Mehmet Öğütçü

Mehmet Öğütçü

YazarEditör
8.9/10
107 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
130
Gösterim
Adı:
Mehmet Öğütçü
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1962
Öğütçü, 1962’de Ankara'da doğdu. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin Uluslararası Ilişkiler Bölümü'nden 1983'te mezun oldu. Aynı yıl London School of Economics'de uluslararası ekonomi alanında master çalısması yaptı. Avrupa Birliği Komisyonu bursuyla Brugges'deki College d'Europe'da 1992 yılında "Türkiye'nin Yeni Avrupa Mimarisindeki Yeri" baslikli incelemesiyle ikinci master derecesini aldı. Ingiliz Merkezi Enformasyon Teşkilatı'nda "Halkla Ilişkiler Teknikleri ve Medya" konusunda eğitim programından geçti.

Halen OECD'deki görevi yanında University of Dundee ve London School of Oriental and African Studies’de enerji jeopolitiği ve uluslararası yatırım stratejileri konularında ders vermektedir. Mehmet Öğütçü, 21st Century Trust, World Future Society, EU-China Network ve International Association of Energy Economics’in faal üyesidir.
Ülkemiz dış borç, güvenlik, demokratik özgürlükler gibi mevcut temel sorunlarının yanında şu 4 temel sorun ile karşı karşıya:
* Sahip olduğu kaynakları akıllıca yönetememesi;
* Uzun vadeli stratejik vizyon çerçevesinde çözüm üretme, öngörü ve uygulama kapasitesinin yeterince gelişmemesi;
* Toplumun her kesiminde degerler sisteminin aşınmasından kaynaklanan güven eksikliği;
* Diğer üç sorunu da besleyen eğitimde kalitesizlik ve amaçsızlık.
Mehmet Öğütçü
Sayfa 17 - Etkileşim Yayınları
Acıdır, ama bir yerde realitedir: Biz imparatorluğun son yıllarından Cumhuriyet'in bugününe kadar küresel çapta gelişen her olayda XX. yüzyılı, isteyerek ya da istemeyerek, ıskalamışız.
Mehmet Öğütçü
Sayfa 9 - Etkileşim Yayınları
İnsanların kendilerine özgü dünyayı kurmaları için, altlarına bir sandalye çekerek bilgisayar ekranının karşısına oturmaları yeterliydi.
Mehmet Öğütçü
Sayfa 10 - Etkileşim Yayınları
206 syf.
·2 günde
Her kitabın bir zamanının olduğunu düşünenlerdenim ben. Zamanı gelince bir şekilde o kitap gelir ve sizi bulur. Benim için Posta Kutusundaki Mızıka tam da böyle bir kitap.Uzun zamandır okumak istiyordum ama bir türlü fırsat olmamıştı. En doğru zamanı beklemiş demek ki. Tam da çok sevdiğim dostumla birbirimize mektuplar yazmaya başladığımız zamana... Mektup unutulmuş, teknolojiye yenik düşmüş bir yazı türü günümüzde.Biraz talihsiz bir tür. Ne diyor yazar kitapta " En son ne zaman mektup yazdığımızı, en son ne zaman mektup aldığımızı hatırlayabilirsek, belki mektubun talihini değil ama talihsizliğini hatırlayacağız." Sahi en son ne zaman mektup yazdık?

Posta Kutusundaki Mızıka tam altmış bir tane mektuptan oluşmuş bir deneme kitabı. Her mektup Sevgili Dost hitabıyla başlıyor çünkü dostuna yazıyor mektupları yazar. " Sana söyleyeceklerim var. Kelimeler, karınca yuvası gibi kaynıyor zihnimde. İçlerinden biri kağıda düşüyor, yedi harfli: Dostluk." diyor yazar ve başlıyor dostuna yazmaya.
Dostluk ne büyük kelime... Dağ gibi, sırtımızı yaslayabileceğimiz bir kaya gibi... Var mı böyle dostluklarımız? Hele de herkesin kendi telaşında olduğu, kendinden başkasını görmediği şu zamanda. Ne kadar uzun ömürlü oluyor dostluklarımız? Mesafeler giriyor mu aramıza mesela? O halde hatırlamak lazım gözden ırak olanı ki gönülden de ırak olmasın.
"Dostluğun mihenk taşı tanık olmaktır; kıymet verdiğimiz bir göz, sizin dünyadaki varlığınıza değmiştir ve siz de ötekinin özünü görmek lütfuna mazhar olmuşsunuzdur. Göz varlığa değer, ruhlar birbirine. Onunla yürüdüm, ona inandım, dert ve sevincimi onunla paylaştım. Yalnız yürünemeyecek bir yolculukta, o benim yol arkadaşımdı." der Kemal Sayar dostluk üzerine. Söylenebilecek, yazılacak çok şey var dostluk üzerine ama şimdi yeniden kitaba dönmeliyim sanırım.

Posta Kutusundaki Mızıka çok yönlü bir kitap. Pek çok meseleyi irdelemiş yazar. Okurken üzerine uzun uzun düşünülebilecek türden.Beni düşündüren bazı alıntıları paylaşmak isterim:
" Solmayan heyecanı nerede aramalıyız?
"Acaba, 'insan ' denince hatırlanıyor muyuz?"
"Pahalı paltolarla ısıtılan bedenimiz, çıplak ruhları için nasıl bir giysi öneriyor?"
"Yaşamak nedir? Kalbin atışı, göğsün inip kalkışı mıdır yaşamak?"
"Sevgi nedir? Nedir seni uykularından vazgeçirecek şeyler?"
Okurken yavaş yavaş cevaplarını da buluyoruz soruların. Akıcı ve şairane bir üslubu var bu yüzden hemen bitsin istemiyor insan. Ara ara yeniden açıp okuyacağım bir kitap oldu benim için. Her şeyi tükettiğimi bu zamanda tüketmeyelim dostluklarımızı. Çünkü büyük bir olaydır dostluk hem de çok...
" Sevgili Dost,
Birbirimizi tanımak için neyi bekliyoruz?
Birbirimizi anlamak için neyi bekliyoruz?
Birbirimize anlatmak için neyi bekliyoruz?"
...
Keyifli okumalar...
166 syf.
·Puan vermedi
Alıntı yapmayı sevenlerin seveceği türden bir kitaptı. Size tavsiyem benim yaptığım gibi fon müziği açıp sesli şekilde okumanızdır Bir solukta okuduktan sonra bir solukta da yazmak istiyorsunuz İnsana ve hayata dair pek çok şeyin konu edildiği kesinlikle okunmasını tavsiye edeceğim harika bir kitaptı Birbirinden güzel 61 tane mektuptan oluşan bir kitap kesinlikle tavsiye ediyorum sevgili dostum :)
191 syf.
·Beğendi·10/10
Eğer hayatım boyunca sadece bir kitap okuma hakkım olmuş olsaydı bu şüphesiz posta kutusundaki mızıka olurdu. Başucu kitabı dediğimiz bazı kitaplar vardır ya benim içinde bu kitap aynı öyle. Sevgili Ural'ın "Sevgili Dost" diye başlayıp sevgili dostuna yazdığı 61 mektuptan oluşuyor kitap. İnsan okurken kendini o sevgili dostun yerinde hissetmeye başlıyor..

Sevgili Dost,
"Herkesin seviyormuş gibi yaptığı, ancak sevginin ne olduğunu pek az kimsenin bildiği bir zamanda yaşıyoruz. Belki de bütün zamanlar böyledi."

"Bir kilimi üzerinde sevgiliniz gezinecekmiş, bir kaşkolu çocuğunuz boynuna dolayacakmış gibi dokur, bir binayı içinde anneniz oturacakmış gibi yaparsanız, ne o kilim eskir; ne o kaşkol solar, ne o bina yıkılır."
206 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Okuduğum en ilginç kitaplardan birisiydi. Ciddi anlamda çok beğendim. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarla karşılaştırırsak kesinlikle ilk 5 e girecektir.

Kitapta öyle bir tad vardı ki sanki yazarla karşılıklı olarak oturmuş, kahve eşliğinde sohbet ediyorsunuz. O sohbet bi bulutların üstünde oluyor, bi suyun altında. Bazen yerin dibinde bile hissediyor insan. Okuduğum hiçbir kitaba benzemiyordu. Bu kitap yavaş yavaş ve sesli okunmalı bence. Bir daha okumaya karar verirsem bu şekilde okumayı düşünüyorum. 10/10
206 syf.
Kitap son derece keyifli.Yazarın, ünlü yazarların sözlerine kitabında yer vermesi hoşuma gitti.Yazarın dostuna Sevgili Dost diye başlaması çok samimi ve içten neden bu şekilde yazdığını açıklaması daha da güzel.Kitabı okurken "nasıl bitecek bu kitap" diye düşündüğm bir kaç yer oldu .Ama okumanızı tavsiye ederim:)
191 syf.
·Beğendi·10/10
2014 yılında kardeşime doğum günü hediyesi hazırlarken girdi hayatıma Posta Kutusundaki Mızıka ve haliyle A.Ali Ural kitapları.İmzalatıp kardeşime göndermiş ve daha sonra ben de okumuştum.Tabi bir kez tadını alınca ardı arkası kesilmedi A.Ali Ural okumaların.Benim gibi 'Her şeyin mutlaka bir anlamı olmalı' diyen biri için yazar olmuştu sanki.Matruşka bebek gibiydi yazdıkları.Okuduğum her bölüm ,her sayfa hatta her kelime ayrı ayrı anlamlar içeriyordu.Hangi yönden bakıp hangi yönden okursam ona göre bambaşka anlamlar çıkarırdı karşıma.3 sayfalık yazıda değinmediği konu kalmaz bazen.
Hiçbir olayda beklentiyi yükseltmeyi sevmem ama A.Ali Ural kitapları için böyle düşünmüyorum.Hepsi ayrı bir dünya.Bir çok kitabı başucu yapılabilecek tarzda (tadan bilir).
Posta Kutusundaki Mızıka'dan sonra hangi kitabı okusam diyecek olursanız ; Peygamber'in Aynaları derim. :))
191 syf.
·Beğendi·10/10
Mektup türünün gitgide unutulduğu bir dönemin içerisinde olduğumuzdan dolayı sanırım, içerisinde bu kadar içten mektuplar barındıran bir kitabı okumuş olmak çok güzel duygular uyandırıyor insanda.
Kitabın içerisinde bulunan mektuplar bir dosta hitâben yazılmış ve her bir mektup “Sevgili Dost” cümlesi ile başlıyor.
Bu noktada kitabın içerisindeki bir mektupdan şöyle bir alıntı yapmak isterim.
Yazarın her mektuba neden bu iki kelime ile başladığını çok güzel bir şekilde anlattığı şu paragraf, okuduktan sonra insana dostlukların ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor:

Sevgili Dost,
Her defasında bu iki kelime ile başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor. Eğer bir ruh beraberliği ise dostluk, iki ruhu bir kılan nedir? Nedir bileşik kaplardaki su seviyesinin sırrı? Demek, “dost insanın ikinci kendisidir” Demek, “sevgi hiç ayırt etmez; sevenle sevilen aynı şeydir.”

Kitap hakkında şunu söylemek isterim.
Belki de unutmuş yada uzun zamandır hiç yaşamadığınız bir duyguyu tekrar yaşayacak, bazı değerleri tekrar hatırlatacak bir kitap.
206 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabın yeri bende apayrı nedeni ise en bi sevdiğimden altı çizili cümlelerle bana hediye edilmiş olması.

Mektup türünün gitgide unutulduğu bir dönemin içerinde olduğumuzdan dolayı sanırım, içerisinde bu kadar içten mektuplar barındıran bir kitabı okumuş olmam bende çok güzel duygular uyandırdı. Kitabı okumaya başladıktan sonra hemen bitirmek gibi bir istek gelmedi bana. Tam aksine yavaş yavaş okumak, her bir mektubun üzerinde iyice düşünmek ve mektubun bende yarattığı duyguyu iyice hissetmek istedim.

Kitapta yer alan tüm mektuplarına ‘’Sevgili Dost’’ diye başlayan yazar bunun nedenini de şöyle açıklıyor; ‘’Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinden alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor.’’

Bu paragrafı okuduktan sonra insan dostlukların ne kadar da önemli olduğunu bir kez daha iyi anlıyor.

İncelememi çok uzun tutmadan kitabın beni etkileyen bu bölümüyle bitirmek isterim.

"sevgili dost!

bu sabah kuş sesleriyle uyandım. ne güzel değil mi? hayır, güzel değil! açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?"

Unutmuş yada uzun zamandır hiç yaşamadığınız bir duyguyu tekrar yaşayacak, bazı değerleri tekrar hatırlatacak bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mehmet Öğütçü
Unvan:
Yazar
Doğum:
Ankara, Türkiye, 1962
Öğütçü, 1962’de Ankara'da doğdu. Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin Uluslararası Ilişkiler Bölümü'nden 1983'te mezun oldu. Aynı yıl London School of Economics'de uluslararası ekonomi alanında master çalısması yaptı. Avrupa Birliği Komisyonu bursuyla Brugges'deki College d'Europe'da 1992 yılında "Türkiye'nin Yeni Avrupa Mimarisindeki Yeri" baslikli incelemesiyle ikinci master derecesini aldı. Ingiliz Merkezi Enformasyon Teşkilatı'nda "Halkla Ilişkiler Teknikleri ve Medya" konusunda eğitim programından geçti.

Halen OECD'deki görevi yanında University of Dundee ve London School of Oriental and African Studies’de enerji jeopolitiği ve uluslararası yatırım stratejileri konularında ders vermektedir. Mehmet Öğütçü, 21st Century Trust, World Future Society, EU-China Network ve International Association of Energy Economics’in faal üyesidir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur okuyor.
  • 5 okur okuyacak.