Mehmet Harmancı

Mehmet Harmancı

Çevirmen
8.3/10
3.957 Kişi
·
11.516
Okunma
·
15
Beğeni
·
2163
Gösterim
Adı:
Mehmet Harmancı
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1932
1932 doğumlu olan Mehmet Harmancı, English High School ve Işık Lisesi mezunu olup, Hukuk Fakültesi'ni yarım bırakmıştır. İlk hikâye çevirileri 1952'de Varlık dergisinde basılmış, Yaşar Nabi Nayır'ın teşvikiyle yaptığı ilk çeviri kitabı 1953'te yayınlanmış, 1953'te askerliğini Kore'de Abdi İpekçi ve Can Yücel'le birlikte tercüman olarak tamamlamış, askerlik dönüşünde Milliyet Gazetesi'nde hikâye çevirileri yayınlanmış, 1965'te Köprü Yayınları'nı, 1973'de Tarık Dursun K. ile birlikte Koza Yayınları'nı kurmuştur. 1990'da emekli olana kadar da özel bir kuruluşta yöneticilik yapmıştır.
Şam'da yürümek, tek başına, biteviye... Arz-ı zemin üzerinde tarihin katmanlarına temas ile..Şam'da yürümek, tarihi bir nefeste içine çeker gibi...
'Gök yarılmadan, yıldızlar dökülmeden gökyüzünden, karanlıklar içindeki ışığa iman et.
Her şeyin dayandığı şeye dayandır umutlarını.'
Belki de dışa doğru yapılan seyahatler, içe doğru yapılan seyahatin anlamını çözmede ve etkisini belirginleştirmekte yararlı olduğu oranda; gerekli ve anlamlı.
375 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dürüst olacağım,eski kız arkadaşım benden bir korku kitabı önermemi istediğinde bu kitabı önermiştim ve ben bu kitabı okumamıştım.

Kutsal kelimesinin anlamı nedir ? “Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen” demektir.Ancak Micmac adlı kızıldereli kabilesinin kutsal mezarı bu tanımın tam zıttıydı.Orada uyandırılmaması gereken bir kötülük ve size verdiğini fazlasıyla geri almayı bilen bir gerçeklik vardı.
Creed ailesinin yeni taşındıkları evin arkasında böyle bir mekanın bulunduğundan haberi yoktu ve daha sonra başlarına gelecek onca kötülükten de haberleri olmayacaktı.

Kitabın konusunu fazla fazla anlatmak istemiyorum çünkü King kitaplarının bir konudan daha fazlasını içerdiğini ve buraya konu hakkında ne yazarsam yazayım yetersiz geleceğini düşünüyorum.

Kitabın bize anlatmak istediğine gelecek olursam kesinlikle kitap bize diyordu ki ; “Sen insanoğlusun sınırlarını bil,yerini bil,haddini bil.”
Doğanın belirli ve keskin sınırları vardır ; bu sınırlar ihlal edilir ve doğanın yapısı bozulursa ne olur ? Öğrenmek istiyorsanız Creed ailesi ile tanışmanız gerekecek.

Kitap hakkındaki düşüncelerime gelecek olursak,kitabın dili oldukça akıcıydı.King bu kitapta farklı bir yazım sanatı kullanmıştı.Bu kitapta önceden okuduğum “Göz” kitabındaki gibi Tanrısal bir bakış açısı ile yazmamıştı.Yazmıştı aslında ama o kadar Tanrısal değildi.

Kitaptaki karakterlerin doğallıklarını ve sıradan oluşlarını sevdim.Karakterler o kadar doğaldı ki kendiniz onların yerini rahatlıkla alabiliyorsunuz ve bu hiç sırıtmıyor.

Özellikle sevdiğimse tabiki duyguların ve düşüncelerin bize aktarılmasındaki inanılmaz başarı.Louise’in çaresizliğini iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz,Rachael’ın geçmişte yaptıklarından duyduğu pişmanlıksa damarlarınıza zerk ettiriliyor adeta.Peki hep kötü duygular mı var ? Hayır.Louise’in hayatında hiçbir zaman baba sevgisini tatmadığını okuyoruz kitapta; ta ki Jude’a kadar.Jude’un sevgisini korumacalığını ve en önemlisi esrarengizliğini o kadar güzel hissediyoruz ki sanki dört bir yanımız duvarlarla çevrili bir kale gibi oluyor.

Bu kitabın yapılmış olan 1989 ve 2019 da yapılmış olan iki adet filmi var.Ben nasılsa filmi izledim kitabı okumam diyenler için yazıyorum bu kısmı.1989 yapımı olan NERDEYSE aynı ancak kitaptan bir o kadar farklı.Filmlerde sadece aileyi ve Jude’u görüyoruz,kitapta ise o kadar çok insan görüyoruz ki; hatta sizi çok şaşırtacak olan biri var ki hiçbir filmde yok.Bu kişiyi söylemeyeceğim ağzınız açık kalacak bu kitabı okurken o kişiyi gördüğünüzde.Filmlerde geçmişten ve o mezarlığın sırrından hiç bahsedilmiyor kitapta ise fazla fazla bahsediliyor.

Daha fazla uzatmıyorum gelin okuyun kitabı.Siz de Creed’lere konuk olun ve sınırlarınızı öğrenin. :)
382 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Beklentilerimin çok çok üzerinde bir kitap oldu Medyum. King'i çok çok iyi tanımadığım için, O'yu okuduktan sonra bir daha hiçbir kitabında öyle bir tat alamayacağımı zannediyordum.
(Sen öyle san, daha yeni başlıyoruz.)
Bu düşüncelerimin üzerine Medyum'u okuyunca tokat yemiş kadar oldum. Bu adam harika!

Öncelikle ''The Shing''i ''Medyum'' olarak çevirmelerinde ki maksadı hala anlayamadım. The Shining; parıltı, ışıltı gibi anlamlara geliyor ve kitaptaki baş karakterimiz Danny Torrence'ın da özel yeteneği bu: Işıltı. Merak ediyorum, Medyum ne alaka ? Medyum'un ne olduğunu anlamak için internete baktım, önce ''Medyum'a gitmek caiz midir'' gibi Nihat Hatipoğlu'nun iftar programları çıkarken, sonradan kelime anlamını bulabildim. Medyum, ruhlar alemi ile iletişime geçebildiğini ve ölülerle canlılar arasında iletişim kurabildiğini iddia eden kişi. Danny, Overlook Otel'inde daha önceden ölüp ruhları hapsolmuş bir kaç kişiyi görebiliyor; herhalde buna güvenerekten adını Medyum koymuşlardır. Neyse burayı daha fazla uzatmayayım. Zaten bir King kitabının incelmesinde ne yazdımda Nihat Hatipoğlu'ndan bahsetmeye fırsat buldum farkında değilim. Kitaba geçelim en iyisi...

Jack Torrance bir oyun yazarıdır. Kendisi ''Overlook'' adında bir otelde kış zamanı işe başlıyor. Kış zamanı Overlook'a gelen giden yok, ailemle güzel vakit geçiririz hemde yarı kalmış oyunlarımı yazarım diye düşünüyor. Tabi bunu Jack Torrence düşünüyor. King ise '' Kışın adam olmaz bu yüzden onlara kimse yardım edemez, yollar kapalı olur kaçamazlar, rüzgar camı falan örter ortamı iyice gereriz, çok soğuk nasılsa dışarı çıkamazlar, ha birde o kadar karda arabayla da gidemezler '' diye düşünerek mekanı otel seçtiğinden kuşkum yok :D Bu arada böyle dediğime bakmayın, King'in bunları ayarlayıp bize bu kadar iyi bir şekilde aktarması mükemmel bir unsur bence. Bir kez daha saygı duydum Üstad. Her neyse, otele yerleşirler ve kısa zaman sonra otelin laneti Torrence ailesini bulur.

Kitabın baş karakteri Danny, 5 yaşındadır. Kendisinin çok yüksek düzeyde ''Işıltı'' gücü var. Işıltıya sahip olan insanlar, insanların zihninden neler geçtiğini okuyabiliyor. Ayrıca hayalet, kurt kafalı adam, 217 numaralı odadaki abla gibi arkadaşları da görebiliyor. Otel de bu yüzden lanetini bir anda belli ediyor. Yoksa mis gibi otel, 2 bahçesi var, mutfak var, son derece konforlu(!) 217 numaralı bir odası var, bir de dağ başında daha ne olsun! Otel, Danny Torrence'ın ışıltısını istiyor ve almak için her şeyi yapabilir; gerekirse siyah aslanları kullanır,gerekirse kafası kurt olan herifi kullanır, gerekirse 217 numaralı odadaki psikopat kadını kullanır, olmadı mı ? O zaman da babası Jack Torrence' ı kullanır...

Kitabın ilk 206 sayfasında güzel diyaloglar ve merak unsurları ağır basarken, devamında ekşın ve gerilim odaklı devam ediyor. Kesinlikle birbirlerini çok çok iyi tamamlayan bir ikili olmuş. Bayıldım!

Kitabın böyle yağ gibi aktığını görünce ara verdim ve Medyum'un devamı olan Doktor Uyku'u da hiç bekletmeden aldım. Danny Torrence'ın yine kitabın baş karakteri olduğunu ele alırsak, kitabın kötü olmasına ihtimal vermiyorum zaten.

Son olarak; Kitabı alıp, okumayı düşünmüyorsanız hala, bende reklam yeteneklerimi konuştururum:

- Danny Torrence gibi bir çocuğu tanıyamayacaksınız.

- Overlook Otel'inin büyüsünü hissedemezsiniz.

- 400 sayfalık güzel bir gerilim kitabı okuyamazsınız.

-''Işıltı''nın gücünü gerçek hayatta fark edemezsiniz.

- Medyum'u okumadan, Doktor Uyku'dan da çok zevk alacağınızı düşünmüyorum.

Daha saymama gerek var mı ? Bence yok. Kitabı okumak isterseniz Stephen King Etkinliğimize de bekleriz :#30096680. Zaten etkinlikte misiniz ? O zaman gözüm üzerinizde ! :D

Saygı ve Selametle
339 syf.
·6 günde·9/10
- İnsanın yüreğinin toprağı daha taşlıdır; insan yetiştirebildiğini yetiştirir ancak.

- Dr. Louis Creed'in ömrünü geçirdiği Chicago'dan Maine(Ludlow)'e ailesiyle birlikte(Eşi Louis, kızı Ellie ve oğlu Gage) taşınmasından sonra başına gelecek olanlardan habersizdir(Biz de öyle).

- Taşındıkları ilk günlerde başlarına gelen ufak bir talihsizlikle birlikte sonraları tılsımlı anları birlikte yaşayacağı ve belki de kaderini değiştireceği kişi 'Jud' ile tanışmış olacaklar.

- Zamanının büyük bölümünü komşusu Jud ile bira içerek geçiren doktorumuz gün geçtikçe daha bi samimi olacak ve belki de hayatında hiç yakalayamadığı kadar sıcak bir dostluğa adım atmış olacak. Dr. Louis bu komşusunun öğütlerini dinleyecek mi ? Yoksa başına buyruk mu hareket edecek?
Bu soruların cevapları kitabın ilerki sayfalarında okuyacak kişilerin merak konusu olarak kalmaya devam edecektir.

- Kitabın ilk sayfaları gayet akıcı bir halde şen şakrak aile ortamı, komşular, tanışma faslıyla geçerken doktorumuzun yeni taşındığı işyerindeki ilk gününde talihsiz bir olayla karşılaşmasıyla ortalık gerilmeye başlıyor. O sayfalar gerçekten beni de germeyi başardı doğrusu. Kitabın kalan bütün sayfalarını kapsayacak olan olaylar zincirinin her halkasında nefesinizi tutarak sayfaları çevireceğinizden emin olabilirsiniz. Zira ben öyle yaptım. Özellikle Hayvan Mezarlığında.

- Oraya gittiğim ilk zaman fazla etkilenmedim ama yine de içten içe bir ürperti hissettim. Taa ki kahramanlarımızın daha ilerisine, eski Kızılderili mezarlığına gitmeye cesaret edene kadar. Oralarda tamamen bir tırsma bana hakim oldu diyebilirim. Ormanda yürürkenki kuru otların çıkardığı sesi duyuyor, dallar benimde kollarıma çarpıyor gibi hissediyordum. Yazar kendi hayal dünyasının göbeğine bizi de çekmeyi başarıyor. Bazı yerlerde gecenin sadece sayfaların içinde değil de benim de içime çöktüğünü hissettim. Bir an önce karanlıktan kurtulmalıyım diye düşündüm.

- Kitabın son sayfalarına yaklaştığımızda finali getirecek olan olay bizi gerçekten derinden etkileyecek bir duygusallıkla işlenmiş. Böyle sayfaların olmasının, bende kitabı okurken daha fazla heyecan uyandırdığını fark ettim. Hiç beklemediğiniz bir anda bütün iskambil kağıtları yıkılıyor.

- Kitabın dili sade ve akıcı. Kitabın bendeki baskısının kapağı bile içimi ürpertmeye yetmişti zaten. Bununla birlikte yazar bizi tatmin edecek derecede duygusallık, heyecan, aksiyon, korku ve dostluk serpiştirmiş kitabın içine. Keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Herkese tavsiye ederim.

Bonus: İncelememi yazarken bir foto paylaşmak istedim.

https://i.hizliresim.com/mMl274.jpg
400 syf.
·Beğendi·9/10
Selamın kavle şekerler .. Bir etkinlik ve seneler sonra okuduğum bir isimle beraberiz bu kez sizlerle .. Kapı numaramız - söylemezsem olmaz - "666" olunca ve kitabı da onlarca kez izlediğim filmin üzerine okuyunca el mahkum yapayım dedim incelemeyi .. Bir de ilerde bahsedeceğim bir Edgar Allan Poe mevzusu var tabii .. Neyse efenim .. Bırakalım şimdi Stephen King' i , Shining ya da Medyum muhabbetini .. Gelin, 1820 lerde İngiltere'de kurşuni gri bir gökyüzü altında yaşamakta olan bir şahsın yanına götüreyim ben sizi..

Rica ediyorum kırmızı isme tıklayınız : (ayrı pencerede aç!! delirtme beni !! ) Percy Bysshe Shelley .. Bu abimiz romantik ve lirik şiir yazımında İngilitere'nin öncü isimlerinden imiş .. Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim ; ben ne şiirden ne de edebiyattan anlarım .. ŞİİRDEN TÖVBE ANLAMAM !! Lakin tarihi bolca okuduğum için geçen gün karşıma çıktı tesadüfen hikayesi .. Sizinle de paylaşayım istedim .. İşbu fındıhsız , fıstıhsız güllaç suratlı , tüysüz ve gözlerinden hüzün akan beyaz ETİ-PUF aromalı abimiz o zamanlar pek bir dertliymiş .. "Londra'nın içinde vurdular beni , KABAKLI KORNETE KOYDULAR beni" deye türküler çığırır imiş ... Efkarlıymış sizin anlayacağınız .. Sonradan 30 larında ölmeden öncesinde "kör" olarak nitelendirilenlerdenmiş .. Çok sonraları boğularak öldükten sonra BADEME evrilmiş ...AMA HAK EDEREK !! Soyadından çakozlayacağınız üzere Frankenstein ' ın yazarı Mary Shelley 'nin de kocası bu abimiz .. Şu satırları yazan ,

"Birbirine karıştırdım berbat lafları
Ve soran bakışları.."

ama o günün Londra halkı tarafından nedense

"kalenin ardı bostan,
yıkılsın yunanistan.
yunanistan kızları,
ne don giyer ne fistan..." kıvamında algılanan ve hiç okunmayan bir şair ..

Hal böyle olunca yılgınlığa düşmüyor ve çıkıyor evinin balkonuna, yazdıklarını çoğaltıp gelip geçenin üstüne atıyor .. Şişelerin içine koyup ,mantarla kapatıp, elinde yaptığı kağıt gemilerin içine koyup yüzdürmeye başlıyor ..Balonlara dahi bağlayıp uçurmuş.. Birilerinin eline geçsin okusunlar diye ..Esasen bir zamanlar yerlere atılan sex shop reklamlarının da atası dersek kendisi için yanlış olmaz sanırım... Yürek burkan bir hikayesi var .. O zamanlar sosyal medya yok tabii ..Bir tıkla milyonlar falan fistan .. Sadece o mu ? Ya Freud ? Rüyaların Yorumu kitabının ilk baskısının tükenmesini TAM 8 , yazıyla SEKİZ sene beklemişler .. Ya Stendhal ?!? Yaşar Kemal 'in yazmaya başladığı her yeni romanı öncesinde okuduğu Stendhal ? Bakın ben size anlatayım ... Stendahl ' ı pek çoğunuz okumuştur ama hikayesini hiçbiriniz bilmez .. Bilen varsa da selamlar olsun ..

Stendahl, değeri ölümünden takriben 50 sene sonra ve TESADÜFEN anlaşılmış bir yazar .. Yıllar sonra Paris' te mezarlıktan geçen bir yol yapımı sırasında Arrigo Beyle adlı birine ait bir mezarın üzerindeki italyanca "YAŞADI , YAZDI , SEVDİ" yazılarını okuyan bir italyanın , o mezarda ne işi olduğuna bir anlam veremeyen merakı sayesinde yeniden hatırlanıyor Stendhal ..Tesadüf bu ya!!! Tam da o sıralarda Streynski isimli bir profesör Stendahl 'ın doğduğu Grenoble 'e gidiyor... Can sıkıntısından incelemeler yaptığı şehir kütüphanesinde, toz toprak içinde el yazmalarına rastgeliyor .. Böylece '842 de ölen ve UNUTULAN Stendahl , '888 'de YENİDEN DOĞUYOR ..

Kuşkusuz Stephen King , yukarda belirttiğim örneklerin aksine günümüzde yazıyor olmasının ve teknolojinin avantajlarını sonuna kadar kullandı .. Günümüzde edebiyatta piyasa koşulları egemen .. Hem de sonuna kadar ! Ve King'in bir dahi olduğu da su götürmez bir gerçek ! Bu çok açık ! Tartışmaya dahi sunmam .. Çocukluğumun bir numarası OLMASA DA ( "BİR" numara her zaman için Clive Barker ' ındır !) ilk üçüne yerleşmiş isimdir Stephen King korku edebiyatı dendiği vakit.. Ama şu var ki ben her zaman gerek müzik , gerek edebiyat olsun AKÇELİ işlerden uzak olmuşumdur .. Bir yerde popülerlik var ise, orda cacığa su katarlar .. Ayran diye getirip korlar önüne .. Dolayısıyla , böylesi durumlarda "İŞTE ATIN ... AL ! BU DA TIMARIN !" diyebilmek elzemdir .. Benim izlediğim kadarıyla en son 2005 ağustosunda King ve amerikalı yazarlar , romanlarındaki karakterleri satışa çıkardılar ... Sözümona düşünce ve özgürlük adına yapılan bir açık arttırmayla karakteri satın alan kişinin adı o karaktere verilecekti .. Ben ilk kırılmayı burda yaşadım ve uzaklaştım King'den .. Romanın adı da Cep idi hatta .. Bu çok itici bence ..

Ne akla hizmet Medyum koymuşlar bu romanın ismini bilemiyorum ama romana gelecek olursak .. Arkadaşım bu roman bir KÜLT !! Bu olgu tartışmaya kapalı ! Önce onu bir kabul et .. Yani sen ben ve bir stadyum dolusu adam , bilmem neremizi yırtıncaya kadar aksidir diye bağırsak dahi ortada Shining diye bir film var KİTAPTAN uyarlanan .. Bu hususa da değinmem lazım defalarca izlemiş bir insan olarak söz konusu filmi .. FİLM AYRI , KİTAP AYRI GÜZEL .. Birincisi kitapta barok yani rahatsız edici bir anlatım mevcut .. En basitinden filmde yer alan otel halıları hipnoz verici ama mat bir görünüme sahipler .. Halbuki romanda anlatılanlar gayet işlemeli ve canlı bir ruh hali barındırıyor...Bunları niçin anlatıyorum ? FİLMLE KİTABI BİR TUTMAYASINIZ DİYE .. Kitapta olayların geçtiği otelin adı OVERLOOK .. Overlook ingiliççede TEPEDEN BAKMAK anlamlarını da barındırıyor ... Yani bir aşağılama da söz konusu .. ve söz konusu otel Colorado'da ..
YANİ ?
Yani söz konusu amerika tarihi olduğunda, kızılderili soykırımının en yoğun yaşandığı yerlerden biri .. Ve biz biliyoruz ki Hayvan Mezarlığı ' nı yazmış Stephen King , kızılderililerle ve onların mitosları ile yakından ilgili .. Diğer romanlarında bunun izlerine rastlamak mümkün ..

Kitabı okurken , benle beraber okuyan arkadaşlardan çok ve gereksiz tekrar olduğuna dair geri bildirimler aldım .. Lakin gözden kaçırdıkları mevzu şudur ki bu hem KORKU , hem GERİLİM , hem de "PSİKOLOJİK" unsurlar barındıran bir kitap ..Aslında kitabı , King 'in tahtına oturtan etkenlerden biri de bu .. Doğaüstü güçleri , gothic edebiyatı ve insan psikolojisini aynı potada eritmiş olması .. Sizce iğrenç ama bence güzel bir örnekle açıklamak gerekirse, ebeveynleri önünde cayır cayır osuran bir cocuğun haleti ruhiyesini tüm aile bireylerinin gözünden kapınıza getirmiş King .. İşte size sıkıcı ve tekrar olarak gelen ama şahısların ilerleyen bölümlerde gelişecek olaylara farklı tepkiler vermelerine sebep olacak olan ayrıntılar bunlar .. Örnek verecek olursak kitaptaki Jack karakterinin öfke patlamalarının hem anne hem de çocuğun gözünden anlatılması ..

Kitapta çok fazla öne çıkmıyor lakin filmde bu olgu kitapla paralellikler göstererek daha fazla öne çıkmış .. Nedir o dersen .. İZOLASYON !! İnsan ve insani "değerlerden" mahrum kalma .. Kendini bile isteye TECRİT ETME ..Bakın filmde geçen ve sonrasında KATATONIA ' nın ENDTIME parcasının başında yer alan şu alıntı özellikle kayda değer ..

-- Because for some people, solitude and isolation can of itself become a PROBLEM.

-- NOT FOR ME! ( JACK )

Kendini bilerek ve isteyerek çember dışında tutan, izole eden Jack ' in hikayesi içerisinde Edgar Allan Poe ' nun Kızıl Ölümün Maskesi izlerine rastlamak mümkün .. Biliyorsunuz spoiler vermiyorum ama burada da tıpkı Jack ' in ve ailesinin durumunda olduğu gibi zamanın kızıl vebasına karşın yüksek duvarlarla korunan kale duvarlarına kendini hapseden bir prens söz konusu .. King bu roman içerisinde , bu muhteşem hikayeye pek çok kez gönderme yaparak "MASK OFF ( maskeler aşağı!) " diyip POE ya selam çakmış ..

SONUÇ OLARAK KORKUNUN KÜLTLERİ ARASINDA YERİNİ SONUNA KADAR HAK ETMİŞ BİR ESER BU ...

SON OLARAK : gideceğiniz OTELLERİ İYİ SEÇİN ...
https://www.youtube.com/watch?v=7sxFyu_U2go

Ve sonradan eklenen İŞSİZLİK BONUSU : OSMANLI' DA SHINING İZLERİ ..

https://i.hizliresim.com/gPonXZ.jpg
399 syf.
·4 günde·5/10
Bir Stephen King kitabı daha bitti. İlk olarak söylemek istediğim şey bu kitaba on puan vermenin veya mükemmel bir kitap olduğunu söylemenin, bu türde gerçek anlamda çok iyi olan kitaplara büyük bir haksızlık olacağı. Hayvan Mezarlığı'nı okumadan önce üç Stephen King kitabı okumuştum: O, 22/11/1963 ve Sadist. İkisini beğenmiş Sadist'te ise hayal kırıklığına uğramış ve okurken sıkılmıştım. Hayvan Mezarlığı'nı okurken de Sadist'te olduğu gibi hissettiğimi  söyleyebilirim.  İlgi çekici konu, iyi bir giriş ancak devamında beklentilerin çok altında kalan bir kitap. Korku-gerilim ustası olarak bilinen bir yazarın en beğendiğim eserinin, içinde hiçbir korku öğesi barındırmayan 22/11/1963 olması da işin ayrı bir ironisi.

Kısaca konudan bahsedecek olursam; Doktor Louis Creed ve ailesi kırsal bir bölgedeki büyük ve eski bir eve taşınırlar. Doktor Louis, eşi Rachel, küçük kızları Eileen ve bebekleri Gage ile Creed ailesi için her şey yolunda gitmektedir. Ta ki komşuları Jud, Creed ailesinin evine yakın bir bölgedeki evcil hayvan mezarlığını onlara gösterene kadar. Geçmişten o güne bu mezarlığın taşıdığı sır, Creed ailesi ve komşularının hayatını tamamıyla değiştirecektir.

Hayvan Mezarlığı'nın başlangıcı benim için iyiydi. Klasik bir giriş olarak görünse de kırsal bir bölge, eski büyük bir ev, mükemmel aile benim sevdiğim unsurlar. Kitap üç bölümden oluşuyor ve ilk bölüm bana göre çok durağan. Olaylar ağırlıklı olarak ikinci ve üçüncü bölümlerde yaşanıyor, ama bu bölümlerde de sıkıntılı bir nokta var: Bu nokta da, yazarın oluşturmaya çalıştığı korku-gerilim ortamının beni içine çekememesi. Kitabı okurken heyecanlandığımı ya da gerildiğimi hatırlamıyorum desem yeridir. Stephen King'in korku-gerilim türünde okuduğum üç eserinin hiçbiri beni tam anlamıyla bu gerginliğe sürükleyemedi. Okura ulaştırılmak istenen korku öğeleri fantastik unsurlarla birleştiriliyor ve bence bu, olayı korkunç ya da gerilim dolu yapmıyor aksine zaman zaman komik bir hale getiriyor. Farklı yazarlarını aynı türde eserlerini okuduğumda oldukça gerildiğimi hatırlıyorum ama King şu ana kadar bende bunu başaramadı.

Bir de şu durum var: Örneğin Hayvan Mezarlığı'nın yorumları genel olarak çok iyidir ve okur bunun baskısını üstünde hissedebilir. "Acaba sorun bende mi," diye düşünür, "Herkes beğeniyor hadi ben de beğendim," der. Şu da olabilir: "Kitabın yazarı Stephen King, oldukça tanınan, ünlü, verimli ve belli ki çok iyi bir yazar, o halde ben bu kitabı eleştiremem." Bu bana göre oldukça gereksiz ve saçma bir bakış açısı. Bu türde kitaplara oldukça alışkınım ve bana göre bu kitabın çok iyi olduğunu söyleyen biri kesinlikle bu türe alışkın değildir veya yukarda söylediğim nedenlerden beğenmiş gibi görünür. Abarttığımı düşünenler olabilir ama ben kesinlikle abarttığımı düşünmüyorum. Hayvan Mezarlığı çok iyi, mükemmel, gerilim dolu kategorileri altına girebilecek bir kitap değil. Kitabın yorumlarına bakarken şöyle bir yorum görmüştüm: "Aynı kitabı başka (meşhur olmayan) biri yazmış olsaydı haberimizin dahi olmayacağı bir kitap." Kesinlikle katılıyorum. Kapağında Stephen King veya herhangi çok tanınan bir yazarın ismi yazıyor diye o kitabın mükemmel olduğunu söylemek veya kitabı eleştirmekten kaçınmak zorunda değilsiniz.

Sonuç olarak; yazarın o bahsedilen gerilim duygusunu bana bir türlü geçiremeyişi, kurgunun basitliği, yer verilen korku öğelerinin neredeyse komik gelecek kadar zorlama olması, kitabın bana yavan gelmesine ve yine hayal kırıklığına uğramama neden oldu. Stephen King okumaya tabii ki devam edeceğim. Bir sonraki King kitabım ne olur bilmiyorum ama Mahşer dışındaki herhangi bir kitabına çok büyük beklentilerle başlamayacağım. Hayvan Mezarlığı'nı çok iyi olduğu için tavsiye edemeyeceğim maalesef. Bu kitabı ancak, Stephen King kitaplarının büyük çoğunluğunu okumak ve kitap hakkında fikir sahibi olmak isteyenlere tavsiye edebilirim. Keyifli okumalar.
462 syf.
Hepimizin bildiği meşhur holocaust. Kitap baştan sona acı ve zulüm ile dolu. Okurken insanın içi parçalanıyor. Birçok yerde gözyaşlarınıza hakim olamıyorsunuz.

Fakat anlamadığım bir şey var. Bu kitapta ve holocaust'un konu edildiği birçok yerde (buna belgeseller de dahil) yahudiler son derece itaatkar, mazlum ve sempatik. İşte tam burada bir zihin çatışması yaşıyorum. Onlarca yıldır Filistinlilere etmediğini bırakmayan, zalimin bayrak tutanı değil mi bu adamalar? İsrailli tanıyanınız var mı bilmiyorum. Benim birçok var. Bunu tüm samimiyetimle söylüyorum 1 lira için adamın ciğerini sökerler. Hemen gruplaşır (azınlıklar genelde öyledir zaten) ve istediklerini almak için şiddet de dahil olmak üzere her türlü yola başvururlar.

En başta söylediklerimi unutun. Filistinlilere yaptıkları şurada gözümün önünde dururken nasıl inanayım bu adamların kitapta olduğu gibi şirin, sevgi pıtırcıkları olduğuna?
399 syf.
·1 günde·9/10
Sevgili dostum Stephen,

Doğum gününü en içten dileklerimle kutlar; başarının, mutluluğunun, yazacağın kitapların devamını dilerim. Umarım bir gün bu güzelim kitaba da, tıpkı Medyum'da olduğu gibi, bir devam kitabı yazmayı çok görmezsin. Ha bu arada, lütfen kendine biraz dikkat et. 71 yaşına geldin, eskisi gibi amuda kalkarken bile kitap yazmaya çalışma. Git biraz dinlen lütfen. Yılda 2-3 kitap çıkarıyorsun, o kitaplardan birisinin Türkçe'ye çevrilmesi 1.5 yıl sürüyor. Bana ''En son yazdığı kitabını okudun mu ?'' diye sorduklarında ''evet'' diye cevaplıyorum; ama bir bakıyorum o ara 2-3 kitap daha çıkarmışsın; Yav evlat lütfen biraz yavaşla! Hangi birini okuyacağımı sapıtıyorum... Neyse bu incelemeyi doğum gününe armağan ediyorum ve tüm King okurlarına da bol Derry'li, Penniwise'lı, Sadie'li George'lu, John Coffey'li, Dan Torrance'lı güzel vakitler dileyerekten incelememe geçiyorum.

Stephen King Etkinliği: #30096680



Açıkcası Hayvan Mezarlığı okurların arasında çok ciddi miktarda görüş ayrılığına düşen bir korku-gerilim romanıdır.
Kimisi sevmez, kimisi çok sever; kimisi korkmaz, kimisi çok korkar... Şahsen ben kitabı seven ve bir miktarda korkan gruptayım. Her ne kadar en zararsız insanın ''Ölü İnsan'' olduğuna inansam da, mezarlık teması beni her zaman korkutuyor. İçinde illa ki bir olay olmasına gerek yok; mezarlık dediğin an benim için iş bitmiştir. Ne tesadüftür ki mezarlıklara gitme vakitleri hep gece yarısı bölgede polis veya herhangi bir insan olmadığında, çalılıkların arasından bir yol izleyerek gidiliyor. Her seferinde bu taktik tuttuğundan ve okuru ciddi miktarda korkuttuğundan dolayı bu konuda herhangi bir lafım yok. Çok başarılı! Hele kedileri benim gibi sevmiyorsanız (lütfen kızmayın, küçükken anneannemin kapısının önünde karanlıktan manyağın teki üstüme atladığından beri kedilere karşı biraz mesafem var) çok çok daha hoşunuza gidebilir, seviyorsanız yine hoşunuza gider. İlk 200 sayfa Church ile oynarsınız, kedi zaten ilk başlarda çok sevimli. Benim bile hoşuma gitmişti, ama sonradan olaylar değişince kedilere karşı tekrardan mesafem uzadı.

Kitabın çok çok eski bir filmi de mevcut. Filmde 3 yaşındaki küçük erkek çocuğu Gage'in rolünü oynayan Miko Hughes'un şimdiki halini görünce bir tuhaf oldum. Zaman nasıl da hızlı geçiyor! Bu arada şunu da çok net söyleyebilirim: Eğer ilk olarak filmi izlemiş olsaydım, kitabı hiç bir türlü okumazdım. Filmi hiç sevmiyorum, seven çok fazla ama inanın bende en ufak bir etki bırakmadı.

''Stephen King'e nereden başlamalıyım ?'' sorusuna verilen cevap genelde Medyum, Yeşil Yol veya Hayvan Mezarlığı'dır. Bunun sebebi bu kitapların inanılmaz düzeyde iyi olmasından ziyade, King'in diline çok hızlı adapte olabilmenizden dolayıdır. Yoksa 22.11.63 de güzel, Mahşer de, Doktor Uyku da, O da... hepsi birbirinden güzel eserler. Stephen King'in 100'e yakın eseri var, arka kapağı okuyun ve kendinize en yakın hangisini hissederseniz onunla başlayın, zaten biraz tanıdıktan sonra hepsini teker teker okursunuz, aceleye gerek yok hele önce bir etkinlik adresimize gelin :D #30096680

Söyleyeceklerim bu kadar. King bir ara devam kitabını mutlaka düşün, kafamda zibilyon tane soru var. Tekrardan doğum günün kutlu olsun :D


Dipnot: Mezarlıktan yeni çıkmış kediler harbiden çok başa bela, sizi köşede sıkıştırınca kendinizi Zimeyeviç'ten kurtulmaya çalışan bir Romanov gibi (#33453124) hiseedebilirsiniz.
382 syf.
Jack Torrance ve ailesi'nin bir otel de işe başlamasıyla birlikte yaşanan olaylar olaylar :) Bakmayın güldüğüme çok sürükleyici bir kitap...

Tabi ki beğendik tabi ki tırstık, Bütün kitapların da olduğu gibi bizi içine alıp götürdü.

Sadece kitabın sonu biraz sönük kalmış. Yada benim beklentim daha büyüktü. Mithril / Nobody aydınlattı sağolsun, Doktor Uyku devam kitabı olarak mevcutmuş .

20 alıntı paylaşmış olmak ayrı bir keyif ayrıca :) Gidip bakın okuyup üfledim :)
456 syf.
·27 günde·10/10
> Evet, sihirli parmaklar yavaş yavaş kendine geliyor ve geldik gene okumuş, bitirmiş olduğum güzel bir kitabın incelemesine daha. Çaylar, kahveler hazır mı? Konumuz gene bir hayli uzun ve bu sefer Carl Sagan ile birlikte, uzayın engin derinliklerine ve sonuz çıkmazına doğru yol alacağız. Bu aralar ufak tefek hadiseler yüzünden canım sıkkın olsa da, unutabilmek için okumak ve yazmak istiyorum. Biliyorum, biliyorum. Hangimizin dertleri ve sıkıntıları yok ki? Ve hepimiz gündelik hayatın yorgunluğunu ve stresini atmak için kitaplara sığınıyor, burada, 1K’da sevdiklerimiz ile güzel kitaplar hakkında bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Hepinizin dertsiz, sıkıntısız günler geçirmesini ve neşenizin daim olmasını diler ve ısınma turlarımızı da tamamladıktan sonra, artık yavaş yavaş uzayın boşluklarına akalım derim. :)

> Gene günlerden bir gün, üzerime gelen işsizlik ve can sıkıntısın, afakanlar ile ortaklaşa beni darladığı bir anda, kendimi benim sahaf arkadaş, Beyhan’ın mekânında buldum. Onca güzelliklerin arasında, hoş kitap kokusunun eşliğinde gezinirken ve kendime uygun bir şeyler ararken; “büyük bir heyecanla avını arayan avcıymışım” hissine kapıldım ve işte, avım orada bana Mesaj vermeye çalışıyordu. İşte asıl şimdi aklıma, sevgili Richard Bach’ın; “Cevap alamamanızın en büyük sebebi, soruları sormamış olmanızdır,” geldi ve elimi kitaba doğru uzatarak, bir bilinmeyene yolculuk edeceğimin farkında olmadan, soruları sormak için aldım bu kitabı. İlgi duyduğum ve sevdiğim türde olan bu kitabı satın almak konusunda hiç tereddüt etmedim ve acaba gerçekten, kafamda kuyrukları birbirine değmeden dönen tilkilere aradıkları doğru cevapları verebilecek miydim, bu romanın içeriğiyle? Göreceğiz!

> Yıl olmuş 2019, 21. yüzyıla girmişiz ve ben yaklaşık 34 yıl önce yazılan bu kitaba daha yeni kavuştum ve nihayet Carl Sagan'ın Mesaj’ına nail olacaktım. İlk olarak 1985 yılında yayınlanan kitap, 1997 yılında beyaz perdeye uyarlanarak bir film haline getirilmiştir. Kitaba ilgi duymaktaydım, çünkü Carl Sagan'ın bir tür ikonik figür olduğunu biliyor ve kendisinin daha geniş bilim ve din ilişkisi ile de ilgileniyordum. Şimdi bu inceleme ile Sagan’ın bilimsel dünya görüşlerini, Atticus Finch'in; “dünyayı başka birinin gözüyle görmek” sözünde ifade ettiği gibi, elimden geldiğince dikkatli bir şekilde aktarmak, anlatmak istiyorum. Açıkçası, tüm zamanların en çok satan İngilizce bilim kitabı olan Mesaj’ın, günümüz dünya görüşü ve sorunları hakkında da iyi bir giriş yaptığı kanısındayım.

> Kitabı okumaya başladıktan sonra, yazarın kalemine olan hâkimiyeti ve edebi niteliği çok hoşuma gitti doğrusu. Kitap, farklı karakterler için titizlikle belirlenmiş rol yapısı, romandaki kişilerin psikolojisi ve konuşması gibi ayrıntılarla bezenmiş yaratıcı bir duyarlılığa sahipti. Uzaylılarla ilgili okuduğumuz, bildiğimiz kitapların birçoğu içerik olarak uzay savaşları ve dünya istilası ile ilgilidir. Fakat dünyalılar olarak alacağımız bu mesaj jeopolitik, dini ve kültürel dinamikleri kapsamakta ve Sagan bunların hepsini gerçekçilik ve incelikle anlatmaktadır.

> Bazı okurların, Sagan’ın anlatım tarzının zaman zaman az biraz ağır gittiğini düşüneceklerine eminim. Fakat kendinizi gerçekten kitaba verdiğinizde, kitabın esasında yatmakta olan fikirlerin dikkatinizi çekecek kadar önemli ve ilginç geleceğine eminim. Size ilk heyecan verecek olan, dünyamızdan yaklaşık 26 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızdan bir mesaj alınması ve alınan bu karmaşık, deşifre edilmesi zor mesaj aracılığı ile önemli bilgilerin aktarılması olacaktır. Kitap hakkında benim için en ilginç ve dikkat çekici olan şeyler ise, teolojik ve manevi çıkarımlardır. Çok sayıda bilim-din diyaloğuna şahit olacağız ve projenin geleceğine dair büyük çaba sarf eden bilim insanları ile maneviyatın ağır bastığı figürler arasında geçen keskin bir tartışmaları merakla okuyacağız. Sagan, özellikle bu bölümlerde ve konunun ilerleyişinde dini, belki kendisinden beklediğimden daha farklı resmetti. Ama kabul etmek gerekirse, arada dini fanatizmin bilime ters düşen çirkin ifadelerini ve eleştirilerinin bir kısmını da göreceğiz. Kitapta aynı zamanda, en sempatik ve merak uyandıran karakterlerden biri bir Hristiyan papazdır (beyaz perdeye aktarılan filmde, Matthew McConaughey'nin canlandırdığı karakter Palmer Joss).

> Kitabın ilerleyen bölümlerinde, şaşırtıcı bir şekilde, romanda geçenlerin, dünya görüşüne nasıl ters düşmeye başladığını ve bu mesaj aracılığı ile zorlu bir misyona çıkmış olan bilim insanlarına, bu bilinmeyene yaptıkları zorlu yolculuk sonrası nasıl davranıldığını okuyacağız. Gerçekler inkâr edilmez ve gizlenemez, ama onlara karşı yapılan haksız ve yersiz eleştiriler, daha öncesinde olduğu gibi, dini kitaplarda, din adamları tarafından belirtilen argümanlar ile aynıdır. Göze alınan bunca şey sadece deneyime hitap edecek türde, doğrulanabilir verilerden yoksun şeylerdir ve tüm bu dipsiz kuyuya yapılan maceralı yolculuk sadece büyük bir ironiden ibarettir.

> Fakat unutmamalıyız ki, evrende insanlar dışında, başka zeki varlıkların olabileceği ihtimali bile biz insanları heyecanlandırmaya ve hatta bazılarımızı korkutmaya yetiyor. Sagan’a göre, onlarla iletişim kurabiliriz ve muhtemelen bu canlılar bizden daha da yaşlılar ve daha akıllılar. Bize karmaşık bilgi birikimlerini ve engin deneyimlerini gönderiyorlar. Bunu, bize gönderdikleri matematiksel sıralamalar ile şifreledikleri gizli mesajları aracılığı ile anlatma gayreti içerisindeler. Bu mesajların, dünyanın kendi ekseninde dönmesinden kaynaklı ara boşluklar sayesinde, diğer rakip ülke istasyonları tarafından tespit edilmesi ve istenmeyen kişilerin eline geçmiş olması bile, konuya uzman olan kişi ve yöneticileri bir hayli endişelendirmeye yetecek derece de önemliydi. Matematikçiler hangi temel keşifleri kaçırmış olabileceği konusunda bir hayli tedirgindiler. Dini liderler, bu mesajı bize ileten uzaylıların, özellikle gençler arasında daha çok taraf bulacağından endişe duyuyorlardı. Ve gökbilimciler, bugüne kadar incelemiş oldukları yakın yıldızlar ile ilgili nerede, neyi yanlış yaptıkları konusunda kendilerini düşünmekten alamıyorlardı. Politikacılar, hükumet liderleri ve askeri kanattan bazıları ise oldukça farklı düşünceler ve bir takım önlem alma eğilimi içerisindeydiler. Evet, biz insanlardan daha üstün bir medeniyet takdir, hatta kabul edilebilir, ama doğru olduğunu düşündüğümüz şeyler ya bir yanlış anlama ya da özel bir durum veya mantıksal bir hata içeriyor ise?

> Burada, kitap bize “temas - mesaj”ın galaksinin tek bir sisteminde bulunan bir yıldızdan gelmediğini ve daha derinden, daha aşkın bir kaynaktan geldiğini anlatmaya çalışıyor. Aslında, birkaç teleolojik argümanla, biz okurlara anlatılmak istenilen: “mekânın dokusunda ve maddenin yapısında, bilinmeyen bir sanatçının küçük bir imzasının olduğudur. Ama şunu da bilmekte fayda var; Sagan, Einstein ve Spinoza gibi, bilinmezcilik veya bilinemezciliğin; teolojik olarak tanrının varlığından veya yokluğundan, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi akım olan Agnostisizm’e inandığı ifade etmiştir. Birçok insan bilimin bir şekilde dinin yerini aldığı fikrine sahiptir. Sagan'ın kendisinin de, buna benzer ileri görüşlere sahip düşünce ve mesajları vardır. Ancak bu hikâye, bilimsel keşif ve ilerleme ile birlikte biz okurlara, Tanrı'nın daha temel ve içsel olduğu inancını veriyor ve Ellie Arroway ve ekibi aracılılığı ile bize vicdanımıza kulak vermemiz gerekliliğini tekrar hatırlatıyor.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Harmancı
Unvan:
Çevirmen
Doğum:
1932
1932 doğumlu olan Mehmet Harmancı, English High School ve Işık Lisesi mezunu olup, Hukuk Fakültesi'ni yarım bırakmıştır. İlk hikâye çevirileri 1952'de Varlık dergisinde basılmış, Yaşar Nabi Nayır'ın teşvikiyle yaptığı ilk çeviri kitabı 1953'te yayınlanmış, 1953'te askerliğini Kore'de Abdi İpekçi ve Can Yücel'le birlikte tercüman olarak tamamlamış, askerlik dönüşünde Milliyet Gazetesi'nde hikâye çevirileri yayınlanmış, 1965'te Köprü Yayınları'nı, 1973'de Tarık Dursun K. ile birlikte Koza Yayınları'nı kurmuştur. 1990'da emekli olana kadar da özel bir kuruluşta yöneticilik yapmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 11.516 okur okudu.
  • 265 okur okuyor.
  • 6.337 okur okuyacak.
  • 172 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları