Mehmet Emin Yurdakul

Mehmet Emin Yurdakul

Yazar
9.8/10
4 Kişi
·
10
Okunma
·
21
Beğeni
·
1.105
Gösterim
Adı:
Mehmet Emin Yurdakul
Unvan:
Şair ve Milletvekili
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Mayıs 1869
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 14 Ocak 1944
1869 yılında İstanbul’un, Beşiktaş semtinde doğdu. Babası balıkçılıkla uğraşan Salih Reis, annesi Emine Hatun’dur.

Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nden sonra devam ettiği Mekteb-i Mülkiye’nin İdadi bölümünden ayrıldı, devlet memurluğuna başladı. 1899’da kaydolduğu Hukuk Mektebi’ne bir süre devam ettiyse de öğrenimine ABD’de devam etmek için bu okuldan ayrıldı, ancak bu isteğini gerçekleştiremedi ve devlet memurluğuna döndü[2].

Sadrazam Cevdet Paşa’nın tavsiyesiyle Rusumat Evrak Dairesi’nde göreve başlayan Mehmet Emin Bey, 1897-1907 yılları arasında Rüsumat Evrak Müdürlüğü yaptı. İlk şiirini 1897’de Yunan Harbi sırasında Selanik’te Asır Gazetesi’nde yayımladı. “Cenge Giderken” adlı bu şiir ile ünlendi. 1899’da “Türkçe Şiirler” isimli bir şiir dergisi çıkardı. İstanbul’da “Servet-i Fünun”’da, Selanik’te “Çocuk Bahçesi” Dergisi’nde, İzmir’de "Muktebes" adlı dergide şiirlerini yayımlamayı sürdürdü.

İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesiydi. Şiirleri ile hükümeti eleştirince 1907’de İstanbul’dan uzaklaştırılıp Erzurum’da görevlendirildi; II. Meşrutiyet’in ilanının ardından Trabzon’da gönderildi. II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ile sonuçlanan 31 Mart Olayı’ndan sonra İstanbul’a çağrıldı; Bahriye Nezareti Müsteşarlığı’na atandı ancak bu görevi istemeyince 1909’da Hicaz, 1910’da Sivas valiliği yaptı. Çalışmasının engellendiği gerekçesiyle 1910 yılında istifa ederek İstanbul’a geri döndü.

Ahmet Ağaoğlu, Dr. Fuat Salih, Ahmet Ferit Beylerle birlikte “Türk kültürü, dili ve sanatının geliştirilmesi amacıyla” kurulan Türk Ocağı adlı örgütün kurucuları arasında yer aldı Örgütün ilk genel başkanı oldu, çıkarılan Türk Yurdu Dergisi’nin sorumluluğunu üstlendi. Ancak henüz dergi çıkmadan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile anlaşmazlığa düşünce Erzurum’a vali olarak atandı, 1912’de bu görevde iken emekliye ayrılmak zorunda bırakıldı. İstanbul’a dönüp Türkçülük düşüncesini yaymak üzere yayıncılık yapmaya devam etti.

1913’te Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Musul milletvekili oldu. Türk Ocakları’nın 1918 tarihli kongresinde Hamdullah Suphi ve Ziya Gökalp gibi isimlerle birlikte örgütün “Hars ve İlim Heyeti” üyeliğine seçildi. 1919 seçimlerine katılan Milli Türk Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı.

İstanbul’un işgalinden sonra Mayıs 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda düzenlenen mitingde sarfettiği şu sözleri ünlüdür:

"Demir ve ateş; kardeşler ben bunlarla hiçbir vatan ve ırkın öldüğünü işitmedim. Şerefli bir tarih ve medeniyete, sağlam bir fazilet ve ahlâka, zengin bir şiir ve edebiyata, dinî ve millî ananelere, ırkî ve vatanî hatıralara mâlik olan bir milletin mahvolduğunu tarih göstermiyor..."
1921’de Milli Mücadele'ye katılmak için Anadolu’ya geçti. Antalya, Adana, İzmir yörelerinde dolaşarak halkın ve ordunun manevi gücünü arttırıcı konuşmalar yaptı. TBMM’de önce Şebinkarahisar, sonra da Urfa ve İstanbul milletvekili olarak beş dönem görev yaptı. Milletvekilliğini ölümüne kadar sürdürdü.

Şiir yazmaya Servet-i Fünun Dergisi’nde başlayan Yurdakul bütün şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsü kullandı; konularını toplum dertlerinden, sosyal-epik hayat sahnelerinden aldı; uyarıcı-öğretici şiirler yazdı. "Türk Şairi", "Milli Şair" diye anılır. 14 Ocak 1944 tarihinde İstanbul’da öldü. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri[değiştir
Türkçe şiirler, 1899
Türk Sazı, 1914
Ey Türk Uyan, 1914
Tan Sesleri, 1915
Zafer Yolunda, 1918
Aydın Kızları, 1919
Dante'ye, 1920
Mustafa Kemal, 1928
Ankara, 1939
Cenge Giderken 1886
Fazilet ve Adalet (1890)
Ordunun Destanı (The Legend of the Army, 1915)
Dicle Önünde (In Front of Tigris, 1916)
İsyan ve Dua (The Uprising and the Prayers, 1918)
Turan'a Doğru (Towards Turan, 1918)
Türk'ün Hukuku (The Law of Turk, 1919)
Kral Corc'a (To King George, 1928)
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.
Mehmet Emin Yurdakul
Sayfa 20 - Atlas kitabevi
Evet onlar sokakları genişlettiler; lakin kafaları daralttılar. Yolları aydınlattılar; lakin fikirleri karanlıklar içinde bıraktılar. Zekanın çiçeklerini esaretin yılan nefslerine zehirlettiler; ruhun aşklarını istibdadın sırtlarına parçalattılar. Garpten şarka belki birçok şeyler getirdiler: lakin buradan en mukaddes ve aziz ber şeyi çaldılar ki o da milletlerin hürriyyet ve istiklalidir.
Bugün şarkın bütün çocukları da yine senin Shakespeare'inin bir sözünü tekrar ediyor: "Sezarların yırtıcı kaplan olmaları Romalıların korkak bir sürü olduklarını anladıkları içindir; eğer Roma'da korkak geyikler olmasaydı, onlar kaplan olamazlardı" diyorlar
Ah eğer siz de vatan aşkını, kahramanlık rüyasını inkar ediyorsanız, sizlerin nazarlarında da hürriyet için dökülen kanların, gözyaşlarının değeri yoksa; eğer sizler de, zafer taklarını, şeref heykellerini taş ve tunç yığınlarından ibaret görüyorsanız, siz de tarihleri yaratan, vatanları yaşatan, büyük kahramanlara karşı hürmet etmeyecekseniz artık sonu gelen dünya baharları, çiçekleri; göklerin güneşleri, yıldızları; kainatın güzellikleri, zenginlikleri, her şey tabiatın acı bir gülüşü ve zehirli bir istihzasıdır. Artık insaniyyetin aşk ve rüyaları birer efsane, hak ve adalet fikirleri birer yalandır.
Hayır hayır, bu nasibi almak için doğmadın.
Onun için doğdun ki sen, kadınlığın hakkıyla
Ocağının karşısında saadete eresin;
Göğsünü kabarttıran anneliğin aşkıyla
Evladına sütün gibi pak duygular veresin.
Sen aziz bir yoldaşsın:
Senin sesin hayat için dövüşmeye koşturur,
Senin sevgin vatan için fedakarlık öğretir,
Senin yüzün insan için bir merhamet duyurur;
Senin ile insanoğlu yeryüzünü şenletir.

Lakin bizler bu hakları unuttuk,
Kadınlığı hayvanlıkla bir tuttuk,
Ninen gibi sana dahi hor baktık;
Seni dahi garip, yoksul bıraktık!...
Sonra mechul yollardan kendinin şairini bekliyordu. Şiirin elem perilerinin lisanıyla onun hayaline: "Ey şair: sazınla benim yanıma gel; bana doğru eğil! Bak, ben dünyayı kuranım; halkım: asırlardır sabanımla herkese ekmek hazırladım. Fakat ben açım. Çekicimle herkesin saadetini dövdüm, fakat ben bedbahtım; kazmamla herkesi zengin ettim; fakat ben yoksulum; süngümle herkesin hürriyyetini korudum; fakat ben esirim. Ben ihanetlerin zehir dolu taslarını, cinayetlerin kanlı hançerlerini bilenim; köylüyüm; bir sokak çocuğuyum; sefalet ve cinayetin uçurumlarına, bataklarına düşeceğim. Bir anayım ki çocuklarımı emzirmek için memelerimde bir damla süt yok. Solgun bir kızım ki katsız saçlarıma felaket fırtınalarının karları yağdı. Hasta bir gelinim ki dulluk duvağım yakında kefenim olacak; yaşlı, ihtiyar bir kadınım ki cinsimin duygularını unuttum. Kalbimde açılan gençlik güllerinin yerinde dikenler var; aşkını ve ümidini kaybeden ruhum elem ve matemin türküsünü söylüyorlar.

Neden adalet terazisinin bir tarafı bu kadar eğilsin? Bu terazinin bir gözüne benim için elem ve ıztırabı; matem ve musibeti, feryadları, gözyaşlarını koyan kimin elidir? Acaba Rabb'in esir ve mazlum diye yarattığı kulları var mıdır? Yoksa ey şair sen sazında hakk ve hürriyyeti, müsavat ve adaleti çal!.. Artık bende sevmek, ümid ve tahayyül etmek, gülüp, oynamak, terennüm eylemek, hür ve mesud yaşamak istiyorum." diye sesini yükseltiyordu.
Sen dersin ki: "İnsan neden göz yaşları dökecek?
Bak, tabiat her bucaktan gülmededir yüzlere;
Bak, ne parlak güzellikler serpilmiştir her yere;
Bak, her bir şey sevimli, hoş; oh, her yerde nur, çiçek.

Böyle güzel bir alemde ağlamak mı?..
Ağlamak!..
Zira bizim hayatımız, baharına ermedi.
Hürriyetin hiçbir dalı bize yemiş vermedi.
Bilmez misin, zincir sesi işitilen bir toprak
Cennet olsa, bizim için karanlık zindandır;
Bizim için, pembe şafak bir kırmızı kefendir;
Bizim için, bir sadberk gül bir yabani dikendir;
Bizim için, bir güvercin bir agulu yılandır.
473 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabımız 12 bölümden oluşuyor. Bunlardan birisi geçen gün okuduğum Türk Sazı kitabını da kapsıyor. Yurdakul, burada aslında tüm şiirlerini toplatmış dersek; emekleri için aynı zamanda Türk Tarih Kurumu da kocaman bir teşekkürü hak ediyor. Türk Tarih Kurumunda öyle her önüne gelenin yayımının yapıldığını da söyleyemediğimiz gibi amacı milli bilinç ve bu topraklarda yaşayan, ülkesini seven insanlara birkaç duygu katmak olan bir yazarı da kolay kolay kimse geçiştiremezdi.
1. bölümümüz ‘Türkçe Şiirler’ adından oluşup burada kimler yok ki? Önsözden başlayan, tanıtım yazılarıyla devam eden, Recaizade, Abdülhak Hamid, Sami, Rıza Tevfik, Fazli Necib gibi insanlara yazılan mektuplarla devam eden, resimlerle bezenmiş ve oldukça yalın anlatımlı şiirlerin birleştiği bölüm. İnsan buraya biraz hayranlık biraz şaşkınlıkla baktıktan sonra devam ediyor. Nasıl şaşırmayalım ki? Şimdiki dönemin uyduruk ‘Sanatçılarını’ bile görünce aklını kaybedip resim çekilmeye koşanları görünce o dönemin büyükleriyle mektuplaşmanın zevkini, hazzını, mutluluğunu bir düşünün. Yaşamak ne kelime, düşünmesi bile hoş…
2. bölüm ise ‘Türk Sazı’ demiş, onu zaten ayrı bir kitap olarak değerlendirmiştik. Lakin yeniden hatırlatmak açısından şöyle bir verelim: #34600828
3. bölüm ise tam bir Şahlanış Marşı gibi. Ey Türk Uyan! diyerek başlayan bu şiirimizde aslımız, nereden geldiğimiz ve içinde bulunduğumuz duruma karşı psikolojik bir var olma ve bunun yanında şanlı Atanın da dediği gibi ‘Ya İstiklal Ya Ölüm’ mantığını harekete geçirme fikrini görüyoruz. Gerçi nasıl görmeyelim? Aynı yüce şahıs (farkındaysanız isim kullanmıyorum, PRİM oluyor muuuuuuuuşşşşşşşş) benim bedenimin babası Ali Rıza, hislerimin Namık Kemal, fikirlerimin Ziya Gökalp dediğini düşünürsek; buradan bu şiirin de ne kadar mühim bir kitleye yazıldığını anlayabiliriz.
4. bölüm Tan Sesleri, Yurdakul’un büyük dava arkadaşlarından Halide Edip yazısıyla başlıyor. Bu bölümde de dikkatimi çeken bir durum var. Tercih sizindir. Aç Bağrını Biz Geldik adlı ilk şiirde şu söz geçer. “Kurtarıcı Ordumuza ve Kahraman Başbuğuna” ve bu söz ne hikmetse TÜRK Tarih Kurumuna verilirken kaldırılmıştır. Yanlış anlama olmaması adına bunu Yurdakul mu kaldırdı yoksa TTK mı bilemiyorum. Zaten merak ettiğimde bu ithamın neden kaldırıldığı. Evet, oldukça mühim konular.
5. bölüm de ‘Ordunun Destanı’ başlığını görüyoruz ki burada Çanakkale Kahramanlarımıza bir şiir yazılmış. Özellikle nakarat kısmında verilen şu satırlar beni çok etkiledi. “İleriye! Türkün alnı/ Yalnız Rabb’e secde eder/ Onun asil, hür vicdanı/ Tahtta hakan görmek ister. & İleriye! Gök, yer, deniz/ Baskınlarla inildesin/ Bizim erkek seslerimiz/ Her siperde, “Vur, kes!” desin.
6. bölüm ‘Dicle Önünde’ başlığıyla adından da tahmin edilebileceği gibi Irak Ordusu için yazılmış. Hemen akabinde Hilali Ahmer kadınları için yazılan Hasta Bakıcı Hanımlar başlıklı şiiri de 7. bölümde görüyoruz.
8. bölüm Turana Doğru başlığını taşıyor ve Turan’ın asil kızlarına ya da bilinen adıyla Asenalarımıza yazılan ve bestelenen şiirlerden oluşuyor. Tabi bunun yanında özellikle Kafkaslar ve Ruslar üzerinden sürdürülen şiirlerimiz de mevcut.
9. bölüm İsyan ve Dua adını taşıyor. Burada Tan Sesleri bölümündeki Halide Edip yazısına bir cevap niteliğinde Halide Edip Hanıma bir şiir itham edilmiş.
10. bölümde Aydın Kızları başlığını görsek de ilk şiir Yakup Kadri için yazılıyor. Milli Orduya yazılan bestemiz var ki alıntı paylaştım. Çok değerli bir sanatçımızın yaptığı şarkıyı da paylaştım ki o sanatçımızın şarkılarını da sevgiyle ve muhabbetle tavsiye ederim.
11. bölüm ‘Ankara’ adına yazılıyor. Tabi konu Ankara olunca akıllara kim geliyorsa sayfalar dolusu anlatılamaz şiir de ona ithaf ediliyor.
12. ve son bölümümüz de Dağınık Şiirler başlığı altında çeşitli zamanlarda yazdığı şiirlerinin toplandığı bir albümü oluşturuyor. Özellikle kitap boyunca çoğu şiirden sonra notalarını paylaşıp bir de o şiirlerini bestelemiş olması yönüyle Yurdakul için şair yerine Sanatçı kelimesini kullanmayı daha uygun buldum.
Böylelikle güzel bir şiir kitabını daha geride bırakmış olduk. Cümleten keyifli okumalar, mutlu günler dilerim..
152 syf.
·Beğendi·10/10
Şimdi sizlere bir şair tanıtacağım. İster buna Türk Şairi deyin isterseniz de Milli Şair deyin. Sizlere Zincirlikuyu’dan bol bol selam ve bir o kadar da gözyaşı getirdim. Şebinkarahisar, Urfa ve İstanbul Milletvekilliği yapan ve vefatına kadar da mebus olarak kalan ve şiirlerinde vatan millet aşkını hissettiren bir şairden bahsediyorum. Mehmet Emin Yurdakul!
Zaten bizim şairlerimize bakın. Dikkat çekici bir şekilde şunları görürüz: Asya, Karakurt, Yurdakul, Ersoy, Gençosmanoğlu, Türkkan, Gökalp…
Kendisine baktığımız zamanda zaten Meşrutiyet sonrası kurulan Türk Ocağı (şükür devam ediyor) kurucusu ve ilk başkanı olan yazarımız, 1897 yılında Yunan Savaşı sırasında yazdığı Cenge Giderken şiiri ile de aslında yolunu çizmişti. Türk Sazı’na geldiğimizde ise, en doğru şekilde şu cümleyi kurabilir miyiz? ‘İnanmış bir yüreğin haykırışı.’
Buna dayanak olarak ne gösterebiliriz? Mesele burada düğümleniyor mu? Asla. Serveti Fünun dönemine damga vurur bir şekilde onların aksi yönüne giderek halkın çilesini anlatır aslında kitapta. Tam da Balkan Savaşı dönemine gelmiştir. Çünkü sanatı güzellik için yapanların yanına bir şair çıkar hem Türklük hem de Millet için yazar; sanat sanat içindir yerine bulunduğu topluma aykırı olarak Sanat Toplum İçin der.
Toplumu yönlendirmek adına şairlerin de önemi olduğunu düşünür. Bu düşüncesi yetmez. İstanbul İşgali sonrası Mayıs 1919’da Sultanahmet Meydanında mitinge katılır. Şu sözleri sarf eder: #34597607
Tabi bunlar da yetmez koca şaire. Kalkınmanın yolunun Batılılaşma olduğunu da görür. Hatta çevresi karşı çıkmasına rağmen 3 tane şiir yazar. Bu şiirlerin üstüne de kime yazdığını da belirtir hafiften. O üç şiirde kimlerden bahsedip, kime ne yapacabileceğini söyler dersiniz? Gutenberg, Martin Luther, Kristof Kolomb. Anlayana…
Şimdi yetti mi dersiniz? ASLA! Bu sefer acınası insanlar, dul kadınlar, yetimler, hayırlı (!) evlatlar, balıkçı ve demirci gibi zanaatkarlar, şehitlerimiz, toplumun kısaca her kesimi onun şiirlerine konu olur. Halkı yüceltir. Çünkü millet kendini kötü hissederse o Büyük Türkiye hayali nasıl gerçekleşecektir? Nasıl verecektir bu insanlar büyük savaş döneminde ekmeğinin yarısını, ununu, kağnısını, silahını, malını ve de canını…
Peki şimdi yetti mi? Gene yetmedi. Şiir ölçülerine de yeni kalıplar getirir şair. 11li hece ölçüsünü bırakır. 15,17,19 hece ölçüsü kullanır. Sınır tanımaz. Ama uyumludur cümle sonları. Birinde 2 kelime birinde 15 kelime birden yazmaz. Okuyan anlasın ister. Birileri okusun gözü açılsın ister ve hepsinden önemlisi de hatırlanmak ister. Milli Şairlerimizin anılarına sahip çıkacağız. Yaptıklarına saygı duyacağız ve onları anmaya devam edeceğiz.
Mutlu akşamlar, keyifli okumalar. Esen kalınız..

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Emin Yurdakul
Unvan:
Şair ve Milletvekili
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Mayıs 1869
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 14 Ocak 1944
1869 yılında İstanbul’un, Beşiktaş semtinde doğdu. Babası balıkçılıkla uğraşan Salih Reis, annesi Emine Hatun’dur.

Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nden sonra devam ettiği Mekteb-i Mülkiye’nin İdadi bölümünden ayrıldı, devlet memurluğuna başladı. 1899’da kaydolduğu Hukuk Mektebi’ne bir süre devam ettiyse de öğrenimine ABD’de devam etmek için bu okuldan ayrıldı, ancak bu isteğini gerçekleştiremedi ve devlet memurluğuna döndü[2].

Sadrazam Cevdet Paşa’nın tavsiyesiyle Rusumat Evrak Dairesi’nde göreve başlayan Mehmet Emin Bey, 1897-1907 yılları arasında Rüsumat Evrak Müdürlüğü yaptı. İlk şiirini 1897’de Yunan Harbi sırasında Selanik’te Asır Gazetesi’nde yayımladı. “Cenge Giderken” adlı bu şiir ile ünlendi. 1899’da “Türkçe Şiirler” isimli bir şiir dergisi çıkardı. İstanbul’da “Servet-i Fünun”’da, Selanik’te “Çocuk Bahçesi” Dergisi’nde, İzmir’de "Muktebes" adlı dergide şiirlerini yayımlamayı sürdürdü.

İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesiydi. Şiirleri ile hükümeti eleştirince 1907’de İstanbul’dan uzaklaştırılıp Erzurum’da görevlendirildi; II. Meşrutiyet’in ilanının ardından Trabzon’da gönderildi. II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi ile sonuçlanan 31 Mart Olayı’ndan sonra İstanbul’a çağrıldı; Bahriye Nezareti Müsteşarlığı’na atandı ancak bu görevi istemeyince 1909’da Hicaz, 1910’da Sivas valiliği yaptı. Çalışmasının engellendiği gerekçesiyle 1910 yılında istifa ederek İstanbul’a geri döndü.

Ahmet Ağaoğlu, Dr. Fuat Salih, Ahmet Ferit Beylerle birlikte “Türk kültürü, dili ve sanatının geliştirilmesi amacıyla” kurulan Türk Ocağı adlı örgütün kurucuları arasında yer aldı Örgütün ilk genel başkanı oldu, çıkarılan Türk Yurdu Dergisi’nin sorumluluğunu üstlendi. Ancak henüz dergi çıkmadan İttihat ve Terakki Cemiyeti ile anlaşmazlığa düşünce Erzurum’a vali olarak atandı, 1912’de bu görevde iken emekliye ayrılmak zorunda bırakıldı. İstanbul’a dönüp Türkçülük düşüncesini yaymak üzere yayıncılık yapmaya devam etti.

1913’te Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Musul milletvekili oldu. Türk Ocakları’nın 1918 tarihli kongresinde Hamdullah Suphi ve Ziya Gökalp gibi isimlerle birlikte örgütün “Hars ve İlim Heyeti” üyeliğine seçildi. 1919 seçimlerine katılan Milli Türk Fırkası'nın kurucuları arasında yer aldı.

İstanbul’un işgalinden sonra Mayıs 1919'da Sultanahmet Meydanı'nda düzenlenen mitingde sarfettiği şu sözleri ünlüdür:

"Demir ve ateş; kardeşler ben bunlarla hiçbir vatan ve ırkın öldüğünü işitmedim. Şerefli bir tarih ve medeniyete, sağlam bir fazilet ve ahlâka, zengin bir şiir ve edebiyata, dinî ve millî ananelere, ırkî ve vatanî hatıralara mâlik olan bir milletin mahvolduğunu tarih göstermiyor..."
1921’de Milli Mücadele'ye katılmak için Anadolu’ya geçti. Antalya, Adana, İzmir yörelerinde dolaşarak halkın ve ordunun manevi gücünü arttırıcı konuşmalar yaptı. TBMM’de önce Şebinkarahisar, sonra da Urfa ve İstanbul milletvekili olarak beş dönem görev yaptı. Milletvekilliğini ölümüne kadar sürdürdü.

Şiir yazmaya Servet-i Fünun Dergisi’nde başlayan Yurdakul bütün şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsü kullandı; konularını toplum dertlerinden, sosyal-epik hayat sahnelerinden aldı; uyarıcı-öğretici şiirler yazdı. "Türk Şairi", "Milli Şair" diye anılır. 14 Ocak 1944 tarihinde İstanbul’da öldü. Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri[değiştir
Türkçe şiirler, 1899
Türk Sazı, 1914
Ey Türk Uyan, 1914
Tan Sesleri, 1915
Zafer Yolunda, 1918
Aydın Kızları, 1919
Dante'ye, 1920
Mustafa Kemal, 1928
Ankara, 1939
Cenge Giderken 1886
Fazilet ve Adalet (1890)
Ordunun Destanı (The Legend of the Army, 1915)
Dicle Önünde (In Front of Tigris, 1916)
İsyan ve Dua (The Uprising and the Prayers, 1918)
Turan'a Doğru (Towards Turan, 1918)
Türk'ün Hukuku (The Law of Turk, 1919)
Kral Corc'a (To King George, 1928)

Yazar istatistikleri

  • 21 okur beğendi.
  • 10 okur okudu.
  • 23 okur okuyacak.