Mehmet Harmancı

Mehmet Harmancı

YazarÇevirmen
8.3/10
2.177 Kişi
·
6.453
Okunma
·
3
Beğeni
·
408
Gösterim
Adı:
Mehmet Harmancı
Unvan:
Dr. Öğr. Üyesi
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden 1996 yılında mezun oldu. S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde İslam Felsefesi dalında “İslam felsefesinde siyaset teorisi (Farabi, Maverdi, Nizamülmülk, İbn Teymiyye`nin siyasetnamelerine göre)” konulu çalış-ması ile yüksek lisansını tamamladı (1999). “İslam felsefesinde metaforik üslûp (İbn Tufeyl (ö.581/1185)’in “Hay İbn Yakzân” Eseri Örneği) konulu çalışması ile doktorasını tamamladı (2007).
Konya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü, İslam Felsefesi Ana Bilim Dalında Dr. araştırma görevlisi olarak çalışıyor.
İlk öyküsü Kasım 1994'te Dergah'ta yayımlandı. O tarihten sonra, Gülyağmuru, Çerağ, Jurnal, Yürüyüş, Absürdistan, Hece, Hece Öykü ve Kökler’de öyküler yayımladı.
Öykü dışında, felsefe, irfan, edebiyat, sinema, müzik, mizah gibi alanlarda deneme, makale, inceleme, vd. türünde yazıları yayımlandı.
2004 yılında TYB Konya Şubesi adına, Konya Öykü Günleri/ Öykü Sempoz-yumu’nun organizasyonunda görev aldı, sempozyum genel sekreterliğini üstlendi.
Makalat, Marife, S.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi akademik-hakemli dergilerde yayın kurulu üyeliği yaptı.
Kitap, süreli yayın ve web yayıncılığı gibi neşriyat işleriyle uğraştı. Yediveren(Mayıs 2000-Mayıs 2010 tarihleri arası), Kökler gibi yayınevlerinin kuruluşunda bulundu ve yayın yönetmenliğini üstlendi.
1995 yılında, Hikmet Yolunun Aydınlığında Yürüyüş (dönemlik öğrenci dergisi)ni, bir grup arkadaşıyla birlikte çıkardı.(Dergi halen S.Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencilerin-ce yayımlanmakta. 27. sayı: Güz 2011)
2000 yılından beri, 40İkindi.com Kültür Edebiyat Portalı’ nın Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyor ve aynı sitede “İzlence” serlevhâlı köşesinde sinema yazıları yazıyor. 2004 yılında, Metafor (sözlü/yazılı/dijital kültürler)dergisi ile http://www.islamfelsefesi.com sitesi’nin Kurucu Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi. 2005’ten beri http://www.beyazbulut.com çocuk sitesinin koordinatörlüğünü de yürüt-mektedir.
Bitmeyen bir tarih mirası ve yenilmez bir iman kuvvetiydi sanırım bizi hala ayakta tutan ve geri çağıran.
Şam'da yürümek, tek başına, biteviye... Arz-ı zemin üzerinde tarihin katmanlarına temas ile..Şam'da yürümek, tarihi bir nefeste içine çeker gibi...
'Gök yarılmadan, yıldızlar dökülmeden gökyüzünden, karanlıklar içindeki ışığa iman et.
Her şeyin dayandığı şeye dayandır umutlarını.'
Belki de dışa doğru yapılan seyahatler, içe doğru yapılan seyahatin anlamını çözmede ve etkisini belirginleştirmekte yararlı olduğu oranda; gerekli ve anlamlı.
382 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Beklentilerimin çok çok üzerinde bir kitap oldu Medyum. King'i çok çok iyi tanımadığım için, O'yu okuduktan sonra bir daha hiçbir kitabında öyle bir tat alamayacağımı zannediyordum.
(Sen öyle san, daha yeni başlıyoruz.)
Bu düşüncelerimin üzerine Medyum'u okuyunca tokat yemiş kadar oldum. Bu adam harika!

Öncelikle ''The Shing''i ''Medyum'' olarak çevirmelerinde ki maksadı hala anlayamadım. The Shining; parıltı, ışıltı gibi anlamlara geliyor ve kitaptaki baş karakterimiz Danny Torrence'ın da özel yeteneği bu: Işıltı. Merak ediyorum, Medyum ne alaka ? Medyum'un ne olduğunu anlamak için internete baktım, önce ''Medyum'a gitmek caiz midir'' gibi Nihat Hatipoğlu'nun iftar programları çıkarken, sonradan kelime anlamını bulabildim. Medyum, ruhlar alemi ile iletişime geçebildiğini ve ölülerle canlılar arasında iletişim kurabildiğini iddia eden kişi. Danny, Overlook Otel'inde daha önceden ölüp ruhları hapsolmuş bir kaç kişiyi görebiliyor; herhalde buna güvenerekten adını Medyum koymuşlardır. Neyse burayı daha fazla uzatmayayım. Zaten bir King kitabının incelmesinde ne yazdımda Nihat Hatipoğlu'ndan bahsetmeye fırsat buldum farkında değilim. Kitaba geçelim en iyisi...

Jack Torrance bir oyun yazarıdır. Kendisi ''Overlook'' adında bir otelde kış zamanı işe başlıyor. Kış zamanı Overlook'a gelen giden yok, ailemle güzel vakit geçiririz hemde yarı kalmış oyunlarımı yazarım diye düşünüyor. Tabi bunu Jack Torrence düşünüyor. King ise '' Kışın adam olmaz bu yüzden onlara kimse yardım edemez, yollar kapalı olur kaçamazlar, rüzgar camı falan örter ortamı iyice gereriz, çok soğuk nasılsa dışarı çıkamazlar, ha birde o kadar karda arabayla da gidemezler '' diye düşünerek mekanı otel seçtiğinden kuşkum yok :D Bu arada böyle dediğime bakmayın, King'in bunları ayarlayıp bize bu kadar iyi bir şekilde aktarması mükemmel bir unsur bence. Bir kez daha saygı duydum Üstad. Her neyse, otele yerleşirler ve kısa zaman sonra otelin laneti Torrence ailesini bulur.

Kitabın baş karakteri Danny, 5 yaşındadır. Kendisinin çok yüksek düzeyde ''Işıltı'' gücü var. Işıltıya sahip olan insanlar, insanların zihninden neler geçtiğini okuyabiliyor. Ayrıca hayalet, kurt kafalı adam, 217 numaralı odadaki abla gibi arkadaşları da görebiliyor. Otel de bu yüzden lanetini bir anda belli ediyor. Yoksa mis gibi otel, 2 bahçesi var, mutfak var, son derece konforlu(!) 217 numaralı bir odası var, bir de dağ başında daha ne olsun! Otel, Danny Torrence'ın ışıltısını istiyor ve almak için her şeyi yapabilir; gerekirse siyah aslanları kullanır,gerekirse kafası kurt olan herifi kullanır, gerekirse 217 numaralı odadaki psikopat kadını kullanır, olmadı mı ? O zaman da babası Jack Torrence' ı kullanır...

Kitabın ilk 206 sayfasında güzel diyaloglar ve merak unsurları ağır basarken, devamında ekşın ve gerilim odaklı devam ediyor. Kesinlikle birbirlerini çok çok iyi tamamlayan bir ikili olmuş. Bayıldım!

Kitabın böyle yağ gibi aktığını görünce ara verdim ve Medyum'un devamı olan Doktor Uyku'u da hiç bekletmeden aldım. Danny Torrence'ın yine kitabın baş karakteri olduğunu ele alırsak, kitabın kötü olmasına ihtimal vermiyorum zaten.

Son olarak; Kitabı alıp, okumayı düşünmüyorsanız hala, bende reklam yeteneklerimi konuştururum:

- Danny Torrence gibi bir çocuğu tanıyamayacaksınız.

- Overlook Otel'inin büyüsünü hissedemezsiniz.

- 400 sayfalık güzel bir gerilim kitabı okuyamazsınız.

-''Işıltı''nın gücünü gerçek hayatta fark edemezsiniz.

- Medyum'u okumadan, Doktor Uyku'dan da çok zevk alacağınızı düşünmüyorum.

Daha saymama gerek var mı ? Bence yok. Kitabı okumak isterseniz Stephen King Etkinliğimize de bekleriz :#30096680. Zaten etkinlikte misiniz ? O zaman gözüm üzerinizde ! :D

Saygı ve Selametle
339 syf.
·6 günde·9/10
- İnsanın yüreğinin toprağı daha taşlıdır; insan yetiştirebildiğini yetiştirir ancak.

- Dr. Louis Creed'in ömrünü geçirdiği Chicago'dan Maine(Ludlow)'e ailesiyle birlikte(Eşi Louis, kızı Ellie ve oğlu Gage) taşınmasından sonra başına gelecek olanlardan habersizdir(Biz de öyle).

- Taşındıkları ilk günlerde başlarına gelen ufak bir talihsizlikle birlikte sonraları tılsımlı anları birlikte yaşayacağı ve belki de kaderini değiştireceği kişi 'Jud' ile tanışmış olacaklar.

- Zamanının büyük bölümünü komşusu Jud ile bira içerek geçiren doktorumuz gün geçtikçe daha bi samimi olacak ve belki de hayatında hiç yakalayamadığı kadar sıcak bir dostluğa adım atmış olacak. Dr. Louis bu komşusunun öğütlerini dinleyecek mi ? Yoksa başına buyruk mu hareket edecek?
Bu soruların cevapları kitabın ilerki sayfalarında okuyacak kişilerin merak konusu olarak kalmaya devam edecektir.

- Kitabın ilk sayfaları gayet akıcı bir halde şen şakrak aile ortamı, komşular, tanışma faslıyla geçerken doktorumuzun yeni taşındığı işyerindeki ilk gününde talihsiz bir olayla karşılaşmasıyla ortalık gerilmeye başlıyor. O sayfalar gerçekten beni de germeyi başardı doğrusu. Kitabın kalan bütün sayfalarını kapsayacak olan olaylar zincirinin her halkasında nefesinizi tutarak sayfaları çevireceğinizden emin olabilirsiniz. Zira ben öyle yaptım. Özellikle Hayvan Mezarlığında.

- Oraya gittiğim ilk zaman fazla etkilenmedim ama yine de içten içe bir ürperti hissettim. Taa ki kahramanlarımızın daha ilerisine, eski Kızılderili mezarlığına gitmeye cesaret edene kadar. Oralarda tamamen bir tırsma bana hakim oldu diyebilirim. Ormanda yürürkenki kuru otların çıkardığı sesi duyuyor, dallar benimde kollarıma çarpıyor gibi hissediyordum. Yazar kendi hayal dünyasının göbeğine bizi de çekmeyi başarıyor. Bazı yerlerde gecenin sadece sayfaların içinde değil de benim de içime çöktüğünü hissettim. Bir an önce karanlıktan kurtulmalıyım diye düşündüm.

- Kitabın son sayfalarına yaklaştığımızda finali getirecek olan olay bizi gerçekten derinden etkileyecek bir duygusallıkla işlenmiş. Böyle sayfaların olmasının, bende kitabı okurken daha fazla heyecan uyandırdığını fark ettim. Hiç beklemediğiniz bir anda bütün iskambil kağıtları yıkılıyor.

- Kitabın dili sade ve akıcı. Kitabın bendeki baskısının kapağı bile içimi ürpertmeye yetmişti zaten. Bununla birlikte yazar bizi tatmin edecek derecede duygusallık, heyecan, aksiyon, korku ve dostluk serpiştirmiş kitabın içine. Keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Herkese tavsiye ederim.

Bonus: İncelememi yazarken bir foto paylaşmak istedim.

https://i.hizliresim.com/mMl274.jpg
399 syf.
·4 günde·5/10
Bir Stephen King kitabı daha bitti. İlk olarak söylemek istediğim şey bu kitaba on puan vermenin veya mükemmel bir kitap olduğunu söylemenin, bu türde gerçek anlamda çok iyi olan kitaplara büyük bir haksızlık olacağı. Hayvan Mezarlığı'nı okumadan önce üç Stephen King kitabı okumuştum: O, 22/11/1963 ve Sadist. İkisini beğenmiş Sadist'te ise hayal kırıklığına uğramış ve okurken sıkılmıştım. Hayvan Mezarlığı'nı okurken de Sadist'te olduğu gibi hissettiğimi  söyleyebilirim.  İlgi çekici konu, iyi bir giriş ancak devamında beklentilerin çok altında kalan bir kitap. Korku-gerilim ustası olarak bilinen bir yazarın en beğendiğim eserinin, içinde hiçbir korku öğesi barındırmayan 22/11/1963 olması da işin ayrı bir ironisi.

Kısaca konudan bahsedecek olursam; Doktor Louis Creed ve ailesi kırsal bir bölgedeki büyük ve eski bir eve taşınırlar. Doktor Louis, eşi Rachel, küçük kızları Eileen ve bebekleri Gage ile Creed ailesi için her şey yolunda gitmektedir. Ta ki komşuları Jud, Creed ailesinin evine yakın bir bölgedeki evcil hayvan mezarlığını onlara gösterene kadar. Geçmişten o güne bu mezarlığın taşıdığı sır, Creed ailesi ve komşularının hayatını tamamıyla değiştirecektir.

Hayvan Mezarlığı'nın başlangıcı benim için iyiydi. Klasik bir giriş olarak görünse de kırsal bir bölge, eski büyük bir ev, mükemmel aile benim sevdiğim unsurlar. Kitap üç bölümden oluşuyor ve ilk bölüm bana göre çok durağan. Olaylar ağırlıklı olarak ikinci ve üçüncü bölümlerde yaşanıyor, ama bu bölümlerde de sıkıntılı bir nokta var: Bu nokta da, yazarın oluşturmaya çalıştığı korku-gerilim ortamının beni içine çekememesi. Kitabı okurken heyecanlandığımı ya da gerildiğimi hatırlamıyorum desem yeridir. Stephen King'in korku-gerilim türünde okuduğum üç eserinin hiçbiri beni tam anlamıyla bu gerginliğe sürükleyemedi. Okura ulaştırılmak istenen korku öğeleri fantastik unsurlarla birleştiriliyor ve bence bu, olayı korkunç ya da gerilim dolu yapmıyor aksine zaman zaman komik bir hale getiriyor. Farklı yazarlarını aynı türde eserlerini okuduğumda oldukça gerildiğimi hatırlıyorum ama King şu ana kadar bende bunu başaramadı.

Bir de şu durum var: Örneğin Hayvan Mezarlığı'nın yorumları genel olarak çok iyidir ve okur bunun baskısını üstünde hissedebilir. "Acaba sorun bende mi," diye düşünür, "Herkes beğeniyor hadi ben de beğendim," der. Şu da olabilir: "Kitabın yazarı Stephen King, oldukça tanınan, ünlü, verimli ve belli ki çok iyi bir yazar, o halde ben bu kitabı eleştiremem." Bu bana göre oldukça gereksiz ve saçma bir bakış açısı. Bu türde kitaplara oldukça alışkınım ve bana göre bu kitabın çok iyi olduğunu söyleyen biri kesinlikle bu türe alışkın değildir veya yukarda söylediğim nedenlerden beğenmiş gibi görünür. Abarttığımı düşünenler olabilir ama ben kesinlikle abarttığımı düşünmüyorum. Hayvan Mezarlığı çok iyi, mükemmel, gerilim dolu kategorileri altına girebilecek bir kitap değil. Kitabın yorumlarına bakarken şöyle bir yorum görmüştüm: "Aynı kitabı başka (meşhur olmayan) biri yazmış olsaydı haberimizin dahi olmayacağı bir kitap." Kesinlikle katılıyorum. Kapağında Stephen King veya herhangi çok tanınan bir yazarın ismi yazıyor diye o kitabın mükemmel olduğunu söylemek veya kitabı eleştirmekten kaçınmak zorunda değilsiniz.

Sonuç olarak; yazarın o bahsedilen gerilim duygusunu bana bir türlü geçiremeyişi, kurgunun basitliği, yer verilen korku öğelerinin neredeyse komik gelecek kadar zorlama olması, kitabın bana yavan gelmesine ve yine hayal kırıklığına uğramama neden oldu. Stephen King okumaya tabii ki devam edeceğim. Bir sonraki King kitabım ne olur bilmiyorum ama Mahşer dışındaki herhangi bir kitabına çok büyük beklentilerle başlamayacağım. Hayvan Mezarlığı'nı çok iyi olduğu için tavsiye edemeyeceğim maalesef. Bu kitabı ancak, Stephen King kitaplarının büyük çoğunluğunu okumak ve kitap hakkında fikir sahibi olmak isteyenlere tavsiye edebilirim. Keyifli okumalar.
296 syf.
·8 günde·Puan vermedi
“Ernest Hemingway, ‘Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer’ demiş. Ben cümlenin ikinci yarısına katılıyorum.”
Seven | W. Somerset




Bir üslup ve sadelik ki, en darlanılan zamanlarda, en yakın kulağa fısıldanan sözleri anımsatır. Bir iskemlede sessizce oturup, Hemingway’i dinlersin. Savaş buhranlarından sığınılan yaşama sevincini duyumsarsın. Arzuları için yalan söylemekten çekinmeyen, mutluluk veren her şeyi mübah kabul eden bir adam çıkar ortaya, özyaşamöyküsel olabileceği hissini çokça vererek… Elinde purosu, masada viskisi, denizin dalgalı sesi, yağmur altında ıslanan kedi, tren vagonlarının gürültüsü, geride bırakılan anılar, daha az gülüşler, daha çok savaş ve daha fazla aşk. ‘Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.’ diyerek…


1. Dünya Harbi’nin patladığı yıllarda orduya gönüllü olarak katılan Amerikalı bir teğmen olan Frederic Henry, savaştan yaralı olarak kurtulan askerleri hastanelere sevk etme görevini üstlenir. Savaşın tüm şiddetiyle sürdüğü anlar, akla gelen yaşama sevincini ve bütün iyi şeyleri -ütopik de olsa- hayal etme, arzulama anlarıdır. Silahların ve bombaların insanlardan daha fazla konuştuğu bir zamanda, eşikte kalan bir ruh halinin bir şeylere kaçma arzusundaki keskinlik, savaşın bıraktığı izlerle doğru orantılıdır. Zorluklar karşısında hayatın dar koridorlarından geçmekte olan birinin tutum ve ciddiyeti, sıradan bir yaşantının unsurlarıyla karşılaştırılamaz elbette. Açlık orucundan sonra damakta artan tat duygusu gibi bir şeydir bu. Kendi kırılmalarımızla beraber dünyanın da karanlığa karışmasını isteyerek çamuru onda ararız, kendimizi doğru çıkarırcasına. Haksız da sayılmayız, kötülüğü kendisinin dışına çıkarmayan hapsolmuş insanın durumu, tabiatın kesin kanunları gibidir. Ölümler çok uzaktadır onun için.


‘’İlk bilmen gereken şey savaşın filmlerdeki gibi olmadığıdır.’’


İtalyan ordusunun Avusturya cephesinde çarpışması tüm hızıyla sürerken, Henry çatışmalarda ağır bir şekilde yaralanır ve tedavi için Milano’ya gider. İnsanları yok eden savaşı unutturacak bir kişiyi tanırken, aradığı yaşama sevincinin de farkındadır artık. İtalyanların takviyesiz kalmasıyla sonuçlanan geri çekilme savaşın kaderini tayin eder. Geri çekilen İtalyan askerleri ve Henry, acı ve sıkıntılarla karşı karşıya kalır... Savaş ve zorluklardan usanan askerlerin orduya ve rütbelere ettiği hakaretler; Udin’e geri çekilmeleri ve Henry’nin karşılaştığı manzaralar, ona silahları veda kararını almaya iter. Rütbeye ve orduya hakaret edenler tespit edilerek mahkeme edildikten sonra idam cezasına çarptırılır. Sorgu sırası kendisine gelen Henry, buradan kaçarak kurtulur. Yeni yüzler, yeni şehirler, yeni hayatlar kaçışların önüne çıkardığı zorluklardır....


Yoksunluklar yenileri gereksinmez mi? Korna sesiyle beraber yediğin küfür mesela, sabır patlaması yaşayan birinin kronik rahatsızlığı sana nasıl iyi bir hava verirdi ki. Bir kadının kahkaha sesinden rahatsız olanların yaydığı olumsuz havayla bile kan akışı alevlenebilir insanın. Ruh, duygu ve algı nizamsızlığının her tarafa aksedildiğini hissettikçe anormal olmanın normal olduğuna karar veriyorsun. En küçük meselelerin kavga diline dönüşmesi, “senden daha çok biliyorum” durumları karşısında daha çok sessizliğe, daha fazla uzaklığa sığınırken buluyor insan kendini... Işık hızında yayılan ve her yeri kuşatan bu negatif hava, Somerset'in katılmadığı ilk cümle gibi, "Dünya güzel bir yer..."


Savaş meydanındaki bir askerin, savaş muhabiri gözüyle yaşadıklarını olanca sade ve biçimsizliğiyle aktardığı bir kahraman Henry…


HAT’ın, "Kaaaar, neden yağaar? Kaaar." Motifi, Hemingway’in geceleri purosunu eline aldığında başlayan yağmurlarıdır. Hayatın içindeki en sıradan olayların doğal ve abartısız anlatısı, Hemingway’i özel bir yere konumlandırmayı gerektiriyor. Olayların aktarımındaki üslup, bir muhabirin aktarımıyla benzer nitelikte. Romancı kimliğinin yanında gazeteci kimliğinin de konuştuğunu net olarak görebiliriz bu romanda. En sıradan olayları kördüğüm gibi, cümlelerin elementlerinden geçirip sunan yazarların aksine EH’in doğru orantısını daha makul buluyorum. Bazı eserlerin anlaşılır olmayışından kaynaklı yüceltilişi, o eserin başka bir zekaya hitap ettiği kanısına varılması, algı sınırlarının pek zorlanmayışından öte geldiğini düşünüyorum. Hayatın küçük meselelerine büyük dokunuşlar yapan Hemingway daha çok tanınmalı...
Anlatacak bir hikayesi olsun insanın, yeter ki.


O, daha ilerilere, henüz hiç gitmediği yerlere gitmek istiyor, artık nicedir emin adımlarla bastığı zeminini değiştirmek, emin olmadığı yerlere kaçmak, kurtuluşu daha önce hiçbir şeye bağlı olmadığı yerlerde aramak istiyor; başka şeyleri bağlayabilsin, bir araya getirmek için zorlayabilsin, başka şeyler sezebilsin diye.
E. C.
399 syf.
·1 günde·9/10
Sevgili dostum Stephen,

Doğum gününü en içten dileklerimle kutlar; başarının, mutluluğunun, yazacağın kitapların devamını dilerim. Umarım bir gün bu güzelim kitaba da, tıpkı Medyum'da olduğu gibi, bir devam kitabı yazmayı çok görmezsin. Ha bu arada, lütfen kendine biraz dikkat et. 71 yaşına geldin, eskisi gibi amuda kalkarken bile kitap yazmaya çalışma. Git biraz dinlen lütfen. Yılda 2-3 kitap çıkarıyorsun, o kitaplardan birisinin Türkçe'ye çevrilmesi 1.5 yıl sürüyor. Bana ''En son yazdığı kitabını okudun mu ?'' diye sorduklarında ''evet'' diye cevaplıyorum; ama bir bakıyorum o ara 2-3 kitap daha çıkarmışsın; Yav evlat lütfen biraz yavaşla! Hangi birini okuyacağımı sapıtıyorum... Neyse bu incelemeyi doğum gününe armağan ediyorum ve tüm King okurlarına da bol Derry'li, Penniwise'lı, Sadie'li George'lu, John Coffey'li, Dan Torrance'lı güzel vakitler dileyerekten incelememe geçiyorum.

Stephen King Etkinliği: #30096680



Açıkcası Hayvan Mezarlığı okurların arasında çok ciddi miktarda görüş ayrılığına düşen bir korku-gerilim romanıdır.
Kimisi sevmez, kimisi çok sever; kimisi korkmaz, kimisi çok korkar... Şahsen ben kitabı seven ve bir miktarda korkan gruptayım. Her ne kadar en zararsız insanın ''Ölü İnsan'' olduğuna inansam da, mezarlık teması beni her zaman korkutuyor. İçinde illa ki bir olay olmasına gerek yok; mezarlık dediğin an benim için iş bitmiştir. Ne tesadüftür ki mezarlıklara gitme vakitleri hep gece yarısı bölgede polis veya herhangi bir insan olmadığında, çalılıkların arasından bir yol izleyerek gidiliyor. Her seferinde bu taktik tuttuğundan ve okuru ciddi miktarda korkuttuğundan dolayı bu konuda herhangi bir lafım yok. Çok başarılı! Hele kedileri benim gibi sevmiyorsanız (lütfen kızmayın, küçükken anneannemin kapısının önünde karanlıktan manyağın teki üstüme atladığından beri kedilere karşı biraz mesafem var) çok çok daha hoşunuza gidebilir, seviyorsanız yine hoşunuza gider. İlk 200 sayfa Church ile oynarsınız, kedi zaten ilk başlarda çok sevimli. Benim bile hoşuma gitmişti, ama sonradan olaylar değişince kedilere karşı tekrardan mesafem uzadı.

Kitabın çok çok eski bir filmi de mevcut. Filmde 3 yaşındaki küçük erkek çocuğu Gage'in rolünü oynayan Miko Hughes'un şimdiki halini görünce bir tuhaf oldum. Zaman nasıl da hızlı geçiyor! Bu arada şunu da çok net söyleyebilirim: Eğer ilk olarak filmi izlemiş olsaydım, kitabı hiç bir türlü okumazdım. Filmi hiç sevmiyorum, seven çok fazla ama inanın bende en ufak bir etki bırakmadı.

''Stephen King'e nereden başlamalıyım ?'' sorusuna verilen cevap genelde Medyum, Yeşil Yol veya Hayvan Mezarlığı'dır. Bunun sebebi bu kitapların inanılmaz düzeyde iyi olmasından ziyade, King'in diline çok hızlı adapte olabilmenizden dolayıdır. Yoksa 22.11.63 de güzel, Mahşer de, Doktor Uyku da, O da... hepsi birbirinden güzel eserler. Stephen King'in 100'e yakın eseri var, arka kapağı okuyun ve kendinize en yakın hangisini hissederseniz onunla başlayın, zaten biraz tanıdıktan sonra hepsini teker teker okursunuz, aceleye gerek yok hele önce bir etkinlik adresimize gelin :D #30096680

Söyleyeceklerim bu kadar. King bir ara devam kitabını mutlaka düşün, kafamda zibilyon tane soru var. Tekrardan doğum günün kutlu olsun :D


Dipnot: Mezarlıktan yeni çıkmış kediler harbiden çok başa bela, sizi köşede sıkıştırınca kendinizi Zimeyeviç'ten kurtulmaya çalışan bir Romanov gibi (#33453124) hiseedebilirsiniz.
382 syf.
·39 günde·9/10
Jack Torrance ve ailesi'nin bir otel de işe başlamasıyla birlikte yaşanan olaylar olaylar :) Bakmayın güldüğüme çok sürükleyici bir kitap...

Tabi ki beğendik tabi ki tırstık, Bütün kitapların da olduğu gibi bizi içine alıp götürdü.

Sadece kitabın sonu biraz sönük kalmış. Yada benim beklentim daha büyüktü. Mithril / Holly aydınlattı sağolsun, Doktor Uyku devam kitabı olarak mevcutmuş .

20 alıntı paylaşmış olmak ayrı bir keyif ayrıca :) Gidip bakın okuyup üfledim :)
399 syf.
#30096680
Kapağında kendi kedimin oluşundan ötürü Stephen King etkinliği için seçtiğim ilk kitap Hayvan Mezarlığı'ydı. :)
Stephen King milyonlarca hayranı olan bir "korku" yazarı. Ancak benim için bu kitap korku kategorisinden ziyade Gerilim - Psikolojik kategorilerine daha yakın. Özellikle günümüzde çeşitli haz ve sapkınlıkların her alandaki geniş ifadeleri, böyle bir kitabi korku kategorisine koymanızı engelleyebilir.

Stephen King'e tek renkli bir gözlükle bakmak bana kalırsa yazarın değerini düşüyor. Bu mu korku, sadece ürperdim, klişe ya da tahmin edilir kurgu eleştirilerinden bunu çok rahat anlayabilirsiniz. Kan istiyorum, vahşet istiyorum, psikolojik altyapısı önemsiz sadece sapkın insan istiyorum, kitabin başından sonuna kadar diken üstünde durmak istiyorum diyen birisi belki de bu kitapta aradiklarini bulamayacak. Ancak kitabın ona verdiği şeyler bana kalırsa çok daha kıymetli.

Kitap bir ailenin ufak bir kasabaya taşınmasıyla başlıyor. Uzun süren giriş bölümünde ailenin ve bazı komşuların ilişkilerini, inançlarını, hayata bakişlarını, arzularını ve korkularını kısacası zihin yapısını işliyor. Artık karakterlerimizi tanımaya başlıyoruz. Devamında başlayan olayların içinde ise adeta sürükleniyoruz çünkü hiçbir şey bizim elimizde değil...

Ya da biz öyle düşünüyoruz. Aslında ürperme de tam bu noktada başlıyor. Çünkü aslında hepsi elimizde ama kabullenememek ya da tutkularımız; ismini siz koyun bizi çılgınlığın eşiğine götürüyor.

Kitabi 5 günde okudum ve 2 gece rüyamda kitabın evreniyle uğraştım diyebilirim :) Bu da karakterlerin temellendirilişiyle alakalı bana kalırsa, bu noktada çok başarılı buldum.

Gerçekçi kitaplar okumayi seven, fantastik evrenden uzak duran birçok tanıdığım var. Gerçekçiliği ben de seviyorum. Ancak bu evrenin içindeki gerçekler bana her zaman daha çekici gelmiştir. Karakter analizi yapmak, bir zihnin derinliklerinde gezinmek hiç bu kadar eglenceli olmamıştı :))
Teşekkürler okuduğunuz için
382 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
Stephen King, benim okuma hizimdan daha yuksek hizla yazan bir yazar. Her kitabini okumaya imkan olmadigindan onun kitaplarinda daha bir secici oluyorum okumak icin. Nitekim bu kitap da okumayi dusundugum bir kitap degildi. Ancak gecenlerde ucuncu defa Friends izlerken Joey’in bu kitaptan inanimaz korktugunu ve okuyamayip buzlukta sakladigini gorunce merak ettim ve edindim.
Ne yalan soyleyeyim, eskiden doga ustu yaratiklardan korkardim. Ancak ne zaman ki onlara inancim kalmadi, korkularim da inancimla uctu gitti. Artik karanlikta saklanan hayaletlerden degil, karanlikta gizlenme ihtimali olan hirsiz ve katillerden daha cok korkuyorum. Bu sebeple de doga ustu yaratiklarla kurgulanmis filmler beni korkutmak bir kenara, sadece guldurebiliyordu.
Ama bu kitap… Evet korku degil belki yine de ama bu nasil bir gerilimdir!
Oncelikle sunu belirtmek isterim ki kitabin orjinal ismi “The shining” (Isilti). Bence Medyum dogru bir tercume de degil.
Basrolumuzdeki 5 yasindaki Danny’miz bir medium degil, bazi seyleri hissedebilme yetisine sahip, yetenekli bir cocuk. Ki kitaptaki bu “isilti sahibi’ olarak tanimlaniyor. Kitap genel olarak ruh (ya da enerji, nasil tanaimlamak isterseniz) bir otelde, bir kac aylik bir surecte geciyor.
Tirnaklarimi kemire kemire okudugum, kalp atislarimin ust limitlerde seyrettigi bir kitapti. Her Stephen King eseri gibi kisitli mekanda derin ve bol betimlemelerle doluydu. Yine okudugum cogu SK kitabindaki gibi asil kahraman yine bir kadindi ve nerdeyse tum karakterlerin cocukluklari problemli ailelerde gecmisti.
Icerik hakkinda bilgi vermeyecegim ancak gercekten cok sevdim. O kadar sevdim ki, Doktor Uyku’nun bu kitabin devami niteliginde oldugunu ogrendigim an hemen siparis bile ettim.
382 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"Medyum" fazlasıyla ünlü bir kitap. Kitabın adını duymadığını iddia edenler bile "The Shining"den gayet alışkınlar hikayeye. Kitap mı iyi film mi gibi gereksiz bir tartışmaya girmeyeceğim elbette. Çok başarılı uyarlama filmler olmasına rağmen kitapların avantajı her zaman daha çoktur. "The Shining" de tüm zamanların en iyi korku filmlerinden biri olarak görülür, fakat şöyle de bir durum vardır ki; Stephen King filmi beğenmediğini söylemiş. Başta anlam veremesem de kitabı okuduktan sonra mantıklı gelmeye başladı bu açıklama. Yanlış anlaşılmasın, filmi çok seviyorum bu kesin bir nokta. Fakat nedense kitaptaki Kingvari unsurlar filmde kendine yer bulamamış. Kubrick kendi imzasını attığı kadar King'in imzasını da biraz yok etmiş. Ortaya son derece başarılı bir film çıkmış olsa da bir tarafın üzülmesi kaçınılmaz olmuş.

Stephen King deliliğin sınırlarında dolaşırken elini tutmak isteyeceğiniz bir yazar. Bu kitaptaki en büyük imzası o. Anlatımını karakterlerin iç sesleri ile çeşitlendirmesi çoğu kitabında başarıyla yer verdiği bir anlatım unsuru. "Medyum"da ise bu unsur fazlasıyla ön planda, öyle olmak zorunda. Overlook'ta psikolojik dengeler yavaş yavaş yerinden oynarken bunun ne kadar başarılı yapıldığına inanamayacaksınız.

Kubrick'in görsellerle yaptığını King kelimelerle yapmıştı zaten. Devasa Overlook Oteli'nde yapayalnız kalmış olma hissi kitabın her yerinde. Yalnızlığın ürkütücü gerçekliği karakterler üzerinde gösterdiği aynı etkiyi okuru üzerinde de gösteriyor. Ayrıca King karakterlerine yoğunlaştığı bölümlerinde size sadece onların durumunu ve düşüncelerini aktarmıyor, el ele tutuşup karakterin kafasına giriyorsunuz.

Bu bahsettiğim unsurlarla şekillendirdiği çevrede yaşattığı karakterleri de birbirinden unutulmaz hale geldiler. Torrence ailesi her türlü detayıyla iyi düşünülmüş iyi şekillendirilmiş bir aile. Oldukça gerçekçi. Karakterlerimizin iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkmadan önce geçmişleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmamız ve bunun başarılı bir şekilde yapılması gayet yararlı bir zemin oluşturuyor.

Gerilim unsurunu bu kadar yerinde kullanabilen yazar azdır. "Medyum" kesinlikle yazması zor bir roman. Dilinden bahsetmiyorum bile, Stephen King kaleminden çıkıp da su gibi akmayan tek bir roman bile okumadım. Filmi kitaptan önceye yerleştirmek asla huyum değildir, fakat çok çok önceden "The Shining"i izlemiş bulundum. Benim gibi yapmış olanlar da tedirgin olmasınlar, kitapların bambaşka bir dünya olduğu gerçeği olduğu gibi bir de Stephen King kitaplarının çok başka bir dünya oldugu gerçeği var.
520 syf.
·5 günde
Kitap Çin’ de yasaklı kitaplar arasında olması ve dünyada 14 Milyondan fazla satması merakımı daha bir cezbetti. Yazar Jung Chang'un anneannesinin, henüz 15 yaşında iken bir emniyet müdürünün odalığı olmasıyla başlayan acılar, annesinin doğumu, ardından annesinin yaşadıkları ve Annesinin izinden giden Jung Chang, 14 yaşında kızıl muhafızlara katılarak Mao'nun başlattığı Kültür Devrimi karşısında mücadelesini anlatmaktadır.
Mao’ nun masum bir isim adı altında başlattığı (Kültür Devrimi) süreç, acımasızca dışlanma, açlık ve aşağılanmaya maruz kalan milyonlarca insanın ölümünü acı içinde okuyorsunuz. Odalık (Hediye edilen kadın ) ve suçlama toplantıları çok aşağılayıcı ve onur kırıcı örneklerini oradaymışçasına yaşıyorsunuz. Kitabın dil ve anlatımı oldukça akıcı ve anlaşılır, ancak tek sıkıntı isimler konusu, aşinalık olmadığındandır sanırım karışıklığa sebebiyet veriyor. Bu konuda kitap başında ki aile ağacı kısmen faydalı oluyor. Kitabın ülkemizde her ne kadar baskısı olmamakla birlikte, temin eden kitap dostlarına tavsiyemdir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Harmancı
Unvan:
Dr. Öğr. Üyesi
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden 1996 yılında mezun oldu. S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsünde İslam Felsefesi dalında “İslam felsefesinde siyaset teorisi (Farabi, Maverdi, Nizamülmülk, İbn Teymiyye`nin siyasetnamelerine göre)” konulu çalış-ması ile yüksek lisansını tamamladı (1999). “İslam felsefesinde metaforik üslûp (İbn Tufeyl (ö.581/1185)’in “Hay İbn Yakzân” Eseri Örneği) konulu çalışması ile doktorasını tamamladı (2007).
Konya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü, İslam Felsefesi Ana Bilim Dalında Dr. araştırma görevlisi olarak çalışıyor.
İlk öyküsü Kasım 1994'te Dergah'ta yayımlandı. O tarihten sonra, Gülyağmuru, Çerağ, Jurnal, Yürüyüş, Absürdistan, Hece, Hece Öykü ve Kökler’de öyküler yayımladı.
Öykü dışında, felsefe, irfan, edebiyat, sinema, müzik, mizah gibi alanlarda deneme, makale, inceleme, vd. türünde yazıları yayımlandı.
2004 yılında TYB Konya Şubesi adına, Konya Öykü Günleri/ Öykü Sempoz-yumu’nun organizasyonunda görev aldı, sempozyum genel sekreterliğini üstlendi.
Makalat, Marife, S.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi akademik-hakemli dergilerde yayın kurulu üyeliği yaptı.
Kitap, süreli yayın ve web yayıncılığı gibi neşriyat işleriyle uğraştı. Yediveren(Mayıs 2000-Mayıs 2010 tarihleri arası), Kökler gibi yayınevlerinin kuruluşunda bulundu ve yayın yönetmenliğini üstlendi.
1995 yılında, Hikmet Yolunun Aydınlığında Yürüyüş (dönemlik öğrenci dergisi)ni, bir grup arkadaşıyla birlikte çıkardı.(Dergi halen S.Ü. İlahiyat Fakültesi öğrencilerin-ce yayımlanmakta. 27. sayı: Güz 2011)
2000 yılından beri, 40İkindi.com Kültür Edebiyat Portalı’ nın Genel Yayın Yönetmenliğini yapıyor ve aynı sitede “İzlence” serlevhâlı köşesinde sinema yazıları yazıyor. 2004 yılında, Metafor (sözlü/yazılı/dijital kültürler)dergisi ile http://www.islamfelsefesi.com sitesi’nin Kurucu Genel Yayın Yönetmenliğini üstlendi. 2005’ten beri http://www.beyazbulut.com çocuk sitesinin koordinatörlüğünü de yürüt-mektedir.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 6.453 okur okudu.
  • 143 okur okuyor.
  • 4.130 okur okuyacak.
  • 102 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları