslında ilaçlarla kandırılan bir topluma evrilir, bir distopya başlar. Verilen ilaçlar sayesinde beyinde maskeleme oluşur ve kötü olan her şeyi mükemmel gibi görürsünüz. Örnek vermem gerekirse; bir binanın penceresinden aşağı baktığınızı ve fiyakalı arabaların düzenli bir şekilde ilerlediğini görüyorsunuz. Ama engelleyici ilacı kullandığınız anda içinde bulunduğunuz salon çöp evden farksız aşağıda araba gördükleriniz de insanlardan ibaret. İnsanlar aslında arabaya binmiyorlar, koşuyorlar. Öyle bir ilaç ki bunlar kolsuz bacaksız berbat bir vücuda sahip olsanız bile sanki her şey normalmiş gibi gözükür gözünüze.

İşte böyle bir dünyada yaşayan kahramanımız acaba yine mi sanrılar görüyor yoksa gerçekten dünya bu şekilde mi yönetiliyor, kitabı okuduğunuzda ancak içinden çıkabileceğiniz bir denklem sunuyor size.
132 syf.
·2 günde·10/10
Orijinal adı “The Sign of Four” olan ve çeşitli çevirilerde “Dörtlerin Yemini”, “Dörtlerin İşareti” şeklinde de karşımıza çıkan Sir Arthur Conan Doyle’un kaleme aldığı ikinci roman; Sherlock Holmes Dörtlerin İmzası.

Yine bayılarak okuduğum bir kitap oldu. Kitabı okumaya başladığınızda daha ilk sayfadan olay örgüsünün içine giriyor ve sayfaları farkında olmadan ardı ardına çeviriyorsunuz. Sürükleyicilik konusunda örnek gösterebileceğim kitaplar içerisinde. Okurken sonrasını merak ettiğiniz türden bir kitap.

Konusuna gelecek olursam eğer hikayemiz; Sherlock Holmes ve arkadaşı Doktor Watson’ın, Bayan Morstan’ın yıllar önce kaybolan babası ve kendisine gönderilen gizemli incilerin peşine düşmeleriyle başlıyor. Araştırmalarının bir cinayetle kesişmesi sonucu ile de hedefimiz yalnızca gizemli inciler olmaktan çıkıyor ve bir cinayetin çözümü için de çabalar hale geliyoruz.
Bunun yanında her ne kadar ön planda olmasa da bir aşk hikayesiyle de karşılaşmış oluyoruz.

Sherlock Holmes’u, polisiyeyi, macerayı, gizemi seven her okurun keyifle okuyabileceğini düşündüğüm bir kitap. İlk kitapla bir bağlantısı olmadığından direkt olarak bu kitabı okursanız da olay örgüsünde bir karışıklık ya da anlaşmazlık yaşanmıyor. Ama benim tavsiyem kesinlikle sırayla okumanız! ️
132 syf.
·124 günde·Beğendi·8/10
Aylar önce bitirip ancak bugün paylaşma fırsatı bulabildiğim , Sherlock Holmes’un mükemmel dedektifçiliğini anlatan bir polisiye.. Şiddetle olmasa da tavsiye ederim :) İlginç bir kitap...
144 syf.
·10/10
Ta da! Sherlock Holmes ile ilk tanışmamız; Kızıl Takip romanı! Çeşitli çevirilerde Kızıl Dosya olarak da kullanılıyor. Orijinal adı ise A Study In Scarlet.

Kitabımız Sherlock Holmes ve Dr Watson’ın tanışması ile başlıyor. Hepimizin bildiğini düşündüğüm o büyülü karşılaşma! Tek kelime ile ba-yı-lı-yo-rum! En sevdiğim kitap sahnesi sorulsa kuşkusuz Sherlock ve Watson tanışması derdim. Aynı zamanda Müfettiş Lestrade, Dedektif Gregson ve Bayan Hudson ile de ilk defa bu hikayede tanışıyoruz.

İlk kelimesinden son kelimesine kadar tek nefeste okuyacağınız bir kurgu. Baylar, bayanlar hazır olun bir cinayet davasını çözmek üzeresiniz! Kitap iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Sherlock Holmes ve Dr Watson tanışması ile birlikte davaya giriş yapıyoruz. İkinci bölümde farklı bir hikayeye geçiş yapıyoruz. Sakın hikaye burada sonlandı diye düşünmeyin. Daha yeni başlıyoruz! Bu bölümler de beni çok heyecanlandırdığı için çok detay vermek istemiyorum çünkü benim için spoiler sayılırdı. Birden “Ee n’oluyoruz ya? Bu da ne alaka şimdi?” derken sayfaları çevirdikçe “Hııı! Öyle miymiş?!” diyorsunuz. Yalnızca bir cinayet davası değil hüzünlü bir aşk hikayesi de okuyoruz bu romanda. Hala okumamış olan varsa dizileri filmleri bir kenara bırakıp koşarak okusun diyorum. Her kelimesi her detayıyla harika bir eser! Sen bir başyapıtsın Sherlock Holmes!


Biraz Sherlock Holmes kitapları hakkında da konuşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi çeşitli yayınevleri tarafından okuyucuya sunulmakta. Sherlock Holmes ilk yayınlanmaya başlandığında bir dergide kısa hikayeler şeklinde yayımlanıyordu. Daha sonra bir araya getirilerek kitaplar şeklinde basılmaya başlandı. Benim Sherlock Holmes okurken en çok dikkate aldığım şey kesinlikle yayın sırası. Bölük pörçük hikaye ve romanlar şeklinde okumak istemiyorum. İlk halinde, ilk yayımlanma sıralamasında okumak istiyorum. Bu konuda ise bence en özverili çalışan yayınevi cemyayınevi. Sherlock Holmes’un bütün maceralarını toplamda dokuz kitap halinde yayımlıyor. Eğer sizler de Sherlock Holmes’u sırası ile okumak istiyorsanız (bence kesinlikle sırasıyla okumalısınız) bu seriyi alabilirsiniz.
144 syf.
·3 günde·9/10
.
——Gelecekbilim Kongresi——
Şimdi bu adamın zekasını, öngörü yeteneğini ben nasıl tasvir edeyim.
Mükemmel bir bilimkurgu yazarı. Romanın her satırında ayrı bir fikir yatıyor desem abartmış olmam. Stanislaw Lem tıp eğitimi almış. Matrix senaristlerinden tutun da üç boyutlu gözlüklerin- hologram teknolojisinin yaratıcılarına ve hatta MIT’li bilim insanlarının ilhamına mazhar olmuş bir yazar kendisi.
İjon Thicy bir gelecekbilimcidir. Dünyanın nüfusu kontrolden çıkmış ve ülkeler artık gelecekleri için endişe etmektedir. Ekosistemler çökmüş, yaşam için gerekli kaynaklar tükenmektedir. Böyle bir ortamda dünya devletleri ‘gelecekbilimcilerini’ Kosta Rika’ya bir kongre için gönderir ve hikaye başlar.
Cidden çok iyi bir romandı. Gece kitabı elimden bıraktığımda ‘Acaba bizi böyle bir gelecek mi bekliyor?’dedirtti.
Lem bilimkurgusal mizah yapıyor. Ya da mizahla harmanlanan bir bilimkurgu
Şu an kitap satış dışı sanırım lakin okumak isteyen kitabı, Nadirkitap’tan temin edilebilir kanımca.
150 syf.
·3 günde·7/10
Adgar Allan Poe'nin Morgue Sokağı Cinayeti kitabı ilk polisiye kitap olarak geçmektedir.Bu kitap 4 kısa hikayeden oluşmaktadır. Bunlar Morgue Sokağı Cinayeti, Marie Roget Gizemi, Çalınan Mektup ve Sensin O Kişi'dir. Bu hikayelerden Morgue Sokağı Cinayeti'ni çok begendiğimi söyleyebilirim. Bence olağanüstü başarılıydı; hikayenin sonu okuru sarsacak nitelikteydi. Nerede görülmüş bir orangutanın katil olduğu :) Ama diğer hikayelerinde sıkıldım nedense. Poe'nin dedektif Dupin üzerinden yansıttığı analitik düşünceler yorucuydu. Özellikle Marie Roget Gizemi'nde derin analizler vardı. Okurken yoruldum diyebilirim. Bu benim dedektiflik hikayelerine yoğun ilgi duymamamdan da kaynaklanıyor olabilir. Ancak polisiye , gerilim türü kitaplara ilgi duyanların, Arthur Conan Doyle , Agatha Cristie sevenlerin Adgar Alan Poe 'nun bu kitabını benden daha çok seveceklerine eminim.
150 syf.
·5/10
Kitabın çevirisini özensiz ve kendi içinde tutarsız buldum (Kimi yerde Seine, kimi yerde Sen Nehri şeklinde yazılmıştı; bazı gazete isimleri çevrilmiş, bazıları orijinal dilinde bırakılmıştı), basit imla hataları (ör. yayınlamak - yayımlamak) ve yanlış eşleştirilmiş dipnotlarla doluydu. Tercüme de İngilizce'den kelimesi kelimesine Türkçe'ye çevrilmiş gibiydi, dolayısıyla kitabın tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Üslubunu Sherlock Holmes'le ister istemez kıyasladım ve Poe'nun kurgusunu nispeten zayıf buldum. Fakat bu anlaşılabilir çünkü Morgue Sokağı Cinayeti, polisiye hikaye türünün ilk örneği olarak gösteriliyor.

Sonu belirsiz bırakılan öyküleri okumaktan keyif alırım fakat Marie Rogêt cinayetinin çözülmemesi -ve hikayenin bir iki cümleyle toparlanmaya çalışılması- bu uzunlukta bir hikaye için oldukça yetersiz kalmış. Hikaye boyunca baş karakterimiz sürekli gazete küpürleri ve ilanları değerlendiriyor ve ortaya atılan görüşlerin haksız olduğu noktalara dikkat çekmek dışında pek bir şey yapmıyor. Bu da bende sürekli aynı şeyi okuduğum hissini uyandırdı. Tatmin edecek bir son yazılmamış hatta bir bölümde editör "... yaşananları burada açıklamayacağız (...) ancak kısaca, amaçlanan sonuca ulaşıldığını belirtmemiz uygun olur diye düşündük" şeklinde bir not düşmüş!
Kitabı bitirdikten sonra öykünün ilham aldığı olayı araştırmaya karar verdiğimde de durumun ilham almaktan çok uyarlamak olduğunu fark ettim. Mary Rogers davasında bahsi geçen han sahibesi, kadının nişanlısı, çalılıkta bulunan eşyalar, gazetelerin görüşleri hiç değiştirilmeden öyküleştirilmiş.
144 syf.
·4 günde·9/10
Bu kitaba kişisel yorum eklemeyeceğim, kitap hakkında bir kaç bilgi eklesem yeterli olacaktır;

Kitap 85 dile çevrilmiştir.

Sherlock HOLMES, Kutsal Kitaplar'dan ve sözlüklerden sonra dünyada en çok okunan kitap olmuştur.

75'den fazla oyuncu tarafından 200'ün üzerinde filmde canlandırılmıştır.
304 syf.
·1 günde
Bende zeplin yayınlarının basımı var.Hepsi birbirinden güzel idi.İçlerinden en çok Boscombe Vadisi Gizemi,Beş portakal çiçeği ve Eğri dudaklı adam hikayelerini beğendim.Tavsiye ederim.Keyifli Okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Can Uğur

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 14 okur okudu.
  • 24 okur okuyacak.