Mehmet Eröz

Mehmet Eröz

Yazar
8.3/10
9 Kişi
·
31
Okunma
·
5
Beğeni
·
667
Gösterim
Adı:
Mehmet Eröz
Unvan:
Prof. Dr., Akademisyen, Yazar, Müfettiş
Doğum:
1930
Ölüm:
20 Haziran 1986
Prof. Dr. Mehmet Eröz (1930 - 20 Haziran 1986): İstanbul Ticarî İlimler Akademisi’nden 1955’de mezun oldu. 1958’de İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsünde Yüksek lisans yaptı. Şeker Fabrikaları A.Ş’ de bir süre müfettiş olarak görev aldı. 1961’de İktisat Fakültesinde Z. Fahri Fındıkoğlu’nun asistanı oldu. “Göçebe Ekonomisi ve Türk Göçebelerinde İçtimaî Organizasyon” adlı doktora teziyle, 1965 yılında sosyoloji doktoru unvanını aldı. Marksizm, Leninizm ve Tenkidi adlı teziyle 1971’de doçent oldu. Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik adlı teziyle 1977’de profesör oldu. Ağustos 1972’de Töre Dergisi’nde Deniz Dağoğlu’nun kendisi ile yaptığı mülakatta şu bilgileri verir: “Aydın’ın Söke Kazasında doğdum. Kırk bir yaşındayım. Babam, Antalya ile Mersin arasından, Toroslardan gelen Yürüklerin kurduğu Serçin köyündendir. Anam da, bir kolu Karatekeli Yörüğü, diğer kolu Akkuzulu Yörüğü olan, Germencik ve Ortaklar’a yerleşen Akkuşoğlu Hasan Hüseyin Ağa’nın kızıdır. Babamın babası, Serçinli Hasan Efendidir. Kışı Söke’de geçirir, yaz aylarında, köye, incir bahçemize göçerdik.) Nasıl bir çevrede yetiştiğini ve ilham kaynağını da şöyle ifade eder: “Akrabaların ve diğer köylülerin hafta da bir pazardan gelirken alıp getirdikleri gazeteleri okur, II. Dünya Harbi hakkında konuşurduk. On yaşlarındaki çocuğun okuyuşunu ve fikirlerini zevk ve takdirle dinlerlerdi. Bu sıralarda, Keloğlan, Nasreddin Hoca, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin, Âşık Garip, Kan Kalesi, Hayber Kalesi vs.yi okur, bazılarını anneme de okurdum. Dinî ve millî heyecanımızın ilham kaynakları böyle bir içtimaî muhitti. Dinî heyecan ve şuurumu, bilhassa, iyilik, merhamet, yardımseverlik abidesi olan dedeme borçluyum. On bir yaşında anacığımı kaybedince, bu bahçelere gitmez, millî kültürün pınarlarından içemez oldum.” “Dinî heyecan ve şuurumu, bilhassa, iyilik, merhamet, yardım severlik abidesi olan dedeme borçluyum” diyen Eröz, okuldaki evrimci öğretmeni ile dedesi arasındaki anlayış farkını çözemediği için bir ara liseye ara vermek zorunda kalmıştır. Bu konuyu da şöyle anlatır. “Dedem evde ‘Allah’ derken, okulda öğretmen ‘Tabiat’tan bahsediyor, atamızın bir maymun olduğunu söylüyordu. Çok sevdiğim dedeme inanmaz olmuştum. İki cami arasında beynamazdım. Liseden terk-i tahsil ettim. Gündüzleri bir çift öküzle çift sürüyor, geceleri Pardayyanlar’ı, Fantoma’ları, Şerlok Holmes’leri ve daha bir yığın saçma sapan kitabı okuyordum.” Bu sıkıntıdan nasıl kurtulduğunu da o şöyle izah eder: “Mevlâna’nın dediği gibi, bir çuval keçiboynuzu çiğneyip, bir dirhem bal ya alıyor, ya almıyordum. Bana bu zararlı neşriyattan, geveze insandan kaçar gibi kaçmamı tavsiye edecek bir rehberden mahrumdum, yetişme tarzım ve bilgi seviyem de bunu temin edemiyordu. İstikametsiz, hedefsiz ilerliyor, daha doğrusu bir geri, bir ileri gidiyordum. İnkârcı bir insan olmadı isem, yüz binlerce Türk genci gibi, ata ocağından aldığım dinî terbiyeye ve içinde yetiştiğim içtimaî muhitten edindiğim millî kültür mirasına şükretmeliyim.” Liseye geri dönüşünü ve fikrî yapısındaki değişimi şöyle ifade eder: “Tekrar tahsile başladığımda, Atsız’ın, Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun, Feridun Fazıl Tülbentçi’nin tarihî eser ve romanları, yolumu aydınlatıverdi. Gideceğim yeri görebiliyordum. Bu yol, Türklükle Müslümanlığı en saf şekli ile yoğuracak ve sosyalizmle kapitalizm arasında, dinî ve millî kaynaklardan ilhamını alan bir iktisadî sistem getirecekti.” Aslında o asistanlığa kendisini üniversiteye girdiği yıldan itibaren hazırlamıştır. Bunu şu ifadelerinden anlıyoruz:“Seminerleri, konferansları, ilmî toplantıları kaçırmıyor, tarihî, sosyolojik ve felsefî eserleri doymak bilmez bir iştah ve ihtirasla okuyordum Asistan olmak için uzun yıllar çalıştım. Bu ilmî çalışma yolunda, en az beş altı yıl kaybım vardı. Çok bocalamıştım. Bin bir sıkıntı ve meşakkatten sonra, otuz yaşında asistan olarak üniversiteye girdim. Başkalarının traktörle çok kısa zamanda sürerek temizleyeceği bir tarlayı ben kara sabanla sürmeğe çalışmış, uzun yıllar kan ter içinde kalmıştım.” Eröz, Türkiye’de disiplinler arası anlayışla, araştırma yapmanın gereğini gündeme getirmiş ve bu anlayışla saha çalışmaları yapmış Türkiye’nin yetiştirdiği ilk sosyologdur. O daha “İşletme İktisadı Enstitüsü” (1957-1958) öğrencisiyken saha çalmalarına başlamıştır. 1965’de tamamladığı doktora tezini de “iktisat, sosyoloji, antropoloji, halk edebiyatı, kültür tarihi, dinler tarihi” gibi bilim dallarının bilgilerini kullanıp saha çalışmaları yaparak hazırlamıştır. Aslında Eröz, bütün çalışmalarında araştırmasının özelliğine göre bilimler arası bir anlayışı her zaman takip etmiştir. Haddizatında Eröz’ün çalışmalarını ve onu diğerlerinden farklı kılan da bu yöntem anlayışıdır.

Eserleri (Kitapları) (İlk baskıları esas alınmıştır.)
1. Doğu Anadolu Hakkında Sosyo-Kültürel Bir Araştırma, Baylan Yayınları, Ankara, 1973.
2. İktisat Sosyolojisine Başlangıç, İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. Yayın, İstanbul, 1973.
3. Doğu Anadolu’nun Türklüğü, Türk Kültürü Yayınları, İstanbul, 1975
4. Marxizm-Leninizm ve Tenkidi, İrfan Yayınları, İstanbul, 1974.
5. Türk Kültürü Araştırmaları, Kutluğ Yayınları, İstanbul, 1977.
6. Türk Ailesi, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1977.
7. Türkiye’de Alevîlik ve Bektaşîlik, Otağ Yayınları, İstanbul, 1977.
8. Millî Kültürümüz ve Meselelerimiz, Doğuş Yayınları, İstanbul, 1983.
9. Hıristiyanlaşan Türkler, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1983.
10. Türk Milleti ve Türk Milliyetçiliği, Harp Akademisi Basımevi, İstanbul, 1984.
11. Yörükler , Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul. 1991.
12. Türk Millî Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu (B. Ögel; B. Kodaman; H. D. Yıldız; F. Kırzıoğlu; A. Çay ile ortak), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1986.

Ayrıca 1961 yılından itibaren İş ve Düşünce Dergisi, İktisat Fakültesi Mecmuası, Türk Yurdu, Türk Kültürü, Milli Hareket, Millî Işık, Bilgi, Büyük Türkiye, Töre, Bozkurt, Belgelerle Türk Tarihi, İslam Araştırmaları, Ticaret Odası Dergisi, Devlet Dergisi gibi muhtelif dergilerle armağan kitaplarında ve toplu konferans yayınlarında bir çok makalesi yayınlanmıştır
Dah demeden yürüyen at
Buyurmadan dutan evlat
Bir de eyi çıktı mı avrat
Nedeceksin düğünü , nedeceksin bayramı
Gir oyna, çık oyna

Hababam ha yörümez at
Bir gaşık su vermez evlat
Bir de dirliksiz çıktı mı avrat
Nedeceksin ölümü
Gir ağla, çık ağla
Kat'i şekilde dışardan kız alıp verme yoktur[...]

Türk göçebelerinin ikinci vasfı (monogam- tek karılı) olmalarıdır.
Iki kadınla yuvada dirlik, düzenin kalmayacağı, bereketin gideceği kanaatindedirler. Tek kadın alınca kadının erkeğine sevgisinin çok olacağını düşünüyorlar.
Her meselede azçok söz sahibi, rey sahibidirler.
Kaç göç yoktur. Peçe, çarşaf gibi Arap kültürünün, islami görünüş altında getirdiği kılık kıyafet bulunmaz. Ne tam kapalı, ne de açık, Türk'e yaraşır şekilde, eski örf adete uygun giyinirler.
Türk aile yapısın ve kadının tarihdeki yerini anlatan bir kitap demek ki zamanında MEB güzel işler yapıyormuş diye içimden geçirmedim değil.Tarih osmanlıda başlayıp osmanlıya hapsedenlere yazıklar olsun.
71 syf.
·Beğendi·7/10
Tarihte en çok incelenmesi gereken Türklerin başında gelen konulardan birisi de Hristiyanlaşan Türklerdir. Türkler illa Müslüman mı olmalı? Hayır, demek istediğimiz bu değil. Gök Tanrı – Kök Tengri dininden sonra Türkler kendilerine en yakın gelen dini yani İslamiyet’i seçerler ve kabile kabile bu dine girerler. Ardından bazı Türkler sadece ve sadece -evet burası çok mühim- bir “Milli eğitim ve öğretim” teşkilatı kurulamadığından benliklerini kaybetmiş ve mensubu bulundukları coğrafyalarda dillerini ve dinlerini yitirerek benliklerini kaybetmişlerdir. Eğitim bu yüzden önemlidir, bu yüzden Eğitim Sistemimiz için yıllardır (haddimizi de aşmadan) bir şeyler yapabilmek için konuşuyoruz.
Kitabı bana sevdiren noktalardan bazılarının özetini geçeceğim. 80ler gibi bir dönemin o naif Türkçesiyle birlikte; yazılı kaynaklar, şifahi bilgiler, yaşlıların (bilgelerin) sözleri, Grek ve Karaman alfabesinden yapılan çeviriler ve bu kitaba destek veren asistan ve öğrenciler derken güzel bir birleşim oluyor. Şimdiyi hayal edelim. Öğrencisini veya asistanını bir profesör kıskanmayacak ve onun da bilgilerini kitaba ekleyecek. Açıkçası üniversite hayatımda böyle bir durumla karşılaşmadığım gibi, bir karşılaşan olduğunu da hiç zannetmiyorum.
Küçücük kitabımız aslında bir tez çalışması gibi ve ilk konumuz: Türkleri Hristiyanlaştırma Gayretleri. Bu arada sormak istiyorum. Hristiyan mı yoksa Hıristiyan mı? Word, her ikisini de kabul ettiği için hangisi doğru bilemedim. İnternetten de baktım ama iki türlüsünü de yazıp doğrusu olduğunu savunanlar var. Diğer konularımız Hristiyan Türklerin Bizans Tarafından Anadolu’ya İskan Edilmeleri; Anadolu’da Rum ve Ermeniler Arasındaki Hristiyan Türkleri.
Öyle güzel bilgiler var ki yarısını Tarih sınavıma yarısını da KPSS için ayırdım diyebilirim. Biraz aktarmak isterim.
-Müslümanlığı ilk kabul eden Türk Devleti, 900 yılında Şelkey oğlu Almuş Han’ın başında bulunduğu İtil Bulgarlarıdır.
-Anadolu’da Türkçe konuşan ve başka dil bilmeyen, zaman zamanda Türklerle mücadeleye giren Ortodokslara, Karamanlı deniliyordu.
-Türkçe söyleyen ve saz çalan Ermeni aşıklarına Gusan, Varsak, Yanşak, Aşug denir.
Sozsöz olarak şunu söylemek boynumun borcu. Bazı arkadaşlar var. Özellikle Üniversitede görüyoruz bunları. Kesinlikle göçmen olduklarını söyleyenler değil kastım. Ben Selanik Göçmeniyim, Yunanlıyım. İşte ben Bulgar göçmeniyim bizim oralarda bu yok vs gibi cümleler. Bunu kullanarak askerliğe laf eden bile vardı. Şimdi ben o Altın Semer Vurulan arkadaşlara hep söylediğimi bu sefer bir eserle dile getireceğim. Çok bilgili çok kültürlü olduğunu, Avrupalı olduğunu her fırsatta dile getiren bu şebelek kardeşlerim acaba neden kendi tarihlerini okumayı reddediyor, neden konu Tarih olunca hemen uzaklaşıyor da sonra da havalara giriyorlar? Bunu çözümleyemeden maalesef okul bitti. Yani kardeşlik varken neden bu ayrılma, kendini kayırma çabaları anlam veremiyorum. Keşke bunu birkaç komşumda okusaydı daha iyi olurdu ya neyse.
Cümleten hayırlı geceler diliyorum. Yunan ve Bulgar Göçmeni kardeşlerime bu kitabı sevgiyle tavsiye ederim. Sabaha bitireceğime inanıyorum. Taranmış PDF halini yani. Şimdi tarayıcı falan uğraşmadan uyuyacağım çünkü. Cümleten hayırlı geceler dilerim. İstediğiniz her elektronik kitap için iletişime geçebilirsiniz. Esen kalın..
72 syf.
·Beğendi·8/10
Bu tarz eserlerin çok faydası olduğunu düşünüyorum. Farklı bir bakış açısıyla bakmamızı istiyorum bu tarz eserlerimize. Yani tarihimizle, geçmişimizle ilgili yapılarımızı -aile, gelenek, örfler vb.- anlatan kitaplarımız pek fazla değil. Günümüz insanı ve aile yapısını anlatan, modern aileyi tasvir eden, olması gereken veya olmuş olan değil; olması sadece hayal edilen ‘Ütopik’ aile kitaplarına karşı biri olarak modern anlamda yazılanların bize milli kimliğimizi unutturan eserler olduğunu düşünüyorum. Bir toplumu yok etmenin en doğal yolu: Aile yapısını ve yaşantısını başkalarınınkine özendirerek kendi kimliğini unutturmak. Aile bizde mühimdir.
Türk Aile Yapısı, bu alandaki görüşler, fikirler, tarihçilerin yorumları ile başlıyoruz. Gerçek Türk ailesinde sadece kadın-erkek eşitliği değil; evinde bir kadının reis olduğunu, bir obaya söz geçiren erkeğin arkasında bir kadının olduğunu anlayabiliyoruz. Türk yurdunda Kadın gerçekten mühimken şimdi kadınların biz de eşit haklar vs istiyoruz diye eylemler yapması oldukça mühim bir noktadır!
Kitapta en sevdiğim kısma gelirsek bana göre Türk Ailesinin Nitelik/Vasıfları diyebilirim. Hoş bir kitaptı. Kısa olduğu için okumakta da bir zorluk çekilmediğini belirtmek isterim. Mutlu günler, iyi cumalar dilerim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Eröz
Unvan:
Prof. Dr., Akademisyen, Yazar, Müfettiş
Doğum:
1930
Ölüm:
20 Haziran 1986
Prof. Dr. Mehmet Eröz (1930 - 20 Haziran 1986): İstanbul Ticarî İlimler Akademisi’nden 1955’de mezun oldu. 1958’de İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsünde Yüksek lisans yaptı. Şeker Fabrikaları A.Ş’ de bir süre müfettiş olarak görev aldı. 1961’de İktisat Fakültesinde Z. Fahri Fındıkoğlu’nun asistanı oldu. “Göçebe Ekonomisi ve Türk Göçebelerinde İçtimaî Organizasyon” adlı doktora teziyle, 1965 yılında sosyoloji doktoru unvanını aldı. Marksizm, Leninizm ve Tenkidi adlı teziyle 1971’de doçent oldu. Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik adlı teziyle 1977’de profesör oldu. Ağustos 1972’de Töre Dergisi’nde Deniz Dağoğlu’nun kendisi ile yaptığı mülakatta şu bilgileri verir: “Aydın’ın Söke Kazasında doğdum. Kırk bir yaşındayım. Babam, Antalya ile Mersin arasından, Toroslardan gelen Yürüklerin kurduğu Serçin köyündendir. Anam da, bir kolu Karatekeli Yörüğü, diğer kolu Akkuzulu Yörüğü olan, Germencik ve Ortaklar’a yerleşen Akkuşoğlu Hasan Hüseyin Ağa’nın kızıdır. Babamın babası, Serçinli Hasan Efendidir. Kışı Söke’de geçirir, yaz aylarında, köye, incir bahçemize göçerdik.) Nasıl bir çevrede yetiştiğini ve ilham kaynağını da şöyle ifade eder: “Akrabaların ve diğer köylülerin hafta da bir pazardan gelirken alıp getirdikleri gazeteleri okur, II. Dünya Harbi hakkında konuşurduk. On yaşlarındaki çocuğun okuyuşunu ve fikirlerini zevk ve takdirle dinlerlerdi. Bu sıralarda, Keloğlan, Nasreddin Hoca, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Ferhat ile Şirin, Âşık Garip, Kan Kalesi, Hayber Kalesi vs.yi okur, bazılarını anneme de okurdum. Dinî ve millî heyecanımızın ilham kaynakları böyle bir içtimaî muhitti. Dinî heyecan ve şuurumu, bilhassa, iyilik, merhamet, yardımseverlik abidesi olan dedeme borçluyum. On bir yaşında anacığımı kaybedince, bu bahçelere gitmez, millî kültürün pınarlarından içemez oldum.” “Dinî heyecan ve şuurumu, bilhassa, iyilik, merhamet, yardım severlik abidesi olan dedeme borçluyum” diyen Eröz, okuldaki evrimci öğretmeni ile dedesi arasındaki anlayış farkını çözemediği için bir ara liseye ara vermek zorunda kalmıştır. Bu konuyu da şöyle anlatır. “Dedem evde ‘Allah’ derken, okulda öğretmen ‘Tabiat’tan bahsediyor, atamızın bir maymun olduğunu söylüyordu. Çok sevdiğim dedeme inanmaz olmuştum. İki cami arasında beynamazdım. Liseden terk-i tahsil ettim. Gündüzleri bir çift öküzle çift sürüyor, geceleri Pardayyanlar’ı, Fantoma’ları, Şerlok Holmes’leri ve daha bir yığın saçma sapan kitabı okuyordum.” Bu sıkıntıdan nasıl kurtulduğunu da o şöyle izah eder: “Mevlâna’nın dediği gibi, bir çuval keçiboynuzu çiğneyip, bir dirhem bal ya alıyor, ya almıyordum. Bana bu zararlı neşriyattan, geveze insandan kaçar gibi kaçmamı tavsiye edecek bir rehberden mahrumdum, yetişme tarzım ve bilgi seviyem de bunu temin edemiyordu. İstikametsiz, hedefsiz ilerliyor, daha doğrusu bir geri, bir ileri gidiyordum. İnkârcı bir insan olmadı isem, yüz binlerce Türk genci gibi, ata ocağından aldığım dinî terbiyeye ve içinde yetiştiğim içtimaî muhitten edindiğim millî kültür mirasına şükretmeliyim.” Liseye geri dönüşünü ve fikrî yapısındaki değişimi şöyle ifade eder: “Tekrar tahsile başladığımda, Atsız’ın, Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun, Feridun Fazıl Tülbentçi’nin tarihî eser ve romanları, yolumu aydınlatıverdi. Gideceğim yeri görebiliyordum. Bu yol, Türklükle Müslümanlığı en saf şekli ile yoğuracak ve sosyalizmle kapitalizm arasında, dinî ve millî kaynaklardan ilhamını alan bir iktisadî sistem getirecekti.” Aslında o asistanlığa kendisini üniversiteye girdiği yıldan itibaren hazırlamıştır. Bunu şu ifadelerinden anlıyoruz:“Seminerleri, konferansları, ilmî toplantıları kaçırmıyor, tarihî, sosyolojik ve felsefî eserleri doymak bilmez bir iştah ve ihtirasla okuyordum Asistan olmak için uzun yıllar çalıştım. Bu ilmî çalışma yolunda, en az beş altı yıl kaybım vardı. Çok bocalamıştım. Bin bir sıkıntı ve meşakkatten sonra, otuz yaşında asistan olarak üniversiteye girdim. Başkalarının traktörle çok kısa zamanda sürerek temizleyeceği bir tarlayı ben kara sabanla sürmeğe çalışmış, uzun yıllar kan ter içinde kalmıştım.” Eröz, Türkiye’de disiplinler arası anlayışla, araştırma yapmanın gereğini gündeme getirmiş ve bu anlayışla saha çalışmaları yapmış Türkiye’nin yetiştirdiği ilk sosyologdur. O daha “İşletme İktisadı Enstitüsü” (1957-1958) öğrencisiyken saha çalmalarına başlamıştır. 1965’de tamamladığı doktora tezini de “iktisat, sosyoloji, antropoloji, halk edebiyatı, kültür tarihi, dinler tarihi” gibi bilim dallarının bilgilerini kullanıp saha çalışmaları yaparak hazırlamıştır. Aslında Eröz, bütün çalışmalarında araştırmasının özelliğine göre bilimler arası bir anlayışı her zaman takip etmiştir. Haddizatında Eröz’ün çalışmalarını ve onu diğerlerinden farklı kılan da bu yöntem anlayışıdır.

Eserleri (Kitapları) (İlk baskıları esas alınmıştır.)
1. Doğu Anadolu Hakkında Sosyo-Kültürel Bir Araştırma, Baylan Yayınları, Ankara, 1973.
2. İktisat Sosyolojisine Başlangıç, İstanbul Üniversitesi İktisat Fak. Yayın, İstanbul, 1973.
3. Doğu Anadolu’nun Türklüğü, Türk Kültürü Yayınları, İstanbul, 1975
4. Marxizm-Leninizm ve Tenkidi, İrfan Yayınları, İstanbul, 1974.
5. Türk Kültürü Araştırmaları, Kutluğ Yayınları, İstanbul, 1977.
6. Türk Ailesi, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1977.
7. Türkiye’de Alevîlik ve Bektaşîlik, Otağ Yayınları, İstanbul, 1977.
8. Millî Kültürümüz ve Meselelerimiz, Doğuş Yayınları, İstanbul, 1983.
9. Hıristiyanlaşan Türkler, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1983.
10. Türk Milleti ve Türk Milliyetçiliği, Harp Akademisi Basımevi, İstanbul, 1984.
11. Yörükler , Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, İstanbul. 1991.
12. Türk Millî Bütünlüğü İçerisinde Doğu Anadolu (B. Ögel; B. Kodaman; H. D. Yıldız; F. Kırzıoğlu; A. Çay ile ortak), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1986.

Ayrıca 1961 yılından itibaren İş ve Düşünce Dergisi, İktisat Fakültesi Mecmuası, Türk Yurdu, Türk Kültürü, Milli Hareket, Millî Işık, Bilgi, Büyük Türkiye, Töre, Bozkurt, Belgelerle Türk Tarihi, İslam Araştırmaları, Ticaret Odası Dergisi, Devlet Dergisi gibi muhtelif dergilerle armağan kitaplarında ve toplu konferans yayınlarında bir çok makalesi yayınlanmıştır

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 31 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 39 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.